بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

📖 83 Ayet 📍 Mekki 🔢 Sıra: 36
1 Ayet

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ يس

Ya sin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ya, Sin.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yasin.

Süleyman Ateş

Yasin

2 Ayet

وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ

Vel kur'anil hakim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Kuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hikmetli Kur'anın hakkı için

Süleyman Ateş

Hikmetli Kur'an'a andolsun.

3 Ayet

إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ

İnneke leminel murselin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Kuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin.

Elmalılı Hamdi Yazır

Emin ol ki sen o risaletle gönderilen Peygamberlerdensin

Süleyman Ateş

Kuşkusuz sen gönderilmiş elçilerdensin.

4 Ayet

عَلَىٰ صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

Ala sıratın mustekim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Kuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir sıratı müstakim üzerindesin

Süleyman Ateş

Dosdoğru bir yol üzerinde,

5 Ayet

تَنْزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ

Tenzilel azizir rahim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bu, babaları uyarılmadığından gafil kalmış bir milleti uyarman için güçlü ve merhametli olan Allah'ın indirdiği Kuran'dır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Tenziliyle o aziz rahimin

Süleyman Ateş

Yani üstün ve çok esirgeyen Allah'ın indirdiği (Kur'an yolu) üzerindesin.

6 Ayet

لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أُنْذِرَ آبَاؤُهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ

Li tunzire kavmen ma unzire abauhum fe hum gafilun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bu, babaları uyarılmadığından gafil kalmış bir milleti uyarman için güçlü ve merhametli olan Allah'ın indirdiği Kuran'dır.

Elmalılı Hamdi Yazır

İnzar edesin, vehameti haber veresin diye bir kavme. Babalar inzar edilmedi de haberleri de yok gafiller

Süleyman Ateş

Babaları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için (seni gönderdik).

7 Ayet

لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلَىٰ أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

Lekad hakkal kavlu ala ekserihim fe hum la yu'minun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, hüküm çoğunun aleyhine gerçekleşmiştir, bunun için artık inanmazlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Celalim hakkı için daha çoklarına karşı söz hakkolmuştur da onlar iymana gelmezler

Süleyman Ateş

Andolsun onların çoğuna o söz (cinlerden ve insanlardan bir kısmını cehenneme dolduracağım, sözü) hak oldu; artık onlar inanmazlar.

8 Ayet

إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلَالًا فَهِيَ إِلَى الْأَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ

İnna cealna fi a'nakıhim aglalen fe hiye ilel ezkani fe hum mukmehun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Boyunlarına, çenelerine kadar varan demir halkalar geçirmişizdir, bunun için başları yukarı kalkıktır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Çünkü biz onların boyunlarına kelepçekler geçirmişiz, onlar çenelerine dayanmıştır da burunları yukarı gözleri aşağı somurtmaktadırlar

Süleyman Ateş

Biz onların boyunlarına halkalar geçirdik. Çenelere kadar dayanan o halkalar yüzünden kafaları kalkıktır.

9 Ayet

وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ

Ve cealna min beyni eydihim sedden ve min halfihim sedden fe agşeynahum fe hum la yubsırun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Önlerine ve arkalarına sed çekmişizdir. Gözlerini perdelediğimizden artık göremezler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hem önlerinden bir sedd ve arkalarından bir sedd çekmişiz, kendilerini sarmışızdır da baksalar da görmezler

Süleyman Ateş

Önlerinden bir sed ve arkalarından bir sed çektik de onları kapattık; artık görmezler.

10 Ayet

وَسَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

Ve sevaun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum la yu'minun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onları uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve onlarca müsavidir, ha inzar etmişin kendilerini ha etmemişin; inanmazlar

Süleyman Ateş

Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.

11 Ayet

إِنَّمَا تُنْذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمَٰنَ بِالْغَيْبِ ۖ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَأَجْرٍ كَرِيمٍ

İnnema tunziru menittebeaz zikre ve haşiyer rahmane bil gayb, fe beşşirhu bi magfiretin ve ecrin kerim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sen ancak, Kuran'a uyan ve görmediği halde Rahman'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. Artık o kimseyi, bağışlanma ve cömertçe verilecek bir ecirle müjdele.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ancak zikri ta'kıyb eden ve gaybde rahmana haşyet besliyen kimseyi sakındırırsın, işte onu hem bir mağfiretle hem bir ecri kerim ile müjdele

Süleyman Ateş

Sen ancak Zikre uyan ve görmeden Rahman'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte öylesini bir mağfiret ve güzel bir mükafatla müjdele.

12 Ayet

إِنَّا نَحْنُ نُحْيِي الْمَوْتَىٰ وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ ۚ وَكُلَّ شَيْءٍ أَحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُبِينٍ

İnna nahnu nuhyil mevta ve nektubu ma kaddemu ve asarehum ve kulle şey'in ahsaynahu fi imamin mubin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz ölüleri dirilten, işlediklerini ve eserlerini yazan Biziz; herşeyi, apaçık bir kitabda saymışızdır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hakıkat biz. Biziz, ölüleri diriltiriz ve takdim ettikleri şeyleri ve bıraktıkları eserleri kitaba geçiririz ve zaten her şeyi açık bir kütükte bir "İmam-ı Mübin" de ihsa etmişizdir

Süleyman Ateş

Biziz, biz ki, ölüleri diriltiriz ve öne sürdükleri işleri ve bıraktıkları eserleri yazarız. Zaten biz, her şeyi apaçık bir kütüğe ayrıntılı olarak kaydetmişizdir.

