بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

📖 52 Ayet 📍 Mekki 🔢 Sıra: 68
1 Ayet

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ ن ۚ وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ

Nun vel kalemi ve ma yesturun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin.

Elmalılı Hamdi Yazır

Nun ve kalem ve ehli kalemin satra dizdikleri ve dizecekleri hakkı için

Süleyman Ateş

Nun. Kaleme ve (kalemle) yazdıklarına andolsun.

2 Ayet

مَا أَنْتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ

Ma ente bi ni'meti rabbike bi mecnun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sen rabbının ni'meti ile, mecnun değilsin

Süleyman Ateş

Sen, Rabbinin ni'metiyle cinlenmiş (deli) değilsin.

3 Ayet

وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ

Ve inne leke le ecren gayre memnun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu sana kesintisiz bir ecir vardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve tükenmez bir ecir var muhakkak senin için

Süleyman Ateş

Senin için kesintisiz bir mükafat vardır.

4 Ayet

وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ

Ve inneke le ala hulukın azim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz sen büyük bir ahlaka sahipsindir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve her halde sen pek büyük bir ahlak üzerindesin

Süleyman Ateş

Ve sen, büyük bir ahlak üzerindesin.

5 Ayet

فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ

Fe se tubsıru ve yubsırun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yakında göreceksin ve görecekler

Süleyman Ateş

(Sen de) Göreceksin, onlar da görecekler;

6 Ayet

بِأَيْيِكُمُ الْمَفْتُونُ

Bi eyyikumul meftun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hanginizde imiş o fitne, o cünun?

Süleyman Ateş

Hanginizin fitnelenmiş (cin çarpmış delirmiş) olduğunu.

7 Ayet

إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ

İnne rabbeke huve a'lemu bi men dalle an sebilihi ve huve a'lemu bil muhtedin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu senin Rabbin, yolundan sapıtanları çok iyi bilir; O, doğru yolda olanları da çok iyi bilir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şübhesiz rabbındır en bilen yolundan sapanı, yine odur en bilen hidayete irenleri.

Süleyman Ateş

Şüphesiz Rabbin, kim(ler)in kendi yolundan saptığını ve kimlerin yolda olduğunu en iyi bilen O'dur.

8 Ayet

فَلَا تُطِعِ الْمُكَذِّبِينَ

Fe la tutııl mukezzibin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bundan böyle, yalanlayanlara itaat etme;

Elmalılı Hamdi Yazır

O halde tanıma o yalan diyenleri

Süleyman Ateş

Öyleyse yalanlayanlara ita'at etme.

9 Ayet

وَدُّوا لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ

Veddu lev tudhinu fe yudhinun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

(Onlar sana indirilen ayetlerden beğenmediklerini bırakman suretiyle senin) kendilerine yumuşak davranmanı isterler; böyle yapsan, onlar da seni över, yumuşak davranırlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Arzu ettiler ki müdahene etsen, o vakıt müdahene edeceklerdi

Süleyman Ateş

İstediler ki, sen yağcılık yapasın da onlar da yağcılık yapsınlar (sana yumuşak davransınlar).

10 Ayet

وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَهِينٍ

Ve la tutı' kulle hallafin mehin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve tanıma şunların hiç birini: çok yemin edici, değersiz

Süleyman Ateş

Şunların hiçbirine ita'at etme: Yemin edip duran aşağılık,

11 Ayet

هَمَّازٍ مَشَّاءٍ بِنَمِيمٍ

Hemmazin meşşain bi nemim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.

Elmalılı Hamdi Yazır

Gammaz, koğuculukla gezer

Süleyman Ateş

Kötüleyip duran, söz götürüp getiren,

12 Ayet

مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ

Mennaın lil hayri mu'tedin esim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hayır engeli, mütecaviz, vebal yüklü

Süleyman Ateş

Hayra engel olan, saldırgan, günahkar,

13 Ayet

عُتُلٍّ بَعْدَ ذَٰلِكَ زَنِيمٍ

Utullin ba'de zalike zenim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.

Elmalılı Hamdi Yazır

zobu, sonra da dakma (zenim)

Süleyman Ateş

Kaba, sonra da kötülükle damgalı,

14 Ayet

أَنْ كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنِينَ

En kane za malin ve benin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.

