بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

📖 182 Ayet 📍 Mekki 🔢 Sıra: 37
1 Ayet

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ وَالصَّافَّاتِ صَفًّا

Ves saffati saffa.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Kasem olsun ol kuvvetlere, o saf dizip de duranlara

Süleyman Ateş

Andolsun o sıra sıra dizilenlere,

2 Ayet

فَالزَّاجِرَاتِ زَجْرًا

Fez zacirati zecra.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

Elmalılı Hamdi Yazır

O haykırıp da sürenlere

Süleyman Ateş

Bağırıp sürenlere,

3 Ayet

فَالتَّالِيَاتِ ذِكْرًا

Fet taliyati zikra.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve o yolda zikr okuyanlara

Süleyman Ateş

Zikir okuyanlara,

4 Ayet

إِنَّ إِلَٰهَكُمْ لَوَاحِدٌ

İnne ilahekum le vahıd.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ki ilahınız birdir sizin

Süleyman Ateş

Ki Tanrınız, birdir.

5 Ayet

رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِ

Rabbus semavati vel ardı ve ma beynehuma ve rabbul meşarık.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hep o Göklerin Yerin ve aralarındakilerin rabbı ve bütün meşrıkların rabbı

Süleyman Ateş

Göklerin, yerin ve bunlar arasında bulunanların Rabbi, doğuların da Rabbidir.

6 Ayet

إِنَّا زَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِزِينَةٍ الْكَوَاكِبِ

İnna zeyyennes semaed dunya bi ziynetinil kevakib.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bakınız biz o Dünya Semayı (o yakın Göğü) bir ziynetle donattık; kevakib.

Süleyman Ateş

Biz en yakın göğü bir zinetle, yıldızlarla süsledik.

7 Ayet

وَحِفْظًا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ مَارِدٍ

Ve hıfzan min kulli şeytanin marid.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onu, inatçı her türlü şeytandan koruduk.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hem mütemerrid ve her şeytandan koruduk

Süleyman Ateş

Ve (onu) ita'at dışına çıkan her türlü şeytandan koruduk.

8 Ayet

لَا يَسَّمَّعُونَ إِلَى الْمَلَإِ الْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍ

La yessemmeune ilel meleil a'la ve yukzefune minkulli canib.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onlar mele-i a'layı dinleyemezler, tard için her taraftan sıkıya tutulurlar.

Süleyman Ateş

O (şeyta)nlar mele-i A'layı (yüce melekler topluluğunu) dinleyemezler; her yandan kendilerine (ışınlar) atılır.

9 Ayet

دُحُورًا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ

Duhuran ve lehum azabun vasib.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve onlara ayrılmaz bir azab vardır

Süleyman Ateş

Kovulurlar. Onlar için sürekli bir azab vardır.

10 Ayet

إِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ

İlla men hatıfel hatfete fe etbeahu şihabun sakib.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Hele bir tek söz kapan olsun; delici bir alev onun peşine düşüverir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ancak bir çalıp çarpan, onun da peşine bir şihabı sakıb takılır

Süleyman Ateş

Yalnız (yüce topluluktan) bir söz kapan olursa, onu da delici bir şihab (ışın)izler.

11 Ayet

فَاسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمْ مَنْ خَلَقْنَا ۚ إِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِنْ طِينٍ لَازِبٍ

Festeftihim e hum eşeddu halkan em men halakna, inna halaknahum min tinin lazib.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a eş koşanlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa Bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? Aslında Biz kendilerini özlü ve yapışkan çamurdan yaratmışızdır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şimdi sor onlara yaradılışça kendileri mi daha çetin yoksa bizim yarattıklarımız mı? Biz kendilerini bir cıvık çamurdan yarattık.

Süleyman Ateş

Şimdi onlara sor: Yaratılış bakımından kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı? Biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık.

12 Ayet

بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ

Bel acibte ve yesharun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Evet; sen onlara şaşıyorsun, onlar da seni alaya alıyorlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Fakat sen taaccüb ettin onlar eğleniyorlar

Süleyman Ateş

Hayır sen (bu muhteşem kudrete) hayran kaldın; onlarsa (seninle) alay ediyorlar.

13 Ayet

وَإِذَا ذُكِّرُوا لَا يَذْكُرُونَ

Ve iza zukkiru la yezkurun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlara öğüt verildiğinde öğüt dinlemezler.

Elmalılı Hamdi Yazır

İhtar edildiklerinde de düşünmüyorlar

Süleyman Ateş

Kendilerine öğüt verilse öğüt almıyorlar.

14 Ayet

وَإِذَا رَأَوْا آيَةً يَسْتَسْخِرُونَ

Ve iza raev ayeten yesteshırun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bir mucize gördüklerinde onu eğlenceye alırlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir mu'cize gördükleri vakıt da eğlence yerine tutuyorlar

Süleyman Ateş

Bir mu'cize görseler, alay ediyorlar.

15 Ayet

وَقَالُوا إِنْ هَٰذَا إِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ

Ve kalu in haza illa sihrun mubin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve, bu, diyorlar başka bir şey değil, apaçık bir sihir

Süleyman Ateş

Bu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir. diyorlar.

16 Ayet

أَإِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَإِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

E iza mitna ve kunna turaben ve izamen e inna le meb'usun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz vakıt mı? Biz mi ba'solunacakmışız?

Süleyman Ateş

Yani biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi diriltilecek mişiz?

17 Ayet

أَوَآبَاؤُنَا الْأَوَّلُونَ

E ve abaunel evvelun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Evvelki atalarımız da mı?

Süleyman Ateş

Evvelki atalarımız da mı?

18 Ayet

قُلْ نَعَمْ وَأَنْتُمْ دَاخِرُونَ

Kul neam ve entum dahırun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Evet hem de zelil ve hakir olarak."

Elmalılı Hamdi Yazır

De ki: evet, hem siz çok hor, hakir olarak

Süleyman Ateş

De ki: "Evet siz aşağılanarak (diriltileceksiniz)!"

19 Ayet

فَإِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنْظُرُونَ

Fe innema hiye zecretun vahıdetun fe iza hum yenzurun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Tek bir çığlık. Hemen bakıp kalırlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Çünkü o bir zorlu kumandadan ıbarettir derhal gözleri açılıverir

Süleyman Ateş

O (iş) sadece korkunç bir sesten ibarettir: Hemen onlar (diriltilmiş olarak) bakıyorlardır.

20 Ayet

وَقَالُوا يَا وَيْلَنَا هَٰذَا يَوْمُ الدِّينِ

Ve kalu ya veylena haza yevmud din.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Şöyle derler: "Vay bize! İşte bu ceza günüdür."

Elmalılı Hamdi Yazır

Eyvah bizlere derler bu o din günü

Süleyman Ateş

Vah bize, bu ceza günüdür! dediler.

21 Ayet

هَٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ

Haza yevmul faslillezi kuntum bihi tukezzibun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlara: "İşte bu, yalanladığınız hüküm günüdür" denir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bu işte o sizin yalan dediğiniz fasıl günü

Süleyman Ateş

Bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm günüdür!

22 Ayet

۞ احْشُرُوا الَّذِينَ ظَلَمُوا وَأَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا يَعْبُدُونَ

Uhşurullezine zalemu ve ezvacehum ve ma kanu ya'budun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."

