بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

📖 112 Ayet 📍 Mekki 🔢 Sıra: 21
1 Ayet

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ اقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ فِي غَفْلَةٍ مُعْرِضُونَ

Ikterebe lin nasi hisabuhum ve hum fi gafletin mu'ridun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İnsanların hesap görme zamanı yaklaştı, fakat onlar hala habersiz, hakdan yüz çeviriyorlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yaklaştı nasa hisabları onlar ise hala gaflette aldırmıyorlar

Süleyman Ateş

İnsanların hesapları yaklaştı, fakat onlar hala gaflet içinde yüz çevirmektedirler.

2 Ayet

مَا يَأْتِيهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنْ رَبِّهِمْ مُحْدَثٍ إِلَّا اسْتَمَعُوهُ وَهُمْ يَلْعَبُونَ

Ma ye'tihim min zikrin min rabbihim muhdesin illestemeuhu ve hum yel'abun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Rablerinden kendilerine gelen her yeni ihtarı mutlaka, gönülleri gaflet içinde eğlenerek dinlerler. Zulmedenler, gizli toplantılarında: "Bu zat, sizin gibi bir insandan başka bir şey midir? Siz, göz göre göre sihre mi uyarsınız?" diye konuşurlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Rablarından kendilerine gelen her yeni ıhtarı mutlak eğlenerek dinliyorlar

Süleyman Ateş

Kendilerine Rablerinden gelen her yeni ikazı mutlaka eğlenerek dinlerler.

3 Ayet

لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْ ۗ وَأَسَرُّوا النَّجْوَى الَّذِينَ ظَلَمُوا هَلْ هَٰذَا إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ ۖ أَفَتَأْتُونَ السِّحْرَ وَأَنْتُمْ تُبْصِرُونَ

Lahiyeten kulubuhum ve eserrun necvellezine zalemu hel haza illa beşerun mislukum, e fe te'tunes sihre ve entum tubsırun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Rablerinden kendilerine gelen her yeni ihtarı mutlaka, gönülleri gaflet içinde eğlenerek dinlerler. Zulmedenler, gizli toplantılarında: "Bu zat, sizin gibi bir insandan başka bir şey midir? Siz, göz göre göre sihre mi uyarsınız?" diye konuşurlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Kalbleri hep oyunda hem onlar o zalimler şu gizli fısıltıyı sirleştiler: bu sırf sizin gibi, bir beşer artık göre göre sihire mi gidiyorsunuz?

Süleyman Ateş

Kalbleri eğlencededir. O zulmedenler, aralarında şu konuşmayı gizlediler: "Bu (Muhammed) de sizin gibi bir insan değil mi? Şimdi siz, göre göre büyüye mi kapılacaksınız?"

4 Ayet

قَالَ رَبِّي يَعْلَمُ الْقَوْلَ فِي السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ ۖ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

Kale rabbi ya'lemul kavle fis semai vel ardı ve huves semiul alim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Peygamber: "Benim Rabbim gökte ve yerde söyleneni bilir. O, işitendir, bilendir" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Dedi: rabbım söyleneni bilir: Gökte de Yerde de ve o öyle semi, öyle alimdir

Süleyman Ateş

Dedi ki: "Rabbim gökte ve yerde konuşulan her sözü bilir, (O'ndan gizli kalan hiçbir şey yoktur). O, işitendir, bilendir."

5 Ayet

بَلْ قَالُوا أَضْغَاثُ أَحْلَامٍ بَلِ افْتَرَاهُ بَلْ هُوَ شَاعِرٌ فَلْيَأْتِنَا بِآيَةٍ كَمَا أُرْسِلَ الْأَوَّلُونَ

Bel kalu adgasu ahlamin belifterahu bel huve şaır, fel ye'tina bi ayetin kema ursilel evvelun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlar: "Hayır; bunlar karışık rüyalardır", "Hayır; onu uydurmuştur", "Hayır; o şairdir", "Haydi önceki peygamberler gibi o da bize bir mucize getirsin" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Dediler: adgasü ahlam, yok onu uydurdu, yok o bir şair, yoksa bize evvelkilerin gönderildikleri gibi bir ayet getirsin

Süleyman Ateş

Hayır, dediler, (bu) karmakarışık hayallerdir; hayır onu uydurmuş; hayır o şa'irdir. (Eğer gerçekten peygamberse) öncekilerin, (mu'cizelerle) gönderildikleri gibi o da bize bir mu'cize getirsin.

6 Ayet

مَا آمَنَتْ قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا ۖ أَفَهُمْ يُؤْمِنُونَ

Ma amenet kablehum min karyetin ehleknaha, e fe hum yu'minun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan önce yoketmiş olduğumuz kasabalar halkı inanmadılar, bunlar mı inanacaklar?

Elmalılı Hamdi Yazır

Onlardan evvel ihlak ettiğimiz hiç bir karye iyman etmedi şimdi onlar mı iyman edecekler?

Süleyman Ateş

Bunlardan önce helak ettiğimiz hiçbir kent (halkı) inanmamıştı, şimdi bunlar mı inanacaklar?

7 Ayet

وَمَا أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ إِلَّا رِجَالًا نُوحِي إِلَيْهِمْ ۖ فَاسْأَلُوا أَهْلَ الذِّكْرِ إِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

Ve ma erselna kableke illa ricalen nuhi ileyhim fes'elu ehlez zikri in kuntum la ta'lemun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz adamlar gönderdik. Bilmiyorsanız kitablılara sorun.

Elmalılı Hamdi Yazır

Senden evvel de başka değil ancak kendilerine vahiy gönderdiğimiz bir takım rical gönderdik, haydin zikr ehline sorun bilmiyorsanız

Süleyman Ateş

Biz, senden önce yalnız kendilerine vahyedilen erkeklerden başkasını elçi göndermedik. Eğer bilmiyorsanız Zikir ehline (Kitap sahiplerine) sorun.

8 Ayet

وَمَا جَعَلْنَاهُمْ جَسَدًا لَا يَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَمَا كَانُوا خَالِدِينَ

Ve ma cealnahum ceseden la ye'kulunet taame ve ma kanu halidin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Biz onları yemek yemez birer ceset kılmadık ve onlar ölümsüz de değillerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

biz onları hem yemek yemez bir cesed yapmadık hemde mühalled değildiler

Süleyman Ateş

Biz onları yemek yemeyen ceset(ler) yapmadık. (Onlar), ölümsüz de değillerdi.

9 Ayet

ثُمَّ صَدَقْنَاهُمُ الْوَعْدَ فَأَنْجَيْنَاهُمْ وَمَنْ نَشَاءُ وَأَهْلَكْنَا الْمُسْرِفِينَ

Summe sadaknahumul va'de fe enceynahum ve men neşau ve ehleknel musrifin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sonra Biz onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik, kendilerini ve dilediklerimizi kurtardık; aşırı gidenleri ise yok ettik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra onlara olan va'de sadık olduk da kendilerini ve dilediklerimizi necata çıkarıp müsrifleri helak ettik

Süleyman Ateş

Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik, onları ve dilediklerimizi kurtardık, aşırı gidenleri helak ettik.

10 Ayet

لَقَدْ أَنْزَلْنَا إِلَيْكُمْ كِتَابًا فِيهِ ذِكْرُكُمْ ۖ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

Lekad enzelna ileykum kitaben fihi zikrukum, e fe la ta'kılun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, size şerefiniz ve öğüt veren bir Kitap indirdik; akletmiyor musunuz?

Elmalılı Hamdi Yazır

Şanım hakkı için size bir kitab indirdik ki bütün şanımız onda? Hala akıllanmıyacakmısınız?

Süleyman Ateş

Andolsun, size, içinde Zikr'iniz bulunan bir Kitap indirdik. Aklınızı kullanmıyor musunuz?

11 Ayet

وَكَمْ قَصَمْنَا مِنْ قَرْيَةٍ كَانَتْ ظَالِمَةً وَأَنْشَأْنَا بَعْدَهَا قَوْمًا آخَرِينَ

Ve kem kasamna min karyetin kanet zalimeten ve enşe'na ba'deha kavmen aharin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Halkı zalim olan nice kasabaları kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka milletler varettik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Halbuki biz zulmetmekte olan nice memleket kırdık geçirdik ve arkasından diğerlerini başka bir kavm olarak neşet ettirdik

Süleyman Ateş

(Halkı) zulmeden nice şehri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka bir topluluk getirdik.

12 Ayet

فَلَمَّا أَحَسُّوا بَأْسَنَا إِذَا هُمْ مِنْهَا يَرْكُضُونَ

Fe lemma ehassu be'sena iza hum minha yerkudun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlar bizim baskınımızı hissettiklerinde, oradan kaçmağa koyuluyorlardı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Be'simizi hissettikleri vakit, hemen oradan üzengi depiyorlardı,

Süleyman Ateş

Azabımızı hissettikleri zaman onlar, derhal oradan (kaçmak için hayvanlarını) mahmuzluyorlardı.

13 Ayet

لَا تَرْكُضُوا وَارْجِعُوا إِلَىٰ مَا أُتْرِفْتُمْ فِيهِ وَمَسَاكِنِكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْأَلُونَ

La terkudu verciu ila ma utriftum fihi ve mesakinikum leallekum tus'elun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Koşup kaçmayın; size nimet verilen yere, yurdlarınıza dönün, elbette sorguya çekileceksiniz" dedik.

Elmalılı Hamdi Yazır

yok, dedik: tepinmeyin, dönün o içinde şımartıldığınız şeylere ve meskenlerinize, ki sorguya çekileceksiniz

Süleyman Ateş

(Boşuna) Kaçmayın, (bol bol verilip) içinde şımartıldığınız(ni'metler)e ve yurtlarınıza dönün, çünkü sorguya çekileceksiniz!

14 Ayet

قَالُوا يَا وَيْلَنَا إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ

Kalu ya veylena inna kunna zalimin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Vay başımıza gelenlere! Doğrusu biz haksızlık yapmış kimseleriz" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Vay bizlere: bizler cidden zalimler idik dediler

Süleyman Ateş

Eyvah bize, dediler, gerçekten biz zalimlermişiz!

