بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ طسم
Ta, sin, mim.
Ta, Sin, Mim.
Ta, Sin, Mim.
Ta sin mim.
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ طسم
Ta, sin, mim.
Ta, Sin, Mim.
Ta, Sin, Mim.
Ta sin mim.
تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ
Tilke ayatul kitabil mubin.
Bunlar apaçık Kitap'ın ayetleridir.
Bunlar sana o mübin kitabın ayetleri
Şunlar o apaçık Kitabın ayetleridir.
لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ
Lealleke bahıun nefseke ella yekunu mu'minin.
İnanmıyorlar diye nerdeyse kendini mahvedeceksin.
Sen adeta kendine kıyacaksın mü'min olmıyacaklar diye
Herhalde sen, inanmıyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin!
إِنْ نَشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَاءِ آيَةً فَظَلَّتْ أَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِعِينَ
İn neşe' nunezzil aleyhim mines semai ayeten fe zallet a'nakuhum leha hadıin.
Biz dilesek onlara gökten bir mucize indiririz de ona boyun eğip kalırlar.
Dilersek üzerlerine Semadan bir ayet indiriveririz de ona boyunları eğile kalır
Dilesek onların üzerine gökten bir mu'cize indiririz de boyunları ona eğilir (inanırlar).
وَمَا يَأْتِيهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنَ الرَّحْمَٰنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِضِينَ
Ve ma ye'tihim min zikrin miner rahmani muhdesin illa kanu anhu mu'ridin.
Rahman'dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.
Bununla beraber Rahmandan kendilerine yeni bir zikir gelmiyor ki ondan yüz çevirmiş olmasınlar
Rahman'dan onlara hiçbir yeni Zikir (uyarı) gelmez ki, mutlaka ondan yüz çevirici olmasınlar.
فَقَدْ كَذَّبُوا فَسَيَأْتِيهِمْ أَنْبَاءُ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ
Fe kad kezzebu fe seye'tihim enbau ma kanu bihi yestehziun.
Evet, yalanladılar; alay edip durdukları şeylerin haberleri kendilerine ulaşacaktır.
Evet tekzib etmekteler, fakat onlara o istihza ettikleri şeyin müdhiş haberleri gelecek
Yalanladılar ama, alay edip durdukları şeyin haberleri, yakında kendilerine gelecektir.
أَوَلَمْ يَرَوْا إِلَى الْأَرْضِ كَمْ أَنْبَتْنَا فِيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ
E ve lem yerev ilel ardı kem enbetna fiha min kulli zevcin kerim.
Yeryüzüne bakmazlar mı? Orada, bitkilerden nice güzel çiftler yetiştirmişizdir.
Arza bir bakmadılar da mı? biz onda her hoş çiftten ne kadar bitirmişiz.
Yere bakmadılar mı orada her çeşit güzel çifti bitirmişiz?
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ
İnne fi zalike le ayeh, ve ma kane ekseruhum mu'minin.
Şüphesiz bunlarda Allah'ın kudretine işaret vardır, ama çoğu inanmazlar.
Şübhesiz ki bunda mutlak bir ayet var, hemde ekserisi mü'min olmadı
Şüphesiz bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanıcı değillerdir.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
Ve inne rabbeke le huvel azizur rahim.
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
Ve şübhesiz ki rabbın o öyle aziz, öyle rahim
Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur merhamet eden O'dur.
وَإِذْ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰ أَنِ ائْتِ الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
Ve iz nada rabbuke musa eni'til kavmez zalimin.
Rabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı?"
Bir vakıt da rabbın, Musaya nida buyurdu: git o zalim kavme dedi
Rabbin Musa'ya seslendi: "O zalim kavme git!"
قَوْمَ فِرْعَوْنَ ۚ أَلَا يَتَّقُونَ
Kavme fir'avn, e la yettekun.
Rabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı?"
Fir'avn kavmine, daha sakınmıyacaklar mı?
Fir'avn'ın kavmine. Onlar (kötülüklerden) korunmayacaklar mı?
قَالَ رَبِّ إِنِّي أَخَافُ أَنْ يُكَذِّبُونِ
Kale rabbi inni ehafu en yukezzibun.
Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.
Yarab! dedi: doğrusu ben korkarım ki beni tekzib ederler
(Musa): "Rabbim, dedi, ben, onların beni yalanlayacaklarından korkuyorum."
وَيَضِيقُ صَدْرِي وَلَا يَنْطَلِقُ لِسَانِي فَأَرْسِلْ إِلَىٰ هَارُونَ
Ve yadiku sadri ve la yentaliku lisani fe ersil ila harun.
Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.
ve Göğsüm daralır, dilim açılmaz, onun için Haruna da risalet ver
Göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor (tutukluk yapıyor), onun için Harun'a da elçilik ver."
وَلَهُمْ عَلَيَّ ذَنْبٌ فَأَخَافُ أَنْ يَقْتُلُونِ
Ve lehum aleyye zenbun fe ehafu en yaktulun.
Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.
Hem onlara üzerinde bir günah var, ondan dolayı korkarım ki hemen beni öldürürler
Hem benim üzerimde onlara karşı işlediğim bir günah da var (onlardan bir adam öldürmüştüm); onların beni öldürmelerinden korkuyorum.
قَالَ كَلَّا ۖ فَاذْهَبَا بِآيَاتِنَا ۖ إِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ
Kale kella, fezheba bi ayatina inna meakum mustemiun.
Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.
Hayır, buyurdu: haydi ikiniz bir, ayetlerimizle gidin, her halde biz sizinle beraberiz, dinliyoruzdur
(Allah): "Hayır, dedi, ikiniz de ayetlerimizle gidin, biz sizinle beraberiz, (aranızda geçecekleri) dinliyoruz."
فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَا إِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Fe'tiya fir'avne fe kula inna resulu rabbil alemin.
Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.
Haydin Fir'avne varın da deyin: inan biz, rabbülaleminin resulüyüz
Fir'avn'e giderek deyin ki: Biz alemlerin Rabbinin elçisiyiz."
أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ
En ersil meana beni israil.
Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.
Beni İsraili bizimle beraber salıver
İsrail oğullarını bizimle beraber gönder.
قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ
Kale e lem nurabbike fina veliden ve lebiste fina min umurike sinin.
Firavun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi.
A, dedi: seni çocukken bizde büyütmedik mi? hem bizde ömründen senelerce kaldın
(Gittiler, Allah'ın emrini duyurdular. Fir'avn) Dedi ki: "Biz seni, içimizden bir çocuk olarak yetiştirmedik mi? Ömründe nice yıllar aramızda kalmadın mı?"
وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ الَّتِي فَعَلْتَ وَأَنْتَ مِنَ الْكَافِرِينَ
Ve fealte fa'letekelleti fealte ve ente minel kafirin.
Firavun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi.
Hem de o yaptığın fi'li yaptın, o halde sen o nankör kafirlerdensin
Ve sonunda o yaptığını da yaptın, sen nankörlerden birisin.
قَالَ فَعَلْتُهَا إِذًا وَأَنَا مِنَ الضَّالِّينَ
Kale fealtuha izen ve ene mined dallin.
Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi.
O vakıt, dedi: o fi'li yaptım şaşkınlardandım
(Musa): "Onu yaptığım zaman sapıklardan idim" dedi.
فَفَرَرْتُ مِنْكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِي رَبِّي حُكْمًا وَجَعَلَنِي مِنَ الْمُرْسَلِينَ
Fe ferartu minkum lemma hıftukum fe vehebe li rabbi hukmen ve cealeni minel murselin.
Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi.
Onun üzerine vaktaki sizden korktum, içinizden kaçtım, derken rabbım bana huküm ihsan buyurdu ve beni mürselinden kıldı
Sizden korkunca aranızdan kaçtım, sonra Rabbim bana hükümdarlık verdi ve beni elçilerden yaptı
وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَيَّ أَنْ عَبَّدْتَ بَنِي إِسْرَائِيلَ
Ve tilke ni'metun temunnuha aleyye en abbedte beni israil.
Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi.
O başıma kakdığın bir ni'met de Beni İsraili kul, köle edinmiş olmandır.
O başıma kaktığın ni'met de İsrail oğullarını köle yapman(yüzünden)dir. (Onları köle diye kullanıp erkek çocuklarını kesmeseydin, senin eline düşmezdim)
قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَمِينَ
Kale fir'avnu ve ma rabbul alemin.
Firavun: "Alemlerin Rabbi de nedir?" dedi.