13 Ayet

وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلًا أَصْحَابَ الْقَرْيَةِ إِذْ جَاءَهَا الْمُرْسَلُونَ

Vadrıb lehum meselen ashabel karyeh, iz cae hel murselun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İnsanlara, halkına elçiler gelen şehri mesel olarak anlat:

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve onlara, o karye sahiblerini temsil getir, o dem ki ona o gönderilen Resuller varmıştı

Süleyman Ateş

Onlara elçilerin geldiği şu kent halkını misal olarak anlat:

14 Ayet

إِذْ أَرْسَلْنَا إِلَيْهِمُ اثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ فَقَالُوا إِنَّا إِلَيْكُمْ مُرْسَلُونَ

İz erselna ileyhimusneyni fe kezzebuhuma fe azzezna bi salisin fe kalu inna ileykum murselun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlara iki elçi göndermiştik; onu yalanladıkları için üçüncü biriyle desteklemiştik. Onlar: "Biz size gönderildik" demişlerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

O sıra ki onlara o ikiyi göndermiştik, bunları tekzib ettiler, biz de bir üçüncü ile ızzet (ve kuvvet) verdik de varıp dediler: haberiniz olsun biz sizlere gönderilmiş Resulleriz

Süleyman Ateş

Biz onlara iki elçi gönderdik, onları yalanladılar, biz de (elçileri) üçüncü biriyle destekledik. Dediler ki: "Biz size gönderilen elçileriz."

15 Ayet

قَالُوا مَا أَنْتُمْ إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا وَمَا أَنْزَلَ الرَّحْمَٰنُ مِنْ شَيْءٍ إِنْ أَنْتُمْ إِلَّا تَكْذِبُونَ

Kalu ma entum illa beşerun misluna ve ma enzeler rahmanu min şey'in in entum illa tekzibun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Siz de ancak bizim gibi birer insansınız. Rahman da bir şey indirmemiştir. Sadece yalan söylüyorsunuz" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Siz, dediler: bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsiniz, hem Rahman hiç bir şey indirmedi, siz sırf yalan söylüyorsunuz

Süleyman Ateş

(Kentliler) Dediler ki: "Siz de bizim gibi insandan başka bir şey değilsiniz. Rahman bir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz."

16 Ayet

قَالُوا رَبُّنَا يَعْلَمُ إِنَّا إِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ

Kalu rabbuna ya'lemu inna ileykum le murselun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Elçiler: "Doğrusu Rabbimiz bizim size gönderildiğimizi bilir; bize düşen ancak apaçık tebliğdir" demişlerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Dediler: rabbımız bilir, inanın biz gerçek size gönderilmiş, Resulleriz,

Süleyman Ateş

(Elçiler) Dediler ki: "Rabbimiz bilir ki biz size gönderilmiş elçileriz."

17 Ayet

وَمَا عَلَيْنَا إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ

Ve ma aleyna illel belagul mubin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Elçiler: "Doğrusu Rabbimiz bizim size gönderildiğimizi bilir; bize düşen ancak apaçık tebliğdir" demişlerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

açık bir tebliğden ötesi ise bizim üstümüze değil

Süleyman Ateş

Bizim üzerimize düşen, yalnız açıkça duyurmaktır.

18 Ayet

قَالُوا إِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْ ۖ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهُوا لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُمْ مِنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ

Kalu inna tetayyerna bi kum, le in lem tentehu le nercumennekum ve le yemessennekum minna azabun elim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Doğrusu sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık; vazgeçmezseniz and olsun ki sizi taşlayacağız ve bizden size can yakıcı bir azap dokunacaktır" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Doğrusu dediler: biz sizinle teşe'üm ettik, yemin ederiz ki vazgeçmezseniz sizi hiç tınmadan recmederiz ve her halde size bizden pek acıklı bir azab dokunur

Süleyman Ateş

(Kentliler) Dediler ki: "Doğrusu biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlarız ve bizden size acı bir azab dokunur."

19 Ayet

قَالُوا طَائِرُكُمْ مَعَكُمْ ۚ أَئِنْ ذُكِّرْتُمْ ۚ بَلْ أَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ

Kalu tairikum meakum, e in zukkirtum, bel entum kavmun musrifun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Elçiler: "Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Bu uğursuzluk size öğüt verildiği için mi? Hayır; siz, aşırı giden bir milletsiniz" demişlerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Dediler: sizin şum kuşunuz beraberinizde, ya... nasıhat edilirseniz öyle mi? Doğrusu siz israfı adet etmiş bir kavmsınız

Süleyman Ateş

(Elçiler) Dediler ki: "Uğursuzluğunuz sizin kendinizdedir. Size öğüt verildiği için mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz)? Hayır siz aşırı giden bir kavimsiniz."

20 Ayet

وَجَاءَ مِنْ أَقْصَى الْمَدِينَةِ رَجُلٌ يَسْعَىٰ قَالَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَلِينَ

Ve cae min aksal medineti raculun yes'a kale ya kavmittebiul murselin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Şehrin öbür ucundan koşarak bir adam gelmiş ve şöyle demişti: "Ey Milletim! Gönderilen elçilere uyun."

Elmalılı Hamdi Yazır

O esnada şehrin ta ucundan bir er koşarak geldi, ey hemşerilerim! dedi; uyun o gönderilen Resullere

Süleyman Ateş

Kentin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi: "Ey kavmim, elçilere uyun." dedi.

21 Ayet

اتَّبِعُوا مَنْ لَا يَسْأَلُكُمْ أَجْرًا وَهُمْ مُهْتَدُونَ

İttebiu men la yes'elukum ecren ve hum muhtedun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Sizden bir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar."

Elmalılı Hamdi Yazır

Uyun sizden bir ecir istemiyen o zatlara ki onlar hidayete irmişlerdir

Süleyman Ateş

Sizden bir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar.

22 Ayet

وَمَا لِيَ لَا أَعْبُدُ الَّذِي فَطَرَنِي وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

Ve ma liye la a'budullezi fatarani ve ileyhi turceun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Beni yaratana ne diye kulluk etmeyeyim? Siz de O'na döneceksiniz."

Elmalılı Hamdi Yazır

Hem neyime kulluk etmiyeyim ben, o beni yaradana? Hep de döndürülüp ona götürüleceksiniz

Süleyman Ateş

Ben niçin beni yaratana kulluk etmeyeyim? Siz de hep O'na döndürüleceksiniz.