15 Ayet

فَمَا زَالَتْ تِلْكَ دَعْوَاهُمْ حَتَّىٰ جَعَلْنَاهُمْ حَصِيدًا خَامِدِينَ

Fe ma zalet tilke da'vahum hatta cealnahum hasiden hamidin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Biz onları biçilmiş ot ve bir yığın kül haline getirinceye kadar haykırmaları devam etti.

Elmalılı Hamdi Yazır

Artık bütün davaları bu oldu kaldı, nihayet onları öyle yapdık ki biçildiler, söndüler

Süleyman Ateş

Bu mırıldanmaları sürüp giderken biz onları, biçilmiş (ekin gibi) yaptık, sönüp gittiler.

16 Ayet

وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاءَ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبِينَ

Ve ma halaknes semae vel arda ve ma beynehuma laıbin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Biz o Göğü ve Yeri oyunculuk etmek üzere yaratmadık

Süleyman Ateş

Biz göğü, yeri ve bunlar arasında bulunanları, eğlence için yaratmadık.

17 Ayet

لَوْ أَرَدْنَا أَنْ نَتَّخِذَ لَهْوًا لَاتَّخَذْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا إِنْ كُنَّا فَاعِلِينَ

Lev eredna en nettehıze lehven lettehaznahu min ledunna in kunna fa'ılin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Eğlenme dileseydik, bunu yapacak olsaydık, şanımıza uygun şekilde yapardık; ama yapmayız.

Elmalılı Hamdi Yazır

Eğer bir eğlence ittihaz etmiş olsa idik onu kendi ledünnümüzden ittihaz ederdik, yapacak olsa idik öyle yapardık

Süleyman Ateş

Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle yapardık.

18 Ayet

بَلْ نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ فَيَدْمَغُهُ فَإِذَا هُوَ زَاهِقٌ ۚ وَلَكُمُ الْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ

Bel nakzifu bil hakkı alel batıli fe yedmeguhu fe iza huve zahik, ve lekumul veylu mimma tasıfun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Gerçeği batılın başına çarparız ve onun beynini parçalar; böylece batıl ortadan kalkar. Allah'a yakıştırdığınız vasıflardan ötürü yazıklar olsun size!

Elmalılı Hamdi Yazır

Hayır biz hakkı batılın tepesine fırlatırız da beynini parçalar, bir de bakarsın o anda mahvolmuştur, vay sizlere de o ettiğiniz vasıflardan

Süleyman Ateş

Hayır, biz hakkı batılın üstüne atarız da o onun beynini parçalar, derhal (batılın) canı çıkar. Allah'a yakıştırdığınız niteliklerden ötürü de vay siz(in haliniz)e!

19 Ayet

وَلَهُ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۚ وَمَنْ عِنْدَهُ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِهِ وَلَا يَسْتَحْسِرُونَ

Ve lehu men fis semavati vel ard, ve men indehu la yestekbirune an ıbadetihi ve la yestahsirun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Katında olanlar O'na kulluk etmekten çekinmezler ve usanmazlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Halbuki Göklerde Yerde kim varsa onundur, ve onun huzurundakiler ona ibadetten ne çekinirler ne de yorgunluk duyarlar

Süleyman Ateş

Göklerde ve yerde kim varsa hep O'nundur. O'nun yanında bulunanlar, O'na kulluk etmekten büyüklenmez ve yorulmazlar.

20 Ayet

يُسَبِّحُونَ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ لَا يَفْتُرُونَ

Yusebbihunel leyle ven nehare la yefturun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Gece ve gündüz, bıkmadan tesbih ederler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Gece gündüz ona tesbih ederler, fütur getirmezler

Süleyman Ateş

Gece gündüz tesbih ederler, hiç ara vermezler.

21 Ayet

أَمِ اتَّخَذُوا آلِهَةً مِنَ الْأَرْضِ هُمْ يُنْشِرُونَ

Emittehazu aliheten minel ardı hum yunşirun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yeryüzünde edindikleri tanrılar mı, onlar mı ölüleri diriltecekler?

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa bir takım ilahlar edindiler de Arzdan neşri onlar mı yapacaklar?

Süleyman Ateş

Yoksa (o müşrikler), yerden birtakım tanrılar edindiler de (ölüleri) onlar mı diriltecek?

22 Ayet

لَوْ كَانَ فِيهِمَا آلِهَةٌ إِلَّا اللَّهُ لَفَسَدَتَا ۚ فَسُبْحَانَ اللَّهِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ

Lev kane fihima alihetun illallahu le fesedeta, fe subhanallahi rabbil arşi amma yasıfun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Eğer yerle gökte Allah'tan başka tanrılar olsaydı, ikisi de bozulurdu. Arşın Rabbi olan Allah, onların vasıflandırdıklarından münezzehtir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yerde Gökte Allahtan başka ilahlar olsa idi ikisi de fasid olmuş gitmişti, rabbın o arşın rabbı Allah münezzeh sübhandır onların isnad ettikleri vasıflardan

Süleyman Ateş

Eğer yerde, gökte Allah'tan başka tanrılar olsaydı, ikisi de (yer de, gök de) bozulup gitmişti. Arş'ın sahibi Allah, onların nitelendirmelerinden yüce(münezzeh)dir.

23 Ayet

لَا يُسْأَلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْأَلُونَ

La yus'elu amma yef'alu ve hum yus'elun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

O, yaptığından sorumlu değildir, onlar ise sorumlu tutulacaklardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

O yaptığından mes'ul olmaz onlar ise mes'uldürler

Süleyman Ateş

O, yaptığından sorulmaz, ama onlar, sorulurlar.

24 Ayet

أَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ آلِهَةً ۖ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ ۖ هَٰذَا ذِكْرُ مَنْ مَعِيَ وَذِكْرُ مَنْ قَبْلِي ۗ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ الْحَقَّ ۖ فَهُمْ مُعْرِضُونَ

Emittehazu min dunihi aliheh, kul hatu burhanekum, haza zikru men maiye ve zikru men kabli, bel ekseruhum la ya'lemunel hakka fehum mu'ridun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

O'nu bırakıp tanrılar mı edindiler? De ki: "Kesin delilinizi getirin. İşte benim ve ümmetimin Kitap'ı ve senden öncekilerin kitapları." Hayır; onların çoğu gerçeği bilmez de yüz çevirirler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa ondan başka ilahlar mı edindiler? De ki: haydi getirin bürhanınızı, işte benimle beraber olanların zikri ve benden evvelkilerin zikri, fakat çokları hakkı bilmezler de onun için ı'raz ederler

Süleyman Ateş

Yoksa O'ndan başka tanrılar mı edindiler? De ki: "(Bu hususta kesin) delilinizi getirin. İşte benimle beraber olanların da öğütü ve benden öncekilerin de öğütü budur." Ama çokları hakkı bilmezler, bundan dolayı onlar, (haktan) yüz çevirirler.

25 Ayet

وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدُونِ

Ve ma erselna min kablike min resulin illa nuhi ileyhi ennehu la ilahe illa ene fa'budun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Senden önce gönderdiğimiz her peygambere: "Benden başka tanrı yoktur, Bana kulluk edin" diye vahyetmişizdir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Senden evvel hiç bir Resul göndermedik ki ona şöyle vahyetmiş olmıyalım: hakikat bu: benden başka ilah yoktur, onun için hep bana ıbadet edin

Süleyman Ateş

Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki ona: "Benden başka tanrı yoktur, bana kulluk edin!" diye vahyetmiş olmayalım.

26 Ayet

وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمَٰنُ وَلَدًا ۗ سُبْحَانَهُ ۚ بَلْ عِبَادٌ مُكْرَمُونَ

Ve kaluttehazer rahmanu veleden subhaneh, bel ıbadun mukremun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Rahman çocuk edindi" dediler. Haşa; hayır, melekler şerefli kılınmış kullardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Böyle iken dediler ki: Rahman veled ittihaz etti, tenzih o sübhana, doğrusu onlar ikram olunmuş kullardır

Süleyman Ateş

Rahman çocuk edindi. dediler. O, yücedir. Hayır (Rahman'ın çocukları sanılan melekler, O'nun) değerli kullar(ı)dır.

27 Ayet

لَا يَسْبِقُونَهُ بِالْقَوْلِ وَهُمْ بِأَمْرِهِ يَعْمَلُونَ

La yesbikunehu bil kavli ve hum bi emrihi ya'melun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah'tan önce söz söyleyemezler; ancak O'nun emri üzerine iş işlerler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onun sözünün önüne geçmezler hep onun emriyle hareket ederler

Süleyman Ateş

O'ndan önce söz söylemezler ve onlar, O'nun buyruğunu yaparlar.

28 Ayet

يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يَشْفَعُونَ إِلَّا لِمَنِ ارْتَضَىٰ وَهُمْ مِنْ خَشْيَتِهِ مُشْفِقُونَ

Ya'lemu ma beyne eydihim ve ma halfehum ve la yeşfeune illa li menirteda ve hum min haşyetihi muşfikun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah, onların yaptıklarını ve yapmakta olduklarını bilir. Onlar Allah'ın hoşnut olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler; O'nun korkusundan titrerler.

Elmalılı Hamdi Yazır

O onların önlerindekini arkalarındakini bilir ve onlar onun rıza verdiği kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi onun haşyetinden titrerler

Süleyman Ateş

(Allah) Onların önlerinde ve arkalarında olanı bilir. (Allah'ın) razı olduğundan başkasına şefa'at edemezler ve onlar, O'nun korkusundan titrerler.

29 Ayet

۞ وَمَنْ يَقُلْ مِنْهُمْ إِنِّي إِلَٰهٌ مِنْ دُونِهِ فَذَٰلِكَ نَجْزِيهِ جَهَنَّمَ ۚ كَذَٰلِكَ نَجْزِي الظَّالِمِينَ

Ve men yekul minhum inni ilahun min dunihi fe zalike neczihi cehennem, kezalike necziz zalimin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bunlar içinde kim "Ben, Allah'tan başka bir tanrıyım" derse, işte onu cehennemle cezalandırırız. Zulmedenlerin cezasını böyle veririz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve içlerinden her kim ben ondan başka bir ilahım derse biz ona Cehennemi ceza veririz, zalimleri biz böyle cezalandırırız

Süleyman Ateş

Onlardan her kim: "Ben O'ndan başka bir tanrıyım!" derse onu cehennemle cezalandırırız. Biz zalimleri böyle cezalandırırız.

