بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

📖 118 Ayet 📍 Mekki 🔢 Sıra: 23
1 Ayet

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ

Kad eflehal mu'minun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Müminler saadete ermişlerdir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hakikat felah buldu o mü'minler

Süleyman Ateş

Felaha ulaştı o mü'minler.

2 Ayet

الَّذِينَ هُمْ فِي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ

Ellezine hum fi salatihim haşiun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlar namazda huşu içindedirler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ki onlar namazlarında huşu'ludurlar

Süleyman Ateş

Ki onlar, namazlarında saygılıdırlar.

3 Ayet

وَالَّذِينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ

Vellezine hum anil lagvi mu'ridun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlar boş şeylerden yüz çevirirler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onlar ki biyhude işe, boş lafa bakmazlar

Süleyman Ateş

Onlar boş şeylerden yüz çevirirler.

4 Ayet

وَالَّذِينَ هُمْ لِلزَّكَاةِ فَاعِلُونَ

Vellezine hum liz zekati failun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlar zekatlarını verirler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onlar ki zekat vermek için çalışırlar

Süleyman Ateş

Onlar zekatı verirler.

5 Ayet

وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ

Vellezine hum li furucihim hafizun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten korurlar. Doğrusu bunlar yerilemezler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve onlar ki ırzlarını korurlar

Süleyman Ateş

Ve onlar ırzlarını korurlar.

6 Ayet

إِلَّا عَلَىٰ أَزْوَاجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ

İlla ala ezvacihim ev ma meleket eymanuhum fe innehum gayru melumin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten korurlar. Doğrusu bunlar yerilemezler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ancak zevcelerine ve kendilerinin milki olan cariyelerine karşı müstesna, çünkü bunlar levm olunmazlar

Süleyman Ateş

Ancak eşleri, yahut ellerinin sahipolduğu (cariyeler) hariç. (Bunlarla ilişkilerinden dolayı da) onlar kınanmazlar.

7 Ayet

فَمَنِ ابْتَغَىٰ وَرَاءَ ذَٰلِكَ فَأُولَٰئِكَ هُمُ الْعَادُونَ

Fe menibtega verae zalike fe ulaike humul adun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bu sınırları aşmak isteyenler, işte bunlar aşırı gidenlerdir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Kim de bundan ötesini ararsa işte artık onlar haddi aşanlardır

Süleyman Ateş

Ama bunun ötesine gitmek isteyen olursa, işte onlar haddi aşanlardır.

8 Ayet

وَالَّذِينَ هُمْ لِأَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ

Vellezine hum li emanatihim ve ahdihim raun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlar emanetlerini ve sözlerini yerine getirirler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve onlar ki emanetlerine ve ahidlerine riayetkardırlar

Süleyman Ateş

Ve o(mü'min)ler emanetlerine ve ahidlerine özen gösterirler.

9 Ayet

وَالَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ

Vellezine hum ala salavatihim yuhafızun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Namazlarına riayet ederler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onlar ki namazlarının üzerine muhafızlık ederler

Süleyman Ateş

Onlar namazlarını (vakitlerinde kılarak) korurlar.

10 Ayet

أُولَٰئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَ

Ulaike humul varisun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İşte onlar, temelli kalacakları Firdevs cennetine varis olanlardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

İşte onlardır o varisler

Süleyman Ateş

İşte varis olacaklar onlardır.

11 Ayet

الَّذِينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

Ellezine yerisunel firdevs, hum fiha halidun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İşte onlar, temelli kalacakları Firdevs cennetine varis olanlardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ki Firdevse varis olacak, onda muhallad kalacaklardır

Süleyman Ateş

Onlar (en yüksek cennet olan) Firdevs'e varis olacaklar, orada ebedi kalacaklardır.

12 Ayet

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ طِينٍ

Ve lekad halaknal insane min sulaletin min tin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, insanı süzme çamurdan yarattık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şanım hakkı için biz insanı çamurdan, bir sülaleden yarattık

Süleyman Ateş

Andolsun biz insanı çamurdan bir süzmeden yarattık.

13 Ayet

ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً فِي قَرَارٍ مَكِينٍ

Summe cealnahu nutfeten fi kararin mekin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sonra onu nutfe halinde sağlam bir yere yerleştirdik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra onu oturaklı bir karargahta bir nufte yaptık

Süleyman Ateş

Sonra onu bir nutfe (sperm) olarak sağlam bir karar yerine koyduk.

14 Ayet

ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًا ثُمَّ أَنْشَأْنَاهُ خَلْقًا آخَرَ ۚ فَتَبَارَكَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ

Summe halaknen nutfete alakaten fe halaknel alakate mudgaten fe halaknel mudgate ızamen fe kesevnel izame lahmen summe enşe'nahu halkan ahar, fe tebarekallahu ahsenul halikin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sonra nutfeyi kan pıhtısına çevirdik, kan pıhtısını bir çiğnemlik et yaptık, bir çiğnemlik etten kemikler yarattık, kemiklere de et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratık yaptık: Biçim verenlerin en güzeli olan Allah ne uludur!

Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra o nufteyi bir aleka yarattık derken o alakayı bir mudga yarattık derken o kemiklere bir et giydirdik, sonra ona diğer bir hılkat neş'eti verdik, bak ne şanlı o Allah, yaratanların en güzeli

Süleyman Ateş

Sonra nutfeyi alaka(embriyo)ya çevirdik, alaka(embriyo)yı bir çiğnemlik ete çevirdik, bir çiğnemlik eti kemiklere çevirdik, kemiklere et giydirdik; sonra onu bambaşka bir yaratık yaptık. Yaratanların en güzeli Allah, ne yücedir!

15 Ayet

ثُمَّ إِنَّكُمْ بَعْدَ ذَٰلِكَ لَمَيِّتُونَ

Summe innekum ba'de zalike le meyyitun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sizler, bütün bunlardan sonra ölürsünüz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra siz bunun arkasından muhakkak öleceksiniz

Süleyman Ateş

Sonra siz, bunun ardından öleceksiniz.

16 Ayet

ثُمَّ إِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ تُبْعَثُونَ

Summe innekum yevmel kıyameti tub'asun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz kıyamet günü tekrar diriltilirsiniz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra siz Kıyamet günü muhakkak ba'solunacaksınız

Süleyman Ateş

Sonra, siz kıyamet günü muhakkak diriltileceksiniz.

17 Ayet

وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَائِقَ وَمَا كُنَّا عَنِ الْخَلْقِ غَافِلِينَ

Ve lekad halakna fevkakum seb'a taraika ve ma kunna anil halkı gafilin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, üstünüzde yedi tabaka yarattık. Biz, yarattığımızdan habersiz değiliz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Filhakıka biz, sizin fevkınızda yedi tarıyk yarattık ve halktan gafil olmadık

Süleyman Ateş

Üstünüzde de yedi tabaka (yedi gök) yarattık. Biz yaratmadan gafil değiliz.

18 Ayet

وَأَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً بِقَدَرٍ فَأَسْكَنَّاهُ فِي الْأَرْضِ ۖ وَإِنَّا عَلَىٰ ذَهَابٍ بِهِ لَقَادِرُونَ

Ve enzelna mines semai maen bi kaderin fe eskennahu fil ardı ve inna ala zehabin bihi le kadirun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Gökten suyu ölçülü indirdik de, onu yerde durdurduk. Şüphesiz onu gidermeye de kadiriz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve Semadan bir kader ile bir su indirdik de onu yerde iskan eyledik, halbuki biz onu giderivermeğe de şübhesiz kadiriz

Süleyman Ateş

Gökten belli ölçü ve miktarda su indirip onu yerde durdurduk. Biz onu (indirmeğe kadir olduğumuz gibi) gidermeğe de kadiriz.

19 Ayet

فَأَنْشَأْنَا لَكُمْ بِهِ جَنَّاتٍ مِنْ نَخِيلٍ وَأَعْنَابٍ لَكُمْ فِيهَا فَوَاكِهُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ

Fe enşe'na lekum bihi cennatin min nahilin ve a'nab, lekum fiha fevakihu kesiretun ve minha te'kulun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onunla, içinde, yediğiniz birçok meyvalar bulunan hurmalık ve üzüm bağları, Tur-i Sina'da yetişen, yiyenlere, yağ ve katık veren zeytin ağacını var ettik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Öyle iken durdurduk da onunla sizin için hurmalıklar, üzümlükler kabilinden bağlar, bağçeler yaptık ki içlerinde sizin için bir çok yemişler var onlardan yer ve geçinirsiniz

Süleyman Ateş

Onunla size, içlerinde sizin için birçok meyvalar bulunan hurma ve üzüm bahçeleri yetiştirdik, onlardan yiyorsunuz.

