بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

📖 88 Ayet 📍 Mekki 🔢 Sıra: 38
1 Ayet

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ ص ۚ وَالْقُرْآنِ ذِي الذِّكْرِ

Sad, vel kur'ani ziz zikr.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sad. Öğüt veren Kuran'a and olsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sad. bu zikrile meşhun Kur'ana bak

Süleyman Ateş

Sad, (uyarıcı) ve şanlı Kur'an'a andolsun ki,

2 Ayet

بَلِ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ

Belillezine keferu fi ızzetin ve şikak.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sad. Öğüt veren Kuran'a and olsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Fakat o küfredenler bir onur, bir şikak içindeler

Süleyman Ateş

İnkar edenler bir gurur ve ayrılık içindedirler.

3 Ayet

كَمْ أَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ فَنَادَوْا وَلَاتَ حِينَ مَنَاصٍ

Kem ehlekna min kablihim min karnin fe nadev ve late hine menas.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Feryat ediyorlardı; oysa artık kurtulma zamanı değildi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Kendilerinden evvel nicelerini helak ettik! Çığırıştılar: Değildi fakat vaktı halas

Süleyman Ateş

Onlardan önce nice nesilleri helak ettik de feryad ettiler; fakat artık kurtuluş zamanı geçmişti.

4 Ayet

وَعَجِبُوا أَنْ جَاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْ ۖ وَقَالَ الْكَافِرُونَ هَٰذَا سَاحِرٌ كَذَّابٌ

Ve acibu en caehum munzirun minhum ve kalel kafirune haza sahırun kezzab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı. İnkarcılar: "Bu, pek yalancı bir sihirbazdır; tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir" demişlerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

İçlerinden kendilerine uyandırıcı bir Peygamber geldiğine şaştılar da dediler ki kafirler: bu, bir sihirbaz, bir kezzab

Süleyman Ateş

Onlara kendilerinden bir uyarıcı (peygamber) gelmesine hayret ettiler de o kafirler dediler ki: "Bu yalancı bir sihirbazdır."

5 Ayet

أَجَعَلَ الْآلِهَةَ إِلَٰهًا وَاحِدًا ۖ إِنَّ هَٰذَا لَشَيْءٌ عُجَابٌ

E cealel alihete ilahen vahıda, inne haza le şey'un ucab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı. İnkarcılar: "Bu, pek yalancı bir sihirbazdır; tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir" demişlerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

İlahları hep bir ilah mı kılmış? Bu cidden şaşılacak bir şey, çok tuhaf

Süleyman Ateş

Tanrıları bir tek tanrı mı yaptı? Bu, cidden tuhaf bir şeydir.

6 Ayet

وَانْطَلَقَ الْمَلَأُ مِنْهُمْ أَنِ امْشُوا وَاصْبِرُوا عَلَىٰ آلِهَتِكُمْ ۖ إِنَّ هَٰذَا لَشَيْءٌ يُرَادُ

Ventalekal meleu minhum enimşu vasbiru ala alihetikum inne haza le şey'un yurad.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

İçlerinden o hey'et de fırladı şöyle: ilahlarınız üzerinde sabr-u sebat edin, bu cidden arzu olunur bir şey, bir murad

Süleyman Ateş

Onlardan bir grup fırladı: "Yürüyün tanrılarınıza bağlı kalın. Çünkü bu, arzu edilen bir şeydir."

7 Ayet

مَا سَمِعْنَا بِهَٰذَا فِي الْمِلَّةِ الْآخِرَةِ إِنْ هَٰذَا إِلَّا اخْتِلَاقٌ

Ma semi'na bi haza fil milletil ahıreh, in haza illahtilak.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Biz bunu diğer millette işitmedik, bu bir uydurmadır mutlak

Süleyman Ateş

Biz bu(nun söylediği)ni (babalarımızın bağlı olduğu) öteki dinde işitmedik. Bu uydurmadan başka bir şey değildir.!

8 Ayet

أَأُنْزِلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ مِنْ بَيْنِنَا ۚ بَلْ هُمْ فِي شَكٍّ مِنْ ذِكْرِي ۖ بَلْ لَمَّا يَذُوقُوا عَذَابِ

E unzile aleyhiz zikru min beynina, bel hum fi şekkin min zikri, bel lemma yezuku azab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

O zikr aramızdan ona mı indirilmiş? doğrusu onlar benim zikrimden bir kuşkulu şekk içindeler, doğrusu henüz azabımı tatmadılar

Süleyman Ateş

O Zikr (uyarı, başka kimse kalmadı da) aramızdan ona mı indirildi? Doğrusu, onlar benim Zikr'imden yana şüphe içindedirler. Hayır, onlar henüz azabımı tadmadılar!..

9 Ayet

أَمْ عِنْدَهُمْ خَزَائِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ الْعَزِيزِ الْوَهَّابِ

Em indehum hazainu rahmeti rabbikel azizil vehhab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa, güçlü ve çok ihsan sahibi olan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa sana onu veren aziz vehhab rabbının rahmet hazineleri onların yanında mı?

Süleyman Ateş

Yoksa daima üstün olan, çok lutufta bulunan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mı?

10 Ayet

أَمْ لَهُمْ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ۖ فَلْيَرْتَقُوا فِي الْأَسْبَابِ

Em lehum mulkus semavati vel ardı ve ma beynehuma, felyerteku fil esbab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yahut, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı onların elinde midir? Öyle ise sebeplere tevessül edip göğe yükselsinler!

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa onların mı bütün o Göklerin, Yerin ve aralarındakilerin mülkü? Öyle ise haydi esbab içinde üstüne çıksınlar

Süleyman Ateş

Yoksa göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü onların mı? Öyleyse sebepler (vasıtalar) içinde yükselsinler (vasıtalara binip göklere çıksınlar da oradan alemi yönetsinler, vahyi de kendi isteklerine göre indirsinler).

11 Ayet

جُنْدٌ مَا هُنَالِكَ مَهْزُومٌ مِنَ الْأَحْزَابِ

Cundun ma hunalike mehzumun minel ahzab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlar burada takım takım bozguna uğramış perişan bir ordudur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onlar burada Ahzab döküntüsünden (muhtelif partilerden) bozuk bir ordu

Süleyman Ateş

(Onlar) Şurada bozguna uğratılacak derme çatma bir ordudur.