Elmalılı Hamdi Yazır

Mal sahibi olmuş ve oğulları var diye

Süleyman Ateş

Mal ve oğullar sahibi olmuş diye (yolunu şaşırmış).

15 Ayet

إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ آيَاتُنَا قَالَ أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ

İza tutla aleyhi ayatuna kale esatirul evvelin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ayetlerimiz ona okunduğu zaman: "Öncekilerin masalları" der.

Elmalılı Hamdi Yazır

Karşısında ayetlerimiz okunurken "eskilerin masalları" dedi

Süleyman Ateş

Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: "Eskilerin masalları" der.

16 Ayet

سَنَسِمُهُ عَلَى الْخُرْطُومِ

Se nesimuhu alel hurtum.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onun havada olan burnunu yakında yere sürteceğiz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Haberiniz olsun ki biz onlara bela vermişizdir.

Süleyman Ateş

Biz onu burnunun üzerine damga vurup işaretleyeceğiz.

17 Ayet

إِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَا أَصْحَابَ الْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ

İnna belevnahum ke ma belevna ashabel cenneh, iz aksemule yasri munneha musbihin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Haberiniz olsun ki biz onlara bela vermişizdir. O bağ sahiblerini belalandırdığımız gibi; o sıra ki yemin etmişlerdi; sabah olunca onu mutlaka divşireceklerdi.

Süleyman Ateş

Biz bunlara da bela verdik, şu bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi: Hani onlar, sabah olunca bahçeyi mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.

18 Ayet

وَلَا يَسْتَثْنُونَ

Ve la yestesnun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir istisna da yapmıyorlardı

Süleyman Ateş

İstisna da etmiyorlar(Allah dilerse biçeriz demiyorlar)dı.

19 Ayet

فَطَافَ عَلَيْهَا طَائِفٌ مِنْ رَبِّكَ وَهُمْ نَائِمُونَ

Fe tafe aleyha taifun min rabbike ve hum naimun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti.

Elmalılı Hamdi Yazır

Derken ona rabbından bir dolaşan dolaşıvermişti onlar uyuyorlardı

Süleyman Ateş

Fakat onlar uyurlarken hemen (gönderilen) dolaşıcı bir bela, onu sardı da,

20 Ayet

فَأَصْبَحَتْ كَالصَّرِيمِ

Fe asbahat kes sarim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sabaha kadar o bağ sırıma dönüvermişti

Süleyman Ateş

Bahçe simsiyah kesiliverdi.

21 Ayet

فَتَنَادَوْا مُصْبِحِينَ

Fe tenadev musbihin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Derken sabaha yakın birbirlerine seslendiler

Süleyman Ateş

Sabahleyin birbirlerine seslendiler:

22 Ayet

أَنِ اغْدُوا عَلَىٰ حَرْثِكُمْ إِنْ كُنْتُمْ صَارِمِينَ

Enıgdu ala harsikum in kuntum sarımin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Haydin kesecekseniz harsinize irkence koşun dediler.

Süleyman Ateş

Haydi devşirecekseniz erkenden ekininize gidin diye.

23 Ayet

فَانْطَلَقُوا وَهُمْ يَتَخَافَتُونَ

Fentaleku ve hum yetehafetun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hemen fırladılar, şöyle mızırdaşıyorlardı:

Süleyman Ateş

Derken yürüdüler; fısıldaşıyorlardı:

24 Ayet

أَنْ لَا يَدْخُلَنَّهَا الْيَوْمَ عَلَيْكُمْ مِسْكِينٌ

En la yedhulennehel yevme aleykum miskin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sakın bu gün aranıza bir miskin sokulmasın diyorlardı

Süleyman Ateş

Sakın, bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın diye.

25 Ayet

وَغَدَوْا عَلَىٰ حَرْدٍ قَادِرِينَ

Ve gadev ala hardin kadirin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yoksullara yardım etmeye güçleri yeterken böyle konuşarak erkenden gittiler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sırf bir men'a güçleri yeterek erkenden gittiler.

Süleyman Ateş

Devşirebileceklerini umarak erkenden gittiler.