Fir'avn, rabbülalemin de nedir? dedi
Fir'avn dedi ki: "(Ey Musa) alemlerin Rabbi nedir?"
قَالَ رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ۖ إِنْ كُنْتُمْ مُوقِنِينَ
Kale rabbus semavati vel ardı ve ma beynehuma, in kuntum mukınin.
Musa: "Kesin olarak inanacaksanız, bilin ki O göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi.
Göklerin ve Yerin ve bütün aralarındakilerin rabbı, eğer ehli yakin iseniz dedi
(Musa): "Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanan kimseler iseniz (bunu anlarsınız)," dedi.
قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُ أَلَا تَسْتَمِعُونَ
Kale li men havlehu e la testemiun.
Yanında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi.
Etrafındakilere dinlemezmisiniz? dedi
(Fir'avn): Çevresinde bulunanlara: "İşitiyor musunuz?" dedi.
قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ
Kale rabbukum ve rabbu abaikumul evvelin.
"O sizin de Rabbiniz, önce geçmiş atalarınızın da Rabbidir" dedi.
Rabbınızın ve evvelki atalarınızın rabbı dedi
(Musa): "O sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir" dedi.
قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ الَّذِي أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ
Kale inne resulekumullezi ursile ileykum le mecnun.
Firavun, çevresindekilere: "Size gönderilen peygamberiniz şüphesiz delidir" dedi.
Her halde size gönderilmiş olan resulünüz mutlak mecnun dedi
(Fir'avn): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi.
قَالَ رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَا ۖ إِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ
Kale rabbul meşrıkı vel magribi ve ma beynehuma, in kuntum ta'kılun.
Musa: "Eğer akledebilen kimselerseniz bilin ki O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi.
Meşrık ve Mağrıbın ve bütün aralarındakilerin rabbı, eğer siz akıl iseniz dedi
(Musa): "Eğer düşünürseniz O, doğunun batının ve bunlar arasında bulunanların da Rabbidir" dedi.
قَالَ لَئِنِ اتَّخَذْتَ إِلَٰهًا غَيْرِي لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ الْمَسْجُونِينَ
Kale leinittehazte ilahen gayri le ec'alenneke minel mescunin.
Firavun: "Benden başkasını tanrı edinirsen, and olsun ki seni zindanlık ederim" dedi.
Yemin ederim ki dedi: eğer benden başka bir ilah tutarsan seni mutlak ve muhakkak zindandakilerden ederim
(Fir'avn ey Musa): "Andolsun ki benden başka tanrı edinirsen, seni mutlaka zindana atılanlardan yapacağım" dedi.
قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَيْءٍ مُبِينٍ
Kale e ve lev ci'tuke bi şey'in mubin.
Musa: "Sana apaçık bir şey getirmiş isem de mi?" dedi.
Ya, dedi: sana apaçık isbat edecek bir şey getirdimse de mi?
(Musa, peki): "Sana (doğruluğumu) kanıtlayan apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?" dedi.
قَالَ فَأْتِ بِهِ إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ
Kale fe'ti bihi in kunte mines sadikin.
Firavun: "Doğru sözlülerden isen haydi getir" dedi.
Haydi, dedi: getir onu bakayım sadıklardan isen
(Fir'avn): "Eğer doğrulardansan onu getir (bakalım)," dedi.
فَأَلْقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُبِينٌ
Fe elka asahu fe iza hiye su'banun mubin.
Bunun üzerine Musa değneğini attı, besbelli bir yılan oluverdi.
Bunun üzerine Asasını bırakıverdi, apaçık bir ejderha kesiliverdi
(Musa), asasını attı, bir de (baktılar ki) o apaçık bir ejderha!
وَنَزَعَ يَدَهُ فَإِذَا هِيَ بَيْضَاءُ لِلنَّاظِرِينَ
Ve nezea yedehu fe iza hiye beydau lin nazırin.
Elini çıkardı, bakanlara bembeyaz göründü.
Bir de elini çekti çıkardı, o da bakanlara bembeyaz oluverdi
Elini (koltuğunun altından) çıkardı; o da, bakanlara parıl parıl parlayan bir şey oluverdi.
قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُ إِنَّ هَٰذَا لَسَاحِرٌ عَلِيمٌ
Kale lil melei havlehu inne haza le sahırun alim.
Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi.
Etrafındaki cem'ıyyete bu, dedi: her halde bilgiç bir sihirbaz
(Fir'avn), çevresindeki ileri gelenlere: "Bu dedi, bilgin bir büyücüdür."
يُرِيدُ أَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ أَرْضِكُمْ بِسِحْرِهِ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ
Yuridu en yuhricekum min ardıkum bi sıhrihi fe maza te'murun.
Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi.
Sihrile sizi yerinizden çıkarmak istiyor, binaenaleyh ne emredersiniz?
Büyüsüyle sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz?
قَالُوا أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَابْعَثْ فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ
Kalu ercih ve ehahu veb'as fil medaini haşirin.
"Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler.
Bunu ve kardeşini dediler; eğle, şehirlere de derleyiciler yolla
Dediler ki: "Onu ve kardeşini eğle, kentlere toplayıcılar gönder."
يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍ
Ye'tuke bi kulli sehharin alim.
"Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler.
Bütün bilgiç sihirbazları getirsinler
Bütün bilgin büyücüleri sana getirsinler.
فَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِمِيقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ
Fe cumias seharatu li mikati yevmin ma'lum.
Sihirbazlar, belirli bir günün bildirilen vaktinde toplandılar.
Bu suretle ma'lum bir gün miykat ta'yin olunarak sihirbazlar cemolundu
Derken büyücüler belli bir günün belirlenen vaktinde bir araya getirildi.
وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنْتُمْ مُجْتَمِعُونَ
Ve kile lin nasi hel entum muctemiun.
İnsanlara: "Siz de toplanır mısınız?" denildi.
Ve halka siz toplu musunuz denildi
Halka da: "Siz de toplanır mısınız?" denildi.
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ إِنْ كَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ
Leallena nettebius seharate in kanu humul galibin.
"Sihirbazlar üstün gelirlerse biz de onlara uyarız" dediler.
Sanırız bizler sihirbazlara tabi' olacağız şayed onlar olursa galibler
Umarız ki büyücüler üstün gelirse biz de onlara uyarız.
فَلَمَّا جَاءَ السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِبِينَ
Fe lemma caes seharatu kalu li fir'avne e inne lena le ecran in kunna nahnul galibin.
Sihirbazlar geldiklerinde, Firavun'a; "Biz üstün gelirsek, şüphesiz bize bir ücret vardır değil mi?" dediler.
Derken vakta ki sihirbazlar geldiler Firavne elbette: biz galip gelirsek bize mutlak ecir var ya? dediler
Büyücüler gelince Fir'avn'e: "Eğer üstün gelenler biz olursak, bize mutlaka bir ücret var değil mi?" dediler.
قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًا لَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ
Kale neam ve innekum izen le minel mukarrabin.
Firavun: "Evet; o takdirde siz gözde kimselerden olacaksınız" dedi.
Evet, dedi: hem siz o vakıt muhakkak mukarrebindensiniz
Evet dedi, hem o takdirde siz (bana) yakınlardan olacaksınız.
قَالَ لَهُمْ مُوسَىٰ أَلْقُوا مَا أَنْتُمْ مُلْقُونَ
Kale lehum musa elku ma entum mulkun.
Musa onlara: "Ne atacaksanız atın" dedi.
Musa onlara atın dedi: siz ne atacaksanız
Musa onlara: "Atacağınızı atın!" dedi.
فَأَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ الْغَالِبُونَ
Fe elkav hıbalehum ve ısıyyehum ve kalu bi izzeti fir'avne inna le nahnul galibun.
Onlar da iplerini ve değneklerini attılar ve: "Firavun hakkı için, şüphesiz, biz üstün geleceğiz" dediler.
Hemen iplerini ve sopalarını ortaya attılar ve Firavnin ızzeti hakkı için elbette biz galibiz, şüphesiz, dediler
İplerini ve değneklerini attılar ve "Fir'avn'ın şerefine biz, elbette biz galib geleceğiz" dediler.
فَأَلْقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ
Fe elka musa asahu fe iza hiye telkafu ma ye'fikun.
Bunun üzerine Musa değneğini attı; onların uydurduklarını yutmağa başlayıverdi.
Musa da Asasını koyuverdi, bir de baktılar ki o, her ne dolap çeviriyorlarsa yutuyor
Musa da asasını attı. Birden o, onların uydurduklarını yutmağa başladı.
فَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِدِينَ
Fe ulkıyes seharatu sacidin.
Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
Derhal sihirbazlar secdeye kapandılar
Derhal büyücüler secdeye kapandılar:
قَالُوا آمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَمِينَ
Kalu amenna bi rabbil alemin.
Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
"iyman ettik rabbül'alemine
Dediler: "Alemlerin Rabbine inandık."
رَبِّ مُوسَىٰ وَهَارُونَ
Rabbi musa ve harun.
Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
Musa ve Harunun rabbına" dediler
Musa'nın ve Harun'un Rabbine.
قَالَ آمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ أَنْ آذَنَ لَكُمْ ۖ إِنَّهُ لَكَبِيرُكُمُ الَّذِي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ ۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ
Kale amentum lehu kable en azene lekum, innehu le kebirukumullezi allemekumus sıhr, fe le sevfe ta'lemun, le ukattıanne eydiyekum ve erculekum min hılafin ve le usallibennekum ecmain.
Firavun: "Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Muhakkak ki o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi bileceksiniz; ellerinizi ayaklarınızı, and olsun, çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım" dedi.
Ona, dedi: ben size izin vermeden iyman ettiniz, anlaşıldı ki o size sihri ta'lim eden büyüğünüzmüş, o halde mutlak yakında bileceksiniz, çaresiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazına kestireceğim, hem muhakkak hepinizi çarmıha gerdireceğim.
(Fir'avn) dedi: "Ben size izin vermeden mi ona inandınız? O, size büyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse (size ne yapacağımı) yakında bileceksiniz: Ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve hepinizi asacağım!"
قَالُوا لَا ضَيْرَ ۖ إِنَّا إِلَىٰ رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَ
Kalu la dayra inna ila rabbina munkalibun.
İman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler.
Dediler: zararı yok, her halde biz rabbımıza döneceğiz
Zararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz Rabbimize döneceğiz.
إِنَّا نَطْمَعُ أَنْ يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَايَانَا أَنْ كُنَّا أَوَّلَ الْمُؤْمِنِينَ
İnna natmeu en yagfira lena rabbuna hatayana en kunna evvelel mu'minin.
İman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler.
Her halde biz mü'minlerin evveli olduğumuzdan dolayı rabbımızın bize mağfiret buyuracağını ümid ederiz.
Biz ilk inananlar olduğumuz için Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umarız.
۞ وَأَوْحَيْنَا إِلَىٰ مُوسَىٰ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِي إِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ
Ve evhayna ila musa en esri bi ıbadi innekum muttebeun.
Biz Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip edileceksiniz" diye vahyettik.
Hem Musaya şu vahyi yerdik: kullarımı gece yürüt çünkü ta'kıb edileceksiniz
Musa'ya: "Kullarımı geceleyin (Mısır'dan çıkar), yürüt; siz takibedileceksiniz." diye vahyettik.
فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ
Fe ersele fir'avnu fil medaini haşirin.
Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.
Firavn de şehirlere asker toplayıcılar gönderdi
Fir'avn, (İsrail oğullarının gittiğini duyunca) kentlere (asker) toplayıcılar gönderdi.
إِنَّ هَٰؤُلَاءِ لَشِرْذِمَةٌ قَلِيلُونَ
İnne haulai le şirzimetun kalilun.
Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.
Şunlar şübhe yok ki bir şirzimei kaliledirler
Şunlar, (şu İsrail oğulları), az bir topluluktur dedi.
وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَائِظُونَ
Ve innehum lena le gaizun.
Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.
Fakat hakkımızda çok gayz besliyorlar
Bizi kızdırmaktadırlar.
وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَاذِرُونَ
Ve inna le cemiun hazirun.
Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.
Biz ise uyanık ihtiyatlı bir cem'ıyyet bulunuyoruz, diyordu
Biz, ihtiyatlı, koca bir cemaatiz.
فَأَخْرَجْنَاهُمْ مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
Fe ahracnahum min cennatin ve uyun.
Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
Bu suretle bunları bostanlardan, pınarlardan
Böylece biz onları çıkardık: bahçeler(in)den, çeşmeler(in)den.
وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ
Ve kunuzin ve makamin kerim.
Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
Hazinelerden, ve dilruba makamlardan çıkardık
Hazineler(in)den ve o güzel yer(lerin)den.
كَذَٰلِكَ وَأَوْرَثْنَاهَا بَنِي إِسْرَائِيلَ
Kezalik, ve evresnaha beni israil.
Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
Ve onları Beni İsraile miras kıldık
Böylece bunları İsrail oğullarına miras yaptık.
فَأَتْبَعُوهُمْ مُشْرِقِينَ
Fe etbeuhum muşrikin.
Firavun ve adamları güneş üzerlerine doğarken onların ardına düştüler.
Derken arkalarına düştüler Güneş doğmuştu
(Fir'avn ve adamları), güneş doğarken onların ardına düştüler.
فَلَمَّا تَرَاءَى الْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَابُ مُوسَىٰ إِنَّا لَمُدْرَكُونَ
Fe lemma terael cem'ani kale ashabu musa inna le mudrakun.
İki topluluk birbirini gördüğünde, Musa'nın adamları: "İşte yakalandık" dediler.
Vakta ki iki cem'ıyyet biribirine göründü Musanın eshabı yakalandık dediler
İki topluluk (yaklaşıp) birbirini görünce Musa'nın adamları: "İşte yakalandık!" dediler.
قَالَ كَلَّا ۖ إِنَّ مَعِيَ رَبِّي سَيَهْدِينِ
Kale kella, inne maiye rabbi seyehdin.
Musa: "Hayır; Rabbim benimle beraberdir, bana elbette yol gösterecektir" dedi.
Hayır asla, dedi: rabbım muhakkak benimledir, bana yolunu gösterecektir
(Musa): "Hayır, dedi, Rabbim benimle beraberdir. Bana yol gösterecektir."
فَأَوْحَيْنَا إِلَىٰ مُوسَىٰ أَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَ ۖ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ
Fe evhayna ila musa enıdrib bi asakel bahr, fenfeleka fe kane kullu firkın ket tavdil azim.
Bunun üzerine Biz Musa'ya: "Değneğinle denize vur" diye vahyettik. Hemen deniz ikiye ayrıldı, her parçası yüce bir dağ gibiydi.
Bunun üzerine Musaya "vur Asan ile denize" diye vahyeyledik, vurunca bir infilak etti her bölük koca bir dağ gibi oluverdi
Musa'ya: "Değneğinle denize vur!" diye vahyettik. (Vurunca deniz) yarıldı, (on iki yol açıldı). Her bölüm, kocaman bir dağ gibi oldu.
وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ الْآخَرِينَ
Ve ezlefna semmel aharin.
İşte oraya, geridekileri de yaklaştırdık.
Ötekileri de buraya yanaştırmıştık
Ötekileri de buraya yaklaştırdık (Musa ve adamlarının ardından, düşmanları da bu denizde açılan yollara girdiler).
وَأَنْجَيْنَا مُوسَىٰ وَمَنْ مَعَهُ أَجْمَعِينَ
Ve enceyna musa ve men meahu ecmain.
Musa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık.
Musayı ve maıyyetindekileri tamamen necata çıkardık
Musa'yı ve beraberinde olanları tamamen kurtardık.
ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ
Summe agraknel aharin.
Öbürlerini suda boğduk.
Sonra da ötekileri gark ettik
Sonra ötekilerini boğduk (Musa ve adamları karaya çıkınca deniz kapandı, Fir'avn ve adamları boğuldu).
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ
İnne fi zalike le ayeh, ve ma kane ekseruhum mu'minin.
Bunda şüphesiz ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.
Şübhesiz bunda mutlak bir ayet var, öyle iken ekserisi mü'min olmadı
Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama çokları inanmazlar.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
Ve inne rabbeke le huvel azizur rahim.
Doğrusu Rabbin, güçlü olandır, merhamet edendir.
Ve şübhesiz ki rabbın o öyle aziz öyle rahim
Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur.
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَاهِيمَ
Vetlu aleyhim nebee ibrahim.
Onlara İbrahim'in kıssasını anlat.
Onlara İbrahimin kıssasını da oku
Onlara İbrahim'in haberini de oku:
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَا تَعْبُدُونَ
İz kale li ebihi ve kavmihi ma ta'budun.
İbrahim, babasına ve milletine: "Nelere tapıyorsunuz?" demişti.
O bir vakıt babasına ve kavmine: siz neye taparsınız? dedi
Babasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti.