12 Ayet

كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُو الْأَوْتَادِ

Kezzebet kablehum kavmu nuhın ve adun ve fir'avnu zul evtadi.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan önce Nuh milleti, Ad, sarsılmaz bir saltanatın sahibi Firavun, Semud, Lut milleti, Eykeliler de peygamberleri yalanlamıştı. İşte bunlar da peygamberlerine karşı birleşen topluluklardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onlardan evvel tekzib etmişti Nuh kavmi ve Ad ve o kazıkların sahibi Fir'avn

Süleyman Ateş

Onlardan önce de Nuh kavmi, Ad (kavmi) ve kazıklar sahibi (temelleri kazık gibi yere çakılmış, yüksek pramitler yaptıran) Fir'avn da yalanlamıştı.

13 Ayet

وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ وَأَصْحَابُ الْأَيْكَةِ ۚ أُولَٰئِكَ الْأَحْزَابُ

Ve semudu ve kavmu lutın ve ashabul eykeh, ulaikel ahzab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan önce Nuh milleti, Ad, sarsılmaz bir saltanatın sahibi Firavun, Semud, Lut milleti, Eykeliler de peygamberleri yalanlamıştı. İşte bunlar da peygamberlerine karşı birleşen topluluklardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve Semud ve kavmi Lut ve eykeliler, bunlar işte o ahzab

Süleyman Ateş

Semud (kavmi), Lut kavmi ve Eyke halkı da (böyle yapmıştı). İşte onlar da (peygamberlere karşı birleşik) kabilelerdi.

14 Ayet

إِنْ كُلٌّ إِلَّا كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ

İn kullun illa kezzeber rusule fe hakka ıkab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Hepsi peygamberleri yalanladı da azabımı hakettiler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Başka değil, hepsi gönderilen elçileri (Resulleri) tekzib etti de öyle hak oldu azabım

Süleyman Ateş

Hepsi de elçileri yalanladılar, benim cezamı hak ettiler.

15 Ayet

وَمَا يَنْظُرُ هَٰؤُلَاءِ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً مَا لَهَا مِنْ فَوَاقٍ

Ve ma yanzuru haulai illa sayhaten vahıdeten ma leha min fevak.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bunlar da ancak, bir an gecikmesi olmayan tek bir çığlık beklemektedirler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onlar da başka değil, bir tek sayhaya bakıyorlar öyle ki ona hık yok

Süleyman Ateş

Bunlar(ın işi) de sadece geri dönmesi olmayan bir na'raya bakıyor.

16 Ayet

وَقَالُوا رَبَّنَا عَجِّلْ لَنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ الْحِسَابِ

Ve kalu rabbena accil lena kıttana kable yevmil hisab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlar ise "Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce ver" derler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir de ya rabbena bizim pusulamızı hisab gününden evvel acele ver, dediler

Süleyman Ateş

(Alay ederek) Dediler ki: "Rabbimiz, bizim (azab) payımızı hesap gününden önce, hemen ver."

17 Ayet

اصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَاذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُودَ ذَا الْأَيْدِ ۖ إِنَّهُ أَوَّابٌ

Isbır ala ma yekulune vezkur abdena davude zel eyd, innehu evvab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onların söylediklerine sabret; güçlü kulumuz Davud'u an; o, daima Allah'a yönelirdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şimdi sen onların dediklerine sabret de kuvvetli kulumuz Davudu an, çünkü o çok tecri' yapar (evvab) idi

Süleyman Ateş

Onların dediklerine sabret de güçlü kulumuz Davud'u an; çünkü o (bize) çok başvururdu.

18 Ayet

إِنَّا سَخَّرْنَا الْجِبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ بِالْعَشِيِّ وَالْإِشْرَاقِ

İnna sahharnel cibale meahu yusebbıhne bil aşiyyi vel işrak.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Biz, akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları, kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Çünkü biz onun maıyyetinde dağları müsahhar kılmıştık: tesbih ederlerdi akşamleyin ve işrak vaktı

Süleyman Ateş

Biz dağları onunla beraber (tesbih etmeleri için) boyun eğdirmiştik; akşam sabah onunla tesbih ederler (onun yaptığı tesbihle çınlarlar)dı.

19 Ayet

وَالطَّيْرَ مَحْشُورَةً ۖ كُلٌّ لَهُ أَوَّابٌ

Vet tayre mahşureh, kullun lehu evvab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Biz, akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları, kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Kuşları da toplu olarak, hepsi onun için terci' yapar (evvab) idi

Süleyman Ateş

Toplanıp gelen kuşları da (ona ram etmiştik). Hepsi onun nağmesine katılır (beraber tesbih ederler)di.

20 Ayet

وَشَدَدْنَا مُلْكَهُ وَآتَيْنَاهُ الْحِكْمَةَ وَفَصْلَ الْخِطَابِ

Ve şededna mulkehu ve ateynahul hikmete ve faslel hıtab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onun hükümranlığını kuvvetlendirmiştik. Ona hikmet ve kesin hüküm selahiyeti vermiştik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hem mülkünü kuvvetlendirmiştik, hem de kendisine hıkmet ve fasl-ı hıtab vermiştik.

Süleyman Ateş

Onun mülkünü güçlendirmiştik, kendisine hikmet (peygamberlik, yüksek bilgi, hakkı batıldan ayırma, davaları çözme) ve açık, güzel konuşma (yeteneği) vermiştik.

21 Ayet

۞ وَهَلْ أَتَاكَ نَبَأُ الْخَصْمِ إِذْ تَسَوَّرُوا الْمِحْرَابَ

Ve hel etake nebeul hasm, iz tesevverul mihrab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: "Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar."

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir de hasım kıssası geldi mi sana? Hani surdan mihraba aştıkları vakıt

Süleyman Ateş

Sana davacıların haberi geldi mi? Hani odasının duvarına tırmanmışlardı,

22 Ayet

إِذْ دَخَلُوا عَلَىٰ دَاوُودَ فَفَزِعَ مِنْهُمْ ۖ قَالُوا لَا تَخَفْ ۖ خَصْمَانِ بَغَىٰ بَعْضُنَا عَلَىٰ بَعْضٍ فَاحْكُمْ بَيْنَنَا بِالْحَقِّ وَلَا تُشْطِطْ وَاهْدِنَا إِلَىٰ سَوَاءِ الصِّرَاطِ

İz dehalu ala davude fe fezia minhum kalu la tehaf, hasmani bega ba'duna ala ba'dın fahkum beynena bil hakkı ve la tuştıt vehdina ila sevais sırat.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: "Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar."