Elmalılı Hamdi Yazır

Toplayın mahşere o zulmedenleri ve eşlerini ve Allahdan başka taptıkları şeyleri

Süleyman Ateş

(Yüce Allah meleklerine emreder): "Toplayın o zalimleri, onların eşlerini ve taptıklarını."

23 Ayet

مِنْ دُونِ اللَّهِ فَاهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَاطِ الْجَحِيمِ

Min dunillahi fehduhum ila sıratıl cahim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."

Elmalılı Hamdi Yazır

Toplayın da götürün onları sırata; Cehennem köprüsüne doğru

Süleyman Ateş

Allah'tan başka. Onları cehennemin yoluna götürün!

24 Ayet

وَقِفُوهُمْ ۖ إِنَّهُمْ مَسْئُولُونَ

Vakıfuhum innehum mes'ulun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Onları durdurun; çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır."

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve tevkıyf edin onları, çünkü sorguya çekilecekler.

Süleyman Ateş

Durdurun onları, çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.

25 Ayet

مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ

Ma lekum la tenasarun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Şöyle sorulur: "Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?"

Elmalılı Hamdi Yazır

Ne oldu sizlere yardımlaşmıyorsunuz?

Süleyman Ateş

Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz?

26 Ayet

بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ

Bel humul yevme musteslimun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Hayır; bugün onların hepsi teslim olmuşlardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hayır bu gün onlar teslim olmuşlardır

Süleyman Ateş

(Başları öne eğik, utançtan yüzleri kızarmış. Cevap verecek durumda değillerdir). Hayır, onlar o gün teslim olmuşlardır.

27 Ayet

وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ

Ve akbele ba'duhum ala ba'dın yetesaelun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Birbirlerine dönüp soruşurlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve ba'zısına dönmüş soruyorlardır:

Süleyman Ateş

Birbirlerine döndüler, soruyorlar.

28 Ayet

قَالُوا إِنَّكُمْ كُنْتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ الْيَمِينِ

Kalu innekum kuntum te'tunena anil yemin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İleri gelenlerine: "Doğrusu siz bize sureti hakdan görünürdünüz" derler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Siz diyorlardır: bize sağdan gelir dururdunuz

Süleyman Ateş

(Uyanlar, uydukları adamlara) Dediler ki: "Siz bize sağdan gelir(güvendiğimiz yandan bize sokulup vesvese verir)diniz."

29 Ayet

قَالُوا بَلْ لَمْ تَكُونُوا مُؤْمِنِينَ

Kalu bel lem tekunu mu'minin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlar da şöyle derler: "Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz."

Elmalılı Hamdi Yazır

Yok, diyorlardır: siz inanmamıştınız

Süleyman Ateş

(Ötekiler de): "Hayır, dediler, zaten siz kendiniz inanan insanlar değildiniz."

30 Ayet

وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ ۖ بَلْ كُنْتُمْ قَوْمًا طَاغِينَ

Ve ma kane lena aleykum min sultan, bel kuntum kavmen tagin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Bizim sizin üstünüzde bir nüfuzumuz yoktu. Bilakis, azmış bir millettiniz."

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve bizim size karşı cebredebilecek bir saltanatımız yoktu, fakat siz azmış bir kavm idiniz

Süleyman Ateş

Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Siz kendiniz azgın bir toplum idiniz.

31 Ayet

فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَا ۖ إِنَّا لَذَائِقُونَ

Fe hakka aleyna kavlu rabbina inna le zaıkun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Bu sebeple, Rabbimizin sözü aleyhimizde gerçekleşti. şüphesiz azabı tadacağız."

Elmalılı Hamdi Yazır

Onun için üzerimize rabbımızın kavli hakk oldu, her halde hepimiz tadacağız

Süleyman Ateş

Artık Rabbimizin sözü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı mutlaka) tadacağız!

32 Ayet

فَأَغْوَيْنَاكُمْ إِنَّا كُنَّا غَاوِينَ

Fe agveynakum inna kunna gavin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Sizi biz azdırmıştık, çünkü kendimiz azgındık".

Elmalılı Hamdi Yazır

Evet biz sizi kışkırttık, çünkü biz azgındık

Süleyman Ateş

Sizi azdırdık, çünkü biz kendimiz azmıştık(siz de bize uyunca azmış oldunuz).

33 Ayet

فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

Fe innehum yevme izin fil azabi muşterikun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

O gün hepsi azabda birleşirler.

Elmalılı Hamdi Yazır

O halde hepsi o gün azabda müşterektirler

Süleyman Ateş

O gün onlar azab (çekme)de ortaktırlar.

34 Ayet

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ

İnna kezalike nef'alu bil mucrimin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu suçlulara böyle yaparız.

Elmalılı Hamdi Yazır

İşte biz mücrimlere böyle yaparız

Süleyman Ateş

İşte biz, suçlulara böyle yaparız.

35 Ayet

إِنَّهُمْ كَانُوا إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا إِلَٰهَ إِلَّا اللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ

İnnehum kanu iza kile lehum la ilahe illallahu yestekbirun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur" denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Çünkü onlar "la ilahe illallah" denildiği zaman kafa tutuyorlardı

Süleyman Ateş

Çünkü onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur!" dendiği zaman büyüklük taslarlardı.

36 Ayet

وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُو آلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍ

Ve yekulune e inna le tariku alihetina li şairin mecnun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Deli bir şair yüzünden tanrılarımızı mı bırakalım?" derlerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve "hiç biz mecnun şaır için ilahlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı

Süleyman Ateş

Cinlenmiş bir şair için biz tanrılarımızı mı terk edeceğiz? derlerdi.

37 Ayet

بَلْ جَاءَ بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَلِينَ

Bel cae bil hakkı ve saddakal murselin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Hayır; o, gerçeği getirmiş ve peygamberleri doğrulamıştı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hayır o hakk ile geldi ve bütün Peygamberleri tasdik eyledi

Süleyman Ateş

Hayır, o (ne şairdi, ne mecnun. O) gerçeği getirmiş ve elçileri de doğrulamıştı.

38 Ayet

إِنَّكُمْ لَذَائِقُو الْعَذَابِ الْأَلِيمِ

İnnekum le zaikul azabil elim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz siz can yakıcı azabı tadacaksınız.

Elmalılı Hamdi Yazır

Elbette siz o elim azabı tadacaksınız

Süleyman Ateş

Siz acı azabı tadacaksınız!

39 Ayet

وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

Ve ma tuczevne illa ma kuntum ta'melun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yaptığınızdan başka birşeyle cezalanmayacaksınız.

Elmalılı Hamdi Yazır

Maamafih başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalanacaksınız

Süleyman Ateş

Sadece yaptığınız (işler)le cezalanıyorsunuz!

40 Ayet

إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ

İlla ibadallahil muhlesin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ancak Allah'a içten bağlı kullar bunun dışındadır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Müstesna ancak Allahın ıhlas verilmiş kulları

Süleyman Ateş

Ancak Allah'ın halis kulları bu cezanın dışındadır.

41 Ayet

أُولَٰئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌ

Ulaike lehum rizkun ma'lum.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onlar için bir "ma'lum rızık" var

Süleyman Ateş

Onlar için bilinen bir rızık vardır.

42 Ayet

فَوَاكِهُ ۖ وَهُمْ مُكْرَمُونَ

Fevakih, ve hum mukremun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Meyveler ve onlar hep ikram olunurlar

Süleyman Ateş

(Türlü türlü) Meyvalar. Ve onlar ağırlanırlar.