30 Ayet

أَوَلَمْ يَرَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنَّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا ۖ وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّ ۖ أَفَلَا يُؤْمِنُونَ

E ve lem yerellezine keferu ennes semavati vel arda kaneta retkan fe fetaknahuma, ve cealna minel mai kulle şey'in hayy, e fe la yu'minun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İnkar edenler, gökler ve yer yapışıkken onları ayırdığımızı ve bütün canlıları sudan meydana getirdiğimizi bilmezler mi? İnanmıyorlar mı?

Elmalılı Hamdi Yazır

Ya o küfredenler görmedilerde mi ki Semavat-ü Arz bitişik idiler de biz onları ayırdık, hayatı olan her şey'i sudan yaptık, hala inanmıyorlar mı?

Süleyman Ateş

O nankörler görmediler mi ki göklerle yer bitişik idi, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık? Hala inanmıyorlar mı?

31 Ayet

وَجَعَلْنَا فِي الْأَرْضِ رَوَاسِيَ أَنْ تَمِيدَ بِهِمْ وَجَعَلْنَا فِيهَا فِجَاجًا سُبُلًا لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ

Ve cealna fil ardı revasiye en temide bihim ve cealna fiha ficacen subulen leallehum yehtedun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yeryüzüne, insanlar sarsılmasın diye sabit dağlar yerleştirdik; rahat gidebilsinler diye aralarında geniş yollar varettik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Arzda da onları çalkalar diye baskılar oturttuk, hem onda bol bol açıklıklar yaptık ki doğru gidebilsinler

Süleyman Ateş

Yer, onları sarsar diye, onun üstünde yüksek dağlar yarattık. Ve istedikleri yere gidebilmeleri için orada geniş yollar açtık.

32 Ayet

وَجَعَلْنَا السَّمَاءَ سَقْفًا مَحْفُوظًا ۖ وَهُمْ عَنْ آيَاتِهَا مُعْرِضُونَ

Ve cealnes semae sakfen mahfuza, ve hum an ayatiha mu'ridun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Göğü karışıklıktan korunmuş bir tavan kıldık; oysa onlar bundaki delillerden yüz çeviriyorlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Semayı da mahfuz bir sakıf yaptık, onlar ise onun ayetlerinden yüz çeviriyorlar

Süleyman Ateş

Göğü, korunmuş bir tavan yaptık; onlarsa hala göğün, (Allah'ın) ayetlerinden yüz çevirmektedirler.

33 Ayet

وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ ۖ كُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ

Ve huvellezi halakal leyle ven nehare veş şemse vel kamer, kullun fi felekin yesbehun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Geceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O'dur. Her biri bir yörüngede yürür.

Elmalılı Hamdi Yazır

Halbuki o, o halık ki geceyi, gündüzü ve Şems-ü Kameri yaratmış, bütün o ecram her biri birer felekte yüzüyorlar

Süleyman Ateş

Geceyi, gündüzü, güneşi, ayı yaratan O'dur. (Bunların) her biri bir yörüngede yüzmektedir.

34 Ayet

وَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍ مِنْ قَبْلِكَ الْخُلْدَ ۖ أَفَإِنْ مِتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ

Ve ma cealna li beşerin min kablikel huld, e fe in mitte fe humul halidun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Senden önce de hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, sen ölürsün de onlar baki kalır mı?

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir de biz senden evvel hiç biri beşer için huld nasib etmedik, şimdi ser ölürsen onlar muhalled mi kalacaklar?

Süleyman Ateş

Senden önce hiçbir insana ebedi yaşama vermedik. Şimdi sen ölürsen onlar ebedi mi kalacaklar?

35 Ayet

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ ۗ وَنَبْلُوكُمْ بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً ۖ وَإِلَيْنَا تُرْجَعُونَ

Kullu nefsin zaikatul mevt, ve neblukum biş şerri vel hayri fitneh, ve ileyna turceun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Her can ölümü tadacaktır. Bir imtihan olarak size iyilik ve kötülük veririz. Sonunda Bize dönersiniz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Her nefis ölümü tadacak ve sizi bir imtihan olarak şer ve hayr ile mübtela kılacağız, hepiniz de nihayet bize irca' olunacaksınız

Süleyman Ateş

Her nefis, ölümü tadacaktır. Biz sizi sınamak için şerre de hayra da müptela kılıyoruz. Ve (sonunda) bize döndürüleceksiniz.

36 Ayet

وَإِذَا رَآكَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ يَتَّخِذُونَكَ إِلَّا هُزُوًا أَهَٰذَا الَّذِي يَذْكُرُ آلِهَتَكُمْ وَهُمْ بِذِكْرِ الرَّحْمَٰنِ هُمْ كَافِرُونَ

Ve iza reakellezine keferu in yettehızuneke illa huzuva, e hazellezi yezkuru alihetekum, ve hum bi zikrir rahmani hum kafirun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İnkarcılar seni gördükleri zaman, şüphesiz, seni alaya almaktan başka bir şey yapmazlar. "Sizin tanrılarınızı diline dolayan bu mudur?" derler ve Rahman'ın Kitabını işte onlar inkar ederler.

Elmalılı Hamdi Yazır

O küfredenler seni gördükleri vakıt da seni alaya tutuyorlar, bu mu ilahlarınızı anıp duran diyorlar, halbuki onlar hep rahmanın zikrine küfrediyorlar

Süleyman Ateş

Kafirler seni gördükleri zaman: "Sizin tanrılarınızı diline dolayan bu mu?" diye seninle alay ederler. Oysa kendileri Rahman'ın Zikri(uyarısı)nı kabul etmiyorlar.

37 Ayet

خُلِقَ الْإِنْسَانُ مِنْ عَجَلٍ ۚ سَأُرِيكُمْ آيَاتِي فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ

Hulikal insanu min acel, seurikum ayati fe la testa'cilun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İnsan aceleci olarak yaratılmıştır. Size ayetlerimi göstereceğim, bunu Benden acele istemeyin.

Elmalılı Hamdi Yazır

İnsan aceleden yaratıldı, yarın ben onlara ayetlerimi göstereceğim şimdi siz acele etmeyin

Süleyman Ateş

(İnsanın tabiatinde acelecilik vardır. Öye acelecidir ki, sanki) İnsan aceleden yaratılmıştır. (Durun,) Size ayetlerimi göstereceğim, benden acele istemeyin.

38 Ayet

وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا الْوَعْدُ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

Ve yekulune meta hazel va'du in kuntum sadıkin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Doğru sözlü iseniz bildirin bu tehdit ne zamandır?" derler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir de bu va'd ne zaman? Doğru iseniz, diyorlar

Süleyman Ateş

Doğru söyleyenler iseniz bu (bizi) tehdid(ettiğiniz azab) ne zaman? diyorlar.

39 Ayet

لَوْ يَعْلَمُ الَّذِينَ كَفَرُوا حِينَ لَا يَكُفُّونَ عَنْ وُجُوهِهِمُ النَّارَ وَلَا عَنْ ظُهُورِهِمْ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ

Lev ya'lemullezine keferu hine la yekuffune an vucuhihimun nare ve la an zuhurihim ve la hum yunsarun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bu kafirler, ateşi yüzlerinden ve sırtlarından menedemeyecekleri ve yardım da göremiyecekleri zamanı keşke bilseler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bilseler o küfredenler ne yüzlerinden ne arkalarından ateşi men'edemiyecekleri, ve hiç bir taraftan yardım olunmıyacakları o demi

Süleyman Ateş

İnkar edenler, ne yüzlerinden, ne de sırtlarından ateşi savamayacakları ve yardım da olunmayacakları zamanı bir bilselerdi (onu böyle acele istemezlerdi)!

40 Ayet

بَلْ تَأْتِيهِمْ بَغْتَةً فَتَبْهَتُهُمْ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ رَدَّهَا وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ

Bel te'tihim bagteten fe tebhetuhum fe la yesteti'une reddeha ve la hum yunzarun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Belki aniden gelecek de onları şaşırtacaktır. Artık onu geri çeviremezler; kendileri de ertelenmez.

Elmalılı Hamdi Yazır

Doğrusu o onları bağdeten gelecek de kendilerini dondura kalacak, artık ne reddini güçleri yetecek ne de kendilerine mühlet verilecek

Süleyman Ateş

Doğrusu o, onlara ansızın gelecek, onları şaşırtacak, ne onu reddedebilecekler, ne de kendilerine süre verilecek.

41 Ayet

وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذِينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ

Ve lekadistuhzie bi rusulin min kablike fe haka billezine sehıru minhum ma kanu bihi yestehziun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, senden önce birçok peygamber alaya alınmıştı da, alaya alanları, eğlendikleri şey mahvetmişti.

Elmalılı Hamdi Yazır

Kasem olsun ki senden evvel bir çok Peygamberlerle istihza edildi de içlerinden alay edenleri o istihza ettikleri şey kuşatıverdi

Süleyman Ateş

Andolsun, senden önceki peygamberlerle de alay edildi, ama onlarla alay edenleri, o alay ettikleri şey kuşatıverdi.

42 Ayet

قُلْ مَنْ يَكْلَؤُكُمْ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ مِنَ الرَّحْمَٰنِ ۗ بَلْ هُمْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّهِمْ مُعْرِضُونَ

Kul men yekleukum bil leyli ven nehari miner rahman, bel hum an zikri rabbihim mu'ridun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Geceleyin ve gündüzün sizi Rahman'dan kim koruyabilir?" Ama onlar Rablerinin Kitabından yüz çevirmektedirler.

Elmalılı Hamdi Yazır

De ki sizi: gece ve gündüz o rahmandan kim koruyabilir? Fakat onlar rablarının zikrinden sarfı nazar etmişlerdir

Süleyman Ateş

De ki: "Gece gündüz, sizi Rahman'dan kim koruyacak?" Hayır, onlar, Rablerinin Zikr'inden yüz çeviriyorlar.