20 Ayet

وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَاءَ تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلْآكِلِينَ

Ve şecereten tahrucu min turi seynae tenbutu bid duhni ve sıbgın lil akilin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onunla, içinde, yediğiniz birçok meyvalar bulunan hurmalık ve üzüm bağları, Tur-i Sina'da yetişen, yiyenlere, yağ ve katık veren zeytin ağacını var ettik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve bir ağaç ki Tur-i Siyna'dan çıkar, yağ ve yiyenlere bir katıkla biter

Süleyman Ateş

Yine onunla Tur-i Sina'dan çıkan, (meyvası) yağlı olarak biten, yiyenlerin (yağına ekmeklerini) batıracakları bir (zeytin) ağac(ı) yetiştirdik.

21 Ayet

وَإِنَّ لَكُمْ فِي الْأَنْعَامِ لَعِبْرَةً ۖ نُسْقِيكُمْ مِمَّا فِي بُطُونِهَا وَلَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ

Ve inne lekum fil en'ami le ibreh, nuskikum mimma fi butuniha ve lekum fiha menafiu kesiretun ve minha te'kulun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ehli hayvanlarda size ders vardır; onlardan çıkan sütten size içiririz; onlarda daha birçok menfaatiniz vardır. Onlardan yersiniz.

Elmalılı Hamdi Yazır

En'amda da sizin için cidden bir ıbret vardır, karınlarındakinden sizi iska ediyoruz sizin için de onlarda hem bir çok menafi' vardır, hem de onlardan yersiniz

Süleyman Ateş

Hayvanlarda da sizin için ibret vardır: Karınlarının içindekinden size içiriyoruz. Onlarda sizin için daha birçok faydalar var, aynı zamanda onlardan yersiniz.

22 Ayet

وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ

Ve aleyha ve alel fulki tuhmelun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Hem onların ve hem de gemilerin üzerinde taşınırsınız.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hem onlara ve hem gemiye yüklenirsiniz

Süleyman Ateş

O(hayva)nların üzerinde ve gemiler üzerinde taşınırsınız.

23 Ayet

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُ ۖ أَفَلَا تَتَّقُونَ

Ve lekad erselna nuhan ila kavmihi fe kale ya kavmi' budullahe ma lekum min ilahin gayruh, e fe la tettekun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki Nuh'u milletine gönderdik; onlara: "Ey milletim! Allah'a kulluk edin; O'ndan başka tanrınız yoktur; sakınmaz mısınız?" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Celalim hakkı için biz Nuhu kavmine Resul gönderdik de dedi ki: ey benim kavmim: Allaha ıbadet edin, ondan başka bir tanrınız yoktur, binaenaleyh korunmaz mısınız?

Süleyman Ateş

Andolsun biz, Nuh'u kavmine gönderdik: "Ey kavmim, dedi, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka tanrınız yoktur, korunmaz mısınız?"

24 Ayet

فَقَالَ الْمَلَأُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ مَا هَٰذَا إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُرِيدُ أَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَأَنْزَلَ مَلَائِكَةً مَا سَمِعْنَا بِهَٰذَا فِي آبَائِنَا الْأَوَّلِينَ

Fe kalel meleullezine keferu min kavmihi ma haza illa beşerun mıslukum yuridu en yetefaddale aleykum, ve lev şaallahu le enzele melaikeh, ma semi'na bi haza fi abainel evvelin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Milletinin inkarcı ileri gelenleri: "Bu, sizin gibi bir insandan başka birşey değildir. Sizden üstün olmak istiyor. Allah dilemiş olsaydı melekler indirirdi. İlk atalarımızdan beri böyle birşey işitmedik. Bu adamda nedense biraz delilik var, bir süreye kadar onu gözetleyin" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bunun üzerine kavminden küfreden kodaman güruh şöyle dedi: bu, başka değil, ancak sizin gibi bir beşer, üstünüze geçmek istiyor, eğer Allah dilese idi elbette bir takım Melekler gönderirdi, biz evvelki atalarımız içinde bunu işitmedik

Süleyman Ateş

Kavminin içinden ileri gelen inkarcı bir grup (şöyle) dedi: "Bu da sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Size üstün gelmek istiyor. Eğer Allah (elçi göndermek) dileseydi, melekleri indirirdi. Biz ilk babalarımızdan böyle bir şey işitmedik."

25 Ayet

إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ بِهِ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِهِ حَتَّىٰ حِينٍ

İn huve illa raculun bihi cinnetun fe terabbasu bihi hatta hin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Milletinin inkarcı ileri gelenleri: "Bu, sizin gibi bir insandan başka birşey değildir. Sizden üstün olmak istiyor. Allah dilemiş olsaydı melekler indirirdi. İlk atalarımızdan beri böyle birşey işitmedik. Bu adamda nedense biraz delilik var, bir süreye kadar onu gözetleyin" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Her halde o öyle bir adam ki kendisinde bir cinnet var, binaenaleyh gözetin bunu bir zamana kadar

Süleyman Ateş

O, kendisinde delilik bulunan bir adamdır, başka bir şey değildir. Hele bir süreye kadar onu gözetleyin. He is only a man in whom is a madness, so watch him for a while.

26 Ayet

قَالَ رَبِّ انْصُرْنِي بِمَا كَذَّبُونِ

Kale rabbinsurni bima kezzebun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Nuh: "Rabbim! Beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Dedi: ya rab! Beni tekzib etmelerine karşı sen bana nusrat ver

Süleyman Ateş

(Nuh): "Rabbim, beni yalanlamaları karşısında bana yardım et (bana verdiğin sözü yerine getir)!" dedi.

27 Ayet

فَأَوْحَيْنَا إِلَيْهِ أَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَإِذَا جَاءَ أَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ ۙ فَاسْلُكْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْ ۖ وَلَا تُخَاطِبْنِي فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا ۖ إِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ

Fe evhayna ileyhi enısnaıl fulke bi a'yunina ve vahyina fe iza cae emruna ve faret tennuru fesluk fiha min kullin zevceynisneyni ve ehleke illa men sebeka aleyhil kavlu minhum, ve la tuhatıbni fillezine zalemu, innehum mugrakun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: "Nezaretimiz altında, sana bildirdiğimiz gibi gemiyi yap; buyruğumuz gelip tandırdan sular kaynayınca her cinsten birer çifti ve aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu alıp gemiye bindir. Haksızlık yapanlar için Bana baş vurma, çünkü onlar suda boğulacaklardır."

Elmalılı Hamdi Yazır

Biz de ona şöyle vahyettik: bizim nezaretimiz ve vahyimizle gemiyi yap, sonra emrimiz gelip de tennur feveran edince hemen ona topundan bir iki çift ve aleyhinde söz sebketmiş olandan başka ehlini sok ve o zulm edenler hakkında bana bir hıtabda bulunma, çünkü onlar gark olunacaklardır

Süleyman Ateş

Biz de ona vahyettik ki: "Gözlerimizin önünde ve vahyimiz(öğretimimiz)le o gemiyi yap. Bizim buyruğumuz gelip de tandır kaynayınca her cinsten iki çift ve aileni de alıp ona sok. Yalnız onlar içinde alehylerine söz geçmiş (azabımıza uğrama hükmü giymiş) olanları bırak. O zulmedenler hakkında bana yalvarma; onlar, mutlaka boğulacaklardır!

28 Ayet

فَإِذَا اسْتَوَيْتَ أَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي نَجَّانَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

Fe izesteveyte ente ve men meake alel fulki fe kulil hamdu lillahillezi neccana minel kavmiz zalimin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ey Nuh! Sen ve beraberindekiler gemiye yerleşince: "Bizi zalim milletten kurtaran Allah'a hamdolsun" de.

Elmalılı Hamdi Yazır

Binaenaleyh sen maıyyetindekilerle geminin üzerine çıktığında da de ki: hamd o Allaha ki bizi o zalim kavminden kurtardı

Süleyman Ateş

Sen ve yanında bulunanlar gemiye yerleştiğiniz zaman: "Bizi o zalim kavimden kurtaran Allah'a hamdolsun." de.

29 Ayet

وَقُلْ رَبِّ أَنْزِلْنِي مُنْزَلًا مُبَارَكًا وَأَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِلِينَ

Ve kul rabbi enzilni munzelen mubareken ve ente hayrul munzilin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbim! Beni mübarek bir yere indir. Sen indirenlerin en iyisisin" de.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve de ki: rabbım! Beni bir mübarek menzile kondur, konuklıyanların en hayırlısı sensin

Süleyman Ateş

Ve de ki: "Rabbim, beni mübarek bir inişle indir; sen konuklayanların en hayırlısısın."

30 Ayet

إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَاتٍ وَإِنْ كُنَّا لَمُبْتَلِينَ

İnne fi zalike le ayatin ve in kunna le mubtelin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu bunlarda dersler vardır. Biz şüphesiz insanları denemekteyiz.

Elmalılı Hamdi Yazır

İşte bunda çok ayetler vardır ve hakıkat biz pek imtihancıyızdır

Süleyman Ateş

Gerçi biz, (onları) sınıyorduk ama, bu olayda (sizler için de) nice ibretler vardır.