26 Ayet

فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوا إِنَّا لَضَالُّونَ

Fe lemma reevha kalu inna le dallun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Vakta ki o bağı gördüler, biz, dediler: her halde yanlış gelmişiz

Süleyman Ateş

Fakat bahçeyi görünce: "Herhalde biz yolu şaşırdık." dediler.

27 Ayet

بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

Bel nahnu mahrumun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yok biz mahrum edilmişiz

Süleyman Ateş

Hayır, doğrusu biz mahrum bırakıldık!

28 Ayet

قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُلْ لَكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ

Kale evsatuhum e lem ekul lekum levla tusebbihun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ortancaları: "Ben size Allah'ı anmanız gerekmez mi, dememiş miydim?" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ortancaları (en mu'tedilleri) demedim mi size: tesbih etseydiniz

Süleyman Ateş

Orta(yolda giden iyi)leri: "Ben size demedim mi? Rabbinizi tesbih etmeniz gerekmez miydi?" dedi.

29 Ayet

قَالُوا سُبْحَانَ رَبِّنَا إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ

Kalu subhane rabbina inna kunna zalimin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Rabbimizi tenzih ederiz; doğrusu biz yazık etmiştik" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sübhansın ya rabbena! Dediler: bizler doğrusu zalimlermişiz

Süleyman Ateş

Rabbimizi tesbih ederiz, doğrusu biz zulmedenlermişiz! dediler.

30 Ayet

فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَلَاوَمُونَ

Fe akbele ba'duhum ala ba'dın yetelavemun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Birbirlerini yermeye başladılar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra döndüler kendilerine levm ediyorlardı

Süleyman Ateş

Dönüp birbirlerini kınamağa başladılar:

31 Ayet

قَالُوا يَا وَيْلَنَا إِنَّا كُنَّا طَاغِينَ

Kalu ya veylena inna kunna tagin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sonra şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize; doğrusu azgınlık edenlerdendik."

Elmalılı Hamdi Yazır

Yazıklar olsun bizlere, bizler doğrusu azgınlarmışız

Süleyman Ateş

Yazık bize, dediler, biz azgınlarmışız!

32 Ayet

عَسَىٰ رَبُّنَا أَنْ يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِنْهَا إِنَّا إِلَىٰ رَبِّنَا رَاغِبُونَ

Asa rabbuna en yubdilena hayren minha inna ila rabbina ragıbun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir; doğrusu artık, Rabbimizden dilemekteyiz."

Elmalılı Hamdi Yazır

Ola ki rabbımız bize onun yerine daha hayırlısını vere, her halde biz bütün rağbetimizi rabbımıza çeviriyoruz

Süleyman Ateş

Belki Rabbimiz, bize onun yerine ondan daha iyisini verir. Biz Rabbimize yönelir, O'ndan umarız. It may be that our Lord will give us better than this in place thereof. Lo! we beseech our Lord.

33 Ayet

كَذَٰلِكَ الْعَذَابُ ۖ وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَكْبَرُ ۚ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ

Kezalikel azab, ve le azabul ahıreti ekber, lev kanu ya'lemun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İşte azap böyledir; ama ahiret azabı daha büyüktür; keşke bilseler!

Elmalılı Hamdi Yazır

İşte böyledir azab ve elbette Ahıret azabı daha büyüktür, fakat bilselerdi.

Süleyman Ateş

İşte azab böyledir. Ahiret azabı ise daha büyüktür, keşke bilselerdi.

34 Ayet

إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتِ النَّعِيمِ

İnne lil muttekine ınde rabbihim cennatin naim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, Rableri katında nimet cennetleri vardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şübhesiz ki korunan müttakiler içindir rablarının ındinde na'im Cennetleri.

Süleyman Ateş

Korunanlar için de Rableri katında ni'met bahçeleri vardır.

35 Ayet

أَفَنَجْعَلُ الْمُسْلِمِينَ كَالْمُجْرِمِينَ

E fe necalul muslimine kel mucrimin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerini Allah'a vermiş olanları hiç suçlular gibi tutar mıyız?

Elmalılı Hamdi Yazır

Ya artık, müslimleri mücrimler gibi kılar mıyız?

Süleyman Ateş

Biz müslümanları suçlular gibi yapar mıyız hiç?

36 Ayet

مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

Ma lekum, keyfe tahkumun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz?