43 Ayet

أَمْ لَهُمْ آلِهَةٌ تَمْنَعُهُمْ مِنْ دُونِنَا ۚ لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَ أَنْفُسِهِمْ وَلَا هُمْ مِنَّا يُصْحَبُونَ

Em lehum alihetun temneuhum min dunina, la yestetiune nasre enfusihim ve la hum minna yushabun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa kendilerini bize karşı savunacak tanrıları mı var? O tanrılar kendilerine bile yardım edemezler. Katımızdan da dostluk görmezler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa onlar için kendilerini önümüzden men'edecek ilahlar mı var? Onlar kendi nefislerini bile kurtaramıyacakları gibi bizden sahabet de olunmazlar

Süleyman Ateş

Yoksa onları, bize karşı koruyacak tanrıları mı var? Onlar, ne kendilerine yardım edebilirler, ne de bizim tarafımızdan onlara sahip çıkılır.

44 Ayet

بَلْ مَتَّعْنَا هَٰؤُلَاءِ وَآبَاءَهُمْ حَتَّىٰ طَالَ عَلَيْهِمُ الْعُمُرُ ۗ أَفَلَا يَرَوْنَ أَنَّا نَأْتِي الْأَرْضَ نَنْقُصُهَا مِنْ أَطْرَافِهَا ۚ أَفَهُمُ الْغَالِبُونَ

Bel metta'na haulai ve abaehum hatta tale aleyhimul umur, e fe la yerevne enna ne'til arda nenkusuha min etrafiha, e fehumul galibun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Biz bunlara ve babalarına geçimlikler verdik de ömürleri uzadı; şimdi memleketlerini her yandan eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Üstün gelen onlar mıdır?

Elmalılı Hamdi Yazır

Doğrusu biz, onları ve atalarını yaşattık hatta o ömür onlara uzun geldi, fakat şimdi görmüyorlar mı o Arzı etrafından eksiltip duruyoruz, o halde galip onlar mı?

Süleyman Ateş

Biz onları ve atalarını yaşattık, nihayet kendilerine ömür uzun geldi, (ebedi yaşayacaklarını sandılar). Bizim, yere gelip, onu uçlarından eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Üstün gelen onlar mı (yoksa biz miyiz)?

45 Ayet

قُلْ إِنَّمَا أُنْذِرُكُمْ بِالْوَحْيِ ۚ وَلَا يَسْمَعُ الصُّمُّ الدُّعَاءَ إِذَا مَا يُنْذَرُونَ

Kul innema unzirukum bil vahyi ve la yesmeus summud duae iza ma yunzerun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Ben ancak sizi vahy ile uyarıyorum" Uyarıldıkları zaman, sağırlar çağrıyı duymazlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

De ki ben sizi ancak vahyile inzar ediyorum, amma ne kadar inzar edilseler sağırlar da'veti işitmezler

Süleyman Ateş

De ki: "Ben ancak sizi vahiyle uyarıyorum. Ama sağır(lar) uyarıldıkları zaman çağırıyı işitmez(ler)."

46 Ayet

وَلَئِنْ مَسَّتْهُمْ نَفْحَةٌ مِنْ عَذَابِ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ يَا وَيْلَنَا إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ

Ve le in messethum nefhatun min azabi rabbike le yekulunne ya veylena inna kunna zalimin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Rabbinin azabından onlara bir esinti dokunsa: "Vah bize! Doğrusu biz haksızdık" derler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Maamafih kasem olsun rabbının azabından onlara bir nefha dokunursa muhakkak diyeceklerdir ki vay bizlere! Bizler cidden zalimler idik

Süleyman Ateş

Andolsun, onlara Rabbinin azabından bir esinti dokunsa, "Eyvah bize, biz gerçekten zalimlermişiz," derler.

47 Ayet

وَنَضَعُ الْمَوَازِينَ الْقِسْطَ لِيَوْمِ الْقِيَامَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئًا ۖ وَإِنْ كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ أَتَيْنَا بِهَا ۗ وَكَفَىٰ بِنَا حَاسِبِينَ

Ve nedaul mevazinel kısta li yevmil kıyameti fe la tuzlemu nefsun şey'a ve in kane miskale habbetin min hardelin eteyna biha, ve kefa bina hasibin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet günü doğru teraziler kurarız; hiçbir kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Hardal tanesi kadar olsa bile yapılanı ortaya koyarız. Hesap gören olarak Biz yeteriz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Biz ise Kıyamet günü için mizanlara adaleti koruz da hiç bir nefis, zerrece zulm edilmez, bir hardel tanesi ağırlığınca da olsa onu getirir koruz, hisabcı da biz yeteriz

Süleyman Ateş

Kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Hiç kimseye bir haksızlık edilmez (insanın yaptığı iş), bir hardal danesi ağırlığınca da olsa onu getiririz. Hesab gören olarak biz yeteriz.

48 Ayet

وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَىٰ وَهَارُونَ الْفُرْقَانَ وَضِيَاءً وَذِكْرًا لِلْمُتَّقِينَ

Ve lekad ateyna musa ve harunel furkane ve dıyaen ve zikren lil muttekin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Musa ve Harun'a eğriyi doğrudan ayıran Kitap'ı sakınanlar için ışık ve öğüt olarak verdik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Celalim hakkı için biz Musa ile Haruna fürkan ve bir zıya ve bir zikir vermiştik, müttekıler için

Süleyman Ateş

Andolsun biz, Musa'ya ve Harun'a hak ve batılı ayırdeden ve korunanlar için bir ışık ve öğüt olan Kitabı verdik.

49 Ayet

الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَهُمْ مِنَ السَّاعَةِ مُشْفِقُونَ

Ellezine yahşevne rabbehum bil gaybi ve hum mines saati muşfikun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlar görmedikleri halde Rablerinden korkarlar; kıyamet saatinden de titrerler.

Elmalılı Hamdi Yazır

O müttekıler için ki rablarına gıyabda haşyet beslerler ve o saatten titrer dururlar

Süleyman Ateş

Korunanlar görmeden Rablerinden korkarlar ve (Duruşma) sa'at(in)den de titrerler.

50 Ayet

وَهَٰذَا ذِكْرٌ مُبَارَكٌ أَنْزَلْنَاهُ ۚ أَفَأَنْتُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ

Ve haza zikrun mubarekun enzelnah, e fe entum lehu munkirun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İşte bu, indirdiğimiz kutsal bir Kitap'dır. Siz mi onu inkar ediyorsunuz?

Elmalılı Hamdi Yazır

İşte bu (Kur'an) da bizim indirdiğimiz mübarek zikirdir şimdi siz bunu mu inkar ediyorsunuz

Süleyman Ateş

Bu (Kur'an) da ona (yani Muhammed'e) indirdiğimiz mübarek (çok faydalı) bir öğüttür. Şimdi siz onu inkar mı ediyorsunuz? (Ne kadar gafilsiniz siz)!

51 Ayet

۞ وَلَقَدْ آتَيْنَا إِبْرَاهِيمَ رُشْدَهُ مِنْ قَبْلُ وَكُنَّا بِهِ عَالِمِينَ

Ve lekad ateyna ibrahime ruşdehu min kablu ve kunna bihi alimin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, daha önce İbrahim'e de akla uygun olanı göstermiştik. Biz onu biliyorduk.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şanım hakkı için bundan evvel de İbrahime rüşdünü vermiştik

Süleyman Ateş

Andolsun biz, daha önceden İbrahim'e de doğru yolu bulma yeteneğini vermiştik. Zaten biz onu(n olgun insan olduğunu) biliyorduk.

52 Ayet

إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَا هَٰذِهِ التَّمَاثِيلُ الَّتِي أَنْتُمْ لَهَا عَاكِفُونَ

İz kale li ebihi ve kavmihi ma hazihit temasilulleti entum leha akifun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim, babasına ve milletine: "Bu tapınıp durduğunuz heykeller nedir?" demişti.

Elmalılı Hamdi Yazır

O vakıt ki babasına ve kavmine ne bu başına toplanıb durduğunuz temasil dedi

Süleyman Ateş

Babasına ve kavmine demişti ki: "Sizin şu karşısında durup taptığınız heykeller nedir?"

53 Ayet

قَالُوا وَجَدْنَا آبَاءَنَا لَهَا عَابِدِينَ

Kalu vecedna abaena leha abidin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Babalarımızı onlara tapar bulduk" demişlerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Atalarımızı bunlara ıbadet ediyor bulduk dediler

Süleyman Ateş

Babalarımızı onlara tapar bulduk (da onun için biz de onlara tapıyoruz.) dediler.

54 Ayet

قَالَ لَقَدْ كُنْتُمْ أَنْتُمْ وَآبَاؤُكُمْ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

Kale lekad kuntum entum ve abaukum fi dalalin mubin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim: "And olsun ki sizler de babalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz" deyince:

Elmalılı Hamdi Yazır

Kasem olsun ki dedi, siz de atalarınız da açık bir dalal içindesiniz

Süleyman Ateş

Doğrusu siz de, babalarınız da açık bir sapıklık içine düşmüşsünüz! dedi.

55 Ayet

قَالُوا أَجِئْتَنَا بِالْحَقِّ أَمْ أَنْتَ مِنَ اللَّاعِبِينَ

Kalu e ci'tena bil hakkı em ente minel laıbin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Sen bize gerçeği mi getirdin yoksa şaka mı ediyorsun?" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Dediler: ciddi mi söylüyorsun yoksa sen şakacılardan mısın

Süleyman Ateş

Dediler ki: "Sen bize gerçeği mi getirdin, yoksa şaka yapanlardan mısın?"

56 Ayet

قَالَ بَلْ رَبُّكُمْ رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ الَّذِي فَطَرَهُنَّ وَأَنَا عَلَىٰ ذَٰلِكُمْ مِنَ الشَّاهِدِينَ

Kale bel rabbukum rabbus semavati vel ardıllezi fatarahunne ve ene ala zalikum mineş şahidin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

O şöyle dedi: "Hayır; Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir ki onları O yaratmıştır. Ben de buna şahidlik edenlerdenim."

Elmalılı Hamdi Yazır

Doğrusu, dedi: rabbınız o Göklerin ve Yerin rabbıdır ki onları yaratmıştır ve ben buna şehadet edenlerdenim

Süleyman Ateş

Hayır, dedi, Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir ki, onları yaratmıştır. Ben de buna şahidlik edenlerdenim.