23 Ayet

أَأَتَّخِذُ مِنْ دُونِهِ آلِهَةً إِنْ يُرِدْنِ الرَّحْمَٰنُ بِضُرٍّ لَا تُغْنِ عَنِّي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا وَلَا يُنْقِذُونِ

E ettehızu min dunihi aliheten in yuridnir rahmanu bi durrin la tugni anni şefaatuhum şey'en ve la yunkızun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"O'nu bırakıp da tanrılar edinir miyim? Eğer Rahman olan Allah bana bir zarar vermek isterse, o tanrıların şefaati bana fayda vermez, beni kurtaramazlar."

Elmalılı Hamdi Yazır

Hiç, ben ondan başka ma'budlar mı tutarım? Eğer o Rahman bana bir keder irade buyurursa onların şefaati benden yana hiç bir şeye yaramaz ve beni kurtaramazlar

Süleyman Ateş

O'ndan başka tanrılar edinir miyim hiç? Eğer O çok esirgeyen, bana bir zarar vermek dilese, onların şefa'ati bana hiçbir yarar sağlamaz ve onlar beni kurtaramazlar."

24 Ayet

إِنِّي إِذًا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

İnni izen le fi dalalin mubin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Doğrusu o takdirde apaçık bir sapıklık içinde olurum."

Elmalılı Hamdi Yazır

Şübhesiz ben o vakıt açık bir dalal içindeyim

Süleyman Ateş

O takdirde ben, apaçık bir sapıklık içinde olurum.

25 Ayet

إِنِّي آمَنْتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِ

İnni amentu bi rabbikum fesmeun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Şüphesiz ben Rabbinize inandım, beni dinleyin."

Elmalılı Hamdi Yazır

Haberiniz olsun ki ben rabbınıza iyman getirdim, gelin dinleyin beni

Süleyman Ateş

Ben sizin Rabbinize inandım, (gelin) beni dinleyin.

26 Ayet

قِيلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَ ۖ قَالَ يَا لَيْتَ قَوْمِي يَعْلَمُونَ

Kiled hulil cenneh, kale ya leyte kavmi ya'lemun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ona "Cennete gir" denince, "Keşke milletim Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını bilseydi!" demişti.

Elmalılı Hamdi Yazır

Denildi ki: haydi gir Cennete! Ay! dedi, nolurdu kavmın bilselerdi?

Süleyman Ateş

Ona: "Cennete gir" denilince: "Keşke, dedi, kavmim bilseydi.

27 Ayet

بِمَا غَفَرَ لِي رَبِّي وَجَعَلَنِي مِنَ الْمُكْرَمِينَ

Bima gafere li rabbi ve cealeni minel mukremin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ona "Cennete gir" denince, "Keşke milletim Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını bilseydi!" demişti.

Elmalılı Hamdi Yazır

Rabbım bana ne mağrifet buyurdu. Beni ikram olunan kullarından kıldı.

Süleyman Ateş

Rabbimin beni bağışladığını ve beni ağırlananlardan kıldığını!"

28 Ayet

۞ وَمَا أَنْزَلْنَا عَلَىٰ قَوْمِهِ مِنْ بَعْدِهِ مِنْ جُنْدٍ مِنَ السَّمَاءِ وَمَا كُنَّا مُنْزِلِينَ

Ve ma enzelna ala kavmihi min ba'dihi min cundin mines semai ve ma kunna munzilin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ondan sonra milleti üzerine gökten bir ordu indirmedik; zaten indirecek de değildik; sadece tek bir çığlık.. o kadar, hemen sönüp gittiler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Arkasından ise kavmının üzerine Semadan bir ordu indirmedik indirecek de değildik

Süleyman Ateş

Ondan sonra biz, kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik, indirici de değildik, (buna gerek yoktu).

29 Ayet

إِنْ كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَإِذَا هُمْ خَامِدُونَ

İn kanet illa sayhaten vahıdetenfe iza hum hamidun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ondan sonra milleti üzerine gökten bir ordu indirmedik; zaten indirecek de değildik; sadece tek bir çığlık.. o kadar, hemen sönüp gittiler.

Elmalılı Hamdi Yazır

O yalnız bir sayha oldu derhal sönüverdiler.

Süleyman Ateş

Sadece korkunç bir gürültü oldu, hemen sönüverdiler.

30 Ayet

يَا حَسْرَةً عَلَى الْعِبَادِ ۚ مَا يَأْتِيهِمْ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ

Ya hasreten alel ıbad, ma ye'tihim min resulin illa kanu bihi yestehziun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Kullara yazıklar olsun! Kendilerine hangi elçi gelse, onu alaya alıyorlardı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ey!.. ne hasret o kullara ki kendilerine her gelen Resul ile mutlaka istihza ediyorlardı

Süleyman Ateş

Yazık şu kullara! Kendilerine gelen her elçi ile mutlaka alay ederlerdi.

31 Ayet

أَلَمْ يَرَوْا كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ أَنَّهُمْ إِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ

E lem yerev kem ehlekna kablehum minel kuruni ennehum ileyhim la yerciun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerinden önce nice nesilleri yok ettiğimizi, onların bir daha kendilerine dönmediklerini görmezler mi?

Elmalılı Hamdi Yazır

Baksalar a kendilerinden evvel ne kadar karnlar helak etmişiz, onlar hiç onlara dönüp gelmiyorlar

Süleyman Ateş

Görmediler mi kendilerinden önce nice nesilleri yok ettik; onlar bir daha kendilerine dönüp gelmezler?

32 Ayet

وَإِنْ كُلٌّ لَمَّا جَمِيعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ

Ve in kullun lemma cemiun ledeyna muhdarun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Hepsi huzurumuza getirileceklerdir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ancak hepsi toplanıp bizim katımıza ihzar edilmişlerdir

Süleyman Ateş

Ancak hepsi toplandığı zaman huzurumuza getirileceklerdir.