43 Ayet

فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ

Fi cennatin naim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Naim Cennetlerinde

Süleyman Ateş

Ni'met cennetlerinde.

44 Ayet

عَلَىٰ سُرُرٍ مُتَقَابِلِينَ

Ala sururin mutekabilin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Karşılıklı tahtlar üzerinde

Süleyman Ateş

Tahtlar üzerinde, karşılıklı otururlar.

45 Ayet

يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِكَأْسٍ مِنْ مَعِينٍ

Yutafu aleyhim bi ke'sin min main.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Mainden bir ke's ile üzerlerine pırlanılır

Süleyman Ateş

Önlerinde akan kaynaktan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.

46 Ayet

بَيْضَاءَ لَذَّةٍ لِلشَّارِبِينَ

Beydae lezzetin liş şaribin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bembeyaz, içenlere lezzet

Süleyman Ateş

Berrak, içenlere lezzet veren bir içki.

47 Ayet

لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنْزَفُونَ

La fiha gavlun ve la hum anha yunzefun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onda ne bir gaile vardır, ne de başlarına vurur

Süleyman Ateş

Onda ne sersemletme var, ne onunla sarhoş olurlar.

48 Ayet

وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ عِينٌ

Ve indehum kasıratut tarfı in.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yanlarında iri gözlü nazarlarını hasretmiş nazeninler

Süleyman Ateş

Yanlarında da, yalnız kendilerine göz dikmiş iri gözlü eşler vardır.

49 Ayet

كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَكْنُونٌ

Ke enne hunne beydun meknun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sanki saklı yumurtalar

Süleyman Ateş

Saklı yumurta gibi bembeyaz eşler.

50 Ayet

فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ

Fe akbele ba'duhum ala ba'dın yetesaelun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Birbirlerine dönüp sorarlar:

Elmalılı Hamdi Yazır

Derken ba'zısı ba'zısına dönmüş soruyorlardır:

Süleyman Ateş

Bunlar birbirine dönmüş soruyorlar:

51 Ayet

قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ إِنِّي كَانَ لِي قَرِينٌ

Kale kailun minhum inni kane li karin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."

Elmalılı Hamdi Yazır

İçlerinden bir söyliyen benim der: bir karinim vardı

Süleyman Ateş

Onlardan bir sözcü: "Benim, dedi, bir arkadaşım vardı."

52 Ayet

يَقُولُ أَإِنَّكَ لَمِنَ الْمُصَدِّقِينَ

Yekulu e inneke le minel musaddikin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."

Elmalılı Hamdi Yazır

Derdi: sen cidden inananlardan mısın?

Süleyman Ateş

Derdi ki: 'Sen doğrulayanlardan mısın?

53 Ayet

أَإِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَإِنَّا لَمَدِينُونَ

E iza mitna ve kunna turaben ve izamen e inna le medinun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."

Elmalılı Hamdi Yazır

Öldüğümüz de bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz vakıt hakıkaten biz cezalanacak mıyız?"

Süleyman Ateş

Biz ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi (diriltilip yaptığımız işlere göre) cezalanacağız?' "

54 Ayet

قَالَ هَلْ أَنْتُمْ مُطَّلِعُونَ

Kale hel entum muttaliun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yanındakilere: "Siz onu bilir misiniz?" der.

Elmalılı Hamdi Yazır

Nasıl der: bir bakıştırır mısınız?

Süleyman Ateş

(Sonra yanındakilere): "Bakar mısınız?" dedi.

55 Ayet

فَاطَّلَعَ فَرَآهُ فِي سَوَاءِ الْجَحِيمِ

Fettalea fe reahu fi sevail cahim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bir bakar onu cehennemin ortasında görür.

Elmalılı Hamdi Yazır

Derken bakmış onu ta Cehennemin ortasında görmüştür

Süleyman Ateş

Baktı onu cehennemin ortasında gördü.

56 Ayet

قَالَ تَاللَّهِ إِنْ كِدْتَ لَتُرْدِينِ

Kale tallahi in kidte le turdin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ona der ki: "Allah'a and olsun ki, az kalsın beni de mahvedecektin."

Elmalılı Hamdi Yazır

Tallahi, der: doğrusu sen az daha beni helak edecektin

Süleyman Ateş

Tallahi, dedi, sen az daha beni de alçaltacaktın.

57 Ayet

وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّي لَكُنْتُ مِنَ الْمُحْضَرِينَ

Ve lev la ni'metu rabbi le kuntu minel muhdarin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Eğer Rabbimin lütfu olmasaydı ben de oraya götürülenlerden olurdum."

Elmalılı Hamdi Yazır

Rabbımın ni'meti olmasa idi ben de bu ihzar edilenlerden olacaktım

Süleyman Ateş

Rabbimin ni'meti olmasaydı, şimdi ben de (oraya) getirilenlerden olurdum.

58 Ayet

أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ

E fe ma nahnu bi meyyitin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"

Elmalılı Hamdi Yazır

Nasılmış bak? Biz ölecek değiliz

Süleyman Ateş

Biz bir daha ölmeyecek miyiz der.

59 Ayet

إِلَّا مَوْتَتَنَا الْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

İlla mevtetenel ula ve ma nahnu bi muazzebin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"

Elmalılı Hamdi Yazır

ilk ölümümüzden başka. Ve biz muazzeb değiliz

Süleyman Ateş

Yalnız ilk ölümümüz, başka ölüm yok ve biz azaba da uğratılmayacağız ha?!

60 Ayet

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

İnne haza le huvel fevzul azim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İşte büyük kurtuluş şüphesiz budur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bu işte hiç şübhesiz o büyük murad, büyük kurtuluş

Süleyman Ateş

Gerçekten büyük başarı ve mutluluk budur!

61 Ayet

لِمِثْلِ هَٰذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ

Li misli haza fel ya'melil amilun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Çalışanlar bunun için çalışsın.

Elmalılı Hamdi Yazır

Böyle bir murad için çalışsın çalışan erler

Süleyman Ateş

Çalışanlar bunun için çalışsınlar.

62 Ayet

أَذَٰلِكَ خَيْرٌ نُزُلًا أَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ

E zalike hayrun nuzulen em şeceretuz zakkum.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Konukluk olarak bu mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı?

Elmalılı Hamdi Yazır

Nasıl bu mu hayırlı konmak için yoksa o zakkum ağacı mı?

Süleyman Ateş

(Nasıl) Ağırlanmak için bu mu hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?

63 Ayet

إِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِلظَّالِمِينَ

İnna cealnaha fitneten liz zalimin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Biz o ağacı, zalimler için bir dert yaptık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ki biz onu zalimler için bir fitne kılmışızdır

Süleyman Ateş

Biz onu zalimler için bir fitne (sınav) yaptık.

64 Ayet

إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِي أَصْلِ الْجَحِيمِ

İnneha şeceretun tahrucu fi aslil cahim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.

Elmalılı Hamdi Yazır

O bir ağaçtır ki Cehennemin kökünde çıkar

Süleyman Ateş

O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.

65 Ayet

طَلْعُهَا كَأَنَّهُ رُءُوسُ الشَّيَاطِينِ

Tal'uha ke ennehu ruusuş şeyatin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Tomurcukları şeytan başı gibidir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Tomurcukları Şeytanların başları gibidir

Süleyman Ateş

Tomurcukları, şeytanların başları gibidir.