Elmalılı Hamdi Yazır

O vakıt Davudun üzerine giriverdiler de onlardan telaşa düştü, korkma dediler: iki hasmız, ba'zımız ba'zımıza tecavüz etti, şimdi sen aramızda hakk ile hukmet ve aşırı gitme de bizi doğru yolun ortasına çıkar

Süleyman Ateş

Davud'un yanına girmişlerdi de (Davud) onlardan korkmuştu: "Korkma, dediler, biz iki davacıyız. Birimiz, ötekinin hakkına saldırdı. Şimdi sen aramızda hak ile hükmet, (adaletten ayrılıp bize) zulmetme. Bizi yolun ortasına (adalete) götür."

23 Ayet

إِنَّ هَٰذَا أَخِي لَهُ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ نَعْجَةً وَلِيَ نَعْجَةٌ وَاحِدَةٌ فَقَالَ أَكْفِلْنِيهَا وَعَزَّنِي فِي الْخِطَابِ

İnne haza ahi lehu tis'un ve tis'une na'ceten ve liye na'cetun vahidetun fe kale ekfilniha ve azzeni fil hıtab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Bu kardeşimin doksan dokuz dişi koyunu, benim de bir tek dişi koyunum vardır; O'nu da bana ver dedi ve tartışmada beni yendi."

Elmalılı Hamdi Yazır

Şu benim biraderim onun doksan dokuz dişi koyunu var, benim ise bir tek dişi koyunum var, böyle iken "bırak onu bana" dedi ve beni söyleşmede yendi

Süleyman Ateş

Bu kardeşimin doksan dokuz koyunu var. Benimse bir tek koyunum var. Böyle iken Onu da bana ver" dedi ve konuşmada bana ağır bastı (onunla baş edemedim.)"

24 Ayet

قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ إِلَىٰ نِعَاجِهِ ۖ وَإِنَّ كَثِيرًا مِنَ الْخُلَطَاءِ لَيَبْغِي بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَقَلِيلٌ مَا هُمْ ۗ وَظَنَّ دَاوُودُ أَنَّمَا فَتَنَّاهُ فَاسْتَغْفَرَ رَبَّهُ وَخَرَّ رَاكِعًا وَأَنَابَ ۩

Kale lekad zalemeke bi suali na'cetike ila niacih, ve inne kesiren minel huletai le yebgi ba'duhum ala ba'dın illellezine amenu ve amilus salihati ve kalilun ma hum, ve zanne davudu ennema fetennahu festagfere rabbehu ve harre rakian ve enab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Davud: "And olsun ki, senin dişi koyununu kendi dişi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu birbirlerinin haklarına tecavüz ederler. İnanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır ki sayıları da ne kadar azdır!" demişti. Davud, Kendisini denediğimizi sanmıştı da, Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapanmış, tevbe etmiş, Allah'a yönelmişti.

Elmalılı Hamdi Yazır

Dedi ki: doğrusu senin bir koyununu kendi koyunlarına istemesiyle sana zulmetmiş ve hakıkaten karışıkların çoğu birbirlerine tecavüz ediyorlar, ancak iyman edib de salah istiyenler başka, onlar da pek az, ve sanmıştı ki Davud kendisine sırf bir fitne yaptık, hemen rabbına istiğfar etti ve rüku' ederek yere kapanıb tevbe ile rücu' etti

Süleyman Ateş

(Davud) dedi ki: "And olsun (o) senin, koyununu kendi koyunlarına katmayı istemekle sana zulmetmiştir. Zaten (mallarını birbirine) karıştıran(ortak)ların çoğu birbirine zulmederler. Yalnız inanıp iyi işler yapanlar bunun dışındadır ki, onlar da ne kadar azdır!" Davud, (bu hükümle) kendisini denediğimizi (kendisine bir bela vereceğimizi) sandı da Rabbinden mağfiret diledi, eğilerek secdeye kapandı ve tevbe edip (bize) döndü.

25 Ayet

فَغَفَرْنَا لَهُ ذَٰلِكَ ۖ وَإِنَّ لَهُ عِنْدَنَا لَزُلْفَىٰ وَحُسْنَ مَآبٍ

Fe gaferna lehu zalik, ve inne lehu indena le zulfa ve husne meab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Böylece onu bağışlamıştık. Katımızda onun yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Biz de onu kendisine mağfiret buyurduk ve hakıkat ona ındimizde kat'i bir yakınlık ve bir akıbet güzelliği vardır

Süleyman Ateş

Biz de ondan bunu affettik. Yanımızda onun bir yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır.

26 Ayet

يَا دَاوُودُ إِنَّا جَعَلْنَاكَ خَلِيفَةً فِي الْأَرْضِ فَاحْكُمْ بَيْنَ النَّاسِ بِالْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ الْهَوَىٰ فَيُضِلَّكَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ ۚ إِنَّ الَّذِينَ يَضِلُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا نَسُوا يَوْمَ الْحِسَابِ

Ya davudu inna cealnake halifeten fil ardı fahkum beynen nasi bil hakkı ve la tettebiil heva fe yudılleke an sebilillah, innellezine yadıllune an sebilillahi lehum azabun şedidun bi ma nesu yevmel hisab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ey Davud! Seni şüphesiz yeryüzünde hükümran kıldık, o halde insanlar arasında adaletle hükmet, hevese uyma yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu, Allah'ın yolundan sapanlara, onlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin azap vardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ya Davud! muhakkak ki biz seni Arzda bir halife kıldık, imdi nas arasında hakk ile hukmet de (keyfe) hevaya tabi' olma ki seni Allah yolundan sapıtmasın, çünkü Allah yolundan sapanlar hisab gününü unuttukları cihetle kendilerine pek şiddetli bir azab vardır

Süleyman Ateş

Ey Davud, biz seni yeryüzünde (senden öncekilerin yerine) hükümdar yaptık. İnsanlar arasında adaletle hükmet; keyf(in)e uyma, sonra seni Allah'ın yolundan saptırır. Allah'ın yolundan sapanlar ise, hesap gününü unuttuklarından dolayı, çetin azaba uğrayacaklardır.

27 Ayet

وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاءَ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَاطِلًا ۚ ذَٰلِكَ ظَنُّ الَّذِينَ كَفَرُوا ۚ فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ كَفَرُوا مِنَ النَّارِ

Ve ma halaknes semae vel arda ve ma beynehuma batıla, zalike zannullezine keferu, fe veylun lillezine keferu minen nar.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Göğü, yeri ve ikisinin arasında bulunanları boşuna yaratmadık. Bunun boşuna olduğu, inkar edenlerin sanısıdır. Vay ateşe uğrayacak inkarcıların haline!

Elmalılı Hamdi Yazır

Hem o Göğü ve Yeri aralarındakileri biz boşuna yaratmadık o, o küfredenlerin zannı, onun için küfredenlere ateşten bir veyl var

Süleyman Ateş

Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık (bunlar bir tesadüf eseri değildir) bu, inkar edenlerin zannıdır, (onlar kainatın boş bir tesadüf eseri olduğunu söylerler). Ateşten vay hallerine o nankörlerin!