31 Ayet

ثُمَّ أَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا آخَرِينَ

Summe enşe'na min ba'dihim karnen aharin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bunların ardından başka nesiller varettik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra arkalarından başka bir karn inşa eyledik

Süleyman Ateş

Sonra onların ardından başka bir nesil yetiştirdik.

32 Ayet

فَأَرْسَلْنَا فِيهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُ ۖ أَفَلَا تَتَّقُونَ

Fe erselna fihim resulen minhum eni'budullahe ma lekum min ilahin gayruh, e fe la tettekun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlara aralarından: "Allah"a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur, sakınmaz mısınız?" diyen bir elçi gönderdik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onların içinde de kendilerinden bir Resul gönderdik şöyle ki: Allaha ıbadet edin ondan başka bir tanrınız yok, artık korunmaz mısınız?

Süleyman Ateş

Onlara da kendi içlerinden: "Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka Tanrınız yoktur, (Allah'ın azabından) korunmaz mısınız?" diyen bir elçi gönderdik.

33 Ayet

وَقَالَ الْمَلَأُ مِنْ قَوْمِهِ الَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَاءِ الْآخِرَةِ وَأَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا مَا هَٰذَا إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ

Ve kalel meleu min kavmihillezine keferu ve kezzebu bi likail ahıreti ve etrafnahum fil hayatid dunya ma haza illa beşerun mislukum ye'kulu mimma te'kulune minhu yeşrebu mimma teşrabun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onun, inkarcı ve ahirete kavuşmayı yalanlayan milletinin ileri gelenleri ki Biz onlara bu dünya hayatında nimet vermiştik şöyle dediler: "Bu, yediğinizden yiyen, içtiğinizden içen sizin gibi bir insandan başka birşey değildir."

Elmalılı Hamdi Yazır

Dünya hayatta kendilerine refah verdiğimiz halde küfredip Ahıret likasını tekzib eyliyen kavminden o (mele') kodaman güruh ise şöyle dedi: "bu başka değil, ancak sizin gibi bir beşer, yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor

Süleyman Ateş

Kavminden, kendilerine dünya hayatında bol ni'met verdiğimiz o inkar eden ve ahiret buluşmasını (hesap ve cezasını) yalanlayan eşraf takımı dedi ki: "Bu da sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Sizin yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor."

34 Ayet

وَلَئِنْ أَطَعْتُمْ بَشَرًا مِثْلَكُمْ إِنَّكُمْ إِذًا لَخَاسِرُونَ

Ve lein eta'tum beşeren mislekum innekum izen le hasirun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz hüsrana uğrayacağınızda hiç şüphe yoktur."

Elmalılı Hamdi Yazır

ve şayet sizin gibi bir beşere itaat ederseniz muhakkak ki siz o halde kat'ıyyen husrandasınızdır.

Süleyman Ateş

Eğer sizin gibi bir insana ita'at ederseniz o takdirde siz, mutlaka ziyana uğrayanlarsınız demektir.

35 Ayet

أَيَعِدُكُمْ أَنَّكُمْ إِذَا مِتُّمْ وَكُنْتُمْ تُرَابًا وَعِظَامًا أَنَّكُمْ مُخْرَجُونَ

E yaıdukum ennekum iza mittum ve kuntum turaben ve izamen ennekum muhracun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Öldüğünüz, toprak ve kemik yığını olduğunuz zaman tekrar dirilmenizle sizi tehdit mi ediyor?"

Elmalılı Hamdi Yazır

Siz öldüğünüz ve bir toprak, bir yığın kemik olduğunuz vakıt muhakkak çıkarılacaksınız diye mi va'dediyor?

Süleyman Ateş

O size, siz öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman yeniden hayata çıkarılacağınızı mı va'dediyor?

36 Ayet

۞ هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَ

Heyhate heyhate lima tuadun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Oysa tehdit edildiğiniz şey ne kadar, hem de ne kadar uzak!"

Elmalılı Hamdi Yazır

Heyhat o va'dolunduğunuz şey ne kadar uzak

Süleyman Ateş

Heyhat, o size va'dedilen şey ne kadar uzak!

37 Ayet

إِنْ هِيَ إِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ

İn hiye illa hayatuned dunya nemutu ve nahya ve ma nahnu bi meb'usin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Hayat ancak bu dünyadakidir. Ölürüz ve yaşarız (kimimiz ölür kimimiz doğar); tekrar diriltilmeyiz."

Elmalılı Hamdi Yazır

O, bizim Dünya hayatımızdan başka bir şey değildir, ölürüz ve yaşarız, fakat biz ba's olunmayız

Süleyman Ateş

Ne ise hep bu dünya hayatımızdır; ölürüz ve yaşarız, biz öldükten sonra diriltilecek değiliz.

38 Ayet

إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ افْتَرَىٰ عَلَى اللَّهِ كَذِبًا وَمَا نَحْنُ لَهُ بِمُؤْمِنِينَ

İn huve illa raculuniftera alallahi keziben ve ma nahnu lehu bi mu'minin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Bu, sadece Allah'a karşı yalan uyduranın biridir. Biz ona inanmayız."

Elmalılı Hamdi Yazır

O ancak öyle bir adam ki bir yalanı Allaha iftira etti, biz ona inanacak değiliz

Süleyman Ateş

O, Allah'a yalan uydurandan başka bir adam değildir. Biz ona inanıcı(insan)lar değiliz.

39 Ayet

قَالَ رَبِّ انْصُرْنِي بِمَا كَذَّبُونِ

Kale rabbinsurni bima kezzebun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

O peygamber: "Rabbim! Beni yalancı saymalarına karşılık bana yardım et" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ya rab! dedi: beni tekzib ettikleri cihetle öcümü al

Süleyman Ateş

(O peygamber): "Rabbim, dedi, beni yalanlamaları karşısında bana yardım et."

40 Ayet

قَالَ عَمَّا قَلِيلٍ لَيُصْبِحُنَّ نَادِمِينَ

Kale amma kalilin le yusbihunne nadimin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah da: "Az sonra pişman olacaklar" buyurdu.

Elmalılı Hamdi Yazır

Buyurdu ki: az bir zamanda nadim olacaklar

Süleyman Ateş

(Allah): "Az sonra onlar pişman olacaklar!" dedi.

41 Ayet

فَأَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ بِالْحَقِّ فَجَعَلْنَاهُمْ غُثَاءً ۚ فَبُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

Fe ehazethumus sayhatu bil hakkı fe cealnahum gusaen, fe bu'den lil kavmiz zalimin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Gerçekten, onları bir çığlık yakaladı ve onları süprüntü yığını haline getirdik. Haksızlık eden millet, rahmetden ırak olsun!

Elmalılı Hamdi Yazır

Derken onları sayha, bihakkın alıverdi de kendilerini bir seyl süpürüntüsü yapıverdik, artık öyle bir defolmuş oldu ki o kavm, o zalimler!

Süleyman Ateş

Derken o korkunç ses, onları gerçekten yakaladı da onları sel süprüntüsü haline getirdik. Uzak olsun o zalim kavim!.

42 Ayet

ثُمَّ أَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قُرُونًا آخَرِينَ

Summe enşe'na min ba'dihim kurunen aharin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ardlarından başka nesiller varettik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra arkalarından başka karnlar inşa ettik

Süleyman Ateş

Sonra onların ardından başka nesiller yetiştirdik.

43 Ayet

مَا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ

Ma tesbiku min ummetin eceleha ve ma yeste'hırun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Hiçbir ümmet, kendi süresini ne çabuklaştırabilir ve ne de geciktirebilir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hiç bir ümmet, ecelini sebkedemez ve geriletemezler

Süleyman Ateş

Hiçbir ümmet, ne süresinden ileri geçebilir, ne de geri kalabilir.

44 Ayet

ثُمَّ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَىٰ ۖ كُلَّ مَا جَاءَ أُمَّةً رَسُولُهَا كَذَّبُوهُ ۚ فَأَتْبَعْنَا بَعْضَهُمْ بَعْضًا وَجَعَلْنَاهُمْ أَحَادِيثَ ۚ فَبُعْدًا لِقَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ

Summe erselna rusulena tetra, kullema cae ummeten resuluha kezzebuhu fe etba'na ba'dahum ba'dan ve cealnahum ehadis, fe bu'den li kavmin la yu'minun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sonra birbiri peşinden peygamberlerimizi gönderdik. Her ümmete peygamberi geldikçe onu yalancı saydılar. Onları birbiri peşinden yok edip hepsini birer efsane yaptık. İnanmayan millet, rahmetden ırak olsun!

Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra ardı ardına Resullerimizi gönderdik, her ümmete Resulü geldikçe onu tekzib ettiler, biz de onları birbiri ardınca yuvarladık ve hepsini birer efsane yaptık, artık defolsun öyle bir kavim ki iymana gelmezler

Süleyman Ateş

Sonra biz, elçilerimizi ardı ardına gönderdik. Hangi ümmete elçisi geldiyse onlar onu yalanladılar, biz de onları birbiri ardınca devirdik ve hepsini birer efsane yaptık. İnanmayan toplum uzak olsun.