66 Ayet

فَإِنَّهُمْ لَآكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِئُونَ مِنْهَا الْبُطُونَ

Fe innehum le akilune minha fe maliune min hel butun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İşte cehennemlikler bundan yerler, karınlarını onunla doldururlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Her halde onlar ondan yiyeceklerdir. Yiyecekler de ondan karınlarını dolduracaklardır

Süleyman Ateş

Onlar ondan yiyecekler ve karınlarını onunla dolduracaklardır.

67 Ayet

ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِنْ حَمِيمٍ

Summe inne lehum aleyha le şevben min hamim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sonra, üzerine kaynar su katılmış içki şüphesiz onlar içindir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra üzerine onların hamimden bir haşlamaları vardır

Süleyman Ateş

Sonra onların, bunun üzerine kaynar su karıştırılmış bir içkileri vardır.

68 Ayet

ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى الْجَحِيمِ

Summe inne merciahum le ilel cahim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu sonra dönecekleri yer yine cehennemdir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra da dönümleri şübhesiz ki Cehennemedir

Süleyman Ateş

Sonra dönecekleri yer, elbette cehennemdir.

69 Ayet

إِنَّهُمْ أَلْفَوْا آبَاءَهُمْ ضَالِّينَ

İnnehum elfev abaehum dalline.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlar babalarını şüphesiz sapık kimseler olarak bulmuşlardı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Çünkü onlar babalarını dalalette buldular

Süleyman Ateş

Çünkü onlar babalarını sapık kimseler buldular.

70 Ayet

فَهُمْ عَلَىٰ آثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ

Fe hum ala asarihim yuhreun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyken yine de onların izlerinden kovalanırcasına koşturuyorlardı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şimdi de onların izlerince koşturuyorlar

Süleyman Ateş

Kendileri de onların izlerinde koşturuyorlar.

71 Ayet

وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ الْأَوَّلِينَ

Ve lekad dalle kablehum ekserul evvelin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan önce, evvelki ümmetlerin çoğu, and olsun ki sapıtmıştı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hakıkat onlardan evvel eskilerin ekserisi dalalette idi

Süleyman Ateş

Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı.

72 Ayet

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِمْ مُنْذِرِينَ

Ve lekad erselna fi him munzirin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, içlerine uyarıcılar göndermiştik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Celalim hakkı için içlerinde inzar edici Peygamberler de gönderdik

Süleyman Ateş

Biz onların içine de uyarıcılar göndermiştik.

73 Ayet

فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَرِينَ

Fanzur keyfe kane akibetul munzerin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Uyarıldığı halde yola gelmeyenlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak!

Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra da bak o inzar edilenlerin akıbeti nasıl oldu?

Süleyman Ateş

Bak, o uyarılanların sonu nice oldu.

74 Ayet

إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ

İlla ibadallahil muhlasin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın, O'na içten bağlanan kulları bunun dışındadır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ancak Allahın ıhlas ile seçilen kulları başka

Süleyman Ateş

Ancak Allah'ın halis kulları o azabın dışında kaldılar.

75 Ayet

وَلَقَدْ نَادَانَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُجِيبُونَ

Ve lekad nadana nuhun fe le ni'mel mucibun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Nuh Bize seslenmişti de duasına ne güzel icabet etmiştik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Celalim hakkı için bize Nuh nida etmişti, biz de hakıkat ne güzel mücibiz

Süleyman Ateş

Andolsun Nuh bize yalvarmıştı da ne güzel kabul buyurmuştuk!

76 Ayet

وَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ

Ve necceynahu ve ehlehu minel kerbil azim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hem onu ve ehlini o büyük sıkıntıdan kurtardık

Süleyman Ateş

Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.

77 Ayet

وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمُ الْبَاقِينَ

Ve cealna zurriyyetehu humul bakin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ancak onun soyunu sürekli kıldık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hem zürriyyetini bakıy kalanlar kıldık

Süleyman Ateş

Yalnız onun zürriyetini kalıcılar yaptık (onlardan başka hepsini helak ettik).

78 Ayet

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ

Ve terekna aleyhi fil ahirin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hem de namına bıraktık sonrakiler içinde

Süleyman Ateş

Sonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık:

79 Ayet

سَلَامٌ عَلَىٰ نُوحٍ فِي الْعَالَمِينَ

Selamun ala nuhın fil alemin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Selam Nuha bütün alemler içinde

Süleyman Ateş

Alemler içinde Nuh'a selam olsun (bütün insanlar onu esenlikle anarlar).

80 Ayet

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

İnna kezalike neczil muhsinin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İşte Biz iyi davrananları böyle mükafatlandırırız.

Elmalılı Hamdi Yazır

Biz böyle mükafat ederiz işte muhsinlere

Süleyman Ateş

İşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız.

81 Ayet

إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ

İnnehu min ibadinel mu'minin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu o, bizim inanmış kullarımızdandı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Çünkü o bizim mü'min kullarımızdan

Süleyman Ateş

Çünkü o bizim, inanan kullarımızdandı.

82 Ayet

ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ

Summe agraknel aharin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sonra, diğerlerini suda boğduk.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra da diğerlerini suya boğduk

Süleyman Ateş

Sonra ötekilerini suda boğduk.

83 Ayet

۞ وَإِنَّ مِنْ شِيعَتِهِ لَإِبْرَاهِيمَ

Ve inne min şiatihi le ibrahim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim de şüphesiz O'nun yolunda olanlardandı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şübhesiz İbrahim de onun kolundan

Süleyman Ateş

İbrahim de onun kolundan idi.

84 Ayet

إِذْ جَاءَ رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ

İz cae rabbehu bi kalbin selim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Nitekim Rabbine temiz bir kalple geldi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Çünkü rabbına selim bir kalb ile geldi

Süleyman Ateş

Zira Rabbine tertemiz bir kalb getirmişti.

85 Ayet

إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَاذَا تَعْبُدُونَ

İz kale li ebihi ve kavmihi maza ta'budun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim babasına ve milletine şöyle demişti: "Nelere kulluk ediyorsunuz?"

Elmalılı Hamdi Yazır

Çünkü babasına ve kavmine şöyle dedi: siz nelere tapıyorsunuz?

Süleyman Ateş

Babasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti.

86 Ayet

أَئِفْكًا آلِهَةً دُونَ اللَّهِ تُرِيدُونَ

E ifken aliheten dunallahi turidun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Allah'ı bırakıp uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?"

Elmalılı Hamdi Yazır

Yalancılık etmek için mi Allahdan başka ilahlar istiyorsunuz?

Süleyman Ateş

Allah'tan başka uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?

87 Ayet

فَمَا ظَنُّكُمْ بِرَبِّ الْعَالَمِينَ

Fe ma zannukum bi rabbil alemin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Alemlerin Rabbi hakkındaki sanınız nedir?"

Elmalılı Hamdi Yazır

Siz rabbül'alemini ne zannediyorsunuz?

Süleyman Ateş

Alemlerin Rabbi hakkında zannınız nedir (ki O'na böyle ortaklar koştunuz)?

88 Ayet

فَنَظَرَ نَظْرَةً فِي النُّجُومِ

Fe nazara nazraten fin nucum.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Derken bir bakım baktı da nücume

Süleyman Ateş

Yıldızlara bir göz attı:

89 Ayet

فَقَالَ إِنِّي سَقِيمٌ

Fe kale inni sakim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ben dedi: hastayım

Süleyman Ateş

Ben hastayım, dedi.