57 Ayet

وَتَاللَّهِ لَأَكِيدَنَّ أَصْنَامَكُمْ بَعْدَ أَنْ تُوَلُّوا مُدْبِرِينَ

Ve tallahi le ekidenne asnamekum ba'de en tuvellu mudbirin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Allah'a yemin ederim ki, siz ayrıldıktan sonra, putlarınıza bir tuzak kuracağım!"

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve tallahi siz dönüp gittikten sonra putlarınıza labüdd bir tedbir yapacağım

Süleyman Ateş

Allah'a and olsun ki siz dönüp gittikten sonra putlarınıza bir tuzak kuracağım!

58 Ayet

فَجَعَلَهُمْ جُذَاذًا إِلَّا كَبِيرًا لَهُمْ لَعَلَّهُمْ إِلَيْهِ يَرْجِعُونَ

Fe cealehum cuzazen illa kebiren lehum leallehum ileyhi yerciun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Hepsini paramparça edip, içlerinden büyüğünü ona başvursunlar diye, sağlam bıraktı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Derken onları parça parça etti, ancak bir büyüklerini bıraktı ki belki ona müracaat ederler

Süleyman Ateş

Nihayet (İbrahim) onları parça parça etti, yalnız onların büyüğünü bıraktı; belki ona müracaat ederler diye(!)

59 Ayet

قَالُوا مَنْ فَعَلَ هَٰذَا بِآلِهَتِنَا إِنَّهُ لَمِنَ الظَّالِمِينَ

Kalu men feale haza bi alihetina innehu le minez zalimin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Milleti: "Tanrılarımıza bunu kim yaptı? Doğrusu o zalimlerden biridir" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bunu bizim ilahlarımıza kim yapmış? Her halde o zalimlerden biri dediler

Süleyman Ateş

(Döndükleri zaman): "Bunu tanrılarımıza kim yaptı? Muhakkak o zalimlerden biridir." dediler.

60 Ayet

قَالُوا سَمِعْنَا فَتًى يَذْكُرُهُمْ يُقَالُ لَهُ إِبْرَاهِيمُ

Kalu semi'na feten yezkuruhum yukalu lehu ibrahim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bazıları: "İbrahim denen bir gencin onları diline doladığını duymuştuk" deyince, "O halde bunların şahidlik edebilmeleri için onu halkın gözü önüne getirin" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir delikanlı işittik bunları anıyor adına İbrahim deniyormuş dediler

Süleyman Ateş

Onları diline dolayan bir genç işittik, kendisine İbrahim deniliyormuş, dediler.

61 Ayet

قَالُوا فَأْتُوا بِهِ عَلَىٰ أَعْيُنِ النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَشْهَدُونَ

Kalu fe'tu bihi ala a'yunin nasi leallehum yeşhedun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bazıları: "İbrahim denen bir gencin onları diline doladığını duymuştuk" deyince, "O halde bunların şahidlik edebilmeleri için onu halkın gözü önüne getirin" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Haydin dediler: getirin onu nasın gözleri önüne belki şehadet ederler

Süleyman Ateş

Onu insanların gözü önüne getirin de (nasıl cezalandırılacağına) tanık olsunlar dediler.

62 Ayet

قَالُوا أَأَنْتَ فَعَلْتَ هَٰذَا بِآلِهَتِنَا يَا إِبْرَاهِيمُ

Kalu e ente fealte haza bi alihetina ya ibrahim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim gelince, ona: "Ey İbrahim, bunu tanrılarımıza sen mi yaptın?" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Dediler: sen mi yaptın bunu ilahlarımıza ya İbrahim

Süleyman Ateş

(İbrahim'i getirdiler), dediler ki: "İbrahim, tanrılarımıza sen mi bunu yaptın?"

63 Ayet

قَالَ بَلْ فَعَلَهُ كَبِيرُهُمْ هَٰذَا فَاسْأَلُوهُمْ إِنْ كَانُوا يَنْطِقُونَ

Kale bel fealehu kebiruhum haza fes'eluhum in kanu yentıkun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim: "Belki onu şu büyükleri yapmıştır, konuşabiliyorlarsa onlara sorun" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Belki dedi şu büyükleri yapmıştır, sorun bakalım onlara eğer söylerlerse

Süleyman Ateş

Hayır dedi, (büyük putu göstererek) işte şu büyükleri yapmış; onlara sorun, eğer konuşurlarsa (!)

64 Ayet

فَرَجَعُوا إِلَىٰ أَنْفُسِهِمْ فَقَالُوا إِنَّكُمْ أَنْتُمُ الظَّالِمُونَ

Fe receu ila enfusihim fe kalu innekum entumuz zalimun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Kendi kendilerine: "Doğrusu siz haksızsınız", sonra kafalarında olan eski inançlarına dönerek: "Ey İbrahim! bunların konuşmayacağını, and olsun ki, bilirsin" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bunun üzerine vicdanlarına müracaat ettiler de dediler: doğrusu siz haksızsınız

Süleyman Ateş

Kendi vicdanlarına başvurup (içlerinden): "Hakikaten sizler haksızsınız!" dediler.

65 Ayet

ثُمَّ نُكِسُوا عَلَىٰ رُءُوسِهِمْ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا هَٰؤُلَاءِ يَنْطِقُونَ

Summe nukisu ala ruusihim, lekad alimte ma haulai yentıkun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Kendi kendilerine: "Doğrusu siz haksızsınız", sonra kafalarında olan eski inançlarına dönerek: "Ey İbrahim! bunların konuşmayacağını, and olsun ki, bilirsin" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra yine tepeleri üstü ters döndüler, sen cidden bilirsin ki bunlar söylemez dediler

Süleyman Ateş

Sonra yine eski kafalarına döndürüldüler: "Sen de bilirsin ki bunlar konuşmazlar," dediler.

66 Ayet

قَالَ أَفَتَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَنْفَعُكُمْ شَيْئًا وَلَا يَضُرُّكُمْ

Kale e fe ta'budune min dunillahi ma la yenfeukum şey'en ve la yadurrukum.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim: "O halde, Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara ne diye taparsınız? Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Akletmiyor musunuz?" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

O halde dedi: Allahı bırakıp da size hiç bir faide veremiyecek, zarar da edemiyecek nesnelere mi tapıyorsunuz?

Süleyman Ateş

Peki, dedi, siz Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar vermeyen şeylere mi tapıyorsunuz?

67 Ayet

أُفٍّ لَكُمْ وَلِمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ ۖ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

Uffin lekum ve li ma ta'budune min dunillah, e fe la ta'kılun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim: "O halde, Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara ne diye taparsınız? Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Akletmiyor musunuz?" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yuf size ve Allahdan başka taptıklarınıza! hala akıllanmıyacak mısınız?

Süleyman Ateş

Yuh size ve Allah'tan başka taptıklarınıza. Aklınızı kullanmıyor musunuz siz?

68 Ayet

قَالُوا حَرِّقُوهُ وَانْصُرُوا آلِهَتَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ فَاعِلِينَ

Kalu harrikuhu vansuru alihetekum in kuntum faılin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlar: "Bir şey yapacaksanız, şunu yakın da tanrılarınıza yardım edin" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Siz bunu, dediler: yakın da ilahlarınızın öcünü alın, bir iş yapacaksınız

Süleyman Ateş

Dediler: "Onu yakın, tanrılarınıza yardım edin, eğer bir iş yapacaksanız."

69 Ayet

قُلْنَا يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَىٰ إِبْرَاهِيمَ

Kulna ya naru kuni berden ve selamen ala ibrahim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Biz: "Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve zararsız ol" dedik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ey nar, serin ve selamet ol İbrahime dedik

Süleyman Ateş

Biz de: "Ey ateş, İbrahim'e serin ve esenlik ol!" dedik.

70 Ayet

وَأَرَادُوا بِهِ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْأَخْسَرِينَ

Ve eradu bihi keyden fe cealna humul ahserin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ona düzen kurmak istediler, fakat Biz onları hüsrana uğrattık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ona bir dolab kurmak istediler, biz de daha ziyade kendilerini husrana düşürdük

Süleyman Ateş

Ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de, asıl kendilerini hüsrana uğrattık.

71 Ayet

وَنَجَّيْنَاهُ وَلُوطًا إِلَى الْأَرْضِ الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا لِلْعَالَمِينَ

Ve necceynahu ve lutan ilel ardılleti barakna fiha lil alemin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onu da, Lut'u da, alemler için kutsal kıldığımız yere ulaştırıp kurtardık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve onu Lut ile beraber kurtarıp içinde alemine bereketler verdiğimiz Arza çıkardık

Süleyman Ateş

Onu ve Lut'u kurtarıp, alemlere bereketli kıldığımız bir yere getirdik.

72 Ayet

وَوَهَبْنَا لَهُ إِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ نَافِلَةً ۖ وَكُلًّا جَعَلْنَا صَالِحِينَ

Ve vehebna lehu ishak, ve ya'kube nafileh, ve kullen cealna salihin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim'e, buna ilaveten İshak ve Yakub'u da verdik, her birini iyi kimseler kıldık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve ona İshakı ihsan ettik, fazla olarak Ya'kubu da ve her birini salihinden kıldık

Süleyman Ateş

Ona İshak'ı hediye ettik, üstelik (torunu) Ya'kub'u da (verdik). Hepsini de iyi insanlar yaptık.

73 Ayet

وَجَعَلْنَاهُمْ أَئِمَّةً يَهْدُونَ بِأَمْرِنَا وَأَوْحَيْنَا إِلَيْهِمْ فِعْلَ الْخَيْرَاتِ وَإِقَامَ الصَّلَاةِ وَإِيتَاءَ الزَّكَاةِ ۖ وَكَانُوا لَنَا عَابِدِينَ

Ve cealnahum eimmeten yehdune bi emrina ve evhayna ileyhim fi'lel hayrati ve ikames salati ve itaez zekah, ve kanu lena abidin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onları, buyruğumuz altında insanları doğru yola götüren önderler yaptık; onlara, iyi işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar, bize kulluk eden kimselerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve hepsini emrimizle yol gösteren imamlar ettik ve kendilerine hayırlar işlemeği, namaz kılmayı zekat vermeyi, vahyeyledik ve hep bize abid idiler

Süleyman Ateş

Onları, emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık ve onlara hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden(insan)lardı.