33 Ayet

وَآيَةٌ لَهُمُ الْأَرْضُ الْمَيْتَةُ أَحْيَيْنَاهَا وَأَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّا فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ

Ve ayetun lehumul ardul meyteh, ahyeynaha ve ahrecna minha habben fe minhu ye'kulun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İşte onlara bir delil: Ölü yeri diriltir ve oradan taneler çıkarırız da ondan yerler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hem bir ayettir onlara ölü arz. Biz ona hayat verdik ve ondan habbeler çıkardık da ondan yiyip duruyorlar

Süleyman Ateş

Ölü toprak, onlar için bir ayettir, (ölüleri nasıl dirilteceğimize işarettir): Biz onu dirilttik, ondan dane çıkardık da ondan yiyorlar.

34 Ayet

وَجَعَلْنَا فِيهَا جَنَّاتٍ مِنْ نَخِيلٍ وَأَعْنَابٍ وَفَجَّرْنَا فِيهَا مِنَ الْعُيُونِ

Ve cealna fiha cennatin min nahilin ve a'nabin ve feccerna fiha minel uyun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Orada hurmalıklar ve üzüm bağları var ederiz, aralarında pınarlar fışkırtırız.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve onda Cennetler yaptık, hurma bağçeleri, üzüm bağları, neler! içlerinde kaynaklar akıttık

Süleyman Ateş

Orada hurma ve üzüm bahçeleri yarattık; orada çeşmeler akıttık.

35 Ayet

لِيَأْكُلُوا مِنْ ثَمَرِهِ وَمَا عَمِلَتْهُ أَيْدِيهِمْ ۖ أَفَلَا يَشْكُرُونَ

Li ye'kulu min semerihi ve ma amilethu eydihim, e fe la yeşkurun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onun ve elleriyle yaptıklarının ürünlerini yesinler; şükretmezler mi?

Elmalılı Hamdi Yazır

Yesinler diye mahsulünden ve kendi ellerinin ma'mulatından, hala şükretmiyecekler mi?

Süleyman Ateş

Ki o(suyun, yahut bahçe)nin ürününden ve ellerinin emeğinden yesinler. Hala şükretmiyorlar mı?

36 Ayet

سُبْحَانَ الَّذِي خَلَقَ الْأَزْوَاجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنْبِتُ الْأَرْضُ وَمِنْ أَنْفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُونَ

Subhanellezi halakal ezvace kulleha mimma tunbitulardu ve min enfusihim ve mimma la ya'lemun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yerin yetiştirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmediklerinden çift çift yaratan Allah münezzehtir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Tenzih o yaradan sübhane bütün o çiftleri, hepsini, Arzın bitirdiklerinden ve kendi nefislerinden ve daha bilemiyecekleri neler, nelerden

Süleyman Ateş

Ne yücedir O (Allah) ki toprağın bitirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden olan bütün çiftleri yaratmıştır.

37 Ayet

وَآيَةٌ لَهُمُ اللَّيْلُ نَسْلَخُ مِنْهُ النَّهَارَ فَإِذَا هُمْ مُظْلِمُونَ

Ve ayetun lehumul leyl, neslehu minhun nehare fe iza hum muzlimun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlara bir delil de gecedir; gündüzü ondan sıyırırız da karanlıkta kalıverirler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir ayet de onlara gece, ondan gündüzü soyarız bir de bakarlar ki karanlığa dalmışlar

Süleyman Ateş

Gece de onlar için bir ayettir. Gündüzü ondan soyup, alırız, birden onlar karanlıkta kalıverirler.

38 Ayet

وَالشَّمْسُ تَجْرِي لِمُسْتَقَرٍّ لَهَا ۚ ذَٰلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ

Veş şemsu tecri li mustekarrin leha, zalike takdirul azizil alim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Güneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu, güçlü ve bilgin olan Allah'ın kanunudur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Güneş de; kendisine mahsus bir müstekarr için cereyan ediyor, o işte o azizi alimin takdiridir

Süleyman Ateş

Güneş de kendi müstekarrı (istikrarı veya istikrar bulacağı yer) için akıp gider. Bu, üstün ve bilen(Allah)ın takdiridir.

39 Ayet

وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتَّىٰ عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَدِيمِ

Vel kamere kaddernahu menazile hatta adekel urcunil kadim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ay için de sonunda kuru bir hurma dalına döneceği konaklar tayin etmişizdir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Aya da; menzil menzil ona miktarlar biçmişizdir, nihayet dönmüş eski urcun gibi olmuştur

Süleyman Ateş

Aya da konaklar tayin ettik. Nihayet o, eski urcun(hurma salkımının sapın)a benzer bir hale geldi.

40 Ayet

لَا الشَّمْسُ يَنْبَغِي لَهَا أَنْ تُدْرِكَ الْقَمَرَ وَلَا اللَّيْلُ سَابِقُ النَّهَارِ ۚ وَكُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ

Leş şemsu yenbegi leha en tudrikel kamere ve lel leylu sabikun nehar, ve kullun fi felekin yesbehun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Aya erişmek güneşe düşmez. Gece de gündüzü geçemez. Her biri bir yörüngede yürürler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ne Güneş kendine aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçer, her biri birer felekte yüzerler

Süleyman Ateş

Ne güneş aya erişebilir, ne de gece, gündüzün önüne geçebilir. Hepsi bir felekte (yörüngede) yüzmektedirler.

41 Ayet

وَآيَةٌ لَهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ

Ve ayetun lehum enna hamelna zurriyyetehum fil fulkil meşhun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlara bir delil de: Soylarını dolu gemiyle taşımamız ve kendileri için bunun gibi daha nice binekler yaratmış olmamızdır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir ayet de onlara o dolu gemide zürriyyetlerini taşımamız

Süleyman Ateş

Onlar için bir ayet de, onların çoçuklarını dolu gemide taşımamız,

42 Ayet

وَخَلَقْنَا لَهُمْ مِنْ مِثْلِهِ مَا يَرْكَبُونَ

Ve halakna lehum min mislihi ma yerkebun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlara bir delil de: Soylarını dolu gemiyle taşımamız ve kendileri için bunun gibi daha nice binekler yaratmış olmamızdır.