90 Ayet

فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِرِينَ

Fe tevellev anhu mudbirin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onu bırakıp gittiler.

Elmalılı Hamdi Yazır

O vakıt arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler

Süleyman Ateş

Bunun üzerine arkalarını dönüp ondan kaçtılar.

91 Ayet

فَرَاغَ إِلَىٰ آلِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ

Feraga ila alihetihim fe kale e la te'kulun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Derken kurnazlıkla onların ilahlarına vardı da buyursanız a, dedi, yemez misiniz?

Süleyman Ateş

O da gizlice onların tanrılarına sokuldu: "Yemez misini?" dedi.

92 Ayet

مَا لَكُمْ لَا تَنْطِقُونَ

Ma lekum la tentıkun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Neyiniz var söylemiyorsunuz

Süleyman Ateş

Neyiniz var ki konuşmuyorsunuz?

93 Ayet

فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَمِينِ

Feraga aleyhim darben bil yemin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sonunda, üzerlerine yürüyüp kuvvetle vurdu.

Elmalılı Hamdi Yazır

Diyerek bir takrib ile onlara kuvvetli bir darbe indirdi

Süleyman Ateş

Ve gizlice üzerlerine yürüyüp sağ eliyle onlara kuvvetli bir darbe indirdi.

94 Ayet

فَأَقْبَلُوا إِلَيْهِ يَزِفُّونَ

Fe akbelu ileyhi yeziffun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine putperestler koşarak ona geldiler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bunun üzerine birbirlerine girerek ona yöneldiler

Süleyman Ateş

(Puta, tapanlar, döndüklerinde putlarını kırılmış görünce) Hemen koşarak ona gittiler.

95 Ayet

قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ

Kale e ta'budune ma tenhıtun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."

Elmalılı Hamdi Yazır

A, dedi siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?

Süleyman Ateş

(Elinizle) Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? dedi.

96 Ayet

وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ

Vallahu halakakum ve ma ta'melun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."

Elmalılı Hamdi Yazır

Halbuki sizi ve yaptıklarınızı Allah yarattı

Süleyman Ateş

Oysa sizi de, yaptığınız(bu şeyler)i de Allah yaratmıştır.

97 Ayet

قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَانًا فَأَلْقُوهُ فِي الْجَحِيمِ

Kalubnu lehu bunyanen fe elkuhu fil cahim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Putperestler: "Onun için bir yapı yapın da onu oradan ateşin içine atın" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Haydin dediler, bunun için bir bina yapın ve bunu ateşe atın

Süleyman Ateş

Onun için bir bina yapın da onu (o binada) ateşe atın dediler.

98 Ayet

فَأَرَادُوا بِهِ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْأَسْفَلِينَ

Fe eradu bihi keyden fe cealna humul esfelin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ona düzen kurmak istediler, ama Biz onları altettik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Böyle ona bir tuzak kurmak istediler, biz de tuttuk kendilerini daha alçak düşürdük

Süleyman Ateş

Ona bir tuzak kurmak istediler, biz de (onların tuzaklarını boşa çıkardık), onları alçak düşürdük.

99 Ayet

وَقَالَ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّي سَيَهْدِينِ

Ve kale inni zahibun ila rabbi seyehdin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim: "Doğrusu ben Rabbim uğrunda sizi bırakıp gidiyorum; O beni doğru yola eriştirir" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir de dedi ki: ben rabbıma gidiyorum, o bana yolunu gösterir

Süleyman Ateş

(İbrahim) Dedi ki: "Ben Rabbime gideceğim, O, beni doğru yola iletecek."

100 Ayet

رَبِّ هَبْ لِي مِنَ الصَّالِحِينَ

Rabbi heb li mines salihin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbim! Bana iyilerden olacak bir çocuk ver" diye yalvardı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Rabbım! bana salihinden ihsan buyur

Süleyman Ateş

Rabbim, bana iyilerden (bir çocuk) lutfet!

101 Ayet

فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلِيمٍ

Fe beşşernahu bi gulamin halim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Biz de ona yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Biz de ona uslu bir oğul müjdeledik

Süleyman Ateş

Ona halim bir erkek çocuk müjdeledik.

102 Ayet

فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ إِنِّي أَرَىٰ فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرَىٰ ۚ قَالَ يَا أَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ ۖ سَتَجِدُنِي إِنْ شَاءَ اللَّهُ مِنَ الصَّابِرِينَ

Fe lemma belega meahus sa'ye kale ya buneyye inni era fil menami enni ezbehuke fanzur maza tera, kale ya ebetif'al ma tu'meru seteciduni inşaallahu mines sabirin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Çocuk kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca: "Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?" dedi. "Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Vakta ki yanında koşmak çağına erdi, ey yavrum! dedi ben menamda görüyorum ki ben seni boğazlıyorum, artık bak ne görüyorsun! ey babacığım dedi: ne emrolunuyorsan yap! beni inşaallah sabirinden bulacaksın

Süleyman Ateş

(Çocuk) Onun yanında koşma çağına erişince (İbrahim ona): "Yavrum, dedi, ben uykuda görüyorum ki ben seni kesiyorum; (düşün) bak, ne dersin?" (Çocuk): "Babacığım, sana emredileni yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın." dedi.

103 Ayet

فَلَمَّا أَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبِينِ

Fe lemma eslema ve tellehu lil cebin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Vakta ki bu suretle ikisi de teslim oldular ve onu tuttu şakağına yıktı

Süleyman Ateş

İkisi de böylece (Allah'ın emrine) teslim olup (İbrahim, kurban etmek için) çocuğu alnı üzerine yıkınca,

104 Ayet

وَنَادَيْنَاهُ أَنْ يَا إِبْرَاهِيمُ

Ve nadeynahu en ya ibrahim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve şöyle ona nida ettik: ya İbrahim!

Süleyman Ateş

Biz ona: "İbrahim!" diye ünledik.

105 Ayet

قَدْ صَدَّقْتَ الرُّؤْيَا ۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

Kad saddakter ru'ya, inna kezalike neczil muhsinin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ru'yayı gerçek tasdık eyledin, biz böyle mükafat ederiz işte muhsinlere

Süleyman Ateş

Sen rüyayı doğruladın, işte biz, güzel davrananları böyle mükafatlandırırız!

106 Ayet

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ الْبَلَاءُ الْمُبِينُ

İnne haza le huvel belaul mubin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu bu apaçık bir deneme idi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şübhesiz ki bu açık bir ibtila, kat'i bir imtihan

Süleyman Ateş

Gerçekten bu, apaçık bir sınav idi.

107 Ayet

وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ

Ve fedeynahu bi zibhın azim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Dedik ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik

Süleyman Ateş

Ve fidye olarak ona büyük bir kurbanlık verdik.

108 Ayet

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ

Ve terekna aleyhi fil ahirin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Namını da bıraktık sonrakiler içinde

Süleyman Ateş

Sonra gelenler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık.

109 Ayet

سَلَامٌ عَلَىٰ إِبْرَاهِيمَ

Selamun ala ibrahim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Selam İbrahime

Süleyman Ateş

(İleride gelecek nesiller): "İbrahim'e selam olsun!" (diyeceklerdi.)

110 Ayet

كَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

Kezalike neczil muhsinin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İşte iyileri böylece mükafatlandırırız.