28 Ayet

أَمْ نَجْعَلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَالْمُفْسِدِينَ فِي الْأَرْضِ أَمْ نَجْعَلُ الْمُتَّقِينَ كَالْفُجَّارِ

Em nec'alullezine amenu ve amilus salihati kel mufsidine fil ardı em nec'alul muttekine kel fuccar.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa, inanıp yararlı iş işleyenleri, yeryüzünde, bozguncular gibi mi tutarız? Yoksa, Allah'a karşı gelmekten sakınanları yoldan çıkanlar gibi mi tutarız?

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa iyman edib de salih salih işler yapanlar biz o Yerdeki müfsidler gibi yapar mıyız? Yoksa o korunan müttekıleri arsız çapkınlar gibi yapar mıyız?

Süleyman Ateş

Yoksa biz, inanıp iyi işler yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız? Yoksa korunanları yoldan çıkanlar gibi mi tutacağız?

29 Ayet

كِتَابٌ أَنْزَلْنَاهُ إِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِيَدَّبَّرُوا آيَاتِهِ وَلِيَتَذَكَّرَ أُولُو الْأَلْبَابِ

Kitabun enzelnahu ileyke mubarekun li yeddebberu ayatihi ve li yetezekkere ulul elbab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sana indirdiğimiz bu Kitap mübarektir; ayetlerini düşünsünler, aklı olanlar da öğüt alsınlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir kitab ki indirdik, çok mübarek, ayetlerini düşünsünler ve ıbret alsın temiz özlüler

Süleyman Ateş

Sana (bu) mübarek Kitabı indirdik ki ayetlerini düşünsünler ve sağduyu sahipleri öğüt alsınlar.

30 Ayet

وَوَهَبْنَا لِدَاوُودَ سُلَيْمَانَ ۚ نِعْمَ الْعَبْدُ ۖ إِنَّهُ أَوَّابٌ

Ve vehebna li davude suleyman, ni'mel abd, innehu evvab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Davud'a Süleyman'ı bahşettik; o ne güzel bir kuldu! Doğrusu o daima Allah'a yönelirdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir de Davuda Süleymanı bahşettik, ne güzel kul, o cidden bir evvab

Süleyman Ateş

Biz Davud'a Süleyman'ı armağan ettik, (Süleyman) ne güzel kuldu! Hep Allah'a başvururdu.

31 Ayet

إِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ بِالْعَشِيِّ الصَّافِنَاتُ الْجِيَادُ

İz urıda aleyhi bil aşiyyis safinatul ciyad.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ona bir akşam üstü, çalımlı, cins koşu atları sunulmuştu.

Elmalılı Hamdi Yazır

Arzolundukda kendisine akşam üstü safinat halinde halıs atlar

Süleyman Ateş

Akşam üstü kendisine safin (görkemli) hızlı koşan (saf kan Arap) atları gösterilmişti.

32 Ayet

فَقَالَ إِنِّي أَحْبَبْتُ حُبَّ الْخَيْرِ عَنْ ذِكْرِ رَبِّي حَتَّىٰ تَوَارَتْ بِالْحِجَابِ

Fe kale inni ahbebtu hubbel hayri an zikri rabbi, hatta tevaret bil hıcab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ben dedi, o hayır sevgisini rabbımın zikrinden sevdim, nihayet hıcaba gizlendi

Süleyman Ateş

Ben, dedi, mal sevgisini, Rabbimi anmaktan (ötürü) tercih ettim. Nihayet bu atlar perde ile gizlendi (koşup dağın arkasına düşmekle gözden kayboldu).

33 Ayet

رُدُّوهَا عَلَيَّ ۖ فَطَفِقَ مَسْحًا بِالسُّوقِ وَالْأَعْنَاقِ

Rudduha aleyy, fe tafika meshan bis sukı vel a'nak.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Geri getirin onları bana, tuttu bacaklarını, boyunlarını silmeğe başladı

Süleyman Ateş

Onları bana getirin (dedi), bacaklarını ve boyunlarını okşamağa başladı.

34 Ayet

وَلَقَدْ فَتَنَّا سُلَيْمَانَ وَأَلْقَيْنَا عَلَىٰ كُرْسِيِّهِ جَسَدًا ثُمَّ أَنَابَ

Ve lekad fetenna suleymane ve elkayna ala kursiyyihi ceseden summe enab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki Süleyman'ı denedik, hükümranlığını zayıf düşürdük; sonra eski haline döndü.

Elmalılı Hamdi Yazır

Celalim hakkı için Süleymana bir fitne de verdik ve tahtının üstüne bir cesed bıraktık sonra tevbe ile rücu' etti

Süleyman Ateş

Andolsun Süleyman'ı denedik: Tahtının üstüne bir ceset bıraktık, sonra (bize) yöneldi.

35 Ayet

قَالَ رَبِّ اغْفِرْ لِي وَهَبْ لِي مُلْكًا لَا يَنْبَغِي لِأَحَدٍ مِنْ بَعْدِي ۖ إِنَّكَ أَنْتَ الْوَهَّابُ

Kale rabbigfir li veheb li mulken la yenbagi li ehadin min ba'di, inneke entel vehhab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Süleyman: "Rabbim! Beni bağışla, bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver; Sen şüphesiz, daima bağışta bulunansın" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ya rab! bana mağrifet buyur ve bana öyle bir mülk bağışla ki ardımdan kimseye yaraşmasın, şübhesiz sensin bütün dilekleri veren vehhab sen, dedi

Süleyman Ateş

Rabbim, dedi, beni affet, bana, benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülk (hükümdarlık) ver. Çünkü Sensin o çok lutfeden, Sen!"

36 Ayet

فَسَخَّرْنَا لَهُ الرِّيحَ تَجْرِي بِأَمْرِهِ رُخَاءً حَيْثُ أَصَابَ

Fe sehharna lehur riha tecri bi emrihi ruhaen haysu esab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bunun üzerine ona rüzgarı müsahhar ettik, emriyle istediği yere yumuşacık cereyan ederdi

Süleyman Ateş

Biz, rüzgarı ona boyun eğdirdik. Onun buyruğuyla, onun istediği yere tatlı tatlı eserdi.