Elmalılı Hamdi Yazır

ve kendilerine o misilliden binecekleri şeyler yaratmamızdır

Süleyman Ateş

Ve kendilerine onun gibi binecekleri nice şeyler yaratmamızdır.

43 Ayet

وَإِنْ نَشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَرِيخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنْقَذُونَ

Ve in neşe' nugrıkhum fe la sariha lehum ve la hum yunkazun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Dilesek, onları suda boğardık; ne yardımlarına koşan bulunur ve ne de kendileri kurtulabilirlerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Dilersek onları gark da ederiz o vakıt ne onlara feryadcı vardır, ne de onlar kurtarılırlar

Süleyman Ateş

Dilesek onları (suda) boğarız, ne kendilerine imdad (eden) olur, ne de kurtarılırlar.

44 Ayet

إِلَّا رَحْمَةً مِنَّا وَمَتَاعًا إِلَىٰ حِينٍ

İlla rahmeten minna ve metaan ila hin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ama katımızdan bir rahmet ve bir süreye kadar geçinme olarak onları geri bıraktık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ancak tarafımızdan bir rahmet ve bir zamana kadar yaşatmak için başka

Süleyman Ateş

Ancak bizden bir rahmet ve bir süreye kadar yaşatma vardır (acıyarak onları bir süre yaşatırız).

45 Ayet

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّقُوا مَا بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

Ve iza kile lehumutteku ma beyne eydikum ve ma halfekum leallekum turhamun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlara: "Geçmişinizden ve geleceğinizden sakının, belki acınırsınız" dendiği zaman yüz çevirirler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hal böyle iken onlara önünüzdekini ve arkanızdakini gözetip korunun ki rahmete şayan olasınız denildiği zaman

Süleyman Ateş

Onlara: "Önünüzdeki ve arkanızdaki (yani sizden önce geçen ve ileride sizi bekleyen) olaylardan sakının ki, esirgenesiniz," dendiği zaman (aldırmazlar).

46 Ayet

وَمَا تَأْتِيهِمْ مِنْ آيَةٍ مِنْ آيَاتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضِينَ

Ve ma te'tihim min ayetin min ayati rabbihim illa kanu anha mu'ridin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Zaten Rabbinin ayetlerinden herhangi biri kendilerine geldiğinde ondan hep yüz çeviregelmişlerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Kendilerine rablarının ayetlerinden her hangi bir ayet de gelse mutlaka ondan yüz çevire geldiler.

Süleyman Ateş

Zaten, onlara Rabblerinin ayetlerinden hiçbir ayet gelmez ki ondan yüz çevirmiş olmasınlar.

47 Ayet

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ أَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آمَنُوا أَنُطْعِمُ مَنْ لَوْ يَشَاءُ اللَّهُ أَطْعَمَهُ إِنْ أَنْتُمْ إِلَّا فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

Ve iza kile lehum enfiku mimma rezakakumullahu kalellezine keferu lillezine amenu e nut'imu men lev yeşaullahu at'ameh, in entum illa fi dalalin mubin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlara: "Allah'ın size verdiği rızıktan sarfedin" denince inkar edenler inananlara: "Allah dileseydi doyurabileceği bir kimseyi biz mi doyuralım? Doğrusu siz apaçık bir sapıklıktasınız" derler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Allahın size merzuk kıldığı şeylerden hayra sarfedin denildiği zaman da onlara o küfredenler iyman edenler için şöyle dediler, biz hiç yedirir miyiz o kişiye ki Allah dilese ona yiyeceğini verirdi, siz apaçık bir dalal içinde değil de nesiniz?

Süleyman Ateş

Onlara: "Allah'ın size verdiği rızıktan (Allah için) verin!" dendiği zaman, nankörler, inananlara: "Allah'ın dilediği takdirde yedireceği bir kimseye biz mi yedirelim? Doğrusu siz, apaçık bir sapıklık içindesiniz." derler.

48 Ayet

وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا الْوَعْدُ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

Ve yekulune meta hazel va'du in kuntum sadikin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Doğru sözlü iseniz bildirin bu vaad ne zamandır?" derler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve ne zaman bu va'd, doğru iseniz? diyorlar

Süleyman Ateş

Ve: "Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdid (ettiğiniz azab) ne zaman (gelecek)?" diyorlar.

49 Ayet

مَا يَنْظُرُونَ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ

Ma yenzurune illa sayhaten vahıdeten te'huzuhum ve hum yahıssımun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak bir tek çığlığı beklerler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Başka değil, tek bir sayhaya bakıyorlar, bir sayha ki onlar çekişip dururlarken kendilerini yakalayıverir

Süleyman Ateş

Onların işi sadece korkunç bir sese bakar. Çekişip dururlarken ansızın o, kendilerini yakalar.

50 Ayet

فَلَا يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةً وَلَا إِلَىٰ أَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ

Fe la yestetiune tavsiyeten ve la ila ehlihim yerciun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

O zaman, artık ne vasiyet edebilirler ne de ailelerine dönebilirler.

Elmalılı Hamdi Yazır

O zaman bir tavsıyeye bile kadir olamazlar, ailelerine de dönecek değillerdir

Süleyman Ateş

Artık ne bir tavsiye yapabilirler, ne de ailelerine dönebilirler.

51 Ayet

وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَإِذَا هُمْ مِنَ الْأَجْدَاثِ إِلَىٰ رَبِّهِمْ يَنْسِلُونَ

Ve nufiha fis suri fe iza hum minel ecdasi ila rabbihim yensilun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sura üflenince, kabirlerinden Rablerine koşarak çıkarlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir de sur üfürülmüştür ne baksınlar kabirlerinden rablarına doğru akın ediyorlardır

Süleyman Ateş

Sur'a üflendi. İşte onlar kabirlerden Rablerine koşuyorlar.