Elmalılı Hamdi Yazır

Böyle mükafat ederiz işte muhsinlere

Süleyman Ateş

İşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız.

111 Ayet

إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ

İnnehu min ibadinel mu'minin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu o, inanmış kullarımızdandı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Çünkü o bizim mü'min kullarımızdan

Süleyman Ateş

Çünkü o bizim mü'min kullarımızdandı.

112 Ayet

وَبَشَّرْنَاهُ بِإِسْحَاقَ نَبِيًّا مِنَ الصَّالِحِينَ

Ve beşşernahu bi ishaka nebiyyen mines salihin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ona, iyilerden olan İshak'ı peygamber olarak müjdeledik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir de onu salihinden bir Peygamber olmak üzere İshak ile müjdeledik

Süleyman Ateş

Biz ona İshak'ı, iyilerden bir peygamber olarak müjdeledik.

113 Ayet

وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰ إِسْحَاقَ ۚ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِنَفْسِهِ مُبِينٌ

Ve barekna aleyhi ve ala ishak, ve min zurriyyetihima muhsinun ve zalimun li nefsihi mubin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Kendisini ve İshak'ı mübarek kıldık; ikisinin soyundan iyi olan da vardır, açıktan açığa kendisine yazık eden de vardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hem ona hem İshaka bereketler verdik. İkisinin zürriyyetinden de hem muhsin olan var hem de nefsine açık zulmeden

Süleyman Ateş

Kendisine de, İshak'a da bereketler verdik. Onların neslinden (gelenler arasında) iyi hareket eden de var, açıkça kendisine zulmeden de.

114 Ayet

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَارُونَ

Ve lekad menenna ala musa ve harun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki Musa ve Harun'a da iyilikte bulunmuştuk.

Elmalılı Hamdi Yazır

Celalim hakkı için Musa ile Harunu da minnetdar eyledik

Süleyman Ateş

Andolsun Musa'ya ve Harun'a da lutuflarda bulunduk.

115 Ayet

وَنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ

Ve necceyna huma ve kavme huma minel kerbil azim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İkisini ve milletlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hem kendilerini ve kavmlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık

Süleyman Ateş

Onları ve kavimlerini büyük sıkıntıdan kurtardık.

116 Ayet

وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ

Ve nasarnahum fe kanu humul galibin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlara yardım etmiştik de üstün gelmişlerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hem yardım ettik onlara da galibler onlar oldular

Süleyman Ateş

Onlara yardım ettik de üstün gelenler kendileri oldular.

117 Ayet

وَآتَيْنَاهُمَا الْكِتَابَ الْمُسْتَبِينَ

Ve ateyna humel kitabel mustebin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Her ikisine de, apaçık anlaşılan bir Kitap vermiştik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hem kendilerine o belli kitabı verdik

Süleyman Ateş

Onlara açık ifadeli Kitabı verdik.

118 Ayet

وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ

Ve hedeyna humes sıratal mustekim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Her ikisini de doğru yola eriştirmiştik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve kendilerini doğru yola çıkardık

Süleyman Ateş

Ve onları doğru yola ilettik.

119 Ayet

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِي الْآخِرِينَ

Ve terekna aleyhima fil ahirin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sonrakiler içinde de namlarına şunu bıraktık

Süleyman Ateş

Ve sonra gelenler arasında onlara (iyi bir ün) bıraktık.

120 Ayet

سَلَامٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَارُونَ

Selamun ala musa ve harun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Selam Musa ile Haruna

Süleyman Ateş

(Hep): "Musa'ya ve Harun'a selam olsun!" (diyeceklerdi).

121 Ayet

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

İnna kezalike neczil muhsinin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Biz, iyileri böylece mükafatlandırırız.

Elmalılı Hamdi Yazır

Biz böyle mükafat ederiz işte muhsinine

Süleyman Ateş

İşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız.

122 Ayet

إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ

İnne huma min ibadinel mu'minin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İkisi de şüphesiz inanmış kullarımızdandı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Çünkü ikisi de bizim mü'min kullarımızdan

Süleyman Ateş

Çünkü ikisi de bizim inanan kullarımızdandı.

123 Ayet

وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ

Ve inne ilyase le minel murselin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu İlyas da peygamberlerdendir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şübhesiz İlyas da mürselinden

Süleyman Ateş

İlyas da elçilerdendi.

124 Ayet

إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ أَلَا تَتَّقُونَ

İz kale li kavmihi e la tettekun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.

Elmalılı Hamdi Yazır

Zira kavmine demişti: siz Allahdan korkmaz mısınız?

Süleyman Ateş

Kavmine demişti ki: "(Allah'ın azabından) Korunmaz mısınız?"

125 Ayet

أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ الْخَالِقِينَ

Eted'une ba'len ve tezerune ahsenel halikin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir ba'le mi yalvarıyorsunuz bırakıb da o ahsenülhalikini

Süleyman Ateş

Ba'l'e yalvarıyorsunuz da, bırakıyor musunuz, yaratıcıların en güzelini?"

126 Ayet

اللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ

Allahe rabbekum ve rabbe abaikumul evvelin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.

Elmalılı Hamdi Yazır

O rabbınız ve evvelki atalarınızın da rabbı olan Allahı?

Süleyman Ateş

Sizin Rabbiniz ve önceki atalarınızın Rabbi olan Allah'ı?

127 Ayet

فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

Fe kezzebuhu fe inne hum le muhdarun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

O vakıt onu tekzib ettiler, şübhesiz ki onlar da ıhzar edildiler

Süleyman Ateş

Onu yalanladılar, bundan dolayı onlar (azaba) getirileceklerdir.

128 Ayet

إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ

İlla ibadallahil muhlasin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Müstesna Allahın ıhlaslı kulları

Süleyman Ateş

Yalnız Allah'ın halis kulları azab dışındadırlar.

129 Ayet

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ

Ve terekna aleyhi fil ahirin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ona da sonrakilerde şunu bıraktık

Süleyman Ateş

Biz, sonra gelenler arasında ona (İlyas'a da iyi bir ün) bıraktık:

130 Ayet

سَلَامٌ عَلَىٰ إِلْ يَاسِينَ

Selamun ala ilyasin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Selam, ilyasine

Süleyman Ateş

İlyas'a selam olsun.

131 Ayet

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

İnna kezalike neczil muhsinin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Biz iyileri böylece mükafatlandırırız.

Elmalılı Hamdi Yazır

Biz böyle mükafat ederiz işte muhsinine

Süleyman Ateş

İşte biz güzel davrananları böyle mükafatlandırırız.

132 Ayet

إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ

İnnehu min ibadinel mu'minin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

O, inanmış kullarımızdandı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Çünkü o bizim mü'min kullarımızdan

Süleyman Ateş

Çünkü o bizim mü'min kullarımızdandı.

133 Ayet

وَإِنَّ لُوطًا لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ

Ve inne lutan le minel murselin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz Lut da peygamberlerdendir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şübhesiz Lut da mürselinden

Süleyman Ateş

Lut da gönderilen elçilerdendi.

134 Ayet

إِذْ نَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ أَجْمَعِينَ

İz necceynahu ve ehlehu ecmain.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Zira kurtardık onu ve bütün ehlini

Süleyman Ateş

Onu ve ailesini kurtardık.

135 Ayet

إِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِرِينَ

İlla acuzen fil gabirin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.

Elmalılı Hamdi Yazır

kalan bir karıdan başka batanlar içinde

Süleyman Ateş

Yalnız (azabda) kalacaklar arasında bulunan acuze bir kadın hariç.