37 Ayet

وَالشَّيَاطِينَ كُلَّ بَنَّاءٍ وَغَوَّاصٍ

Veş şeyatine kulle bennain ve gavvasın.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şeytanları da: bütün benna' ve gavvas

Süleyman Ateş

Ve şeytanları; her bina ustasını ve dalgıcı,

38 Ayet

وَآخَرِينَ مُقَرَّنِينَ فِي الْأَصْفَادِ

Ve aharine mukarrenine fil asfad.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve daha diğerlerini bendlerde çatılı çatılı

Süleyman Ateş

Ve zincirlerle birbirine bağlanmış başka (şeytan)ları.

39 Ayet

هَٰذَا عَطَاؤُنَا فَامْنُنْ أَوْ أَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍ

Haza atauna femnun ev emsik bi gayri hisab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"İşte Bizim bağışımız budur; ister ver, ister tut, hesapsızdır." dedik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bu işte, dedik: bizim atamız artık diler kerem et, diler imsak, hisabı yok.

Süleyman Ateş

Bu bizim ihsanımızdır. Artık dilediğine ver veya verme, hesapsızdır. (dedik).

40 Ayet

وَإِنَّ لَهُ عِنْدَنَا لَزُلْفَىٰ وَحُسْنَ مَآبٍ

Ve inne lehu ındena le zulfa ve husne meab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu onun katımızda yakınlığı ve güzel bir istikbali vardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve şübhesiz ki ona huzur-ı ızzetimizde bir yakınlık ve bir akıbet güzelliği var

Süleyman Ateş

Onun için, bizim yanımızda bir yakınlık ve güzel bir gelecek de vardır.

41 Ayet

وَاذْكُرْ عَبْدَنَا أَيُّوبَ إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ

Vezkur abdena eyyub, iz nada rabbehu enni messeniyeş şeytanu bi nusbin ve azab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Kulumuz Eyyub'u da an; Rabbine: "Doğrusu şeytan bana yorgunluk ve azap verdi" diye seslenmişti.

Elmalılı Hamdi Yazır

Kulumuz Eyyubu da an, o vakıt ki rabbına şöyle nida etmişti: "bak, bana meşakkat ve elem ile bana Şeytan dokundu."

Süleyman Ateş

Kulumuz Eyyub'u da an: (O) Rabbine "Şeytan, bana bir yorgunluk ve azab dokundurdu" diye seslenmişti.

42 Ayet

ارْكُضْ بِرِجْلِكَ ۖ هَٰذَا مُغْتَسَلٌ بَارِدٌ وَشَرَابٌ

Urkud biriclik, haza mugteselun baridun ve şerab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su" dedik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Depren ayağınla, işte serin bir yıkanacak ve içecek dedik

Süleyman Ateş

Ayağını (yere) vur, işte yıkanacak ve içilecek serin (bir su), (dedik). (And it was said unto him): Strike the ground with thy foot. This (spring) is a cool bath and a refreshing drink.

43 Ayet

وَوَهَبْنَا لَهُ أَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنَّا وَذِكْرَىٰ لِأُولِي الْأَلْبَابِ

Ve vehebna lehu ehlehu ve mislehum meahum rahmeten minna ve zikra li ulil elbab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Katımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere, ona tekrar ailesini ve geçmiş olanlarla bir mislini daha vermiştik.

Elmalılı Hamdi Yazır

ve ona bütün ehlini ve beraberlerinde daha bir mislini bahşettik tarafımızdan bir rahmet olarak hem de bir dersi ıbret temiz akıllar için

Süleyman Ateş

Ona bizden bir rahmet ve sağduyu sahiplerine bir ibret olarak ailesini ve onlarla beraber bir eşini daha armağan ettik.

44 Ayet

وَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثًا فَاضْرِبْ بِهِ وَلَا تَحْنَثْ ۗ إِنَّا وَجَدْنَاهُ صَابِرًا ۚ نِعْمَ الْعَبْدُ ۖ إِنَّهُ أَوَّابٌ

Ve huz bi yedike dıgsen fadrıb bihi ve la tahnes, inna vecednahu sabira, ni'mel abd, innehu evvab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Ey Eyyub! Eline bir demet sap alıp onunla vur, yeminini bozma" demiştik. Doğrusu Biz onu sabırlı bulmuştuk. Ne iyi kuldu, daima Allah'a yönelirdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir de al bir demet elinle de vur onunla hanis olma, hakıkat biz onu sabırlı bulduk, ne güzel kul, hakıkaten o bir evvabdır

Süleyman Ateş

(Dedik ki): "Eline bir demet sap al, onunla vur da yeminini bozma." Gerçekten biz onu sabreden (bir kul) bulmuştuk. Ne güzel kuldu, o daima (bize) başvururdu.

45 Ayet

وَاذْكُرْ عِبَادَنَا إِبْرَاهِيمَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ أُولِي الْأَيْدِي وَالْأَبْصَارِ

Vezkur ıbadena ibrahime ve ishaka ve ya'kube ulil eydi vel ebsar.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Güçlü ve anlayışlı olan kullarımız İbrahim, İshak ve Yakub'u da an.

Elmalılı Hamdi Yazır

Kullarımız İbrahimi, İshakı, Ya'kubu da an, eller ve gözler sahibleri idiler

Süleyman Ateş

Kuvvetli ve basiretli kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Ya'kub'u da an.

46 Ayet

إِنَّا أَخْلَصْنَاهُمْ بِخَالِصَةٍ ذِكْرَى الدَّارِ

İnna ahlasnahum bi halisatin zikred dar.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Biz onları ahiret yurdunu düşünen, içten bağlı kimseler kıldık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Çünkü biz onları temiz bir hassa, halis yurd düşüncesiyle halislerimizden kılmışızdır

Süleyman Ateş

Biz onları ahiret yurdunu düşünme özelliğiyle temizleyip, kendimize halis (kul) yaptık.

47 Ayet

وَإِنَّهُمْ عِنْدَنَا لَمِنَ الْمُصْطَفَيْنَ الْأَخْيَارِ

Ve innehum ındena le minel mustafeynel ahyar.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu onlar katımızda seçkin, iyi kimselerdendirler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve çünkü onlar muhakkak nezdimizde seçilmiş ahyardan

Süleyman Ateş

Onlar bizim yanımızda seçkinlerden, hayırlılardandır.

48 Ayet

وَاذْكُرْ إِسْمَاعِيلَ وَالْيَسَعَ وَذَا الْكِفْلِ ۖ وَكُلٌّ مِنَ الْأَخْيَارِ

Vezkur ismaile velyesea ve zel kifl, ve kullun minel ahyar.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İsmail'i, Elyesa'ı, Zülkifl'i de an. Hepsi iyilerdendir.