قَالُوا نَعْبُدُ أَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِفِينَ
Kalu na'budu asnamen fe nezallu leha akifin.
"Putlara tapıyoruz, onlara bağlanıp duruyoruz" demişlerdi.
Bir takım putlara taparız da dediler: onlar sayesinde toplanırız
Putlara tapıyoruz, onların önünde ibadete duruyoruz. dediler.
قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ
Kale hel yesmeunekum iz ted'un.
İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti.
Onlar, dedi: dua ettiğiniz vakıt işidirler mi?
Peki, dedi, siz du'a ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı?
أَوْ يَنْفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ
Ev yenfeunekum ev yedurrun.
İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti.
Veya size bir menfeat verir yahud bir zarar ederler mi
Yahut size fayda veya zarar verebiliyorlar mı?
قَالُوا بَلْ وَجَدْنَا آبَاءَنَا كَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ
Kalu bel vecedna abaena kezalike yef'alun.
"Hayır ama, babalarımızı da bu şekilde ibadet ederken bulduk" demişlerdi.
Yok dediler: atalarımızı bulduk, böyle yapıyorlardı
Hayır, ama babalarımızın böyle yaptıklarını gördük, (onun için biz de böyle yapıyoruz). dediler.
قَالَ أَفَرَأَيْتُمْ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ
Kale e fe raeytum ma kuntum ta'budun.
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
Şimdi, dedi: gördünüz a o sizin ve eski atalarınızın taptıklarınızı
İşte gördünüz mü neye tapıyorsunuz? dedi.
أَنْتُمْ وَآبَاؤُكُمُ الْأَقْدَمُونَ
Entum ve abaukumul akdemun.
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
(76-77) Hep onlar benim düşmanım ancak o rabbül'alemin başka
Siz ve eski atalarınız?
فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِي إِلَّا رَبَّ الْعَالَمِينَ
Fe innehum aduvvun li illa rabbel alemin.
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
(76-77) Hep onlar benim düşmanım ancak o rabbül'alemin başka
Onlar benim düşmanımdır. Yalnız alemlerin Rabbi (benim dostumdur).
الَّذِي خَلَقَنِي فَهُوَ يَهْدِينِ
Ellezi halakani fe huve yehdin.
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
O ki beni yarattı sonra da bana o hidayet eder
Beni yaratan ve bana yol gösteren O'dur.
وَالَّذِي هُوَ يُطْعِمُنِي وَيَسْقِينِ
Vellezi huve yut'ımuni ve yeskin.
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
Ve o ki bana o, yedirir, o içirir,
Bana yediren ve içiren O'dur.
وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ
Ve iza maridtu fe huve yeşfin.
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
Hastalandığım vakıt da bana o şifa verir
Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur.
وَالَّذِي يُمِيتُنِي ثُمَّ يُحْيِينِ
Vellezi yumituni summe yuhyin.
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
Ve o ki beni öldürür, sonra beni yine diriltir
Beni öldürecek, sonra diriltecek O'dur.
وَالَّذِي أَطْمَعُ أَنْ يَغْفِرَ لِي خَطِيئَتِي يَوْمَ الدِّينِ
Vellezi atmeu en yagfira li hatieti yevmed din.
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
Ve o ki ceza günü ben onun günahımı afiv buyurmasını niyaz ederim
Ceza günü hatamı bağışlayacağını umduğum da O'dur.
رَبِّ هَبْ لِي حُكْمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ
Rabbi heb li hukmen ve elhıkni bis salihin.
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
Yarab, bana bir huküm ıhsan et ve beni salihine ilhak buyur
Rabbim, bana hüküm (hükümdarlık, bilgi) ver ve beni Salihler arasına kat.
وَاجْعَلْ لِي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْآخِرِينَ
Vec'al li lisane sıdkın fil ahırin.
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
Ve bana sonrakiler içinde bir "lisanı sıdık" tahsıys eyle
Sonra gelenler arasında bana, bir doğruluk dili nasib eyle (sonraki nesiller arasında hayır ile anılmamı sağla)!
وَاجْعَلْنِي مِنْ وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّعِيمِ
Vec'alni min veraseti cennetin naim.
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
Ve beni naıym cennetinin varislerinden eyle
Beni ni'met(i bol olan) cennetinin varislerinden kıl.
وَاغْفِرْ لِأَبِي إِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّالِّينَ
Vagfir li ebi innehu kane mined dallin.
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
Babama da mağfiret buyur, çünkü o yanlış gidenlerden idi
Babamı da bağışla. Çünkü o, sapıklardandır. And forgive my father. Lo! he is of those who err.
وَلَا تُخْزِنِي يَوْمَ يُبْعَثُونَ
Ve la tuhzini yevme yub'asun.
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
Ve utandırma beni ba's olunacakları gün
(Kulların) diriltilecekleri gün, beni utandırma.
يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ
Yevme la yenfau malun ve la benun.
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
O gün ki ne mal faide verir ne oğullar,
O gün ki, ne mal, ne de oğullar yarar vermez.
إِلَّا مَنْ أَتَى اللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
İlla men etallahe bi kalbin selim.
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
Ancak Allaha selim bir kalb ile varan başka
Ancak Allah'a sağlam ve temiz kalb getiren (yarar görür).
وَأُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ
Ve uzlifetil cennetu lil muttekin.
O gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir.
Hem müttekiler için cennet yaklaştırılmış
(O gün) cennet, korunanlara yaklaştırılır.
وَبُرِّزَتِ الْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ
Ve burrizetil cahimu lil gavin.
O gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir.
Azgınlar için de Cehennem hortlatılmıştır
Cehennem de azgınların karşısına çıkarılır.
وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ
Ve kile lehum eyne ma kuntum ta'budun.
Onlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir.
(92-93) Ve bunlara hani nerede o Allahın gayrıdan taptıklarınız? Nasıl size yardım ediyorlar veya kendilerini kurtarıyorlar mı? denilmekte
Onlara "Hani taptıklarınız nerede?" denilir.
مِنْ دُونِ اللَّهِ هَلْ يَنْصُرُونَكُمْ أَوْ يَنْتَصِرُونَ
Min dunillah, hel yensurunekum ev yentesırun.
Onlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir.
(92-93) Ve bunlara hani nerede o Allahın gayrıdan taptıklarınız? Nasıl size yardım ediyorlar veya kendilerini kurtarıyorlar mı? denilmekte
O Allah'tan başka (taptıklarınız) size yardım ediyorlar mı, yahut kendilerine yardımları dokunuyor mu?
فَكُبْكِبُوا فِيهَا هُمْ وَالْغَاوُونَ
Fe kubkıbu fiha hum vel gavun.
Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar.
Ve arkasından hep onlar o Cehennemin içine fırlatılmaktadır
Onlar ve azgınlar, tepe taklak oraya atılırlar.
وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ
Ve cunudu iblise ecmeun.
Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar.
(95-96) Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken şöyle demektedirler
İblis'in bütün askerleri de.
قَالُوا وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ
Kalu ve hum fiha yahtesımun.
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
(95-96) Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken şöyle demektedirler
Onlar orada (putlarıyle) çekişerek derler ki:
تَاللَّهِ إِنْ كُنَّا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
Tallahi in kunna le fi dalalin mubin.
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
Tallahi biz doğrusu açık bir dalal içinde imişiz
Vallahi biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz!
إِذْ نُسَوِّيكُمْ بِرَبِّ الْعَالَمِينَ
İz nusevvikum bi rabbil alemin.
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
Çünkü sizi rabbül'alemin seviyyesinde tutuyorduk
Çünkü sizi alemlerin Rabbine eşit tutuyorduk.
وَمَا أَضَلَّنَا إِلَّا الْمُجْرِمُونَ
Ve ma edallena illel mucrimun.
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
Ve bizi hep o mücrimler şaşırtmıştı
Ama bizi saptıran o suçlulardır.
فَمَا لَنَا مِنْ شَافِعِينَ
Fe ma lena min şafiin.
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
Bak şimdi bizim için ne şefaatciler var
Şimdi artık bizim ne şefa'atçilerimiz var,
وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍ
Ve la sadikın hamim.
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
Ne de yakın bir sadik
Ne de sıcak bir dostumuz.
فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
Fe lev enne lena kerraten fe nekune minel mu'minin.
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
Bari bizim için geriye bir dönmek olsa idi de mü'minlerden olsa idik
Ah keşke bir dönüşümüz daha olsa da inananlardan olsak!
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ
İnne fi zalike le ayeh, ve ma kane ekseruhum mu'minin.