74 Ayet

وَلُوطًا آتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْقَرْيَةِ الَّتِي كَانَتْ تَعْمَلُ الْخَبَائِثَ ۗ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاسِقِينَ

Ve lutan ateynahu hukmen ve ılmen ve necceynahu minel karyetilleti kanet ta'melul habais, innehum kanu kavme sev'in fasikin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Lut'a da hüküm ve ilim verdik; onu, çirkin işler işleyen kasabadan kurtardık. Doğrusu onlar yoldan çıkmış kötü bir milletti.

Elmalılı Hamdi Yazır

Lut, ona da huküm, bir ılim verdik ve onu habasetler işliyen o karyeden kurtardık, hakıkat onlar kötü, fasık bir kavm idiler

Süleyman Ateş

Lut'a da hüküm (hükümranlık, peygamberlik, hikmet) ve ilim verdik ve onu çirkin işler yapan bir kentten kurtardık. Gerçekten onlar yoldan çıkan kötü bir kavim idiler.

75 Ayet

وَأَدْخَلْنَاهُ فِي رَحْمَتِنَا ۖ إِنَّهُ مِنَ الصَّالِحِينَ

Ve edhalnahu fi rahmetina, innehu mines salihin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Lut'u rahmetimizin içine aldık; doğrusu o iyilerdendi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onu ise rahmetimize idhal eyledik, çünkü o cidden salihinden idi

Süleyman Ateş

Ve onu rahmetimizin içine soktuk. Çünkü o, Salihlerden idi.

76 Ayet

وَنُوحًا إِذْ نَادَىٰ مِنْ قَبْلُ فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ

Ve nuhan iz nada min kablu festecebna lehu fe necceynahu ve ehlehu minel kerbil azim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Nuh da daha önceleri Bize yalvarmıştı, onun duasını kabul edip, kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtardık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Nuhu da, zira mukaddema nida etmişti, biz de duasını kabul ettik de kendisini ve ehlini büyük bir sıkıntıdan kurtardık

Süleyman Ateş

Nuh'u da (an), o da bunlardan önce bize yalvarmıştı. Biz de onun du'asını kabul edip kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.

77 Ayet

وَنَصَرْنَاهُ مِنَ الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَأَغْرَقْنَاهُمْ أَجْمَعِينَ

Ve nasarnahu minel kavmillezine kezzebu bi ayatina, innehum kanu kavme sev'in fe agraknahum ecmain.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ayetlerimizi yalanlayan millete karşı ona yardım ettik. Doğrusu onlar fena bir milletti, hepsini suda boğduk.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve ayetlerimizi tekzib eden kavmden öcünü aldık, hakikat onlar kötü bir kavm idiler, biz de hepsini birden gargettik

Süleyman Ateş

Ve ayetlerimizi yalanlayan kavimden onun öcünü almıştık. Onlar, kötü bir kavim olmuşlardı, biz de onların hepsini boğmuştuk.

78 Ayet

وَدَاوُودَ وَسُلَيْمَانَ إِذْ يَحْكُمَانِ فِي الْحَرْثِ إِذْ نَفَشَتْ فِيهِ غَنَمُ الْقَوْمِ وَكُنَّا لِحُكْمِهِمْ شَاهِدِينَ

Ve davude ve suleymane iz yahkumani fil harsi iz nefeşet fihi ganemul kavm, ve kunna li hukmihim şahidin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Davud ve Süleyman da milletin koyunlarının yayıldığı bir ekin hakkında hüküm veriyorlarken, Biz onların hükmüne şahiddik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Davud ile Süleymanı da, o vakit ki ikisi de hars hakkında huküm veriyorlardı, o vakıt ki ekinde geceleyin kavmin davarı yayılmıştı, biz de hukümlerine şahid idik

Süleyman Ateş

Davud ile Süleyman'ı da (an); hani onlar, toplumun davarının yayıldığı bir ekin hakkında hükmediyorlardı, biz de onların hükümlerine tanık idik.

79 Ayet

فَفَهَّمْنَاهَا سُلَيْمَانَ ۚ وَكُلًّا آتَيْنَا حُكْمًا وَعِلْمًا ۚ وَسَخَّرْنَا مَعَ دَاوُودَ الْجِبَالَ يُسَبِّحْنَ وَالطَّيْرَ ۚ وَكُنَّا فَاعِلِينَ

Fe fehhemnaha suleyman, ve kullen ateyna hukmen ve ılmen ve sehharna mea davudel cibale yusebbihne vet tayr, ve kunna faılin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman'a bu meselenin hükmünü bildirmiştik; her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile beraber tesbih etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Bunları Biz yapmıştık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Derhal onu Süleymana anlattık, bununla beraber her birine bir huküm ve bir ılim vermiştik ve Davudun maıyyetinde dağları müsahhar kılmıştık, kuşlarla beraber tesbih ediyorlardı ve biz bunları yaparız

Süleyman Ateş

O hükmü Süleyman'a bellettik. Onların hepsine de hükümdarlık ve bilgi verdik. Davud'a dağları ve kuşları boyun eğdirdik, onunla beraber tesbih ediyorlardı. Biz (bunları) yaparız.

80 Ayet

وَعَلَّمْنَاهُ صَنْعَةَ لَبُوسٍ لَكُمْ لِتُحْصِنَكُمْ مِنْ بَأْسِكُمْ ۖ فَهَلْ أَنْتُمْ شَاكِرُونَ

Ve allemnahu san'ate lebusin lekum li tuhsınekum min be'sikum, fe hel entum şakirun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ona, sizi savaşta korumak için zırh yapma sanatını öğrettik, artık şükreder misiniz?

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir de ona sizin için sizi harbinizin şiddetinden korusun diye giyecek san'atı ta'lim etmiştik, şimdi siz şükrüne eda ediyor musunuz?

Süleyman Ateş

Ona, sizi, savaşın şiddetinden korumak için zırh yapmayı öğretmiştik. Ama siz şükrediyor musunuz ki?

81 Ayet

وَلِسُلَيْمَانَ الرِّيحَ عَاصِفَةً تَجْرِي بِأَمْرِهِ إِلَى الْأَرْضِ الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا ۚ وَكُنَّا بِكُلِّ شَيْءٍ عَالِمِينَ

Ve li suleymaner riha asıfeten tecri bi emrihi ilel ardılleti barekna fiha ve kunna bi kulli şey'in alimin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bereketli kıldığımız yere doğru, Süleyman'ın emriyle yürüyen şiddetli rüzgarı, onun buyruğuna verdik. Biz herşeyi biliyorduk.

Elmalılı Hamdi Yazır

Süleyman için de şiddetli rüzgarı ki o içine bereketler verdiğimiz Arza emriyle cereyan ediyordu ve biz her şeyi biliriz

Süleyman Ateş

Süleyman'a da fırtınayı (boyun eğdirmiştik). Onun emriyle, içinde bereketler yarattığımız yere akıp giderdi. Biz her şeyi biliriz.

82 Ayet

وَمِنَ الشَّيَاطِينِ مَنْ يَغُوصُونَ لَهُ وَيَعْمَلُونَ عَمَلًا دُونَ ذَٰلِكَ ۖ وَكُنَّا لَهُمْ حَافِظِينَ

Ve mineş şeyatini men yegusune lehu ve ya'melune amelen dune zalik, ve kunna lehum hafızin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Dalgıçlık yapan ve bundan başka işler de gören şeytanlardan da onun buyruğu altına verdik. Onların hepsini gözetiyorduk.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şeytanlardan da onun için dalgıçlık edenleri ve daha başka amel için çalışanları teshır etmiştik ve hep onları zabteden biz idik

Süleyman Ateş

Kendisi için denize dalan ve bundan başka işler yapan bazı şeytanları da emrine vermiştik. Biz onları onun emrinde tutuyorduk.

83 Ayet

۞ وَأَيُّوبَ إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَأَنْتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ

Ve eyyube iz nada rabbehu enni messeniyed durru ve ente erhamur rahimin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Eyyub da: "Başıma bir bela geldi, (Sana sığındım), Sen merhametlilerin merhametlisisin" diye Rabbine nida etmişti.

Elmalılı Hamdi Yazır

Eyyubu da, zira "enni messeniyed durru ve ente erhamur rahimin" diye rabbına nida etti

Süleyman Ateş

Eyyub'u da an. O, Rabbine: "Bu dert bana dokundu, sen merhametlilerin en merhametlisisin!" diye du'a etmişti.

84 Ayet

فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِهِ مِنْ ضُرٍّ ۖ وَآتَيْنَاهُ أَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَذِكْرَىٰ لِلْعَابِدِينَ

Festecebna lehu fe keşefna ma bihi min durrin ve ateynahu ehlehu ve mislehum meahum rahmeten min ındina ve zikra lil abidin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Biz de onun duasını kabul etmiş ve başına gelenleri kaldırmıştık. Katımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir hatıra olmak üzere ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha vermiştik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Biz de duasını kabul ettik de hemen kendisindeki durru açtık ve tarafımızdan bir rahmet ve abidler için bir muhtıra olmak üzere ona ehlini ve beraberlerinde onların bir mislini de verdik

Süleyman Ateş

Biz de onun du'asını kabul etmiş, kendisine bulaşan derdi kaldırmıştık; ona tarafımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir öğüt olarak ailesini ve onlarla beraber bir katını daha vermiştik.

85 Ayet

وَإِسْمَاعِيلَ وَإِدْرِيسَ وَذَا الْكِفْلِ ۖ كُلٌّ مِنَ الصَّابِرِينَ

Ve ismaile ve idrise ve zelkifl, kullun mines sabirin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İsmail, İdris ve Zülkifl hakkında anlattığımızı da an; onların her biri sabredenlerdendi.

Elmalılı Hamdi Yazır

İsmaili de, İdrisi de, Zül'kıfli de; hepsi sabirinden

Süleyman Ateş

İsma'il'i, İdris'i, Zu'l-Kifl'i de an; hepsi de sabredenlerdendi.