136 Ayet

ثُمَّ دَمَّرْنَا الْآخَرِينَ

Summe demmernel aharin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sonra diğerlerini yok etmiştik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra diğerlerini tedmir eyledik

Süleyman Ateş

Sonra ötekileri kırdık (geçirdik).

137 Ayet

وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِمْ مُصْبِحِينَ

Ve innekum le temurrune aleyhim musbihin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve siz elbette onlara uğrar ve üzerinden geçerseniz, sabahleyin

Süleyman Ateş

Siz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz; sabahleyin,

138 Ayet

وَبِاللَّيْلِ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

Ve bil leyl, e fe la ta'kılun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve geceleyin, ya akıl edip de düşünmez misiniz

Süleyman Ateş

Ve geceleyin. Düşünmüyor musunuz?

139 Ayet

وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ

Ve inne yunuse le minel murselin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Yunus da peygamberlerdendir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şübhesiz Yunüs de o mürselinden

Süleyman Ateş

Yunus da gönderilen elçilerdendi.

140 Ayet

إِذْ أَبَقَ إِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ

İz ebeka ilel fulkil meşhun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Dolu bir gemiye kaçmıştı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hani bir vakıt dolu gemiye kaçmıştı,

Süleyman Ateş

Dolu gemiye kaçmıştı.

141 Ayet

فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ الْمُدْحَضِينَ

Fe saheme fe kane minel mudhadin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Gemide olanlarla karşılıklı kura çekmişti de yenilenlerden olmuştu, bu sebeple denize atılmıştı.

Elmalılı Hamdi Yazır

kur'a çekmişti de kaydırılanlardan olmuştu

Süleyman Ateş

(Yükü fazla oluğundan gemi taşıyamamış, yolculardan birini denize atmak gerekmişti. Birini atmak üzere gemidekilerle) Kur'a çekti. (Yunus) Yenilenlerden oldu. (Kur'a kendisine isabet etti).

142 Ayet

فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ

Feltekamehul hutu ve huve mulim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Kendini kınarken onu bir balık yutmuştu.

Elmalılı Hamdi Yazır

Derken kendisi balık yuttu melamette idi

Süleyman Ateş

(Yunus, Rabbinden izinsiz olarak kavminden ayrıldığı için) Kendi kendisini kınarken (denize attılar) balık onu yuttu.

143 Ayet

فَلَوْلَا أَنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُسَبِّحِينَ

Fe lev la ennehu kane minel musebbihin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Eğer çok tesbih edenlerden olmasa idi

Süleyman Ateş

Eğer tesbih edenlerden olmasaydı,

144 Ayet

لَلَبِثَ فِي بَطْنِهِ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ

Le lebise fi batnihi ila yevmi yub'asun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Her halde ba'solunacakları güne kadar onun karnında kalırdı

Süleyman Ateş

(İnsanların) Yeniden diriltilecekleri güne kadar balığın karnında kalırdı.

145 Ayet

۞ فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَاءِ وَهُوَ سَقِيمٌ

Fe nebeznahu bil arai ve huve sakim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Halsiz bir halde iken kendisini sahile çıkardık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hemen biz onu alana attık hasta idi

Süleyman Ateş

(Ama balığın karnında bizi andı, tesbih etti, biz de) Onu hasta bir halde ağaçsız, çıplak bir yere attık.

146 Ayet

وَأَنْبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِنْ يَقْطِينٍ

Ve enbetna aleyhi şecereten min yaktin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onun için, geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik

Süleyman Ateş

Ve üzerine (gölge yapması için) Bir asma kabak ağacı bitirdik.

147 Ayet

وَأَرْسَلْنَاهُ إِلَىٰ مِائَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ

Ve erselnahu ila mieti elfin ev yezidun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onu, yüzbin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve onu yüz bine Resul gönderdik ve hatta artıyorlardı

Süleyman Ateş

Ve onu yüz bin insana, ya da daha fazla olanlara elçi gönderdik.

148 Ayet

فَآمَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ إِلَىٰ حِينٍ

Fe amenu fe metta'nahum ila hin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sonunda ona inandılar, bunun üzerine Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.

Elmalılı Hamdi Yazır

O vakıt ona iyman ettiler de onları bir zamana kadar istifade ettirdik

Süleyman Ateş

İnandılar, biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.

149 Ayet

فَاسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ وَلَهُمُ الْبَنُونَ

Festeftihim e li rabbikel benatu ve lehumul benun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Putperestlere sor, kızlar senin Rabbinin de erkekler onların mı?

Elmalılı Hamdi Yazır

Şimdi sor o seninkilere: rabbına kızlar, onlara oğullar öyle mi?

Süleyman Ateş

Şimdi onlara sor: Rabbine kızlar, onlara da oğlanlar mı?

150 Ayet

أَمْ خَلَقْنَا الْمَلَائِكَةَ إِنَاثًا وَهُمْ شَاهِدُونَ

Em halaknel melaikete inasen ve hum şahidun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa melekleri kız olarak yarattığımızda onlar hazır mı idiler?

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa biz Melaikeyi dişi yaratmışız da onlar şahid mi bulunuyorlarmış?

Süleyman Ateş

Yoksa biz melekleri, onların gözleri önünde dişi mi yarattık (ki meleklerin dişi olduğunu söylüyorlar)?

151 Ayet

أَلَا إِنَّهُمْ مِنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ

E la innehum min ifkihim le yekulun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ha!.. onlar şübhesiz ki yalancıdırlar

Süleyman Ateş

İyi bilin, onlar iftiraları yüzünden diyorlar ki:

152 Ayet

وَلَدَ اللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

Veledallahu ve innehum le kazibun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

"Allah doğurdu" derler ve elbette bunlar yalancıdırlar

Süleyman Ateş

Allah doğurdu. Onlar elbette yalancıdırlar.

153 Ayet

أَصْطَفَى الْبَنَاتِ عَلَى الْبَنِينَ

Astafel benati alel benin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah kızları, oğullara tercih mi etmiş?

Elmalılı Hamdi Yazır

Kızları oğullara tercih mi etmiş?

Süleyman Ateş

(Allah) Kızları seçip oğlanlara tercih mi etmiş?

154 Ayet

مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

Ma lekum, keyfe tahkumun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz?

Elmalılı Hamdi Yazır

Nah sizlere! nasıl hukmediyorsunuz?

Süleyman Ateş

Size ne oldu, nasıl hüküm veriyorsunuz?

155 Ayet

أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

E fe la tezekkerun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Hiç düşünmez misiniz?

Elmalılı Hamdi Yazır

Hiç de mi düşünmezsiniz?

Süleyman Ateş

Hiç mi düşünmüyorsunuz?

156 Ayet

أَمْ لَكُمْ سُلْطَانٌ مُبِينٌ

Em lekum sultanun mubin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa apaçık bir deliliniz mi var?

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa sizin için açık bir ferman mı var?

Süleyman Ateş

Yoksa sizin, (meleklerin, Allah'ın kızları oldukları hakkında) açık bir deliliniz mi var?

157 Ayet

فَأْتُوا بِكِتَابِكُمْ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

Fe'tu bi kitabikum in kuntum sadikin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin bakalım.

Elmalılı Hamdi Yazır

O halde getirin kitabınızı sadıksanız

Süleyman Ateş

Eğer doğru iseniz Kitabınızı getirin.