Bunda şüphesiz bir ders vardır ama çoğu inanmamıştır.
Şübhesiz bunda mutlak bir ayet var, öyle iken ekserisi mü'min olmadı
Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar."
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
Ve inne rabbeke le huvel azizur rahim.
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
Ve şüphesiz ki rabbın o öyle aziz öyle rahim
Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur.
كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ الْمُرْسَلِينَ
Kezzebet kavmu nuhınil murselin.
Nuh'un milleti peygamberlerini yalanladı.
Nuh kavmı gönderilen Resulleri tekzib etti
Nuh kavmi de gönderilen elçileri yalanladı.
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
İz kale lehum ehuhum nuhun e la tettekun.
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
O vakıt ki kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: siz Allahdan korkmaz mısınız?
Kardeşleri Nuh onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti.
إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
İnni lekum resulun emin.
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
Haberiniz olsun ben size gönderilmiş bir Resulüm, bir eminim
Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Fettekullahe ve etiun.
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
Gelin Allahdan korkun, bana itaat edin
Allah'tan korkun ve bana ita'at edin.
وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve ma es'elukum aleyhi min ecr, in ecriye illa ala rabbil alemin.
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
Buna karşı ben sizden bir ecir de istemiyorum, benim ecrim ancak rabbül'alemine aiddir
Ben sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, yalnız alemlerin Rabbine aittir.
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Fettekullahe ve etiun.
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
Gelin Allahdan korkun bana itaat edin
Öyle ise Allah'tan korkun ve bana ita'at edin.
۞ قَالُوا أَنُؤْمِنُ لَكَ وَاتَّبَعَكَ الْأَرْذَلُونَ
Kalu e nu'minu leke vettebeakel erzelun.
"Sana mı inanacağız? Sana en rezil kimseler uymaktadır" dediler.
A, dediler: hiç biz sana inanır mıyız? Senin ardına hep o erzail düşmüş?
Dediler ki: "Sana bayağı kimseler uymuşken biz sana inanır mıyız?"
قَالَ وَمَا عِلْمِي بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Kale ve ma ilmi bima kanu ya'melun.
Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.
Benim ne ılmim olabilir? dedi: onlar ne yapıyorlarmış
Dedi ki: "Ben onların yaptıklarını(n iç yüzünü) bilmem (ben ancak görünüşe göre hüküm veririm)."
إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّي ۖ لَوْ تَشْعُرُونَ
İn hısabuhum illa ala rabbi lev teş'urun.
Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.
Sizin şuurunuz olsa onların hısabı ancak rabbıma aiddir
Anlayışınız olsa, onların hesabının Rabbime aidolduğunu bilirsiniz.
وَمَا أَنَا بِطَارِدِ الْمُؤْمِنِينَ
Ve ma ene bi taridil mu'minin.
Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.
Hem ben iyman edenleri koğmaya me'mur değilim
Ben inananları kovacak değilim.
إِنْ أَنَا إِلَّا نَذِيرٌ مُبِينٌ
İn ene illa nezirun mubin.
Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.
Ben ancak açık, bir nezirim
Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.
قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَا نُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمَرْجُومِينَ
Kalu le in lem tentehi ya nuhule tekunenne minel mercumin.
"Ey Nuh! Eğer bu işe son vermezsen, şüphesiz taşlanacaklardan olacaksın" dediler.
And ederiz ki dediler; eğer vazgeçmezsen ya Nuh! Mutlak ve muhakkak recm edilenlerden olacaksın
Dediler: "Ey Nuh, (bu dediğinden) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın."
قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِي كَذَّبُونِ
Kale rabbi inne kavmi kezzebun.
Nuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi.
Ya rab! dedi: anlaşıldı ki kavmim beni tekzib ettiler
(Nuh): "Rabbim, dedi, kavmim beni yalanladı."
فَافْتَحْ بَيْنِي وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّنِي وَمَنْ مَعِيَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
Feftah beyni ve beynehum fethan ve neccini ve men maiye minel mu'minin.
Nuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi.
Artık benimle onların arasını nasıl ayırd edeceksen et de bana ve beraberimdeki mü'minlere necat ver
Benimle onların arasını aç (aramızda hükmet), beni ve benimle beraber bulunan mü'minleri kurtar!
فَأَنْجَيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ
Fe enceynahu ve men meahu fil fulkil meşhun.
Bunun üzerine onu ve beraberinde bulunanları, dolu bir gemi içinde taşıyarak kurtardık.
Bunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri o dolu gemide necata çıkardık
Biz de onu ve onunla beraber bulunanları, dolu gemi içinde kurtardık.
ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ الْبَاقِينَ
Summe agrakna ba'dul bakin.
Sonra de geride kalanları suda boğduk.
Sonra da arkasından kalanları garkettik
Sonra bunun ardından, geride kalanları boğduk.
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ
İnne fi zalike le ayeh, ve ma kane ekseruhum mu'minin.
Doğrusu bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.
Şübhesiz bunda mutlak bir ayet var öyle iken ekserisi mü'min olmadı
Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
Ve inne rabbeke le huvel azizur rahim.
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
ve şübhesiz ki rabbın, o öyle aziz, öyle rahim
Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur.
كَذَّبَتْ عَادٌ الْمُرْسَلِينَ
Kezzebet adunil murselin.
Ad milleti de peygamberleri yalanladı.
Ad, gönderilen Resulleri tekzib etti
Ad (kavmi) de, gönderilen elçileri yalanladı.
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ
İz kale lehum ehuhum hudun e la tettekun.
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
O vakıt ki kardeşleri Hud onlara demişti: siz Allahdan korkmaz mısınız?
Kardeşleri Hud onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti.
إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
İnni lekum resulun emin.
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş bir Resulüm, eminim
Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Fettekullahe ve etiun.
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
Gelin Allahdan korkun ve bana itaat edin
Allah'tan korkun ve bana ita'at edin.
وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve ma es'elukum aleyhi min ecr, in ecriye illa ala rabbil alemin.
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
Buna karşı ben sizden bir ecir de istemiyorum. benim ecrim ancak rabbül'alemine aiddir
Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir.
أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ آيَةً تَعْبَثُونَ
E tebnune bi kulli riın ayeten ta'besun.
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
Siz her tepeye bir alamet bina eder eğlenir misiniz?
Siz her yol üzerine, (gelip geçenleri yanıltmak için) bir işaret yapıp da boş şeyle mi uğraşıyorsunuz?
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ
Ve tettehızune mesania leallekum tahludun.
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
Bir takım masnuat da ediniyorsunuz ki sanki muhalled kalacaksınız
Belki ebedi yaşarsınız diye köşkler (ve müstahkem kaleler) ediniyorsunuz?
وَإِذَا بَطَشْتُمْ بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ
Ve iza betaştum betaştum cebbarin.
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
Hem tuttuğunuz vakıt merhametsiz, cebbarcasına tutuyorsunuz
(Bir kavmi) yakaladığınız zaman da zorbalar gibi yakalıyorsunuz.
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Fettekullahe ve etiun.
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin
Allah'tan korkun ve bana ita'at edin.
وَاتَّقُوا الَّذِي أَمَدَّكُمْ بِمَا تَعْلَمُونَ
Vettekullezi emeddekum bima ta'lemun.
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
O Allahdan korkun ki size o bildiğiniz şeylere imdad buyurdu
Size bildiğiniz ni'metleri bol bol veren(Allah)dan korkun. Keep your duty toward Him Who hath aided you with (the good things) that ye know,
أَمَدَّكُمْ بِأَنْعَامٍ وَبَنِينَ
Emeddekum bi en'amin ve benin.
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
En'am, oğullar
O size verdi: davarlar, oğullar,
وَجَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
Ve cennatin ve uyun.
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
Cennet gibi bağlar, bahçeler, menba'lar ile size imdad buyurmakta
Bahçeler, çeşmeler.
إِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
İnni ehafu aleykum azabe yevmin azim.
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
Cidden ben size büyük bir günün azabından korkuyorum
Doğrusu ben size büyük bir günün azabı(nın çarpması)ndan korkuyorum.
قَالُوا سَوَاءٌ عَلَيْنَا أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُنْ مِنَ الْوَاعِظِينَ
Kalu sevaun aleyna e vaazte em lem tekun minel vaızin.
"İster öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bizce birdir.
Sen, dediler: ha va'zetmişin ha va'zedenlerden olmamışın bizce müsavidir
Dediler ki: "Öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da bizce birdir."