86 Ayet

وَأَدْخَلْنَاهُمْ فِي رَحْمَتِنَا ۖ إِنَّهُمْ مِنَ الصَّالِحِينَ

Ve edhalnahum fi rahmetina, innehum mines salihin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onları rahmetimizin içine aldık; doğrusu onlar iyilerdendi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bunları da rahmetimize idhal eyledik, çünkü cidden salihindendirler

Süleyman Ateş

Onları rahmetimize soktuk, çünkü onlar Salihlerdendi.

87 Ayet

وَذَا النُّونِ إِذْ ذَهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ أَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادَىٰ فِي الظُّلُمَاتِ أَنْ لَا إِلَٰهَ إِلَّا أَنْتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ

Ve zennuni iz zehebe mugadıben fe zanne en len nakdire aleyhi fe nada fiz zulumati en la ilahe illa ente subhaneke inni kuntu minez zalimin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Zünnun (Balık Sahibi; Yunus) hakkında söylediğimizi de an. O, öfkelenerek giderken, kendisini sıkıntıya sokmayacağımızı sanmıştı; fakat sonunda karanlıklar içinde: "Senden başka tanrı yoktur, Sen münezzehsin, doğrusu ben haksızlık edenlerdenim" diye seslenmişti.

Elmalılı Hamdi Yazır

Zennunu da; hani öfkelenerek gitmişti de biz kendisini asla sıkıştırmayız zannetmişti, derken zulmetler içinde "la ilahe illa ente subhaneke inni kuntu minezzalimin" diye nida etti

Süleyman Ateş

Zünnun'u (balık karnına girmiş olan Yunus ibn Matta'yı) da an; zira (o, kavmine) kızarak gitmişti, bizim kendisine güç yetiremeyeceğimizi, (kavminin arasından çıkmakla kendisini kurtaracağını) sanmıştı. Nihayet karanlıklar içinde (kalıp): "Senden başka tanrı yoktur. Senin şanın yücedir, ben zalimlerden oldum!" diye yalvardı.

88 Ayet

فَاسْتَجَبْنَا لَهُ وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْغَمِّ ۚ وَكَذَٰلِكَ نُنْجِي الْمُؤْمِنِينَ

Festecebna lehu ve necceynahu minel gamm, ve kezalike nuncil mu'minin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Biz de ona cevap verip, onu üzüntüden kurtarmıştık. inananları böyle kurtarırız.

Elmalılı Hamdi Yazır

Biz de duasını kabul ile icabet ettik de kendisini gamden kurtardık ve işte mü'minleri böyle kurtarırız

Süleyman Ateş

Biz de onun du'asını kabul ettik ve onu tasadan kurtardık. İşte biz, inananları böyle kurtarırız.

89 Ayet

وَزَكَرِيَّا إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُ رَبِّ لَا تَذَرْنِي فَرْدًا وَأَنْتَ خَيْرُ الْوَارِثِينَ

Ve zekeriyya iz nada rabbehu rabbi la tezerni ferden ve ente hayrul varisin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Zekeriya da: "Rabbim! Beni tek Başıma bırakma, Sen varislerin en hayırlısısın" diye nida etmişti.

Elmalılı Hamdi Yazır

Zekeriyyayı da; hani rabbına "rabbi la tezerni ferden ve ente hayrul varisin" diye nida etmişti

Süleyman Ateş

Zekeriyya'yı da (an). Rabbine: "Rabbim, beni tek bırakma! Sen, varislerin en iyisisin (her şeyim sana kalacaktır)" diye du'a etmişti.

90 Ayet

فَاسْتَجَبْنَا لَهُ وَوَهَبْنَا لَهُ يَحْيَىٰ وَأَصْلَحْنَا لَهُ زَوْجَهُ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا يُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَيَدْعُونَنَا رَغَبًا وَرَهَبًا ۖ وَكَانُوا لَنَا خَاشِعِينَ

Festecebna leh, ve vehebna lehu yahya ve aslahna lehu zevceh, innehum kanu yusariune fil hayrati ve yed'unena regaben ve reheba, ve kanu lena haşiin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Biz de ona icabet ederek, Yahya'yı bahşetmiş, eşini de doğum yapacak hale getirmiştik. Doğrusu onlar iyi işlerde yarışıyorlar, korkarak ve umarak Bize yalvarıyorlardı. Bize karşı gönülden saygı duyuyorlardı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Biz de duasını kabul ile icabet ettik de kendisine Yahyayı verdik ve onun zevcesini ıslah eyledik, hakıkat bunlar hayratta müsaraat ve bize rağbet ve rehbetle dua ederlerdi ve bizim için haşı'lerdi

Süleyman Ateş

Onun du'asını da kabul buyurduk ve ona Yahya'yı armağan ettik. Eşini de kendisi için ıslah ettik (çocuk doğurmağa elverişli bir hale getirdik). Gerçekten onlar hayır işlere koşarlar, umarak ve korkarak bize du'a ederlerdi ve bize derin saygı gösterirlerdi.

91 Ayet

وَالَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهَا مِنْ رُوحِنَا وَجَعَلْنَاهَا وَابْنَهَا آيَةً لِلْعَالَمِينَ

Velleti ahsanet ferceha fe nefahna fiha min ruhina ve cealnaha vebneha ayeten lil alemin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Mahrem yerini koruyan Meryem'e ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu, alemler için bir mucize kılmıştık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve o dişiyi de ki ırzını muhkem korudu da kendisine ruhumuzdan nefhettik ve kendisile oğlunu alemine bir ayet kıldık

Süleyman Ateş

O ırzını korumuş olan(Meryem)i de an; ona ruhumuzdan bir çocuk üflemiş, kendisini ve oğlunu alemlere bir ibret yapmıştık.

92 Ayet

إِنَّ هَٰذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَأَنَا رَبُّكُمْ فَاعْبُدُونِ

İnne hazihi ummetukum ummeten vahıdeten ve ene rabbukum fa'budun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu tevhid dini olan Müslümanlık, bir tek din olarak sizin dininizdir ve Ben de Rabbinizim, artık Bana kulluk edin.

Elmalılı Hamdi Yazır

İşte bu sizin ümmetiniz bir tek ümmet, rabbınız da bir benim onun için hep bana kulluk edin

Süleyman Ateş

İşte bu sizin ümmetiniz (olan tevhid ve İslam milleti), bir tek ümmettir. Rabbiniz de benim. Yalnız bana kulluk edin.

93 Ayet

وَتَقَطَّعُوا أَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ ۖ كُلٌّ إِلَيْنَا رَاجِعُونَ

Ve tekattau emrehum beynehum, kullun ileyna raciun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ama insanlar, din konusunda aralarında bölüklere ayrıldılar, hepsi Bize döneceklerdir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onlar kumandalarını beyinlerinde parçaladılar, fakat hepsi bize rücu' edecekler

Süleyman Ateş

İşlerini aralarında parçaladılar (Tanrıdan gelen dini parça parça ettiler, ayrılığa düştüler); hepsi (sonunda) bize döneceklerdir.

94 Ayet

فَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا كُفْرَانَ لِسَعْيِهِ وَإِنَّا لَهُ كَاتِبُونَ

Fe men ya'mel mines salihati ve huve mu'minun fe la kufrane li sa'yih, ve inna lehu katibun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İnanmış olarak yararlı iş işleyenin ameli inkar edilmeyecektir. Biz onu yazmaktayız.

Elmalılı Hamdi Yazır

İmdi her kim mü'min olarak salihattan bir amel işlerse onun sa'yine küfran yok ve her halde biz onun hisabına yazarız

Süleyman Ateş

İmdi kim inanmış olarak iyi işlerden yaparsa onun çalışmasına nankörlük edilmez, biz (onun çalışmasını) yazanlarız.

95 Ayet

وَحَرَامٌ عَلَىٰ قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا أَنَّهُمْ لَا يَرْجِعُونَ

Ve haramun ala karyetin ehleknaha ennehum la yerciun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yok ettiğimiz kasaba halkının ahirette ceza görmek üzere Bize dönmemesi imkansızdır.

Elmalılı Hamdi Yazır

İhlak ettiğimiz karyeye dahi haramdır ki rücu' etmiyecek olsunlar

Süleyman Ateş

Helak ettiğimiz bir ülkeye artık (yaşamak) haramdır: Onlar bir daha geri dönemezler.

96 Ayet

حَتَّىٰ إِذَا فُتِحَتْ يَأْجُوجُ وَمَأْجُوجُ وَهُمْ مِنْ كُلِّ حَدَبٍ يَنْسِلُونَ

Hatta iza futihat ye'cucu ve me'cucu ve hum min kulli hadebin yensilun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yecüc ve Mecüc'ün seddi yıkıldığı zaman her dere ve tepeden boşanırlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Nihayet Ye'cuc ve Me'cuc açılıb da her tepeden saldırdıkları

Süleyman Ateş

Nihayet Ye'cuc ve Me'cuc'un önü açıldığı ve onlar her tepeden akın etmeye başladıkları zaman,

97 Ayet

وَاقْتَرَبَ الْوَعْدُ الْحَقُّ فَإِذَا هِيَ شَاخِصَةٌ أَبْصَارُ الَّذِينَ كَفَرُوا يَا وَيْلَنَا قَدْ كُنَّا فِي غَفْلَةٍ مِنْ هَٰذَا بَلْ كُنَّا ظَالِمِينَ

Vakterabel va'dul hakku fe iza hiye şahısatun ebsarullezine keferu, ya veylena kad kunna fi gafletin min haza bel kunna zalimin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Gerçek vaad yaklaştığında, inkar edenlerin gözleri beleriverir: "Vah bize! Bundan önce gaflet içindeydik, hem de zalimdik" derler.

Elmalılı Hamdi Yazır

ve hak va'd yaklaştığı vakıt, o zaman işte o küfredenlerin derhal gözleri belerecek "eyvah bizlere biz bundan gaflet ettik, hayır kendimize zulmetmiş olduk" diyecekler

Süleyman Ateş

Gerçek va'd (yani kıyamet) yaklaşmış olur. İnkar edenlerin gözleri birden donup kalır. "Vah bize, biz bundan gaflet içinde idik (bunun doğru olacağını hiç düşünmüyorduk). Meğer biz zulmediyormuşuz!" (diye mırıldandılar).