45 Ayet

ثُمَّ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ وَأَخَاهُ هَارُونَ بِآيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُبِينٍ

Summe erselna musa ve ehahu harune bi ayatina ve sultanin mubin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sonra Musa ve kardeşi Harun'u, Firavun ve erkanına mucizelerimiz ve apaçık delille gönderdik. Büyüklük tasladılar. Zaten mağrur bir topluluktular.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra bir takım ayetlerimiz ve açık bir ferman ile Musayı ve kardeşi Harunu gönderdik

Süleyman Ateş

Sonra Musa'yı ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik;

46 Ayet

إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِ فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا عَالِينَ

İla fir'avne ve meleihi festekberu ve kanu kavmen alin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sonra Musa ve kardeşi Harun'u, Firavun ve erkanına mucizelerimiz ve apaçık delille gönderdik. Büyüklük tasladılar. Zaten mağrur bir topluluktular.

Elmalılı Hamdi Yazır

Fir'avna ve cem'ıyyetine de bunlar kibirlerine yediremediler ve dik başlı bir kavm idiler

Süleyman Ateş

Fir'avn'e ve ileri gelen adamlarına. Onlar büyüklük tasladılar ve böbürlenen bir topluluk oldular.

47 Ayet

فَقَالُوا أَنُؤْمِنُ لِبَشَرَيْنِ مِثْلِنَا وَقَوْمُهُمَا لَنَا عَابِدُونَ

Fe kalu e nu'minu li beşereyni mislina ve kavmuhuma lena abidun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bu yüzden: "Milletleri bize kul iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız?" deyip onları yalancı saydılar. Bu yüzden yok edildiler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onun için biz, dediler, bizim gibi iki beşere iyman mı ederiz? Halbuki onların kavmi bize kulluk ediyor

Süleyman Ateş

Şu iki adamın kavmi bize kölelik ederken, şimdi biz kalkıp bizim gibi iki insana mı inanacağız? dediler.

48 Ayet

فَكَذَّبُوهُمَا فَكَانُوا مِنَ الْمُهْلَكِينَ

Fe kezzebuhuma fe kanu minel muhlekin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bu yüzden: "Milletleri bize kul iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız?" deyip onları yalancı saydılar. Bu yüzden yok edildiler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bu suretle onları tekzib ettiler de helak edilenlerden oldular

Süleyman Ateş

Onları yalanladılar ve helak edilenlerden oldular.

49 Ayet

وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ

Ve lekad ateyna musel kitabe leallehum yehtedun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki Musa'ya, doğru yola girsinler diye Kitap verdik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şanım hakkı için berikiler doğru yolu tutabilsinler diye Musaya o kitabı da verdik

Süleyman Ateş

(Sonra Musa, İsrail oğullarını Mısır'dan çıkardı. İsrail oğulları) Doğru yolu bulsunlar diye biz, Musa'ya Kitabı (Tevrat'ı) verdik.

50 Ayet

وَجَعَلْنَا ابْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُ آيَةً وَآوَيْنَاهُمَا إِلَىٰ رَبْوَةٍ ذَاتِ قَرَارٍ وَمَعِينٍ

Ve cealnebne meryeme ve ummehu ayeten ve aveynahuma ila rabvetin zati kararin ve main.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Meryem oğlunu da, annesini de mucize kıldık. Her ikisini de, pınarı bulunan, oturmaya elverişli yüksek bir yere yerleştirdik.

Elmalılı Hamdi Yazır

İbni Meryemi de anasiyle bir ayet kıldık ve ikisini bir oturaklı ve temiz sulu bir tepeye barındırdık

Süleyman Ateş

Meryem oğlunu ve annesini bir mu'cize kıldık ve onları oturmaya uygun, çeşmeli bir tepeye yerleştirdik.

51 Ayet

يَا أَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًا ۖ إِنِّي بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ

Ya eyyuher rusulu kulu minet tayyibati va'melu saliha, inni bima ta'melune alim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ey Peygamberler! Temiz şeylerden yiyin, yararlı iş işleyin; doğrusu Ben, yaptığınızı bilirim.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ey Resuller! Halal ve hoş şeylerden yiyin ve güzel işler yapın, çünkü ben ne yaparsınız tamamen bilirim

Süleyman Ateş

Ey elçiler, güzel şeylerden yeyin ve yararlı iş yapın. Çünkü ben yaptıklarınızı bilmekteyim.

52 Ayet

وَإِنَّ هَٰذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَأَنَا رَبُّكُمْ فَاتَّقُونِ

Ve inne hazihi ummetukum ummeten vahıdeten ve ene rabbukum fettekun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz bu Müslümanlık, bir tek din olarak sizin dininizdir ve Ben de Rabbinizim; öyleyse Benden sakının.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve işte bu sizin ümmetiniz bir tek ümmet ve rabbınız da ben, artık hep bana korunun

Süleyman Ateş

Ve işte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir, ben de sizin Rabbinizim, benden korkun. (dedik).

53 Ayet

فَتَقَطَّعُوا أَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ زُبُرًا ۖ كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ

Fe tekattau emrehum beynehum zubura, kullu hızbin bima ledeyhim ferihun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ama insanlar din konusunda aralarında bölük bölük oldular. Her bölük kendi tuttuğu yoldan memnundur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Derken kumandalarını aralarında kitab kitab parçalaştılar, her hızib kendilerininkine güveniyor

Süleyman Ateş

Fakat işlerini aralarında parçalayıp, çeşitli Kitaplara ayırdılar. Her parti, kendi yanında bulunanla sevinmektedir.

54 Ayet

فَذَرْهُمْ فِي غَمْرَتِهِمْ حَتَّىٰ حِينٍ

Fe zerhum fi gamratihim hatta hin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onları bir süreye kadar sapıklıklarıyla başbaşa bırak.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sen şimdi onları bir zamana kadar gaflet ve sapıklıkları ile başbaşa bırak!

Süleyman Ateş

Bir süreye kadar onları, (daldıkları) gafletleri içinde bırak.

55 Ayet

أَيَحْسَبُونَ أَنَّمَا نُمِدُّهُمْ بِهِ مِنْ مَالٍ وَبَنِينَ

E yahsebune ennema numidduhum bihi min malin ve benin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerine mal ve oğullar vermekle, iyiliklerde onlar için acele ettiğimizi mi zannederler? Hayır; farkında değiller.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sanıyorlar mı ki, onlara verdiğimiz servet ve oğullar ile,

Süleyman Ateş

Onlar sanıyorlar mı ki kendilerine verdiğimiz mal ve oğullar ile,

56 Ayet

نُسَارِعُ لَهُمْ فِي الْخَيْرَاتِ ۚ بَلْ لَا يَشْعُرُونَ

Nusariu lehum fil hayrat bel la yeş'urun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerine mal ve oğullar vermekle, iyiliklerde onlar için acele ettiğimizi mi zannederler? Hayır; farkında değiller.

Elmalılı Hamdi Yazır

Kendilerine faydalar sağlamak için can atıyoruz. Hayır, onlar işin farkına varamıyorlar.

Süleyman Ateş

Onların iyiliklerine koşuyoruz? Hayır, (bu verdiğimiz dünya ni'metleri, onlar için bir imtihandır, fakat onlar) farkında değiller.

57 Ayet

إِنَّ الَّذِينَ هُمْ مِنْ خَشْيَةِ رَبِّهِمْ مُشْفِقُونَ

İnnellezine hum min haşyeti rabbihim muşfikun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Rablerine olan saygıdan dolayı titreyenler,

Süleyman Ateş

Onlar ki Rablerine saygıdan titrerler.

58 Ayet

وَالَّذِينَ هُمْ بِآيَاتِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ

Vellezine hum bi ayati rabbihim yu'minun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Rablerinin âyetlerine inananlar,

Süleyman Ateş

Ve onlar ki Rablerinin ayetlerine inanırlar.

59 Ayet

وَالَّذِينَ هُمْ بِرَبِّهِمْ لَا يُشْرِكُونَ

Vellezine hum bi rabbihim la yuşrikun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.

Elmalılı Hamdi Yazır

ablerine ortak tanımayanlar,

Süleyman Ateş

Ve onlar ki Rablerine ortak koşmazlar.

60 Ayet

وَالَّذِينَ يُؤْتُونَ مَا آتَوْا وَقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ أَنَّهُمْ إِلَىٰ رَبِّهِمْ رَاجِعُونَ

Vellezine yu'tune ma atev ve kulubuhum veciletun ennehum ila rabbihim raciun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve, Rablerine dönecekleri için yapmakta oldukları işleri kalpleri titreyerek yapanlar;

Süleyman Ateş

Verdiklerini, Rablerinin huzuruna dönecekleri düşüncesiyle kalbleri korkudan ürpererek verirler.

61 Ayet

أُولَٰئِكَ يُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَهُمْ لَهَا سَابِقُونَ

Ulaike yusariune fil hayrati ve hum leha sabikun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.