52 Ayet

قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِنْ مَرْقَدِنَا ۜ ۗ هَٰذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمَٰنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ

Kalu ya veylena men beasena min merkadina, haza ma vaader rahmanuve sadakal murselun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Vah halimize! Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı?" derler. Onlara: "İşte Rahman olan Allah'ın vadettiği budur, peygamberler doğru söylemişlerdi" denir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Eyvah, başımıza gelenlere derler: kim kaldırdı bizi uyuduğumuz yerden? Bu işte, o Rahmanın va'd buyurduğu, doğru imiş o gönderilen Resuller

Süleyman Ateş

Dediler: "Vah bize, bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? İşte Rahman'ın va'dettiği şey budur. Demek peygamberler doğru söylemiş!"

53 Ayet

إِنْ كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَإِذَا هُمْ جَمِيعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ

İn kanet illa sayhaten vahıdeten fe iza hum cemiun ledeyna muhdarun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Tek bir çığlık kopar, hepsi, hemen huzurumuza getirilmiş olur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Başka değil, sade bir tek sayha olmuş, derhal hepsi toplanmış huzurumuza ihzar edilmişlerdir

Süleyman Ateş

Sadece bir tek gürültü olur, hemen onların hepsi huzurumuza getirilirler.

54 Ayet

فَالْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئًا وَلَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

Fel yevme la tuzlemu nefsun şey'en ve la tuczevne illa ma kuntum ta'melun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Artık bugün kimseye hiçbir haksızlıkta bulunulmaz. İşlediklerinizden başkasıyla karşılık görmezsiniz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Artık bu gün hiç kimseye zerrece zulmedilmez, ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz

Süleyman Ateş

O gün, hiç kimseye bir haksızlık yapılmaz ve siz ancak yaptığınızın cezasını çekersiniz.

55 Ayet

إِنَّ أَصْحَابَ الْجَنَّةِ الْيَوْمَ فِي شُغُلٍ فَاكِهُونَ

İnne ashabel cennetil yevme fi şugulin fakihun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu bugün, cennetlikler eğlenceyle meşguldürler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Cidden eshabı Cennet bu gün bir şuğl içinde zevk etmektedirler

Süleyman Ateş

O gün cennet halkı, bir iş içinde eğlenirler.

56 Ayet

هُمْ وَأَزْوَاجُهُمْ فِي ظِلَالٍ عَلَى الْأَرَائِكِ مُتَّكِئُونَ

Hum ve ezvacuhum fi zılalin alel eraiki muttekiun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlar ve eşleri gölgeliklerde, tahtlar üzerine yaslanmışlardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Kendileri ve zevceleri erikeler üzerine kurulmuşlardır

Süleyman Ateş

Kendileri ve eşleri, gölgelerde, koltuklara yaslanmışlardır.

57 Ayet

لَهُمْ فِيهَا فَاكِهَةٌ وَلَهُمْ مَا يَدَّعُونَ

Lehum fiha fakihetun ve lehum ma yeddeun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Orada meyveler ve her istedikleri onlarındır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onlara orada bir meyve var, hem onlara orada ne iddia ederlerse var

Süleyman Ateş

Orada onlar için meyvalar ve istedikleri her şey vardır.

58 Ayet

سَلَامٌ قَوْلًا مِنْ رَبٍّ رَحِيمٍ

Selamun kavlen min rabbin rahim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Merhametli olan Rab katından onlara selam vardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir selam, rahim bir rabdan kelam

Süleyman Ateş

Çok esirgeyen Rabden (onlara) sözle selam (vardır).

59 Ayet

وَامْتَازُوا الْيَوْمَ أَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ

Vemtazul yevme eyyuhel mucrimun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi?

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve haydin ayrılın bugün ey mücrimler!

Süleyman Ateş

Ey suçlular, bugün şöyle ayrılın!

60 Ayet

۞ أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ ۖ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ

E lem a'had ileykum ya beni ademe en la ta'buduş şeytan, innehu lekum aduvvun mubin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi?

Elmalılı Hamdi Yazır

And vermedim mi size? "Ey adem oğulları! Şeytana kulluk etmeyin, o size açık bir düşmandır" diye

Süleyman Ateş

Ey Adem oğulları, ben size and vermedim mi: Şeytana tapmayın o sizin apaçık düşmanınızdır. Did I not charge you, O ye sons of Adam, that ye worship not the devil - Lo! he is your open foe!

61 Ayet

وَأَنِ اعْبُدُونِي ۚ هَٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَقِيمٌ

Ve eni'buduni, haza sıratun mustekim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi?

Elmalılı Hamdi Yazır

"Ve bana kulluk edin doğru yol budur" diye

Süleyman Ateş

Bana tapın doğru yol budur diye?"

62 Ayet

وَلَقَدْ أَضَلَّ مِنْكُمْ جِبِلًّا كَثِيرًا ۖ أَفَلَمْ تَكُونُوا تَعْقِلُونَ

Ve lekad edalle minkum cibillen kesira, e fe lem tekunu ta'kılun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, o sizden nice nesilleri saptırmıştı, akletmez miydiniz?

Elmalılı Hamdi Yazır

Böyle iken celalıma karşı o içinizden birçok cibilletleri yoldan çıkardı, ya o vakıt sizin akıllarınız yokmıy dı?

Süleyman Ateş

O, sizden birçok kuşağı saptırmıştı. Düşünmüyor muydunuz?

63 Ayet

هَٰذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ

Hazihi cehennemulleti kuntum tuadun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İşte bu, size söz verilen cehennemdir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bu işte o Cehennem ki va'dolunur dururdunuz

Süleyman Ateş

İşte size söylenen cehennem!