98 Ayet

إِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ حَصَبُ جَهَنَّمَ أَنْتُمْ لَهَا وَارِدُونَ

İnnekum ve ma ta'budune min dunillahi hasabu cehennem, entum leha varidun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Siz ve Allah'tan başka taptıklarınız, cehennemin yakıtısınız; oraya gireceksiniz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Haberiniz olsun ki siz ve Allahdan başka taptığınız nesneler hep Cehennem mermisisiniz, siz, ona vürud edeceksiniz

Süleyman Ateş

Siz ve Allah'tan başka taptıklarınız cehennemin odunusunuz. Siz, oraya gireceksiniz.

99 Ayet

لَوْ كَانَ هَٰؤُلَاءِ آلِهَةً مَا وَرَدُوهَا ۖ وَكُلٌّ فِيهَا خَالِدُونَ

Lev kane haulai aliheten ma veraduha, ve kullun fiha halidun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Eğer bunlar tanrı olsaydı cehenneme girmezlerdi; hepsi orada temelli kalacaktır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onlar ilah olsalardı ona vürud etmezlerdi, halbuki hepsi onda muhalled kalacaklar

Süleyman Ateş

Eğer onlar tanrı olsalardı oraya girmezlerdi. Oysa hepsi orada sürekli kalacaklardır.

100 Ayet

لَهُمْ فِيهَا زَفِيرٌ وَهُمْ فِيهَا لَا يَسْمَعُونَ

Lehum fiha zefirun ve hum fiha la yesmeun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Orada onlara ah etmek vardır; birşey de işitemezler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Öyle ki onların orada bir zefiri var, bunlar da orada iken işitmiyecekler

Süleyman Ateş

Onlar için bir inleme ve soluma vardır! Ve onlar orada (azabın dehşeti içinde hiçbir şey) işitmezler.

101 Ayet

إِنَّ الَّذِينَ سَبَقَتْ لَهُمْ مِنَّا الْحُسْنَىٰ أُولَٰئِكَ عَنْهَا مُبْعَدُونَ

İnnellezine sebekat lehum minnel husna ulaike anha mub'adun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yaptıklarına karşılık katımızdan kendileri için iyi şeyler yazılmış olanlar, işte onlar cehennemden uzak tutulanlardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şübhe yok ki haklarında bizden husna sebkedenler, bunlar, ondan uzaklaştırılmışlardır

Süleyman Ateş

Ama bizden kendilerine (ezelde) güzellik geçmiş (mutluluk takdir edilmiş) olanlar, işte onlar, ondan (cehennemden) uzaklaştırılmışlardır.

102 Ayet

لَا يَسْمَعُونَ حَسِيسَهَا ۖ وَهُمْ فِي مَا اشْتَهَتْ أَنْفُسُهُمْ خَالِدُونَ

La yesme'une hasiseha, ve hum fi meştehet enfusuhum halidun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Cehennemin uğultusunu duymazlar. Canlarının istediği şeyler içinde temelli kalırlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

ve bunlar canlarının istediğinde muhalled kalacaklardır

Süleyman Ateş

Onun uğultusunu duymazlar. Ve canlarının çektiği (ni'metler) içinde ebedi kalırlar.

103 Ayet

لَا يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْأَكْبَرُ وَتَتَلَقَّاهُمُ الْمَلَائِكَةُ هَٰذَا يَوْمُكُمُ الَّذِي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ

La yahzunuhumul fezeul ekberu ve tetelakkahumul melaikeh, haza yevmukumullezi kuntum tuadun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

En büyük korku bile onları üzmez; kendilerini melekler: "Size söz verilen gün işte bugündür" diye karşılarlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

O fezeı ekber bunları mahzun etmiyecek ve bunları Melekler şöyle karşılayacaklar: bu işte sizin o gününüz ki va'dolunuyordunuz

Süleyman Ateş

O en büyük korku, onları asla tasalandırmaz. Melekler onları şöyle karşılar: "İşte bu, size va'dedilen gününüzdür!"

104 Ayet

يَوْمَ نَطْوِي السَّمَاءَ كَطَيِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِ ۚ كَمَا بَدَأْنَا أَوَّلَ خَلْقٍ نُعِيدُهُ ۚ وَعْدًا عَلَيْنَا ۚ إِنَّا كُنَّا فَاعِلِينَ

Yevme natvis semae ke tayyis sicilli lil kutub, kema bede'na evvele halkın nuiduh, va'den aleyna, inna kunna faılin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Göğü, kitap dürer gibi dürdüğümüz zaman, yaratmaya ilk başladığımız gibi katımızdan verilmiş bir söz olarak onu tekrar var edeceğiz. Doğrusu Biz yaparız.

Elmalılı Hamdi Yazır

O gün ki Semayı kitablar için defter dürer gibi düreceğiz evvel başladığımız gibi halkı iade edeceğiz, uhdemizde bir va'd, şübhe yok ki biz yaparız

Süleyman Ateş

O gün göğü yazı tomarlarını dürer gibi toplarız. İlk yaratmaya başladığımız gibi onu iade ederiz. Üzerimize sözdür; biz bunu mutlaka yapacağız.

105 Ayet

وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ أَنَّ الْأَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ

Ve lekad ketebna fiz zeburi min ba'diz zikri ennel arda yerisuha ıbadiyes salihun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Tevrat'tan sonra Zebur'da da yeryüzüne ancak iyi kullarımın mirasçı olduğunu yazmıştık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şanım hakkı için zikirden sonra Zeburda da yazmıştık: ki her halde Arz, ona benim salih kullarım varis olacaktır

Süleyman Ateş

Andolsun Tevrat'tan sonra Zebur'da da: "Arza mutlaka iyi kullarım varis olacak (bu yer onların eline geçecek)" diye yazmıştık.

106 Ayet

إِنَّ فِي هَٰذَا لَبَلَاغًا لِقَوْمٍ عَابِدِينَ

İnne fi haza le belagan li kavmin abidin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu bu Kuran'da, kulluk eden kimselere bildiri vardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şübhe yok ki bunda abid bir kavm için kafi bir öğüd vardır

Süleyman Ateş

Şüphesiz bunda kulluk eden kimseler için yeterli bir öğüt vardır.

107 Ayet

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ

Ve ma erselnake illa rahmeten lil alemin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve seni sade alemine rahmet olarak göndermişizdir

Süleyman Ateş

(Ey Muhammed) Biz seni ancak alemlere rahmet için gönderdik.

108 Ayet

قُلْ إِنَّمَا يُوحَىٰ إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَاحِدٌ ۖ فَهَلْ أَنْتُمْ مُسْلِمُونَ

Kul innema yuha ileyye ennema ilahukum ilahun vahid, fe hel entum muslimun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Doğrusu tanrınızın tek bir Tanrı olduğu bana şüphesiz vahyolundu. Artık müslüman olacak mısınız?"

Elmalılı Hamdi Yazır

De ki: bana sade vahyolunuyor ki: ilahınız ancak bir ilahdır, şimdi siz müsliman oluyor musunuz?

Süleyman Ateş

De ki: "Bana, Tanrınız, ancak bir tek Tanrıdır; diye vahyolunur. O'na teslim ol(up putperestliği bırak)cak mısınız?

109 Ayet

فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ آذَنْتُكُمْ عَلَىٰ سَوَاءٍ ۖ وَإِنْ أَدْرِي أَقَرِيبٌ أَمْ بَعِيدٌ مَا تُوعَدُونَ

Fe in tevellev fe kul azentukum ala seva', ve in edri e karibun em baidun ma tuadun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Eğer yüz çevirirlerse, de ki: "Size düpedüz açıkladım; tehdit olunduğunuz şeyin yakın mı uzak mı olduğunu bilmem."

Elmalılı Hamdi Yazır

Bunun üzerine aldırmazlarsa o halde de de ki: size düpedüz ı'lan ettim, ve bilmem bu size edilen va'd-ü vaid pek yakın mı, yoksa uzak mı?

Süleyman Ateş

Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Ben sizin hepinize eşit biçimde açıkladım. Artık tehdidedildiğiniz şeyin yakın mı, yoksa uzak mı olduğunu bilmem."

110 Ayet

إِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ مِنَ الْقَوْلِ وَيَعْلَمُ مَا تَكْتُمُونَ

İnnehu ya'lemul cehre minel kavli ve ya'lemu ma tektumun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Doğrusu O, açığa vurulan sözü de bilir, gizlediklerinizi de bilir."

Elmalılı Hamdi Yazır

Şübhe yok ki o, söylenenden, açığa vurulanı da bilir gizlediğinizi de bilir

Süleyman Ateş

Şüphesiz O, sözün açığını da bilir, gizlediklerinzi de bilir.

111 Ayet

وَإِنْ أَدْرِي لَعَلَّهُ فِتْنَةٌ لَكُمْ وَمَتَاعٌ إِلَىٰ حِينٍ

Ve in edri leallehu fitnetun lekum ve metaun ila hin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Bilmem; belki bu gecikme sizi denemek ve bir süreye kadar geçindirmek içindir."

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve bilmem belki bu (mühlet) sizin için bir imtihan ve vakta kadar bir istifadedir

Süleyman Ateş

Bilmem belki de o (azabın ertelenmesi) sizi denemek ve bir süreye kadar yaşatmak içindir

112 Ayet

قَالَ رَبِّ احْكُمْ بِالْحَقِّ ۗ وَرَبُّنَا الرَّحْمَٰنُ الْمُسْتَعَانُ عَلَىٰ مَا تَصِفُونَ

Kale rabbıhkum bil hakk, ve rabbuner rahmanul musteanu ala ma tasıfun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Peygamber: "Rabbim! Aramızda gerçekle hükmet, anlattıklarınıza karşı ancak Rahman olan Rabbimizden yardım istenir" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Dedi: ya rabb! hakka hukmet ve rabbımız rahmandır ancak isnadlarınıza karşı sığınılacak müstean

Süleyman Ateş

(Allah'ın Resulü) Dedi: "Rabbim (aramızda) hak ile hükmet, Rabbimiz çok merhamet edendir. Sizin nitelendirdiğinize (iftiralarınıza) karşı O'nun yardımına sığınılır (O, bizi her tehlikeden korur)!"