Elmalılı Hamdi Yazır

İsmaili de, Elyese'i de, Zül'kifli de an, hepsi de o ahyardan

Süleyman Ateş

İsma'il'i, Elyesa'ı, Zülkifil'i de an. Hepsi de iyilerdendir.

49 Ayet

هَٰذَا ذِكْرٌ ۚ وَإِنَّ لِلْمُتَّقِينَ لَحُسْنَ مَآبٍ

Haza zikr, ve inne lil muttekine le husne meab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İşte bu güzel bir anmadır. Doğrusu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara güzel bir gelecek vardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

İşte bu bir zikirdir ve şübhesiz korunan müttekiler için her halde güzel bir istikbal (bir husni meab) var.

Süleyman Ateş

Bu, bir hatırlamadır. Korunanlar için güzel bir gelecek vardır:

50 Ayet

جَنَّاتِ عَدْنٍ مُفَتَّحَةً لَهُمُ الْأَبْوَابُ

Cennati adnin mufettehaten le humul ebvab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Kapıları onlara açılmış Adn cennetleri vardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Adn Cennetleri; açılarak kendilerine bütün kapılar

Süleyman Ateş

Kapıları kendilerine açılmış Adn cennetleri.

51 Ayet

مُتَّكِئِينَ فِيهَا يَدْعُونَ فِيهَا بِفَاكِهَةٍ كَثِيرَةٍ وَشَرَابٍ

Muttekine fiha yed'une fiha bi fakihetin kesiretin ve şerab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Orada tahtlara yaslanmış olarak türlü meyveler ve içecekler isterler.

Elmalılı Hamdi Yazır

İçlerinde kurularak orada bir çok yemişle bambaşka bir içki isteyecekler

Süleyman Ateş

Orada (koltuklara) yaslanarak bir çok meyva ve içki isterler.

52 Ayet

۞ وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ أَتْرَابٌ

Ve ındehum kasıratut tarfi etrab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yanlarında, gözlerini eşlerine dikmiş yaşıt güzeller vardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yanlarında da gamzeleri kasan hep bir yaşıd dilberler

Süleyman Ateş

Yanlarında da bakışlarını yalnız (kocalarına) diken (kendileriyle) yaşıt dilberler vardır.

53 Ayet

هَٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ الْحِسَابِ

Haza ma tuadune li yevmil hisab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İşte bu hesap günü için, size söz verilenlerdir.

Elmalılı Hamdi Yazır

İşte bu, o hisab günü için size va'dolunan

Süleyman Ateş

İşte, hesap günü için size söz verilen budur!

54 Ayet

إِنَّ هَٰذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُ مِنْ نَفَادٍ

İnne haza le rızkuna ma lehu min nefad.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu, verdiğimiz bu rızıklar tükenecek değildir.

Elmalılı Hamdi Yazır

İşte ki bu bizim rızkımız, muhakkak ki ona hiç tükenmek yok

Süleyman Ateş

Doğrusu bizim bu rızkımızın bitip tükenmesi yoktur!

55 Ayet

هَٰذَا ۚ وَإِنَّ لِلطَّاغِينَ لَشَرَّ مَآبٍ

Haza, ve inne lit tagıyne le şerre meab.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bu böyle; ama azgınlara kötü bir gelecek vardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bu böyle, şübhesiz azgınlar için de fena bir istikbal (şer bir meab) var

Süleyman Ateş

Bu böyledir; fakat azgınlara da en kötü bir gelecek vardır:

56 Ayet

جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا فَبِئْسَ الْمِهَادُ

Cehennem, yaslevneha, fe bi'sel mihad.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Cehenneme girerler; ne kötü bir konaktır!

Elmalılı Hamdi Yazır

Cehennem, ona yaslanacaklar, fakat o ne çirkin döşek

Süleyman Ateş

Cehennem! Oraya girerler. Ne kötü bir döşektir o!

57 Ayet

هَٰذَا فَلْيَذُوقُوهُ حَمِيمٌ وَغَسَّاقٌ

Haza fel yezukuhu hamiymun ve gassak.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İşte bu kaynar su ve irindir, artık onu tatsınlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

İşte, artık tatsınlar onu bir hamim ve bir ğassak

Süleyman Ateş

İşte onu tadsınlar: Kaynar ve kokuşmuş sudur!

58 Ayet

وَآخَرُ مِنْ شَكْلِهِ أَزْوَاجٌ

Ve aharu min şeklihi ezvac.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bunlara benzer daha başkaları da vardır...

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve o şekilden bir diğeri: çifte çifte

Süleyman Ateş

Ve daha başka çeşit çeşit (azab) vardır.

59 Ayet

هَٰذَا فَوْجٌ مُقْتَحِمٌ مَعَكُمْ ۖ لَا مَرْحَبًا بِهِمْ ۚ إِنَّهُمْ صَالُو النَّارِ

Haza fevcun muktehımun meakum, la merhaben bihim, innehum salun nar.

Diyanet İşleri Başkanlığı

(İnkarcıların ileri gelenlerine denir ki;) "İşte şunlar sizinle beraber girecek olanlardır." (Derler ki;) "Onlar rahat yüzü görmesin. Behemehal ateşe gireceklerdir"

Elmalılı Hamdi Yazır

(59-60) Şu: bir alay maıyyetinizde göğüs germiş; onlara merhaba yok, çünkü onlar Cehenneme salınıyorlar. Hayır derler size merhaba yok, onu bize siz takdim ettiniz, bakın ne fena yatak.

Süleyman Ateş

İşte şunlar da sizinle beraber (cehenneme) girecek olanlardır: "Onlara merhaba yok, (yerleri geniş olmasın, rahat yüzü görmesinler)! Onlar ateşe gireceklerdir."

60 Ayet

قَالُوا بَلْ أَنْتُمْ لَا مَرْحَبًا بِكُمْ ۖ أَنْتُمْ قَدَّمْتُمُوهُ لَنَا ۖ فَبِئْسَ الْقَرَارُ

Kalu bel entum, la merhaben bikum, entum kaddemtumuhu lena, febi'sel karar.

Diyanet İşleri Başkanlığı

(Onlara uyanlar;) "Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin; bunu başımıza getiren sizsiniz; ne kötü bir duraktır!" derler.

Elmalılı Hamdi Yazır

(59-60) Şu: bir alay maıyyetinizde göğüs germiş; onlara merhaba yok, çünkü onlar Cehenneme salınıyorlar. Hayır derler size merhaba yok, onu bize siz takdim ettiniz, bakın ne fena yatak.

Süleyman Ateş

(Uyanlar, uyulanlara) Dediler ki: "Hayır, asıl size merhaba yok, (asıl siz rahat yüzü görmeyin), siz bunu bizim önümüze getirdiniz. Ne kötü durak (bu)!"