64 Ayet

اصْلَوْهَا الْيَوْمَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ

Islevhel yevme bima kuntum tekfurun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bugün, inkarcılığınıza karşılık oraya girin.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bu gün yaslanın ona bakalım küfrettiğiniz için

Süleyman Ateş

İnkarınızdan dolayı bugün oraya girin!

65 Ayet

الْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَىٰ أَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَا أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ أَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

El yevme nahtimu ala efvahihim ve tukellimuna eydihim ve teşhedu erculuhum bima kanu yeksibun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İşte o gün ağızlarını mühürleriz, Bizimle elleri konuşur, ayakları da yaptıklarına şahidlik eder.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bu gün ağızlarını mühürleriz de bize elleri söyler ve ayakları şehadet eyler: neler kesbediyorlardı

Süleyman Ateş

O gün ağızlarını mühürleriz, elleri bize söyler, ayakları yaptıklarına şahidlik eder.

66 Ayet

وَلَوْ نَشَاءُ لَطَمَسْنَا عَلَىٰ أَعْيُنِهِمْ فَاسْتَبَقُوا الصِّرَاطَ فَأَنَّىٰ يُبْصِرُونَ

Ve lev neşau le tamesna ala a'yunihim festebekus sırata fe enna yubsırun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Dilesek, gözlerini kör ederdik de yol bulmağa çalışırlardı. Nasıl görebilirlerdi?

Elmalılı Hamdi Yazır

Hem dilersek gözlerini üzerinden silme kör ediverirdik de yola dökülürlerdi, fakat nereden görecekler?

Süleyman Ateş

Dilesek gözlerini silerdik de yola dökülürlerdi, ama nasıl görecekler?

67 Ayet

وَلَوْ نَشَاءُ لَمَسَخْنَاهُمْ عَلَىٰ مَكَانَتِهِمْ فَمَا اسْتَطَاعُوا مُضِيًّا وَلَا يَرْجِعُونَ

Ve lev neşau le mesahnahum ala mekanetihim fe mastetau mudiyyen ve la yerciun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Dilesek, onları oldukları yerde dondururduk da, ne ileri gidebilirler ve ne de geri dönebilirlerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Daha dilesek kendilerini oldukları yerde meshediverdik de ne ileri gidebilirlerdi ne dönebilirlerdi

Süleyman Ateş

Dilesek kılıklarını değiştirip onları oldukları yerde dondururduk, ne ileri gidebilir, ne geri dönebilirlerdi.

68 Ayet

وَمَنْ نُعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِي الْخَلْقِ ۖ أَفَلَا يَعْقِلُونَ

Ve men nuammirhu nunekkishu fil halk, e fe la ya'kılun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Uzun ömürlü yaptığımızın hilkatini tersine çevirmişizdir. Akletmezler mi?

Elmalılı Hamdi Yazır

Bununla beraber her kimin ömrünü uzatıyorsak hılkatte onu tersine çeviriyoruz, hala da akıllanmıyacaklar mı?

Süleyman Ateş

Kime uzun ömür versek, onun yaratılışını baş aşağı çevirir(gücünü azaltır)ız, (sonunda zayıflar, ihtiyarlar). Akıllarını kullanmıyorlar mı?

69 Ayet

وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنْبَغِي لَهُ ۚ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْآنٌ مُبِينٌ

Ve ma allemnahuş şi're ve ma yenbagi leh, in huve illa zikrun ve kur'anun mubin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Biz ona şiir öğretmedik, zaten ona gerekmezdi. Bu bir öğüt ve apaçık Kuran'dır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Biz ona şiir öğretmedik, ona yaraşmaz da, o sade bir zikir ve parlak bir Kur'andır

Süleyman Ateş

Biz ona (Muhammed'e) şiir öğretmedik, (şiir) ona yakışmaz da. O(na vahyedilen) sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır.

70 Ayet

لِيُنْذِرَ مَنْ كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِرِينَ

Li yunzire men kane hayyen ve yehıkkal kavlu alel kafirin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Diri olan kimseyi uyarsın ve verilen söz de inkarcıların aleyhine çıksın.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hayatı olanı uyandırmak, nankörlere de o söz hakk olmak için

Süleyman Ateş

(Bu Kur'an Muhammed'e vahyedilmiştir) Ki, diri olanları uyarsın ve inkar edenlere de (azab) söz(ü) hak olsun.

71 Ayet

أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ أَيْدِينَا أَنْعَامًا فَهُمْ لَهَا مَالِكُونَ

E ve lem yerev enna halakna lehum mimma amilet eydina en'amen fe hum leha malikun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Kudretimizle kendileri için hayvanlar yarattığımızı görmezler mi? Onlara sahip olmaktadırlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şunu da görmediler mi? Biz onlar için ellerimizin yaptıklarından bir takım (en'am) yumuşak hayvanlar yaratmışız da onlara malik bulunuyorlar

Süleyman Ateş

Görmediler mi ellerimizin yaptıklarından kendilerine nice hayvanlar yarattık da kendileri onlara malik olmaktadırlar?

72 Ayet

وَذَلَّلْنَاهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ

Ve zellelnaha lehum fe minha rakubuhum ve minha ye'kulun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onları kendilerinin buyruğuna verdik; bindikleri de, etini yedikleri de vardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve onları kendilerine zebun etmişiz de hem onlardan binidleri var, hem de onlardan yiyorlar

Süleyman Ateş

Onları kendilerine boyun eğdirdik, onlardan bazıları binekleridir, ve onlardan bazılarını da yerler.

73 Ayet

وَلَهُمْ فِيهَا مَنَافِعُ وَمَشَارِبُ ۖ أَفَلَا يَشْكُرُونَ

Ve lehum fiha menafiu ve meşarib, e fe la yeşkurun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlarda daha nice faydalar, içecekler vardır; şükretmezler mi?

Elmalılı Hamdi Yazır

Onlardan daha birçok menfeatleri ve türlü içecekleri de var, hala şükretmiyecekler mi?

Süleyman Ateş

Kendileri için onlarda daha birçok yararlar ve içecekler var. Hala şükretmiyorlar mı?