Elmalılı Hamdi Yazır

İşte onlar, iyiliklere koşuşurlar ve iyilik için yarışırlar.

Süleyman Ateş

İşte onlar, hayır işlerine koşarlar ve onlar hayır için önde giderler.

62 Ayet

وَلَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا ۖ وَلَدَيْنَا كِتَابٌ يَنْطِقُ بِالْحَقِّ ۚ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

Ve la nukellifu nefsen illa vus'aha ve ledeyna kitabun yantıku bil hakkı ve hum la yuzlemun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Biz herkese ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz. Katımızda gerçeği söyleyen bir kitap vardır; onlar haksızlığa uğratılmazlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Biz hiç kimseyi, gücünün yettiğinden başkası ile yükümlü kılmayız. Nezdimizde hakkı söyleyen bir kitap vardır ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.

Süleyman Ateş

Biz, hiç kimseye gücünün üstünde bir şey teklif etmeyiz. Katımızda gerçeği söyleyen bir Kitap vardır. (Herkesin eylemleri onda tesbit edilmiştir), onlara asla haksızlık edilmez.

63 Ayet

بَلْ قُلُوبُهُمْ فِي غَمْرَةٍ مِنْ هَٰذَا وَلَهُمْ أَعْمَالٌ مِنْ دُونِ ذَٰلِكَ هُمْ لَهَا عَامِلُونَ

Bel kulubuhum fi gamratin min haza ve lehum a'malun min duni zalike hum leha amilun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ama, kafirlerin kalbleri bundan habersizdir. Bundan başka da onların yapageldikleri işler de vardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hayır, onların kalpleri bu hususta cehalet içindedir. Ayrıca onların bundan öte birtakım kötü işleri vardır ki, onlar bu işleri yapar dururlar.

Süleyman Ateş

Fakat onların kalbleri, bundan gaflet içindedir. Onların bundan başka (birtakım pis) işleri daha var ki, onlar hep o işler için çalışırlar.

64 Ayet

حَتَّىٰ إِذَا أَخَذْنَا مُتْرَفِيهِمْ بِالْعَذَابِ إِذَا هُمْ يَجْأَرُونَ

Hatta iza ehazna mutrafihim bil azabi iza hum yec'erun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sonunda şımarık varlıklılarını azabla yakaladığımız zaman feryat ederler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Nihayet refahlı olanlarını azaba çekiverdiğimiz zaman hemen feryada başlıyacaklardır

Süleyman Ateş

Nihayet varlıklılarını azab ile yakaladığımız zaman, hemen feryada başlarlar.

65 Ayet

لَا تَجْأَرُوا الْيَوْمَ ۖ إِنَّكُمْ مِنَّا لَا تُنْصَرُونَ

La tec'erul yevme innekum minna la tunsarun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlara şöyle deriz: "Bugün feryat etmeyin, doğrusu katımızdan bir yardım görmezsiniz."

Elmalılı Hamdi Yazır

Feryad etmeyin bu gün, çünkü siz bizden kurtarılamazsınız

Süleyman Ateş

Bugün artık feryadetmeyin, bize karşı size yardım olunmaz (kimse sizi bizim azabımızdan kurtaramaz). Supplicate not this day! Assuredly ye will not be helped by Us.

66 Ayet

قَدْ كَانَتْ آيَاتِي تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ عَلَىٰ أَعْقَابِكُمْ تَنْكِصُونَ

Kad kanet ayati tutla aleykum fe kuntum ala a'kabikum tenkisun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Ayetlerim size okunduğunda büyüklük taslayıp, gece ağzınıza geleni söyleyerek ardınıza dönüyordunuz."

Elmalılı Hamdi Yazır

Karşınızda ayetlerim okunuyordu da siz ardınıza dönüyordunuz

Süleyman Ateş

Ayetlerim size okunuyordu da siz arkanıza dönüyordunuz. My revelations were recited unto you, but ye used to turn back on your heels,

67 Ayet

مُسْتَكْبِرِينَ بِهِ سَامِرًا تَهْجُرُونَ

Mustekbirine bihi samiran tehcurun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Ayetlerim size okunduğunda büyüklük taslayıp, gece ağzınıza geleni söyleyerek ardınıza dönüyordunuz."

Elmalılı Hamdi Yazır

Ona kafa tutarak, müsamere yaparak hezeyanlar ediyordunuz

Süleyman Ateş

Ayetlerime karşı kibirlenerek geceleyin (Ka'be'nin çevresinde toplanıp) saçmalıyordunuz.

68 Ayet

أَفَلَمْ يَدَّبَّرُوا الْقَوْلَ أَمْ جَاءَهُمْ مَا لَمْ يَأْتِ آبَاءَهُمُ الْأَوَّلِينَ

E fe lem yeddebberul kavle em caehum ma lem ye'ti abaehumul evvelin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Söyleneni hiç düşünmezler mi? Yoksa onlara, ilk atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?

Elmalılı Hamdi Yazır

Ya hala o kelamı tedebbür etmezler mi? Yoksa onlara evvelki atalarına gelmemiş bir şey mi geldi?

Süleyman Ateş

Onlar o sözü (Kur'an'ı) iyice düşünmediler mi, yoksa onlara, ilk atalarına gelmeyen bir şey (bir elçi ve Kitap) geldi diye mi (böyle davranıyorlar)?

69 Ayet

أَمْ لَمْ يَعْرِفُوا رَسُولَهُمْ فَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ

Em lem ya'rifu resulehum fe hum lehu munkirun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Veya peygamberlerini tanımadılar da; bu yüzden mi onu inkar ediyorlar?

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa Peygamberlerini tanımadılar mı da onun için inkar ediyorlar?

Süleyman Ateş

Yoksa elçilerini tanımadıkları (onun doğruluğunu, dürüstlüğünü bilmedikleri) için mi onu inkar ediyorlar?

70 Ayet

أَمْ يَقُولُونَ بِهِ جِنَّةٌ ۚ بَلْ جَاءَهُمْ بِالْحَقِّ وَأَكْثَرُهُمْ لِلْحَقِّ كَارِهُونَ

Em yekulune bihi cinneh, bel caehum bil hakkı ve ekseruhum lil hakkı karihun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ya da: "Onda delilik var" diyorlar öyle mi? Hayır; onlara gerçeği getirmiştir, ama çoğu ondan hoşlanmamaktadır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa onda bir Cinnet var, mı diyorlar? Hayır, o onlara hakk ile geldi fakat ekserisi hakkı hoşlanmıyorlar

Süleyman Ateş

Yoksa "Onda bir delilik var" mı diyorlar? Hayır, o kendilerine hakkı getirdi, fakat çokları haktan hoşlanmıyorlar.

71 Ayet

وَلَوِ اتَّبَعَ الْحَقُّ أَهْوَاءَهُمْ لَفَسَدَتِ السَّمَاوَاتُ وَالْأَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ ۚ بَلْ أَتَيْنَاهُمْ بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَنْ ذِكْرِهِمْ مُعْرِضُونَ

Ve levittebeal hakku ehvaehum le fesedetis semavatu vel ardu ve men fi hinn, bel eteynahum bi zikrihim fe hum an zikrihim mu'ridun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Eğer gerçek onların heveslerine uysaydı, gökler, yer ve onlarda bulananlar bozulup giderdi. Onlara, kendilerine öğüt veren bir şey getirdik; onlar ise öğütlerinden yüz çevirirler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Eğer hak onların keyflerine tabi' olsa idi Semavat ve Arz ve bunlardaki kimseler kat'ıyyen fasid olurdu, hayır, biz onlara unutulmaz ders olacak zikirlerini getirdik de onlar zikirlerinden ı'raz ediyorlar

Süleyman Ateş

Eğer hak, onların keyiflerine uysaydı, gökler, yer ve bunların içinde bulunan kimseler bozulur, giderdi. Biz onlara Zikir'lerini getirdik fakat onlar, Zikirlerinden yüz çeviriyorlar.

72 Ayet

أَمْ تَسْأَلُهُمْ خَرْجًا فَخَرَاجُ رَبِّكَ خَيْرٌ ۖ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِقِينَ

Em tes'eluhum harcen fe haracu rabbike hayrun ve huve hayrur razikin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa sen onlardan bir ücret mi istiyorsun? Rabbinin ecri daha iyidir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa sen onlardan bir haraç mı istiyorsun? Rabbının haracı daha hayırlıdır, hem o, rezzakların en hayırlısıdır

Süleyman Ateş

Yoksa sen onlardan bir vergi mi istiyorsun (da onun için mi hakkı kabul etmiyorlar)? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en iyisidir.

73 Ayet

وَإِنَّكَ لَتَدْعُوهُمْ إِلَىٰ صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

Ve inneke le ted'uhum ila sıratın mustakim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Aslında sen onları doğru yola çağırıyorsun ama, ahirete inanmayanlar bu yoldan sapmaktadırlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Doğrusu sen onları dosdoğru bir caddeye çağırıyorsun

Süleyman Ateş

Sen onları doğru bir yola çağırıyorsun.

74 Ayet

وَإِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ عَنِ الصِّرَاطِ لَنَاكِبُونَ

Ve innellezine la yu'minune bil ahıreti anis sıratı le nakibun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Aslında sen onları doğru yola çağırıyorsun ama, ahirete inanmayanlar bu yoldan sapmaktadırlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Fakat Ahırete inanmıyanlar caddeden sapmaktadırlar

Süleyman Ateş

Ama ahirete inanmayanlar yoldan sapıyorlar.

75 Ayet

۞ وَلَوْ رَحِمْنَاهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِمْ مِنْ ضُرٍّ لَلَجُّوا فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ

Ve lev rahımnahum ve keşefna ma bihim min durrin le leccu fi tugyanihim ya'mehun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Biz onlara acısak ve başlarındaki sıkıntıyı gidersek bile, azgınlıkları içinde bocalayıp kalırlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Eğer biz onlara acıyıb da baskılarını açıversek mutlaka tuğyanlarında ınad eder hiç bir şey görmezler

Süleyman Ateş

Biz onlara acıyıp da başlarındaki sıkıntıyı açsaydık, yine azgınlıklarında bocalamağa devam ederlerdi.

76 Ayet

وَلَقَدْ أَخَذْنَاهُمْ بِالْعَذَابِ فَمَا اسْتَكَانُوا لِرَبِّهِمْ وَمَا يَتَضَرَّعُونَ

Ve lekad ehaznahum bil azabi fe mestekanu li rabbihim ve ma yetedarreun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Biz onları azabla yakalamıştık, yine de Rablerine boyun eğmemiş ve yakarmamışlardı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Filhakika biz, onları azaba tuttuk da yine rablarına karşı uslanmadılar ve yalvarmıyorlar

Süleyman Ateş

Andolsun biz onları azab ile yakaladık, ama yine Rabblerine boyun eğmediler, O'na yalvarmıyorlar.

77 Ayet

حَتَّىٰ إِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَابًا ذَا عَذَابٍ شَدِيدٍ إِذَا هُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ

Hatta iza fetahna aleyhim baben za azabin şedidin iza hum fihi mublisun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sonunda onlara şiddetli bir azap kapısı açtığımız zaman ümitsiz kalıverdiler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Nihayet üzerlerine şedid azablı bir kapı açtığımız vakıt da onun içinde ye'se düşüvereceklerdir

Süleyman Ateş

Nihayet üzerlerine şiddetli bir azab kapısı açtığımız zaman, derhal O'nun içinde şaşkın ve umutsuz kalırlar.

78 Ayet

وَهُوَ الَّذِي أَنْشَأَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ ۚ قَلِيلًا مَا تَشْكُرُونَ

Ve huvellezi enşee lekumus sem'a vel ebsara vel ef'ideh, kalilen ma teşkurun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Oysa, sizin için kulaklar, gözler ve kalbler vareden O'dur. Pek az şükrediyorsunuz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Halbuki sizin için o kulağı, o gözleri, o Gönülleri inşa eden o siz, pek az şükrediyorsunuz

Süleyman Ateş

O'dur ki, sizin için o kulağı, o gözleri ve gönülleri inşa etti. Ne kadar az şükrediyorsunuz!

79 Ayet

وَهُوَ الَّذِي ذَرَأَكُمْ فِي الْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

Ve huvellezi zereekum fil ardı ve ileyhi tuhşerun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sizi yerde yaratıp yayan O'dur ve O'nun huzurunda toplanacaksınız.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve sizi Arzda yaratıp yayan o, hep ona haşrolunacaksınız

Süleyman Ateş

O'dur ki, sizi yeryüzünde yaratıp yaydı ve O'na götürüleceksiniz.

80 Ayet

وَهُوَ الَّذِي يُحْيِي وَيُمِيتُ وَلَهُ اخْتِلَافُ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ ۚ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

Ve huvellezi yuhyi ve yumitu ve lehuhtilaful leyli ven nehar, e fe la ta'kılun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Dirilten de, öldüren de O'dur. Gece ile gündüzün birbiri ardından gitmesi de O'nun emrine bağlıdır. Düşünmez misiniz?

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve o öldüren ve dirilten o, gece ve gündüzün ıhtilafı da hep onun için, artık akıllanmıyacak mısınız

Süleyman Ateş

O'dur ki yaşatıyor, öldürüyor. Gecenin ve gündüzün değişmesi O'nun(eseri)dir. Aklınızı kullanmıyor musunuz?

81 Ayet

بَلْ قَالُوا مِثْلَ مَا قَالَ الْأَوَّلُونَ

Bel kalu misle ma kalel evvelun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Hayır; yine de öncekilerin dediklerini derler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hayır, evvelkilerin dedikleri gibi dediler

Süleyman Ateş

Hayır, onlar da evvelkilerin dedikleri gibi dediler:

82 Ayet

قَالُوا أَإِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَإِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

Kalu e iza mitna ve kunna turaben ve izamen e inna le meb'usun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Öncekiler: "Ölüp toprak ve bir yığın kemik olduğumuzda mı diriltileceğiz? And olsun ki biz ve daha önce de babalarımız tehdit edilmişti; bu, öncekilerin masallarından başka birşey değildir" demişlerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

"Öldüğümüz ve bir türab, bir yığın kemik olduğumuz vakıt mı, cidden biz mi mutlak ba'solunacağız?

Süleyman Ateş

Öldüğümüz, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı, biz mi diriltileceğiz? dediler.

83 Ayet

لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَآبَاؤُنَا هَٰذَا مِنْ قَبْلُ إِنْ هَٰذَا إِلَّا أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ

Lekad vuıdna nahnu ve abauna haza min kablu in haza illa esatirul evvelin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Öncekiler: "Ölüp toprak ve bir yığın kemik olduğumuzda mı diriltileceğiz? And olsun ki biz ve daha önce de babalarımız tehdit edilmişti; bu, öncekilerin masallarından başka birşey değildir" demişlerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yemin ederiz ki bize de, atalarımıza da bu, bundan evvel va'dolundu, bu eskilerin masallarından başka bir şey değil" dediler

Süleyman Ateş

Andolsun bu tehdid bize de bizden önce atalarımıza da yapıldı. Bu, evvelkilerin masallarından başka bir şey değildir.

84 Ayet

قُلْ لِمَنِ الْأَرْضُ وَمَنْ فِيهَا إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

Kul li menil ardu ve men fiha in kuntum ta'lemun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Biliyorsanız söyleyin, yer ve onda bulunanlar kimindir?"

Elmalılı Hamdi Yazır

"Kimin o Arz ve ondaki kimseler, eğer biliyorsanız?" de!

Süleyman Ateş

De ki: "Biliyorsanız dünya ve içinde bulunanlar kimindir?"

85 Ayet

سَيَقُولُونَ لِلَّهِ ۚ قُلْ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

Seyekulune lillah, kul e fe la tezekkerun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Allah'ındır" diyecekler, "Öyleyse ders almaz mısınız?" de.

Elmalılı Hamdi Yazır

"Allah'ın" diyecekler, "o halde düşünmez misiniz?" de!

Süleyman Ateş

Allah'ındır diyecekler. "O halde düşün(üp, ilk kez yaratanın, ikinci defa yine yaratılabileceğini anla)mıyor musunuz?" de.

86 Ayet

قُلْ مَنْ رَبُّ السَّمَاوَاتِ السَّبْعِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ

Kul men rabbus semavatis seb'ı ve rabbul arşil azim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Yedi göğün de Rabbi, yüce arşın da Rabbi kimdir?" de.

Elmalılı Hamdi Yazır

"Kim o yedi Semanın rabbı ve o azametli Arşın rabbı?" de!

Süleyman Ateş

Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş'ın Rabbi kimdir? de.

87 Ayet

سَيَقُولُونَ لِلَّهِ ۚ قُلْ أَفَلَا تَتَّقُونَ

Seyekulune lillah, kul e fe la tettekun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Allah'tır" diyecekler! "Öyleyse O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" de.

Elmalılı Hamdi Yazır

"Allah'ın" diyecekler, "o halde korkmaz mısınız?" de!

Süleyman Ateş

Bunlar Allah'ındır diyecekler. "O halde korunmuyor musunuz?" de.

88 Ayet

قُلْ مَنْ بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ يُجِيرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

Kul men bi yedihi melekutu kulli şey'in ve huve yuciru ve la yucaru aleyhi in kuntum ta'lemun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Biliyorsanız söyleyin her şeyin hükümranlığı elinde olan, barındıran fakat himayeye muhtaç olmayan kimdir?"

Elmalılı Hamdi Yazır

"Kim o her şeyin melekutü yedinde ve o kayırır da ona karşı kayırılmaz olan eğer ılminiz varsa?" de!

Süleyman Ateş

Biliyorsanız (söyleyin) her şeyin melekutu (mülkü ve yönetimi) elinde olan, koruyup kollayan, fakat kendisi korunup kollan(maya muhtaç ol)mayan kimdir? de.