61 Ayet

قَالُوا رَبَّنَا مَنْ قَدَّمَ لَنَا هَٰذَا فَزِدْهُ عَذَابًا ضِعْفًا فِي النَّارِ

Kalu rabbena men kaddeme lena haza fe zidhu azaben dı'fen fin nar.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbimiz! Bunu kim başımıza getirdiyse, ateşte onun azabını kat kat artır" derler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ya rabbena derler: bize bunu takdim edene ateşde azabı hemen kat kat artır

Süleyman Ateş

(Ve hepsi birbiri aleyhine du'a ederek): "Rabbimiz, bunu bizim önümüze kim getirdiyse onun ateşteki azabını bir kat daha artır!" dediler.

62 Ayet

وَقَالُوا مَا لَنَا لَا نَرَىٰ رِجَالًا كُنَّا نَعُدُّهُمْ مِنَ الْأَشْرَارِ

Ve kalu ma lena la nera ricalen kunna neudduhum minel eşrar.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Şöyle derler: "Kendilerini dünyada iken kötü saydığımız kimseleri burada niçin görmüyoruz?"

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir de derler ki: neye görmüyoruz biz o eşrardan saydığımız bir takım adamları

Süleyman Ateş

Bize ne oldu ki, (dünyada) kötülerden saydığımız adamları (burada) görmüyoruz? dediler.

63 Ayet

أَتَّخَذْنَاهُمْ سِخْرِيًّا أَمْ زَاغَتْ عَنْهُمُ الْأَبْصَارُ

Ettehaznahum sıhriyyen em zagat anhumul ebsar.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Onları alaya alırdık; yoksa şimdi gözlere görünmezler mi?"

Elmalılı Hamdi Yazır

Onları eğlence yerine tuttuktu ha! yoksa onlardan kaydı mı bu gözler?

Süleyman Ateş

Hani onlarla alay ederdik. Yoksa gözler(imiz) mi onlardan kaydı, (onları gözden mi kaçırdık)?

64 Ayet

إِنَّ ذَٰلِكَ لَحَقٌّ تَخَاصُمُ أَهْلِ النَّارِ

İnne zalike le hakkun tehasumu ehlin nar.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İşte cehennemliklerin bu şekilde tartışması gerçektir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şübhesiz ki bu haktır muhakkak olacaktır ehli narın birbirine husumeti

Süleyman Ateş

Bu, mutlaka gerçektir, ateş halkının tartışmasıdır (bunun olacağından asla şüphe yoktur).

65 Ayet

قُلْ إِنَّمَا أَنَا مُنْذِرٌ ۖ وَمَا مِنْ إِلَٰهٍ إِلَّا اللَّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ

Kul innema ene munzirun ve ma min ilahin ilallahul vahıdul kahhar.

Diyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Ben sadece bir uyarıcıyım. Gücü her şeye yeten tek Allah'tan başka tanrı yoktur."

Elmalılı Hamdi Yazır

De ki ben ancak korkuyu haber veren bir Peygamberim, başka bir tanrı da yok ancak Allah: o vahidi kahhar

Süleyman Ateş

De ki: "Ben ancak bir uyarıcıyım. Tek ve (her şeyi) kahreden Allah'tan başka tanrı yoktur."

66 Ayet

رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الْعَزِيزُ الْغَفَّارُ

Rabbus semavati vel ardı ve ma beynehumel azizul gaffar.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, güçlüdür, çok bağışlayandır."

Elmalılı Hamdi Yazır

O Göklerin, Yerin ve aralarındakilerin rabbı aziz, gaffar var

Süleyman Ateş

O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir, daima üstündür, çok bağışlayandır.

67 Ayet

قُلْ هُوَ نَبَأٌ عَظِيمٌ

Kul huve nebeun azimun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Bu Kuran büyük bir haberdir, ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz."

Elmalılı Hamdi Yazır

De ki bu bir azim haberdir

Süleyman Ateş

De ki: "O, büyük bir haberdir."

68 Ayet

أَنْتُمْ عَنْهُ مُعْرِضُونَ

Entum anhu mu'ridun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Bu Kuran büyük bir haberdir, ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz."

Elmalılı Hamdi Yazır

Siz ondan yüz çeviriyorsunuz

Süleyman Ateş

(Ama gafletinizden dolayı) Siz ondan yüz çeviriyorsunuz.

69 Ayet

مَا كَانَ لِيَ مِنْ عِلْمٍ بِالْمَلَإِ الْأَعْلَىٰ إِذْ يَخْتَصِمُونَ

Ma kane liye min ilmin bil meleil a'la iz yahtesımun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Onlar tartışırlarken Melei Ala'daki bu olanlar hakkında bir bilgim yoktu."

Elmalılı Hamdi Yazır

Benim mele-i a'laya ne ılmim olurdu onlar münakaşa ederlerken?

Süleyman Ateş

Yüce topluluk tartışırlarken (aralarında) neler geçtiği hakkında bir bilgim yoktu.

70 Ayet

إِنْ يُوحَىٰ إِلَيَّ إِلَّا أَنَّمَا أَنَا نَذِيرٌ مُبِينٌ

İn yuha ileyye illa ennema ene nezirun mubin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Bana sadece vahyolunuyor; doğrusu ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."

Elmalılı Hamdi Yazır

Fakat ben açık inzar edecek bir Peygamber olduğum içindir ki o ılm bana vahy olunuyor

Süleyman Ateş

Ben ancak apaçık bir uyarıcı olduğum için (bu bilgi) bana vahyediliyor.

71 Ayet

إِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي خَالِقٌ بَشَرًا مِنْ طِينٍ

İz kale rabbuke lil melaiketi inni halikun beşeren min tin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın."

Elmalılı Hamdi Yazır

Rabbın Melaikeye dediği vakıt: haberiniz olsun ben bir çamurdan bir beşer yaratmaktayım

Süleyman Ateş

Rabbin meleklere demişti ki: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım."

72 Ayet

فَإِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُوحِي فَقَعُوا لَهُ سَاجِدِينَ

Fe iza sevveytuhu ve nefahtu fihi min ruhi fe kau lehu sacidin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın."

Elmalılı Hamdi Yazır

Onu tesviye ettim de ruhumdan ona nefheyledim mi derhal ona secdeye kapanın

Süleyman Ateş

Onu biçimlendirip ona ruhumdan üflediğim zaman derhal ona secdeye kapanın!