74 Ayet

وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لَعَلَّهُمْ يُنْصَرُونَ

Vettehazu min dunillahi aliheten leallehum yunsarun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ı bırakıp da, kendilerine yardımı dokunur diye, başka tanrılar edindiler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Tuttular da Allahdan başka bir takım ilahlar edindiler guya yardım olunacaklar

Süleyman Ateş

Belki kendilerine yardım edilir diye Allah'tan başka tanrılar edindiler.

75 Ayet

لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَهُمْ وَهُمْ لَهُمْ جُنْدٌ مُحْضَرُونَ

La yestetiune nasrahum ve hum lehum cundun muhdarun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Oysa onlar yardım edemezler, ancak kendileri o tanrılara koruyuculuk için nöbet beklerler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onların onlara yardıma güçleri yetmez, onlar ise onlar için hazırlanan askerler.

Süleyman Ateş

(O tanrılar) Kendilerine yardım edemezler. Tersine kendileri onlar için hazırlanmış askerlerdir (Onları korumaktadırlar).

76 Ayet

فَلَا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْ ۘ إِنَّا نَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ

Fe la yahzunke kavluhum, inna na'lemu ma yusirrune ve ma yu'linun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bunların sözü seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da şüphesiz biliriz.

Elmalılı Hamdi Yazır

O halde onların lakırdıları seni mahzun etmesin, biz onların içlerini de biliriz dışlarını da

Süleyman Ateş

Onların sözü seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz.

77 Ayet

أَوَلَمْ يَرَ الْإِنْسَانُ أَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ نُطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُبِينٌ

E ve lem yerel insanu enna halaknahu min nutfetin fe iza huve hasimun mubin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi ki hemen apaçık bir hasım kesilir ve kendi yaratılışını unutur da; "Çürümüş kemikleri kim yaratacak" diyerek, Bize misal vermeye kalkar?

Elmalılı Hamdi Yazır

Görmedi mi o insan? biz onu bir nutfeden yarattık da şimdi o çeneli bir çekişgen kesildi

Süleyman Ateş

İnsan, bizim kendisini nasıl bir nutfe(sperm)den yarattığımızı görmedi mi ki, şimdi apaçık bir hasım kesildi?

78 Ayet

وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِيَ خَلْقَهُ ۖ قَالَ مَنْ يُحْيِي الْعِظَامَ وَهِيَ رَمِيمٌ

Ve darebe lena meselen ve nesiye halkah, kale men yuhyil izame ve hiye remim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi ki hemen apaçık bir hasım kesilir ve kendi yaratılışını unutur da; "Çürümüş kemikleri kim yaratacak" diyerek, Bize misal vermeye kalkar?

Elmalılı Hamdi Yazır

Yaratılışını unutarak bize bir de mesel fırlattı: kim diriltir o kemikleri onlar çürümüşken? dedi

Süleyman Ateş

Kendi yaratılışını unutarak bize bir mesel verdi: "Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?" dedi.

79 Ayet

قُلْ يُحْيِيهَا الَّذِي أَنْشَأَهَا أَوَّلَ مَرَّةٍ ۖ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ

Kul yuhyihellezi enşeeha evvele merreh, ve huve bi kulli halkın alim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecektir. O, her türlü yaratmayı bilendir."

Elmalılı Hamdi Yazır

De ki onları ilk defa inşa eden diriltir ve o her halkı bilir

Süleyman Ateş

De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her yaratmayı bilir."

80 Ayet

الَّذِي جَعَلَ لَكُمْ مِنَ الشَّجَرِ الْأَخْضَرِ نَارًا فَإِذَا أَنْتُمْ مِنْهُ تُوقِدُونَ

Ellezi ceale lekum mineş şeceril ahdarinaren fe iza entum minhu tukıdun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yaş ağaçtan size ateş çıkarandır. Ondan ateş yakarsınız.

Elmalılı Hamdi Yazır

O ki size yeşil ağaçtan bir ateş yaptı da şimdi siz ondan tutuşturup duruyorsunuz

Süleyman Ateş

O size yeşil ağaçtan ateş yaptı da siz ondan yakıyorsunuz.

81 Ayet

أَوَلَيْسَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِقَادِرٍ عَلَىٰ أَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُمْ ۚ بَلَىٰ وَهُوَ الْخَلَّاقُ الْعَلِيمُ

E ve leysellezi halakas semavati vel arda bi kadirin ala en yahluka mislehum, bela ve huvel hallakul alim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Gökleri ve yeri yaratan, kendilerinin benzerini yaratmaya kadir olmaz mı? Elbette olur; çünkü O, yaratan ve bilendir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ya Gökleri ve Yeri yaratan onlar gibisini yaratmağa kadir değil midir? Elbette kadir, hallak o, alim o

Süleyman Ateş

Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratamaz mı? Elbette yaratır. O, çok bilen yaratıcıdır.

82 Ayet

إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

İnnema emruhu iza erade şey'en en yekule lehu kun fe yekun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bir şeyi dilediği zaman, O'nun buyruğu sadece, o şeye "Ol" demektir, hemen olur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onun emri bir şeyi murad edince ona sade ol demektir, o oluverir

Süleyman Ateş

O'nun işi, bir şeyi(n olmasını) istedi mi ona, sadece "ol!" demektir, hemen oluverir.

83 Ayet

فَسُبْحَانَ الَّذِي بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

Fe subhanellezi bi yedihi melekutu kulli şey'in ve ileyhi turceun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Her şeyin hükümranlığı elinde olan ve sizin de kendisine döneceğiniz Allah münezzehtir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Artık tesbiyh edilmez mi öyle her şeyin melekutu yedinde bulunan sübhane! Hep de dördürülüp ona götürüleceksiniz

Süleyman Ateş

Yücedir O ki, her şeyin hükümranlığı O'nun elindedir ve siz O'na döndürüleceksiniz.