158 Ayet

وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًا ۚ وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

Ve cealu beynehu ve beynel cinneti neseba, ve lekad alimetil cinnetu innehum le muhdarun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah'la cinler (melekler) arasında da bir soy bağı icadettiler. And olsun ki, cinler de, kendilerinin (bunu söyleyenlerin) hesap yerine götürüleceklerini bilirler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir de onunla Cinler beyninde bir neseb uydururlar. Celalim hakkı için Cinler bilirler ki onlar ihzar olunacaklardır

Süleyman Ateş

Allah ile cinler arasında bir nesep, (bir soy bağlantısı) uydurdular. Oysa cinler de kendilerinin (yüce divana) getirileceklerini bilmişlerdir.

159 Ayet

سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ

Subhanallahi amma yasifun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah onların vasıflandırmalarından münezzehtir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Münezzeh sübhan o Allah onların isnad ettikleri vasıflardan

Süleyman Ateş

Haşa Allah, onların taktıkları sıfatlardan (münezzehtir), yücedir.

160 Ayet

إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ

İlla ibadallahil muhlasin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ın içten bağlı kulları bunların dışındadır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Lakin Allahın ıhlas ile seçilen kulları başka

Süleyman Ateş

Fakat Allah'ın temiz kulları hariç (onlar azaba sokulmayacaklardır).

161 Ayet

فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ

Fe innekum ve ma ta'budun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Çünkü siz ve taptıklarınız

Süleyman Ateş

(Ey inkarcılar) Ne siz, ne de taptıklarınız,

162 Ayet

مَا أَنْتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِنِينَ

Ma entum aleyhi bi fatinin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ona karşı kimseyi meftun edemezsiniz

Süleyman Ateş

Kandırıp Allah'ın yolundan çıkaramazsınız;

163 Ayet

إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَحِيمِ

İlla men huve salil cahim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Meğer ki Cahime saldıran olsun

Süleyman Ateş

Cehenneme girecek olandan başkasını.

164 Ayet

وَمَا مِنَّا إِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَعْلُومٌ

Ve ma minna illa lehu makamun ma'lum.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."

Elmalılı Hamdi Yazır

Bizden ise her birimiz için bir makamı ma'lum vardır

Süleyman Ateş

Bizden herkesin belli bir makamı vardır.

165 Ayet

وَإِنَّا لَنَحْنُ الصَّافُّونَ

Ve inna le nahnus saffun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve biz elbette biz o saf dizenleriz

Süleyman Ateş

Biziz, o saf saf dizilenler, biz.

166 Ayet

وَإِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ

Ve inna le nahnul musebbihun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve biz elbette biz o tesbih edenleriz

Süleyman Ateş

Biziz, o tesbih edenler, biz.

167 Ayet

وَإِنْ كَانُوا لَيَقُولُونَ

Ve in kanu le yekulun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve gerçek, evvel şöyle diyorlardır:

Süleyman Ateş

Gerçi o(ortakkoşa)nlar şöyle diyorlardı:

168 Ayet

لَوْ أَنَّ عِنْدَنَا ذِكْرًا مِنَ الْأَوَّلِينَ

Lev enne indena zikren minel evvelin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

eğer yanımızda evvelkilerinkinden bir zikr olsa idi

Süleyman Ateş

Eğer yanımızda öncekiler(e gelen Kitap'lar)dan bir uyarı olsaydı.

169 Ayet

لَكُنَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ

Le kunna ibadallahil muhlasin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Her halde Allahın ıhlas ile seçilmiş kullarından olurduk

Süleyman Ateş

Elbette biz, Allah'ın halis kulları olurduk!

170 Ayet

فَكَفَرُوا بِهِ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

Fe keferu bih, fe sevfe ya'lemun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Böyleyken O'nu inkar ettiler. Ama bileceklerdir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Fakat şimdi ona küfrettiler, artık ileride bilecekler

Süleyman Ateş

Ama o uyarıyı inkar ettiler, yakında (inkar etmelerinin sonunun nasıl olacağını) bileceklerdir.

171 Ayet

وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَلِينَ

Ve lekad sebekat kelimetuna li ibadinel murselin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Celalim hakkı için risaletle gönderilen kullarımız hakkında şu kelimemiz sebkat etmiştir:

Süleyman Ateş

Gönderilen elçi kullarımıza şu sözümüz geçmişti:

172 Ayet

إِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنْصُورُونَ

İnnehum le humul mensurun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlar şüphesiz yardım göreceklerdir.

Elmalılı Hamdi Yazır

"Onlar elbette onlar muhakkak muzaffer olacaklardır

Süleyman Ateş

Mutlaka zafere ulaştırılanlar kendileri olacaktır.

173 Ayet

وَإِنَّ جُنْدَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ

Ve inne cundena le humul galibun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve elbette bizim askerlerimiz mutlak onlar galib geleceklerdir"

Süleyman Ateş

Ve galip gelenler, mutlaka bizim ordumuz olacaktır!

174 Ayet

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ

Fe tevelle anhum hatta hin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bir süreye kadar onlara aldırış etme.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onun için yüz çevir de onlardan bir zamana kadar

Süleyman Ateş

Bir süreye kadar onlardan dön (onların sözlerine aldırış etme).

175 Ayet

وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

Ve ebsirhum fe sevfe yubsirun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlara inecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Gör onları: yakında görecekler

Süleyman Ateş

Onları gözetle. Yakında (başlarına neler geleceğini) göreceklerdir.

176 Ayet

أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

E fe bi azabina yesta'cilun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?

Elmalılı Hamdi Yazır

Ya şimdi bizim azabımızı mı iviyorlar?

Süleyman Ateş

Bizim azabımızı mı acele istiyorlar?

177 Ayet

فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَاءَ صَبَاحُ الْمُنْذَرِينَ

Fe iza nezele bisahatihim fe sae sabahul munzerin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

O azap, yurtlarına indiğinde, uyarılan fakat yola gelmeyenlerin sabahı ne kötü olur!

Elmalılı Hamdi Yazır

Amma onların sahasına indiği vakıt ne fenadır o acı haber verilenlerin sabahı!...

Süleyman Ateş

Fakat o azab yurtlarına indiği zaman uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!

178 Ayet

وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ

Ve tevelle anhum hatta hin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yine sen yüz çevir de onlardan bir zamana kadar

Süleyman Ateş

Bir süreye kadar onları kendi hallerine bırak.

179 Ayet

وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

Ve ebsir fe sevfe yubsirun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İnecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Gör, yakında görecekler

Süleyman Ateş

Ve (bekle de) gör, onlar da göreceklerdir.

180 Ayet

سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ

Subhane rabbike rabbil izzeti amma yasifun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Senin güçlü olan Rabbin, onların vasıflandırmalarından münezzehtir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Tesbiyh o ızzetin sahibi rabbına onların vasıflarından

Süleyman Ateş

Kudret ve şeref sahibi Rabbin, onların nitelendirmelerinden yücedir.

181 Ayet

وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ

Ve selamun alel murselin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ve selam, peygamberleredir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve selam mürseline

Süleyman Ateş

Selam, gönderilen elçilere,

182 Ayet

وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Vel hamdu lillahi rabbil alemin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Hamd de Alemlerin Rabbi Allah'adır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve hamd alemlerin rabbı Allaha

Süleyman Ateş

Hamd, alemlerin Rabbi Allah'a!