89 Ayet

سَيَقُولُونَ لِلَّهِ ۚ قُلْ فَأَنَّىٰ تُسْحَرُونَ

Seyekulune lillah, kul fe enna tusharun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Allah'tır" diyecekler; "Öyleyse nasıl aldanıyorsunuz" de.

Elmalılı Hamdi Yazır

"Allah'ın" diyecekler, "o halde nereden büyüleniyorsunuz?" de!

Süleyman Ateş

(Her şeyin yönetimi) Allah'a aittir diyecekler. "O halde nasıl büyüleniyorsunuz?" de.

90 Ayet

بَلْ أَتَيْنَاهُمْ بِالْحَقِّ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

Bel eteynahum bil hakkı ve innehum le kazibun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Hayır; Biz onlara gerçeği getirdik ama, onlar yalancıdırlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Doğrusu biz onlara hakkı getirdik ve şüphesiz onlar yalancılar

Süleyman Ateş

Doğrusu biz, onlara hakkı getirdik, (bizim söylediklerimiz gerçektir), onlarsa yalancıdırlar.

91 Ayet

مَا اتَّخَذَ اللَّهُ مِنْ وَلَدٍ وَمَا كَانَ مَعَهُ مِنْ إِلَٰهٍ ۚ إِذًا لَذَهَبَ كُلُّ إِلَٰهٍ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ ۚ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ

Mettehazallahu min veledin ve ma kane meahu min ilahin izen le zehebe kullu ilahin bima halaka ve le ala ba'duhum ala ba'd, subhanallahi amma yasıfun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah çocuk edinmemiştir; O'nun yanında hiçbir tanrı yoktur, olsaydı, her tanrı kendi yarattığı ile beraber gider ve birbirinden üstün olmağa çalışırlardı. Allah onların vasıflandırdıklarından münezzehtir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Allah, hiç veled ittihaz etmedi, beraberinde bir tanrı da yok O surette her tanrı kendi yarattığı ile giderdi ve elbette biri diğerine kibrederdi, o isnad ettikleri vasıflardan sübhan o Allah

Süleyman Ateş

Allah çocuk edinmemiştir. O'nunla beraber hiçbir tanrı yoktur. Öyle olsaydı her tanrı, kendi yarattığını götürürdü ve onlardan biri diğerine üstün gelmeğe çalışırdı. Allah, onların tanımlamalarından uzaktır.

92 Ayet

عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَتَعَالَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ

Alimil gaybi veş şehadeti fe teala amma yuşrikun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

O, görülmeyeni de, görüleni de bilir. Koştukları ortaklardan yücedir.

Elmalılı Hamdi Yazır

O gayb-ü şehadetin alimi, binaenaleyh onların koştukları çok yüksek

Süleyman Ateş

(O), görünmeyeni ve görüneni bilir; onların ortak koştukları şeylerden yücedir.

93 Ayet

قُلْ رَبِّ إِمَّا تُرِيَنِّي مَا يُوعَدُونَ

Kul rabbi imma turiyenni ma yuadun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Rabbim! Onların tehdit olundukları şeyi bana mutlaka göstereceksen, o zaman beni zalim milletin içinde bulundurma Yarabbi."

Elmalılı Hamdi Yazır

De ki: rabbım! eğer onlara edilen vaidi bana behemehal göstereceksen

Süleyman Ateş

De ki: "Rabbim, eğer onların tehdidedildikleri şeyi mutlaka bana göstereceksen (ben sağ iken onları cezalandıracaksan),"

94 Ayet

رَبِّ فَلَا تَجْعَلْنِي فِي الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

Rabbi fe la tec'alni fil kavmiz zalimin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Rabbim! Onların tehdit olundukları şeyi bana mutlaka göstereceksen, o zaman beni zalim milletin içinde bulundurma Yarabbi."

Elmalılı Hamdi Yazır

Beni o zalimler güruhunda bulundurma rabbım!

Süleyman Ateş

Rabbim, beni şu zalim kavmin içinde bırakma!

95 Ayet

وَإِنَّا عَلَىٰ أَنْ نُرِيَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقَادِرُونَ

Ve inna ala en nuriyeke ma neıduhum le kadirun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Biz onlara vadettiğimizi sana elbette gösterebiliriz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şübhesiz ki biz, onlara yaptığımız vaidi sana göstermeğe elbette kadiriz

Süleyman Ateş

Biz, onları tehdidettiğimiz şeyi sana göstermeğe elbette kadiriz (onları cezalandıracağız ve sen bunu göreceksin).

96 Ayet

ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ السَّيِّئَةَ ۚ نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ

İdfa' billeti hiye ahsenus seyyieh, nahnu a'lemu bi ma yasıfun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Kötülüğü en iyi ile sav. Onların vasıflandırmalarını Biz daha iyi biliriz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sen o kötülüğü en güzel olan hasletle def'et, biz, onların ne halt edeceklerini daha iyi biliriz

Süleyman Ateş

Kötülüğü en güzel şeyle sav. Biz onların (seni) nasıl vasıflandıracaklarını biliyoruz.

97 Ayet

وَقُلْ رَبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ

Ve kul rabbi euzu bike min hemezatiş şeyatin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından Sana sığınırım."

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve de ki: sana sığınırım rabbım! O Şeytanların dürtüşmelerinden

Süleyman Ateş

Ve de ki: "Rabbim, şeytanların dürtüklemelerinden sana sığınırım."

98 Ayet

وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَنْ يَحْضُرُونِ

Ve euzu bike rabbi en yahdurun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbim! Yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım."

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve sana sığınırım rabbım! huzuruma gelmelerinden

Süleyman Ateş

Ve onların yanıma uğramalarından sana sığınırım Rabbim.

99 Ayet

حَتَّىٰ إِذَا جَاءَ أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِ

Hatta iza cae ehadehumul mevtu kale rabbirciun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan birine ölüm gelince: "Rabbim! Beni geri çevir, belki, yapmadan bıraktığımı tamamlar, iyi iş işlerim" der. Hayır; bu söylediği sadece kendi lafıdır. Tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında geriye dönmekten onları alıkoyan bir engel vardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Nihayet her birine ölüm geldiği vakıt diyecek ki: rabbım! döndür, döndür beni döndür

Süleyman Ateş

Nihayet onlardan birine ölüm geldiği zaman: "Rabbim, der, beni geri döndürünüz!"

100 Ayet

لَعَلِّي أَعْمَلُ صَالِحًا فِيمَا تَرَكْتُ ۚ كَلَّا ۚ إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَائِلُهَا ۖ وَمِنْ وَرَائِهِمْ بَرْزَخٌ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ

Lealli a'melu salihan fima terektu kella, inneha kelimetun huve kailuha, ve min veraihim berzahun ila yevmi yub'asun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan birine ölüm gelince: "Rabbim! Beni geri çevir, belki, yapmadan bıraktığımı tamamlar, iyi iş işlerim" der. Hayır; bu söylediği sadece kendi lafıdır. Tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında geriye dönmekten onları alıkoyan bir engel vardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Belki ben o baktığımda salih bir amel işlerim, hayır hayır! O bir kelimedir ki onu o söyler, ötelerinden ise bir berzah vardır, ta ba's olunacakları güne kadar

Süleyman Ateş

Ki terk ettiğim dünyada yararlı bir iş yapayım. Hayır, bu onun söylediği bir sözdür. Önlerinde ta diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır.

101 Ayet

فَإِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ فَلَا أَنْسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ وَلَا يَتَسَاءَلُونَ

Fe iza nufiha fis suri fe la ensabe beynehum yevme izin ve la yetesaelun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sura üflendiği zaman, o gün, aralarındaki soy yakınlığı fayda vermez ve birbirlerine de birşey soramazlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

O vakıt Sur üfürüldü mü artık beyinlerinde o gün ne ensab vardır ne de soruşurlar

Süleyman Ateş

Sur'a üflendiği zaman, artık o gün aralarında soylar yoktur ve (insanlar, birbirlerine soylarını) sormazlar.

102 Ayet

فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَأُولَٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Fe men sekulet mevazinuhu fe ulaike humul muflihun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtuluşa ermiş olanlardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

O zaman her kimin tartıları ağır gelirse işte onlar o felah bulanlardır

Süleyman Ateş

Kimlerin (eylemlerinin) tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.

103 Ayet

وَمَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ فَأُولَٰئِكَ الَّذِينَ خَسِرُوا أَنْفُسَهُمْ فِي جَهَنَّمَ خَالِدُونَ

Ve men haffet mevazinuhu fe ulaikellezine hasiru enfusehum fi cehenneme halidun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Tartıları hafif gelenler, işte onlar, kendilerine yazık edendir, cehennemde temellidirler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Her kimin de tartıları yeğni gelirse işte onlar kendilerine yazık edenler, Cehennemde kalanlardır

Süleyman Ateş

Kimlerin tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana sokanlar, cehennemde sürekli kalanlardır.