Elmalılı Hamdi Yazır

Neniz var? Nasıl hukm ediyorsunuz?

Süleyman Ateş

Neyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz?

37 Ayet

أَمْ لَكُمْ كِتَابٌ فِيهِ تَدْرُسُونَ

Em lekum kitabun fihi tedrusun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa okuduğunuz bir kitabınız mı var?

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa size mahsus bir kitab var da onda şu dersi mi okuyorsunuz

Süleyman Ateş

Yoksa sizin bir Kitabınız var da onda mı (bu hükümleri) okuyorsunuz?

38 Ayet

إِنَّ لَكُمْ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ

İnne lekum fihi lema tehayyerun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Seçtikleriniz herhalde orada olacaktır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Siz alemde her neyi ıhtiyar ederseniz o her halde sizin olacak diye?

Süleyman Ateş

Onda istediğiniz her şeyi buluyorsunuz?

39 Ayet

أَمْ لَكُمْ أَيْمَانٌ عَلَيْنَا بَالِغَةٌ إِلَىٰ يَوْمِ الْقِيَامَةِ ۙ إِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ

Em lekum eymanun aleyna baligatun ila yevmil kıyameti inne lekum lema tahkumun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa aleyhimizde, kıyamet gününe kadar süregidecek ahidleriniz mi var ki, kendinize hükmettikleriniz sizin olacaktır?

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa size karşı üzerimizde Kıyamet gününe kadar sürecek yeminler, teahhüdler mi var; Siz her ne hukm ederseniz her halde öyle olacak diye?

Süleyman Ateş

Yoksa sizin istediğiniz hükmü verebileceğinize dair, kıyamete kadar sürecek andlarınız mı var üzerimizde?

40 Ayet

سَلْهُمْ أَيُّهُمْ بِذَٰلِكَ زَعِيمٌ

Sel hum eyyuhum bi zalike zeim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sor onlara: "Bunu kim üzerine alır?"

Elmalılı Hamdi Yazır

Sor bakalım onlara içlerinde ona kefil hangisi?

Süleyman Ateş

Sor onlara: Onların hangisi buna kefil olacak?

41 Ayet

أَمْ لَهُمْ شُرَكَاءُ فَلْيَأْتُوا بِشُرَكَائِهِمْ إِنْ كَانُوا صَادِقِينَ

Em lehum şurekau, fel ye'tu bi şurekaihim in kanu sadikin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa onların ortakları mı vardır? Doğru sözlü iseler ortaklarını getirsinler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa onların şerikleri mi var? O halde şeriklerini getirsinler, sadık iseler.

Süleyman Ateş

Yoksa kendilerinin ortakları mı var? Doğru iseler ortaklarını çağırsınlar.

42 Ayet

يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ إِلَى السُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ

Yevme yukşefu an sakın ve yud'avne iles sucudi fe la yestetiun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı.

Elmalılı Hamdi Yazır

O gün ki saktan bir keşf olunur ve secdeye da'vet edilirler o vakıt güçleri yetmez.

Süleyman Ateş

Bacaktan açılacağı (paçanın sıvanacağı, işlerin güçleşeceği) ve secdeye da'vet edilecekleri gün (secde) edemezler.

43 Ayet

خَاشِعَةً أَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ ۖ وَقَدْ كَانُوا يُدْعَوْنَ إِلَى السُّجُودِ وَهُمْ سَالِمُونَ

Haşiaten ebsaruhum terhekuhum zilleh, ve kad kanu yud'avne iles sucudi ve hum salimun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Gözleri düşmüş, kendilerini bir zillet sarmış bulunur, halbuki o secdeye onlar sağ salim iken da'vet olunuyorlardı.

Süleyman Ateş

Gözleri düşük olarak yüzlerini bir zillet kaplar. Onlar sağlam iken de secdeye da'vet edilirler(fakat secde etmezler)di.

44 Ayet

فَذَرْنِي وَمَنْ يُكَذِّبُ بِهَٰذَا الْحَدِيثِ ۖ سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ

Fe zerni ve men yukezzibu bi hazel hadis, se nestedricuhum min haysu la ya'lemun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Kuran'ı yalanlayanları Bana bırak; Biz onları bilmedikleri yerden yavaş yavaş azaba yaklaştıracağız.