73 Ayet

فَسَجَدَ الْمَلَائِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ

Fe secedel melaiketu kulluhum ecmaun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bütün melekler secde etmişlerdi, fakat İblis; o, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştu.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onun üzerine Melaikenin hepsi toptan secde ettiler

Süleyman Ateş

Meleklerin hepsi tüm olarak secde ettiler.

74 Ayet

إِلَّا إِبْلِيسَ اسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ

İlla iblis, istekbere ve kane minel kafirin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bütün melekler secde etmişlerdi, fakat İblis; o, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştu.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yalnız İblis kibirlenmek istedi ve kafirlerden oldu

Süleyman Ateş

Yalnız İblis etmedi, büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu.

75 Ayet

قَالَ يَا إِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَنْ تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّ ۖ أَسْتَكْبَرْتَ أَمْ كُنْتَ مِنَ الْعَالِينَ

Kale ya iblisu ma meneake en tescude lima halaktu bi yedeyy, estekberte em kunte minel alin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Ey İblis, ellerimle (kudretimle) yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Böbürlendin mi? Yoksa gururlananlardan mısın?" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ey İblis! buyurdu: o benim iki elimle yarattığıma secde etmene ne mani' oldu sana? Kibirlenmek mi istedin? Yoksa alilerden mi bulunuyorsun?

Süleyman Ateş

(Rabbin ona) Dedi ki: "Ey İblis, iki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Büyüklük mü tasladın, yoksa yücelerden mi oldun?"

76 Ayet

قَالَ أَنَا خَيْرٌ مِنْهُ ۖ خَلَقْتَنِي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ طِينٍ

Kale ene hayrun minh, halakteni min narin ve halaktehu min tin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İblis: "Ben ondan daha üstünüm. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Dedi ki ben ondan hayırlıyım beni bir ateşten yarattın, onu ise bir çamurdan yarattın

Süleyman Ateş

Dedi: "Ben ondan iyiyim. Beni ateşten, onu çamurdan yarattın."

77 Ayet

قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ

Kale fahruc minha fe inneke recim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din (kıyamet/ceza) gününe kadar lanetim senin üzerinedir" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Buyurdu ki: hemen çık oradan çünkü artık sen matrud (racim) sin

Süleyman Ateş

Buyurdu ki: "Haydi çık oradan, sen kovuldun!"

78 Ayet

وَإِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَتِي إِلَىٰ يَوْمِ الدِّينِ

Ve inne aleyke la'neti ila yevmid din.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din (kıyamet/ceza) gününe kadar lanetim senin üzerinedir" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve her halde üzerindedir la'netim ceza gününe kadar

Süleyman Ateş

Ta ceza gününe kadar lanetim üzerinedir!

79 Ayet

قَالَ رَبِّ فَأَنْظِرْنِي إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ

Kale rabbi fe enzırni ila yevmi yub'asun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbim! Dirilecekleri güne kadar beni (canımı almayı) ertele" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Dedi: ya rab! o halde ba'solunacakları güne kadar beni geri bırak

Süleyman Ateş

Rabbim, dedi, öyleyse yeniden dirilecekleri güne kadar bana süre ver.

80 Ayet

قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَرِينَ

Kale fe inneke minel munzarin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Sen bilinen güne kadar erteye bırakılanlardansın" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Haydi buyurdu: geri bırakılanlardansın

Süleyman Ateş

Buyurdu: "Haydi sen süre verilenlerdensin."

81 Ayet

إِلَىٰ يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ

İla yevmil vaktil ma'lum.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Sen bilinen güne kadar erteye bırakılanlardansın" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Malum vakıt gününe kadar

Süleyman Ateş

O belli vaktin gününe kadar. Until the day of the time appointed.

82 Ayet

قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ

Kale fe bi izzetike le ugviyennehum ecmain.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İblis: "Senin kudretine and olsun ki, onlardan, sana içten bağlı olan kulların bir yana, hepsini azdıracağım" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Öyle ise dedi: ızzetine kasem ederim ki ben onların hepsini mutlak iğva eder sapıtırım

Süleyman Ateş

(İblis) Dedi: "Senin izzet ve şerefine and olsun ki, onların tümünü azdıracağım."

83 Ayet

إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ

İlla ibadeke minhumul muhlasin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İblis: "Senin kudretine and olsun ki, onlardan, sana içten bağlı olan kulların bir yana, hepsini azdıracağım" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ancak içlerinden ıhlas ile seçilmiş has kulların müstesna

Süleyman Ateş

Yalnız onlardan ihlaslı kulların(a dokunmayacağım).

84 Ayet

قَالَ فَالْحَقُّ وَالْحَقَّ أَقُولُ

Kale fel hakku vel hakka ekul.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Doğrudur; işte Ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Buyurdu ki o doğru ve ben hep doğruyu söylerim

Süleyman Ateş

Buyurdu ki: "Gerçektir (sen benim halis kullarımı kandıramazsın), ve ben gerçek olarak diyorum ki:

85 Ayet

لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنْكَ وَمِمَّنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ أَجْمَعِينَ

Le emleenne cehenneme minke ve mimmen tebiake minhum ecmain.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Doğrudur; işte Ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Celalim hakkı için Cehennemi mutlak dolduracağım senden ve onların sana tabi' olanlarından topunuzdan tıka basa

Süleyman Ateş

Senden ve onlar içinde sana uyan kimselerden (gelenler ile) cehennemi dolduracağım!

86 Ayet

قُلْ مَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ وَمَا أَنَا مِنَ الْمُتَكَلِّفِينَ

Kul ma es'elukum aleyhi min ecrin ve ma ene minel mutekellifin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Kendiliğimden bir şey iddia eden kimselerden de değilim."

Elmalılı Hamdi Yazır

De ki: bir ecir istemiyorum sizden ona karşı ve ben o tekellüfcilerden değilim

Süleyman Ateş

De ki: "Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Ve ben yapmacık yapanlardan, (uydurma şeylerle peygamberlik taslayanlardan) değilim."

87 Ayet

إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ

İn huve illa zikrun lil alemin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Bu Kuran, ancak dünyalar için bir öğüttür."

Elmalılı Hamdi Yazır

O sırf bir zikir, bir öğüttür bütün alemin için

Süleyman Ateş

O (Kur'an), ancak bütün alemlere öğüttür.

88 Ayet

وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَأَهُ بَعْدَ حِينٍ

Ve le talemunne nebeehu ba'de hin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Onun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra öğreneceksiniz."

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve her halde onun haberini bir zaman sonra bileceksiniz

Süleyman Ateş

Bir süre sonra "Onun haberi(nin doğruluğu)nu gayet iyi bileceksiniz!"