104 Ayet

تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ النَّارُ وَهُمْ فِيهَا كَالِحُونَ

Telfehu vucuhehumun naru ve hum fiha kalihun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ateş onların yüzlerini yalar, dişleri sırıtıp kalır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ateş yüzlerini yalar, o halde ki içinde dişleri sırıtır

Süleyman Ateş

(Orada onların) yüzlerini ateş yalar. Öyle ki (ateşin) içinde (dehşetten dudakları gerilir de) dişleri açıkta kalır.

105 Ayet

أَلَمْ تَكُنْ آيَاتِي تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ

E lem tekun ayati tutla aleykum fe kuntum biha tukezzibun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Ayetlerim size okunurken onları yalanlıyordunuz değil mi?" der.

Elmalılı Hamdi Yazır

Değil mi idi ayetlerim size okunuyordu siz onları tekzib ediyordunuz?

Süleyman Ateş

Ayetlerim size okunurdu da siz onları yalanlardınız değil mi?

106 Ayet

قَالُوا رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْمًا ضَالِّينَ

Kalu rabbena galebet aleyna şıkvetuna ve kunna kavmen dallin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Şöyle derler: "Rabbimiz! Bizi bedbahtlığımız yenmişti; sapık bir millet olmuştuk."

Elmalılı Hamdi Yazır

Rabbımız! derler: bize şekavetimiz galebe etti ve biz bir sapgın bir kavm idik

Süleyman Ateş

Rabbimiz, dediler, bahtsızlığımız bizi yendi. Biz sapık bir topluluk olduk.

107 Ayet

رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْهَا فَإِنْ عُدْنَا فَإِنَّا ظَالِمُونَ

Rabbena ahricna minha fe in udna fe inna zalimun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbimiz! Bizi buradan çıkar, tekrar günaha dönersek, doğrusu zulmetmiş oluruz."

Elmalılı Hamdi Yazır

Ey bizim rabbımız! çıkar bizleri bundan, döner bir daha edersek her halde bizler zalimiz

Süleyman Ateş

Rabbimiz, bizi bundan çıkar. Eğer bir daha (yaptığımız kötü işlere) dönersek artık biz gerçekten zalimleriz.

108 Ayet

قَالَ اخْسَئُوا فِيهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ

Kalahseu fiha ve la tukellimun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: "Rabbimiz! inandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin" diyordu. Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Bu yaptıklarınız size Beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmelerine karşılık bugün onları mükafatlandırdım. Doğrusu onlar kurtulanlardır" der.

Elmalılı Hamdi Yazır

Buyurur ki sinin orada, söylemeyin bana

Süleyman Ateş

Buyurdu ki: "Sinin orada, bana bir şey söylemeyin!"

109 Ayet

إِنَّهُ كَانَ فَرِيقٌ مِنْ عِبَادِي يَقُولُونَ رَبَّنَا آمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَأَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ

İnnehu kane ferikun min ibadi yekulune rabbena amenna fagfir lena verhamna ve ente hayrur rahımin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: "Rabbimiz! inandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin" diyordu. Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Bu yaptıklarınız size Beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmelerine karşılık bugün onları mükafatlandırdım. Doğrusu onlar kurtulanlardır" der.

Elmalılı Hamdi Yazır

çünkü kullarımdan bir fırka vardı "rabbena amenna fağfirlena verhamna ve ente hayrurrahimin" diyorlardı da

Süleyman Ateş

Zira kullarımdan bir zümre: 'Rabbimiz inandık, bizi bağışla, bize acı, sen acıyanların en hayırlısısın' dedikleri için

110 Ayet

فَاتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِيًّا حَتَّىٰ أَنْسَوْكُمْ ذِكْرِي وَكُنْتُمْ مِنْهُمْ تَضْحَكُونَ

Fettehaztumuhum sıhriyyen hatta ensevkum zikri ve kuntum minhum tadhakun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: "Rabbimiz! inandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin" diyordu. Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Bu yaptıklarınız size Beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmelerine karşılık bugün onları mükafatlandırdım. Doğrusu onlar kurtulanlardır" der.

Elmalılı Hamdi Yazır

siz onları maskara yerine tuttunuz, hatta size benim yadımı unutturdular, onlara öyle gülüyordunuz

Süleyman Ateş

Siz onlarla alay ettiniz, (sürekli onlarla uğraştığınız için onlar) size beni anmayı unutturdular. Siz daima onlara gülüyordunuz.

111 Ayet

إِنِّي جَزَيْتُهُمُ الْيَوْمَ بِمَا صَبَرُوا أَنَّهُمْ هُمُ الْفَائِزُونَ

İnni cezeytuhumul yevme bima saberu ennehum humul faizun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: "Rabbimiz! inandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin" diyordu. Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Bu yaptıklarınız size Beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmelerine karşılık bugün onları mükafatlandırdım. Doğrusu onlar kurtulanlardır" der.

Elmalılı Hamdi Yazır

İşte onlara ben sabretmelerine mukabil bu gün bu mükafatı verdim, onlardır onlar, murada erenler

Süleyman Ateş

Bugün ben, onlara sabretmelerinin karşılığını verdim; onlar (evet) işte kurtulup murada erenler onlardır.

112 Ayet

قَالَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِي الْأَرْضِ عَدَدَ سِنِينَ

Kale kem lebistum fil ardı adede sinin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah onlara yine: "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız" der.

Elmalılı Hamdi Yazır

Arzda seneler sayısı ne kadar kaldınız? Buyurur

Süleyman Ateş

Ve buyurdu: "Yer yüzünde yıllar sayısınca ne kadar kaldınız?"

113 Ayet

قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَاسْأَلِ الْعَادِّينَ

Kalu lebisna yevmen ev ba'da yevmin fes'elil addin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Bir gün veya daha az bir süre kaldık, sayanlara sor" derler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir gün veya bir günün birazı, sayanlara sor derler

Süleyman Ateş

(Herhalde) Bir gün, yahut günün bir kısmı kadar kaldık; sayanlara sor, dediler.

114 Ayet

قَالَ إِنْ لَبِثْتُمْ إِلَّا قَلِيلًا ۖ لَوْ أَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

Kale in lebistum illa kalilen lev ennekum kuntum ta'lemun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah' "Pek az kaldınız, keşke bilseydiniz! Sizi boşuna yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?" der.

Elmalılı Hamdi Yazır

Buyurur ki bilmiş olsanız cidden pek az kaldınız

Süleyman Ateş

Buyurdu ki: "Sadece az bir zaman kaldınız, keşke bilseydiniz!"

115 Ayet

أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ

E fe hasibtum ennema halaknakum abesen ve ennekum ileyna la turceun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah' "Pek az kaldınız, keşke bilseydiniz! Sizi boşuna yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?" der.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ya zannettiniz mi ki biz, sizi sırf bir abes yarattık? ve siz, bize irca' edilmiyeceksiniz?

Süleyman Ateş

Bizim sizi boş yere, bir oyun ve eğlence olarak yarattığımızı ve sizin bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sandınız?

116 Ayet

فَتَعَالَى اللَّهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ ۖ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَرِيمِ

Fe tealallahul melikul hakk, la ilahe illa hu, rabbul arşil kerim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. O'ndan başka tanrı yoktur. O, yüce arşın Rabbidir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Demek ki Allah, o hak padişah yüksek çok yüksek, başka tanrı yok ancak o, o Arşı kerimin rabbı

Süleyman Ateş

Hak padişah olan Allah, pek yücedir. O'ndan başka tanrı yoktur. O, Kerim Arş'ın sahibidir.

117 Ayet

وَمَنْ يَدْعُ مَعَ اللَّهِ إِلَٰهًا آخَرَ لَا بُرْهَانَ لَهُ بِهِ فَإِنَّمَا حِسَابُهُ عِنْدَ رَبِّهِ ۚ إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ

Ve men yed'u maallahi ilahen ahare la burhane lehu bihi fe innema hısabuhu inde rabbih, innehu la yuflihul kafirun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah'la beraber, varlığına hiçbir delili olmadığı halde başka tanrıya tapanın hesabını Rabbi görecektir. İnkarcılar elbette kurtulamazlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve her kim Allahın beraberinde diğer bir tanrı da'va ederse onun ona hiç bir bürhanı yoktur ve ancak rabbının ındinde hisabı vardır, hak bu ki kafirler felah bulmazlar

Süleyman Ateş

Kim Allah ile beraber, varlığını kanıtlayacak hiçbir delil bulunmayan bir tanrıya taparsa, onun hesabı, Rabbinin yanındadır (onu Allah cezalandırır) çünkü kafirler iflah olmazlar.

118 Ayet

وَقُلْ رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَأَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ

Ve kul rabbigfir verham ve ente hayrur rahımin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Rabbim! Bağışla, merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın."

Elmalılı Hamdi Yazır

Hem şöyle de: "Rabbım! bana mağfiret, merhamet buyur, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın."

Süleyman Ateş

De ki: "Rabbim, bağışla, acı, sen acıyanların en hayırlısısın."