Elmalılı Hamdi Yazır

O halde bana bırak bu sözü tekzib edenleri, biz onları istidrac ile çıkarır, bilemiyecekleri cihetten yuvarlarız.

Süleyman Ateş

Bu sözü yalanlayanı bana bırak; onları bilmedikleri yerden derece derece (azaba) yaklaştıracağız.

45 Ayet

وَأُمْلِي لَهُمْ ۚ إِنَّ كَيْدِي مَتِينٌ

Ve umli lehum, inne keydi metin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlara mehil veriyorum; doğrusu Benim tuzağım sağlamdır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve ben onların ipini uzatırım, çünkü fendim sağlamdır.

Süleyman Ateş

Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır (onu kimse bozamaz).

46 Ayet

أَمْ تَسْأَلُهُمْ أَجْرًا فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَ

Em tes'eluhum ecren fe hum min magremin muskalun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa, sen onlardan ücret istiyorsun da, ağır bir borç altında mı kalıyorlar? Elbette hayır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da mı cereme vermekten ezilmişler?

Süleyman Ateş

Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır borç altında mı kalıyorlar?

47 Ayet

أَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ

Em inde humul gaybu fehum yektubun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa, gaybın bilgisi kendilerinin katında da onlar mı yazıyorlar?

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa gayb yanlarında da onlar mı yazıyorlar?

Süleyman Ateş

Yoksa gayb (görünmez bilgi hazinesi), kendi yanlarında da onlar mı (istedikleri gibi) yazıyorlar?

48 Ayet

فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُنْ كَصَاحِبِ الْحُوتِ إِذْ نَادَىٰ وَهُوَ مَكْظُومٌ

Fasbir li hukmi rabbike ve la tekun ke sahıbil hut, iz nada ve huve mekzum.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sen Rabbinin hükmüne kadar sabret; balık sahibi (Yunus) gibi olma, o, pek üzgün olarak Rabbine seslenmişti.

Elmalılı Hamdi Yazır

O halde sabret rabbının hukmüne de sahib-i hut gibi olma, hani öfkeye boğulmuş da nida etmişti.

Süleyman Ateş

Sen Rabbinin hükmüne sabret, balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani o, sıkıntıdan yutkunarak (Allah'a) seslenmişti.

49 Ayet

لَوْلَا أَنْ تَدَارَكَهُ نِعْمَةٌ مِنْ رَبِّهِ لَنُبِذَ بِالْعَرَاءِ وَهُوَ مَذْمُومٌ

Levla en tedarekehu ni'metun min rabbihi le nubize bil arai ve huve mezmum.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Rabbinin katından ona bir nimet ulaşmasaydı, kınanmış olarak sahile atılacaktı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Rabbından bir ni'met yetişmiş olmasa idi ona, elbette o fazaya fena bir halde atılacaktı.

Süleyman Ateş

Eğer Rabbinden ona bir ni'met yetişmeseydi, yerilerek çıplak bir yere atılırdı.

50 Ayet

فَاجْتَبَاهُ رَبُّهُ فَجَعَلَهُ مِنَ الصَّالِحِينَ

Fectebahu rabbuhu fe cealehu mines salihin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde nerdeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Fakat rabbı onu ıstıfa buyurdu da salihinden kıldı.

Süleyman Ateş

Fakat Rabbi onun du'asını kabul etti de onu Salih(iyi insan)lardan yaptı.

51 Ayet

وَإِنْ يَكَادُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُ لَمَجْنُونٌ

Ve in yekadullezine keferu le yuzlikuneke bi ebsarihim lemma semiuz zikra ve yekulune innehu le mecnun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde nerdeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve gerçek o küfr edenler o zikri işittikleri vakıt az daha seni gözleriyle kaydıracaklardı, bir de durmuşlar o her halde bir mecnun diyorlar.

Süleyman Ateş

O inkar edenler Zikr(Kur'an)'ı işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devireceklerdi. "O mecnundur" diyorlardı.

52 Ayet

وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ

Ve ma huve illa zikrun lil alemin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Oysa Kuran, alemler için bir öğütten başka bir şey değildir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Halbuki o halis bir zikirdir bütün ukala alemleri için

Süleyman Ateş

Halbuki o, alemler için uyarıdan başka bir şey değildir!