إِنْ هَٰذَا إِلَّا خُلُقُ الْأَوَّلِينَ
İn haza illa hulukul evvelin.
Bu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler.
Bu sırf eskilerin adeti
Bu (davranışımız), sadece evvelkilerin ahlakı(ve geleneği)dir.
وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
Ve ma nahnu bi muazzebin.
Bu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler.
Biz ta'zib olunmayız
Biz azaba uğratılacak değiliz.
فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَاهُمْ ۗ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ
Fe kezzebuhu fe ehleknahum, inne fi zalike le ayeh, ve ma kane ekseruhum mu'minin.
Böylece onu yalanladılar; Biz de kendilerini yok ettik. Bunda şüphesiz ki ders vardır; ama çoğu inanmamıştır.
Diye onu tekzib ettiler de kendilerini helak ediverdik. Şübhesiz bunda mutlak bir ayet var, öyle iken ekserisi mü'min olmadı
(Böylece) onu yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
Ve inne rabbeke le huvel azizur rahim.
Doğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir.
Ve şübhesiz ki rabbın o, öyle aziz öyle rahim
Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur.
كَذَّبَتْ ثَمُودُ الْمُرْسَلِينَ
Kezzebet semudul murselin.
Semud milleti de peygamberleri yalanladı.
Semud gönderilen Resulleri tekzib etti
Semud (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı:
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ صَالِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
İz kale lehum ehuhum salihun e la tettekun.
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
O vakıt ki kardeşleri Salih onlara demişti: Allahdan korkmaz mısınız?
Kardeşleri Salih, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız?"
إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
İnni lekum resulun emin.
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş bir Resulüm, eminim
Ben sizin için güvenilir bir elçiyim.
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Fettekullahe ve etiun.
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
Gelin Allahdan korkun ve bana itaat edin
Allah'tan korkun ve bana ita'at edin.
وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve ma es'elukum aleyhi min ecr, in ecriye illa ala rabbil alemin.
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
Buna karşı ben sizden bir ecir istemiyorum, benim ecrim ancak rabbül'alemine aiddir
Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir.
أَتُتْرَكُونَ فِي مَا هَاهُنَا آمِنِينَ
E tutrakune fi ma hahuna aminin.
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
Siz burada emn-ü eman ile bırakılacak mısınız?
Siz burada güven içinde bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?
فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
Fi cennatin ve uyun.
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
O Cennetler, pınarlar
Böyle bahçelerde, çeşme başlarında?
وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَضِيمٌ
Ve zuruın ve nahlin tal'uha hedim.
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
Latıf tal'ı sarkmış hurmalar, ekinler içinde
Ekinler ve yumuşak tomurcuklu güzel hurmalıklar arasında?
وَتَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا فَارِهِينَ
Ve tenhıtune minel cibali buyuten farihin.
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
Ki bir de dağlardan keyfli keyfli evler yontuyorsunuz
Dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz.
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Fettekullahe ve etiun.
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
Gelin Allahdan korkun da bana itaat eyleyin
Allah'tan korkun ve bana ita'at edin.
وَلَا تُطِيعُوا أَمْرَ الْمُسْرِفِينَ
Ve la tutiu emral musrifin.
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
İtaat etmeyin o kimselere ki
O aşırıların emrine uymayın.
الَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ
Ellezine yufsidune fil ardı ve la yuslihun.
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
yeryüzünü fesada verirler de islah etmezler
Yeryüzünde bozgunculuk yapan, ıslah etmeyen o kimseler(in sözüyle hareket etmeyin).
قَالُوا إِنَّمَا أَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّرِينَ
Kalu innema ente minel musahharin.
"Sen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler.
Sen dediler: çok büyülenmişlerdensin
Dediler: Sen, iyice büyülenmişlerdensin."
مَا أَنْتَ إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا فَأْتِ بِآيَةٍ إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ
Ma ente illa beşerun misluna, fe'ti bi ayetin in kunte mines sadikin.
"Sen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler.
Sen bizim gibi bir beşerden başka nesin? Haydi bir ayet getir eğer sadıklardan isen
Sen de bizim gibi bir insansın. Eğer doğrulardansan bize bir mu'cize getir.
قَالَ هَٰذِهِ نَاقَةٌ لَهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَعْلُومٍ
Kale hazihi nakatun leha şirbun ve lekum şirbu yevmin ma'lum.
Salih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi.
Ha, dedi: işte bir naka ona bir şirb hakkı, size de ma'lum bir günün şirb hakkı
Dedi: "İşte bu dişi deve(mu'cize)dir. (Bir gün) onun su içme hakkı var, belli bir günün su içme hakkı da sizin."
وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍ
Ve la temessuha bi suin fe ye'huzekum azabu yevmin azim.
Salih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi.
Sakın ona bir kötülükle ilişmeyin ki o yüzden sizi büyük bir günün azabı yakalar
Sakın, ona bir kötülük dokundurmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar.
فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا نَادِمِينَ
Fe akaruha fe asbahu nadimin.
Onlar ise deveyi kestiler; ama pişman da oldular.
Derken onu vurdular, fakat nadim oldular
Nihayet onu kestiler, ama pişman oldular.
فَأَخَذَهُمُ الْعَذَابُ ۗ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ
Fe ehazehumul azab, inne fi zalike le ayeh, ve ma kane ekseruhum mu'minin.
Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda bir ders vardır, fakat çoğu inanmamıştır.
Çünkü kendilerini azab yakalayıverdi şüphesiz bunda mutlak bir ayet var öyle iken ekserisi mü'min olmadı
Ve azab onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
Ve inne rabbeke le huvel azizur rahim.
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
Ve şüphesiz rabbın o, öyle aziz öyle rahim
Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur.
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ الْمُرْسَلِينَ
Kezzebet kavmu lutınil murselin.
Lut milleti de peygamberleri yalanladı.
Lut kavmı gönderilen Resulleri tekzib etti
Lut (kavmi) de gönderilen elçileri yalanladı.
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ
İz kale lehum ehuhum lutun e la tettekun.
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
O vakıt ki kardeşleri Lut onlara demişti: siz Allahdan korkmaz mısınız?
Kardeşleri Lut, onlara "Korunmaz mısınız?" demişti.
إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
İnni lekum resulun emin.
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
Haberiniz olsun ben size gönderilmiş bir Resulüm, eminim
Ben sizin için güvenilir bir elçiyim.
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Fettekullahe ve etiun.
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
Gelin Allahdan korkun da bana itaat edin
Allah'tan korkun ve bana ita'at edin.
وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve ma es'elukum aleyhi min ecr, in ecriye illa ala rabbil alemin.
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
Buna karşı ben sizden bir ecir de istemiyorum, benim ecrim ancak rabbül'alemine aiddir
Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir. And I ask of you no wage therefore; my wage is the concern only of the Lord of the Worlds.
أَتَأْتُونَ الذُّكْرَانَ مِنَ الْعَالَمِينَ
E te'tunez zukrane minel alemin.
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
Alemin içinden erkeklere mi gidiyorsunuz?
Alemlerin içinde erkeklere mi gidiyorsunuz?
وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ ۚ بَلْ أَنْتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ
Ve tezerune ma halaka lekum rabbukum min ezvacikum, bel entum kavmun adun.
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
Bırakıyorsunuz da sizin için yarattığı çiftleri? Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz
Ve Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz? Siz sınırı aşan bir kavimsiniz.
قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَا لُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمُخْرَجِينَ
Kalu le in lem tentehi ya lutu le tekunenne minel muhracin.
"Ey Lut! Bu sözlerinden vazgeçmezsen, mutlaka kovulacaksın" dediler.
And ederiz ki dediler vazgeçmezsen ya Lut, mutlak ve muhakkak çıkarılanlardan olacaksın
Dediler: "Ey Lut, andolsun, eğer (bundan) vazgeçmezsen, mutlaka sürülenlerden olacaksın.
قَالَ إِنِّي لِعَمَلِكُمْ مِنَ الْقَالِينَ
Kale inni li amelikum minel kalin.
Lut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi.
Ben, dedi: doğrusu sizin amelinize buğz edenlerdenim
(Lut) dedi: "Ben sizin bu işinize, (kadınları bırakıp erkeklere gidişinize) kızanlardanım."
رَبِّ نَجِّنِي وَأَهْلِي مِمَّا يَعْمَلُونَ
Rabbi neccini ve ehli mimma ya'melun.
Lut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi.
Ya rabb! Beni ve ehlimi bunların amellerinin şumundan halas et
Rabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar!
فَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ أَجْمَعِينَ
Fe necceynahu ve ehlehu ecmain.
Bunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık.
Biz de onu ve ehlini temamen halas ettik
Biz de onu ve ailesini tamamen kurtardık.
إِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِرِينَ
İlla acuzen fil gabirin.
Bunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık.
ancak bir acüze kaldı
Yalnız geride kalanlar arasında bulunan bir koca karıyı (kurtarmadık).
ثُمَّ دَمَّرْنَا الْآخَرِينَ
Summe demmernel aharin.
Diğerlerini yerle bir ettik.
Sonra geridekileri hep tedmir eyledik
Sonra ötekilerini hep yıktık, helak ettik.
وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًا ۖ فَسَاءَ مَطَرُ الْمُنْذَرِينَ
Ve emtarna aleyhim matara, fe sae matarul munzerin.
Üzerlerine de yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi!
Ve üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki ne fena idi o münzerin yağmuru
Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık, uyarıl(ıp da yola gelmey)enlerin yağmuru hakikaten çok kötü oldu!
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ
İnne fi zalike le ayeh, ve ma kane ekseruhum mu'minin.
Şüphesiz bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.
Şübhesiz bunda mutlak bir ayet var, öyle iken ekserisi mü'min olmadı
Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
Ve inne rabbeke le huvel azizur rahim.
Doğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir.
Ve şübhesiz ki rabbın o, öyle aziz öyle rahim
Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur.
كَذَّبَ أَصْحَابُ الْأَيْكَةِ الْمُرْسَلِينَ
Kezzebe ashabul eyketil murselin.
Ormanlık yerde oturanlar, Eykeliler de peygamberleri yalanladı.
Eshabı Eyke gönderilen Resulleri tekzib etti
Eyke halkı da gönderilen elçileri yalanladı.
إِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ أَلَا تَتَّقُونَ
İz kale lehum şuaybun e la tettekun.
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
O Vakit ki Şuayb onlara demişti: Siz Allahdan korkmaz mısınız?
Şu'ayb, onlara demişti ki: "Korunmaz mısınız?"
إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
İnni lekum resulun emin.
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
Haberiniz olsun ben size gönderilmiş bir Resulüm, eminim
Ben sizin için güvenilir bir elçiyim.
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Fettekullahe ve etiun.
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
Gelin Allahdan korkun ve bana itaat edin
Allah'tan korkun ve bana ita'at edin.
وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve ma es'elukum aleyhi min ecr, in ecriye illa ala rabbil alemin.
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
Buna karşı sizden bir ecir istemiyorum, benim ecrim ancak rabbül'alemine aiddir
Ben sizden, buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir.
۞ أَوْفُوا الْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُخْسِرِينَ
Evful keyle ve la tekunu minel muhsirin.
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
Ölçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın
Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın.
وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ
Vezinu bil kıstasil mustekim.
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
Ve doğru terazi ile tartın
Doğru terazi ile tartın.
وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ أَشْيَاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
Ve la tebhasun nase eşyaehum ve la ta'sev fil ardı mufsidin.
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
Halkın eşyalarını değerinden düşürmeyin ve yeryüzünü ihtilalcılıkla fesada vermeyin
İnsanların haklarını kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.
وَاتَّقُوا الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالْجِبِلَّةَ الْأَوَّلِينَ
Vettekullezi halakakum vel cibilletel evvelin.
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
O sizi ve sizden evvelki cibilleti yaratan halıktan korkun
Sizi ve önceki nesilleri yaratandan korkun. And keep your duty unto Him Who created you and the generations of the men of old.
قَالُوا إِنَّمَا أَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّرِينَ
Kalu innema ente minel musahharin.
"Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler.
Sen, dediler: muhakkak sihirlilerdensin
Dediler: "Sen iyice büyülenmişlerdensin."
وَمَا أَنْتَ إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا وَإِنْ نَظُنُّكَ لَمِنَ الْكَاذِبِينَ
Ve ma ente illa beşerun misluna ve in nazunnuke le minel kazibin.
"Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler.
Sen bizim gibi bir beşerden başka nesin, doğrusu biz seni her halde yalancılardan sanıyoruz
Sen de bizim gibi bir insansın, biz seni mutlaka yalancılardan sanıyoruz.
فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِنَ السَّمَاءِ إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ
Fe eskıt aleyna kisefen mines semai in kunte mines sadıkin.
"Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler.
Üzerimize Semadan bir kıt'ayı düşürüver haydi sadıklardan isen
Eğer doğrulardansan o halde üzerimize gökten parçalar düşür.
قَالَ رَبِّي أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ
Kale rabbi a'lemu bi ma ta'melun.
Şuayb: "Rabbim yaptıklarınızı çok iyi bilir" dedi.
Rabbım a'lemdir, dedi: yaptıklarınıza
Rabbim yaptığınızı daha iyi bilir dedi.
فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِ ۚ إِنَّهُ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
Fe kezzebuhu fe ehazehum azabu yevmiz zulleh, innehu kane azabe yevmin azim.
Ama onu yalanladılar. Bunun üzerine onları bulutlu bir günün azabı yakaladı. Gerçekten o gün, azabı büyük bir gündü.
Hasılı onu tekzib ettiler, kendilerini de o zulle gününün azabı alıverdi ki o cidden büyük bir günün azabı idi
Onu yalanladılar, nihayet o gölge gününün azabı, kendilerini yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabı idi.
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ
İnne fi zalike le ayeh, ve ma kane ekseruhum mu'minin.
Doğrusu bunda bir ders vardır. Fakat çoğu inanmamıştır.
Şüphesiz bunda mutlak bir ayet var, öyle iken ekserisi mü'min olmadı
Muhakkak ki bunda bir ibret vardır ama yine çokları inanmazlar.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
Ve inne rabbeke le huvel azizur rahim.
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
Ve şüphesiz ki rabbın o, öyle aziz öyle rahim
Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur.
وَإِنَّهُ لَتَنْزِيلُ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve innehu le tenzilu rabbil alemin.
Şüphesiz Kuran Alemlerin Rabbinin indirmesidir.
Ve hakıkat bu (kur'an) rabbül'aleminin şübhesiz bir tenzilidir
Muhakkak ki o (Kur'an), alemlerin Rabbinin indirmesidir.
نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ
Nezele bihir ruhul emin.
Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.
Onu Ruhı emin indirdi
Onu, er-Ruhu'l-Emin (güvenilir ruh, Cebrail) indirdi:
عَلَىٰ قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِرِينَ
Ala kalbike li tekune minel munzirin.
Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.
Senin kalbin üzerine ki o münzirlerden olasın
Senin kalbine; uyarıcılardan olman için,
بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُبِينٍ
Bi lisanin arabiyyin mubin.
Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.
Açık parlak bir Arabi lisan ile
Apaçık Arapça bir dille.
وَإِنَّهُ لَفِي زُبُرِ الْأَوَّلِينَ
Ve innehu lefi zuburil evvelin.
O, daha öncekilerin kitabında da zikredilmiştir.
Hem o şübhesiz evvelkilerin kitablarında da var
O(nun içeriği), evvelkilerin Kitaplarında da vardır.
أَوَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ آيَةً أَنْ يَعْلَمَهُ عُلَمَاءُ بَنِي إِسْرَائِيلَ
E ve lem yekun lehum ayeten en ya'lemehu ulemau beni israil.
İsrailoğulları bilginlerinin bunu bilmeye bir delilleri yok muydu?
Onu Beni İsrail ulemasının bilmesi de onlara bir ayet (bir delil) değil mi
İsrail oğulları bilginlerinin onu bilmesi de onlar için (Kur'an'ın Güvenilir Ruh tarafından vahyedildiğine) yeterli bir delil değil mi?
وَلَوْ نَزَّلْنَاهُ عَلَىٰ بَعْضِ الْأَعْجَمِينَ
Ve lev nezzelnahu ala ba'dıl a'cemin.
Biz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı.
Eğer onu Arabca bilmiyenlerin birine indirseydik de
Biz onu yabancılardan birine indirseydik de,
فَقَرَأَهُ عَلَيْهِمْ مَا كَانُوا بِهِ مُؤْمِنِينَ
Fe karaehu aleyhim ma kanu bihi mu'minin.
Biz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı.
o kendilerine kıraet etse idi yine iyman etmiyeceklerdi
Onu onlara okusaydı, ona inanmazlardı:
كَذَٰلِكَ سَلَكْنَاهُ فِي قُلُوبِ الْمُجْرِمِينَ
Kezalike seleknahu fi kulubil mucrimin.
Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.
Biz onu mücrimlerin kalblerine öyle sokmuşuzdur.
Biz onu, suçluların kalblerine öyle soktuk.
لَا يُؤْمِنُونَ بِهِ حَتَّىٰ يَرَوُا الْعَذَابَ الْأَلِيمَ
La yu'minune bihi hatta yeravul azabel elim.
Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.
İyman etmezler ana ta o elim azabı görecekleri deme kadar
Acı azabı görünceye kadar da ona inanmazlar.
فَيَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Fe ye'tiyehum bagteten ve hum la yeş'urun.
Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.
Ki geliversin de kendilerine ansızın, hiç farkında değillerken
Azab onlara öyle ansızın gelir ki, onlar hiç farkında olmazlar.
فَيَقُولُوا هَلْ نَحْنُ مُنْظَرُونَ
Fe yekulu hel nahnu munzarun.
O zaman "Erteye bırakılmaz mıyız?" derler.
Desinler ki acaba bize bir müsaade edilir mi?
(Birden onu karşılarında bulunca) Acaba bize süre verilir mi?" derler.
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
E fe bi azabina yesta'cilun.
Bizim azabımızı mı acele istiyorlardı?
Ya şimdi azabımızı iviyorlar mı?
Hala bizim azabımızı mı acele istiyorlar (doğru söyleyenlerden isen bizi tehdidettiğin azabı getir mi diyorlar)?
أَفَرَأَيْتَ إِنْ مَتَّعْنَاهُمْ سِنِينَ
E fe raeyte in metta'nahum sinin.
Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?
Gördün a artık onlara senelerce zevk ettirsek
Baksana, biz onları yıllarca yaşatsak,
ثُمَّ جَاءَهُمْ مَا كَانُوا يُوعَدُونَ
Summe caehum ma kanu yuadun.
Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?
Sonra kendilerine edilen vaid gelip çatarsa
Sonra tehdidedildikleri (azab) kendilerine gelse,
مَا أَغْنَىٰ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يُمَتَّعُونَ
Ma agna anhum ma kanu yumetteun.
Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?
O yaşatıldıkları zevkın kendilerine hiç faidesi olmıyacaktır
O yaşatıldıkları (zevk-u sefa sürdükleri) şeyler, kendilerine ne yarar sağlardı?
وَمَا أَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنْذِرُونَ
Ve ma ehlekna min karyetin illa leha munzirun.
Hiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz.
Maamafih biz hangi memleketi helak ettikse her halde onu inzar edenler olmuştur
Biz, hiçbir kenti helak etmedik ki onun uyarıcıları olmasın (helak etmeden önce mutlaka uyarıcı gönderdik).
ذِكْرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَالِمِينَ
Zikra, ve ma kunna zalimin.
Hiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz.
İhtar edilmiştir ve biz zulmetmiş değilizdir
(Uyarıcılar) uyarırlardı. Biz zulmediciler değildik.
وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ الشَّيَاطِينُ
Ve ma tenezzelet bihiş şeyatin.
Kuran'ı şeytanlar indirmemiştir.
Ve bunu Şeytanlar indirmedi
O(Kur'a)n'ı şeytanlar (cinler) indirmedi.
وَمَا يَنْبَغِي لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ
Ve ma yenbagi lehum ve ma yestetiun.
Bu onlara düşmez, zaten güçleri de yetmez.
Bu onlara hem yaraşmaz hem güçleri yetmez?
Bu, onlara yaraşmaz ve zaten yapamazlar da.
إِنَّهُمْ عَنِ السَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ
İnnehum anis sem'i le ma'zulun.
Doğrusu onlar vahyi dinlemekten uzak tutulmuşlardır.
Onlar işitmekten sureti kat'ıyyede azledilmişlerdir
Çünkü onlar, (meleklerin sözlerini) işitmekten uzaklaştırılmışlardır.
فَلَا تَدْعُ مَعَ اللَّهِ إِلَٰهًا آخَرَ فَتَكُونَ مِنَ الْمُعَذَّبِينَ
Fe la ted'u meallahi ilahen ahara fe tekune minel muazzebin.
O halde sakın Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarma, yoksa azap göreceklerden olursun.
Binaenaleyh sakın Allah ile beraber diğer bir ilaha çağırma ki o ta'zib edileceklerden olmıyasın
Allah ile beraber başka bir tanrı çağırma, sonra azabedilenlerden olursun.
وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ
Ve enzir aşiretekel akrebin.
Önce en yakın hısımlarını uyar.
Hem en yakın hısımlarını inzar et
En yakın akrabanı uyar.
وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
Vahfıd cenahake li menittebeake minel mu'minin.
Sana uyan müminleri kanatların altına al.
Ve sana ittiba' eden mü'minlere kanadını indir
Ve sana uyan mü'minlere kanadını indir (onlara karşı mütevazi ve şefkatli davran).
فَإِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّي بَرِيءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَ
Fe in asavke fe kul inni beriun mimma ta'melun.
Sana başkaldırırlarsa: "Yaptıklarınızdan uzağım" de.
Bunun üzerine sana ısyan ederlerse ben sizin amellerinizden beriyim de!
Şayet sana (uymaz) karşı gelirlerse: "Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım," de.
وَتَوَكَّلْ عَلَى الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ
Ve tevekkel alel azizir rahim.
Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.
Ve o, aziz rahime mütevekkil ol
Galib ve esirgeyen(Allah)a tevekkül et.
الَّذِي يَرَاكَ حِينَ تَقُومُ
Ellezi yerake hine tekum.
Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.
O ki görüyor kıyam ettiğin vakıt seni
O, seni görür: Namaza durduğun zaman,
وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِدِينَ
Ve tekallubeke fis sacidin.
Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.
Ve secdekarlar içinde dolaşmanı
Ve secde edenler arasında eğilip doğrulurken.
إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
İnnehu huves semiul alim.
Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.
Çünkü o öyle semi öyle alimdir
Çünkü O, işitendir, bilendir.
هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَىٰ مَنْ تَنَزَّلُ الشَّيَاطِينُ
Hel unebbiukum ala men tenezzeluş şeyatin.
"Şeytanların kime indiğini size haber vereyim mi?" de.
Haber vereyim mi size Şeytanlar kimin üzerine inerler?
Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?
تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ
Tenezzelu ala kulli effakin esim.
Onlar, günahkar iftiracıların hepsine iner.
Vebal yüklenici her bir sahtekar üzerine inerler
Onlar, her günahkar yalancıya inerler.
يُلْقُونَ السَّمْعَ وَأَكْثَرُهُمْ كَاذِبُونَ
Yulkunes sem'a ve ekseruhum kazibun.
Bunlar şeytanlara kulak verirler, çoğu yalancıdırlar.
Onlar kulak verirler ve ekseri yalan söylerler
O yalancılar, (şeytanlara) kulak verirler, çokları da yalan söylerler.
وَالشُّعَرَاءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُونَ
Veş şuarau yettebiuhumul gavun.
O şairlere gelince; onlara azgınlar uyar.
Şairler, bunların arkasına da çapkınlar, sapkınlar düşer
Şa'irlere gelince onlara da azgınlar uyar.
أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِي كُلِّ وَادٍ يَهِيمُونَ
E lem tera ennehum fi kulli vadin yehimun.
Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin?
Görmez misin bunlar her vadide hayran olurlar
Baksana onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar?
وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ
Ve ennehum yekulune ma la yef'alun.
Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin?
hem de onlar yapmıyacakları şeyleri söylerler
Ve onlar yapmayacakları şeyleri söylerler.
إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَذَكَرُوا اللَّهَ كَثِيرًا وَانْتَصَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا ۗ وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ
İllellezine amenu ve amilus salihati ve zekerullahe kesiran ventesaru min ba'di ma zulimu, ve se ya'lemullezine zalemu eyye munkalebin yenkalibun.
Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında haklarını alanlar bunun dışındadır. Haksızlık eden kimseler nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını anlayacaklardır.
Ancak iyman edip iyi ameller işliyenler ve Allahı çok zikredenler ve kendilerine zulmedildikten sonra öclerini alanlar müstesna, yarın bilecek o zulmedenler hangi ınkılaba münkalib olacaklar
Ancak inananlar, iyi işler yapanlar, Allah'ı çok ananlar ve kendilerine zulmedildikten sonra (rakiplerine) üstün gelmeğe çalışanlar böyle değildir. Zulmedenler, yakında nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir!