بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

📖 52 Ayet 📍 Mekki 🔢 Sıra: 69
1 Ayet

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ الْحَاقَّةُ

El hakkah.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Gerçekleşecek olan!

Elmalılı Hamdi Yazır

O Hakka

Süleyman Ateş

Gerçekleşen,

2 Ayet

مَا الْحَاقَّةُ

Mel hakkah.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Nedir o gerçekleşecek olan gün?

Elmalılı Hamdi Yazır

Ne Hakka?

Süleyman Ateş

Nedir o gerçekleşen?

3 Ayet

وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْحَاقَّةُ

Ve ma edrake mel hakkah.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Gerçekleşecek olanın ne olduğunu sana ne bildirir?

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve ne bildirdi sana dirayetle? Nedir o Hakka?

Süleyman Ateş

Gerçekleşenin ne olduğunu nerden bileceksin?

4 Ayet

كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌ بِالْقَارِعَةِ

Kezzebet semudu ve adun bil kariah.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Semud ve Ad milletleri tepelerine inecek bu gerçeği yalanladılar.

Elmalılı Hamdi Yazır

İnanmadı Semud-ü Ad o kariaya.

Süleyman Ateş

Semud ve 'Ad (kavimleri), başa çarpan olayı yalanladılar.

5 Ayet

فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهْلِكُوا بِالطَّاغِيَةِ

Fe emma semudu fe uhliku bit tagıyeh.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bu yüzden Semud milleti zorlu bir sarsıntı ile yok edildi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Amma Semud ihlak ediliverdiler o tagıye ile

Süleyman Ateş

Bu yüzden Semud (kavmi) azgın bir vak'a ile helak edildiler.

6 Ayet

وَأَمَّا عَادٌ فَأُهْلِكُوا بِرِيحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍ

Ve emma adun fe uhliku bi rihın sarsarin atiyeh.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ad milleti de bu yüzden önünde durulmaz, dondurucu bir rüzgarla yok edildi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve amma Ad onlar da ihlak ediliverdiler bir sarsar rüzgar, azgın bir fırtına ile

Süleyman Ateş

Ad (kavmi) ise uğultulu, azgın bir kasırga ile helak edildiler.

7 Ayet

سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَانِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومًا فَتَرَى الْقَوْمَ فِيهَا صَرْعَىٰ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍ

Sehhareha aleyhim seb'a leyalin ve semaniyete eyyamin husumen fe terel kavme fiha sar'a ke ennehum a'cazu nahlin haviyeh.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah onların kökünü kesmek üzere, üzerlerine o rüzgarı yedi gece sekiz gün, estirdi. Halkın, kökünden çıkarılmış hurma kütükleri gibi yere yıkıldıklarını görürsün.

Elmalılı Hamdi Yazır

müsellat etmişti Allah onun üzerlerine yedi gece sekiz gün husum halinde, köklerini kesmek üzere müstemirren. Bir de görürsün ki o kavmı o müddet zarfında yıkıla kalmışlar. Ve sanki içleri kof hurma kütükleri imişler

Süleyman Ateş

(Allah) Onu, yedi gece, sekiz gün ardı ardına onların üzerine saldı. O kavmi orada, içi boş hurma kütükleri gibi serilmiş görürsün.

8 Ayet

فَهَلْ تَرَىٰ لَهُمْ مِنْ بَاقِيَةٍ

Fe hel tera lehum min bakıyeh.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan arda kalmış bir şey görür müsün?

Elmalılı Hamdi Yazır

Bak şimdi görebilir misin onlardan bir bakıyye.

Süleyman Ateş

Onlardan hiç geri kalan görüyor musun?

9 Ayet

وَجَاءَ فِرْعَوْنُ وَمَنْ قَبْلَهُ وَالْمُؤْتَفِكَاتُ بِالْخَاطِئَةِ

Ve cae fir'avnu ve men kablehu vel mu'tefikatu bil hatıeh.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Firavun, ondan öncekiler ve alt üst olmuş kasabalarda oturanlar da suç işlemişlerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Firavin de geldi, ondan evvelkiler de, mü'tefikeler de hep o hata ile

Süleyman Ateş

Fir'avn ve ondan öncekiler ve altüst olmuş kentler(in halkı olan Lut kavmi) de hatalı iş yaptılar.

10 Ayet

فَعَصَوْا رَسُولَ رَبِّهِمْ فَأَخَذَهُمْ أَخْذَةً رَابِيَةً

Fe asav resule rabbihim fe ehazehum ahzeten rabiyeh.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Rabbinin peygamberine baş kaldırmışlardı. Bunun üzerine Rableri onları şiddeti arttıkça artan bir şekilde yakaladı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hep rablarının Resulüne asi oldular o da onları alıverdi mütezayid bir tutuş (kahir bir kabza) ile

Süleyman Ateş

Rablerinin elçisine karşı geldiler. O da onları şiddeti gittikçe artan bir yakalayışla yakaladı.

11 Ayet

إِنَّا لَمَّا طَغَى الْمَاءُ حَمَلْنَاكُمْ فِي الْجَارِيَةِ

İnna lemma tagal mau hamelnakum fil cariyeh.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Su taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Halbuki biz o su tuğyan ettiği vakıt sizi akan gemide taşıdık

Süleyman Ateş

Su(lar) kabarınca biz sizi, akıp giden(gemi)de taşıdık.

12 Ayet

لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةً وَتَعِيَهَا أُذُنٌ وَاعِيَةٌ

Li nec'aleha lekum tezkireten ve teıyeha uzunun vaıyeh.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Su taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onu sizlere bir anid yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye

Süleyman Ateş

Ki onu size bir ibret yapalım ve belleyen kulak(lar) onu bellesin.

13 Ayet

فَإِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ نَفْخَةٌ وَاحِدَةٌ

Fe iza nufiha fis suri nefhatun vahıdeh.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Çünkü sur üfürülüp de bir tek nefha

Süleyman Ateş

Sur'a bir tek üfleme üflendiği,

14 Ayet

وَحُمِلَتِ الْأَرْضُ وَالْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَاحِدَةً

Ve humiletil ardu vel cibalu fe dukketa dekketen vahıdeh.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.

Elmalılı Hamdi Yazır

O yer ve dağlar yükletilip arkasından da bir çarpılış çarpıldılar mı bir daf'a

Süleyman Ateş

Arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman,

15 Ayet

فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُ

Fe yevme izin vekaatil vakıah.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.

Elmalılı Hamdi Yazır

İşte o gün o vakıa vukua gelmiştir

Süleyman Ateş

İşte o gün, olan olmuştur.

16 Ayet

وَانْشَقَّتِ السَّمَاءُ فَهِيَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌ

Ven şakkatis semau fe hiye yevme izin vahiyeh.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Gök yarılır; o gün düzeni bozulur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve Sema yarılmış o da o gün sarkmıştır,

Süleyman Ateş

Gök yarılmıştır; o gün o, zayıf, sarkıktır.

17 Ayet

وَالْمَلَكُ عَلَىٰ أَرْجَائِهَا ۚ وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَانِيَةٌ

Vel meleku ala ercaiha, ve yahmilu arşe rabbike fevkahum yevme izin semaniyeh.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Melekler onun çevresindedirler; o gün Rabbinin arşını onlardan başka sekiz tanesi yüklenir.

Elmalılı Hamdi Yazır

öyle ki melekler, kenarları üzerindedir ve üstlerinde o gün rabbının Arşını sekiz hamil olur

Süleyman Ateş

Melekler de onun kenarlarındadır. O gün Rabbinin tahtını, üstlerinde sekiz (melek) taşır.

18 Ayet

يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفَىٰ مِنْكُمْ خَافِيَةٌ

Yevme izin tu'radune la tahfa minkum hafiyeh.

Diyanet İşleri Başkanlığı

O gün siz huzura alınırsınız, hiçbir şeyiniz gizli kalmaz.

Elmalılı Hamdi Yazır

O gün arz olunursunuz, öyle ki gizli bir haliniz kalmaz

Süleyman Ateş

O gün (Allah'a) arz olunursunuz. Sizden hiçbir giz, (Allah'a) gizli kalmaz.

19 Ayet

فَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ فَيَقُولُ هَاؤُمُ اقْرَءُوا كِتَابِيَهْ

Fe emma men utiye kitabehu bi yeminihi fe yekulu haumukreu kitabiyeh.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Kitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der.

Elmalılı Hamdi Yazır

İşte o vakıt kitabına sağıyle irdirilmiş olan kimse der ki: ha alın okuyun kitabımı

Süleyman Ateş

Kitabı sağından verilen: "Alın Kitabımı okuyun" der.

20 Ayet

إِنِّي ظَنَنْتُ أَنِّي مُلَاقٍ حِسَابِيَهْ

İnni zanentu enniy mülakın hısabiyeh.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Kitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der.

Elmalılı Hamdi Yazır

Çünkü ben sezmiştim ki ben kavuşacağım hisabıma

Süleyman Ateş

Ben hesabımla karşılaşacağımı sezmiştim zaten.

21 Ayet

فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَاضِيَةٍ

Fe huve fi işetin radıyeh.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Artık o, hoşnud bir hayatta

Süleyman Ateş

Artık o, memmun eden bir yaşam içindedir.

22 Ayet

فِي جَنَّةٍ عَالِيَةٍ

Fi cennetin aliyeh.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yüksek bir Cennettedir

Süleyman Ateş

Yüksek bir bahçede.

23 Ayet

قُطُوفُهَا دَانِيَةٌ

Kutufuha daniyeh.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Divşirimleri yakında

Süleyman Ateş

Ki devşirmesi kolay (meyvaları yakın. Oturan, elini uzatıp alabilir).

24 Ayet

كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئًا بِمَا أَسْلَفْتُمْ فِي الْأَيَّامِ الْخَالِيَةِ

Kulu veşrebu henien bima esleftum fil eyyamil haliyeh.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlara şöyle denir: "Geçmiş günlerde, peşinen işlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz içiniz."

Elmalılı Hamdi Yazır

Yeyin için afiyet olsun, takdim ettiklerinize mukabil geçmiş günlerde

Süleyman Ateş

Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için!

25 Ayet

وَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِشِمَالِهِ فَيَقُولُ يَا لَيْتَنِي لَمْ أُوتَ كِتَابِيَهْ

Ve emma men utiye kitabehu bi şimalihi fe yekulu ya leyteni lem ute kitabiyeh.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.

Elmalılı Hamdi Yazır

Amma kitabına soliyle irdirilmiş olan da der ki: eyvah keşke erdirilmese idim kitabıma

Süleyman Ateş

Kitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke bana Kitabım verilmeseydi!"

26 Ayet

وَلَمْ أَدْرِ مَا حِسَابِيَهْ

Ve lem edri ma hısabiyeh.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve vakıf olmasa idim ne imiş? Hisabıma

Süleyman Ateş

Şu hesabımı hiç bilmemiş olsaydım!

27 Ayet

يَا لَيْتَهَا كَانَتِ الْقَاضِيَةَ

Ya leyteha kanetil kadiyeh.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.

Elmalılı Hamdi Yazır

nolurdu iş bitiren olaydı o ölüm

Süleyman Ateş

Keşke (ölüm) işimi bitirmiş olsaydı!

28 Ayet

مَا أَغْنَىٰ عَنِّي مَالِيَهْ ۜ

Ma agna anni maliyeh.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hiçbir şey'e yaramadı benden yana malım

Süleyman Ateş

Malım bana hiçbir yarar sağlamadı.

29 Ayet

هَلَكَ عَنِّي سُلْطَانِيَهْ

Heleke anni sultaniyeh.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.

Elmalılı Hamdi Yazır

Mahv oldu benden saltanat-ü samanım

Süleyman Ateş

Gücüm (saltanatım) benden yok olup gitti

30 Ayet

خُذُوهُ فَغُلُّوهُ

Huzuhu fe gulluh.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İlgililere şöyle buyurulur: "O'nu alın, bağlayın."

Elmalılı Hamdi Yazır

Tutun onu hemen bağlayın onu

Süleyman Ateş

(Allah, cehennemin muhafızlarına buyurur:) "Tutun onu, bağlayın onu."

31 Ayet

ثُمَّ الْجَحِيمَ صَلُّوهُ

Summel cahime salluh.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Sonra cehenneme yaslayın"

Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra ancak Cahime yaslayın onu

Süleyman Ateş

Sonra cehenneme sallayın onu!

32 Ayet

ثُمَّ فِي سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًا فَاسْلُكُوهُ

Summe fi silsiletin zer'uha seb'une ziraan feslukuh.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Sonra onu boyu yetmiş arşın olan zincire vurun";

Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra bir zincirde, ki boyu yetmiş arşın, yollayın onu

Süleyman Ateş

Sonra uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun onu!

33 Ayet

إِنَّهُ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِاللَّهِ الْعَظِيمِ

İnnehu kane la yu'minu billahil azim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Çünkü, o, yüce Allah'a inanmazdı."

Elmalılı Hamdi Yazır

Çünkü o Allahu Azimü'ş-şan'a inanmıyordu

Süleyman Ateş

Çünkü o büyük Allah'a inanmıyordu.

34 Ayet

وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ الْمِسْكِينِ

Ve la yahuddu ala taamil miskin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Yoksulun yiyeceği ile ilgilenmezdi."

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve fukaranın yiyeceğine hiç bakmıyordu

Süleyman Ateş

Yoksulu doyurmaya ön ayak olmuyurdu!

35 Ayet

فَلَيْسَ لَهُ الْيَوْمَ هَاهُنَا حَمِيمٌ

Fe leyse lehul yevme hahuna hamim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Bu sebeple burada bugün onun bir acıyanı yoktur."

Elmalılı Hamdi Yazır

bu gün de ona yok kanı sıcak bir hısım

Süleyman Ateş

Bugün burada onun için candan bir dost yoktur.

36 Ayet

وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنْ غِسْلِينٍ

Ve la taamun illa min gıslin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Günahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."

Elmalılı Hamdi Yazır

Ne de bir taam, bir "gıslin" den başka

Süleyman Ateş

İrinden başka yiyecek de yoktur.

37 Ayet

لَا يَأْكُلُهُ إِلَّا الْخَاطِئُونَ

La ye'kuluhu illel hatiun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Günahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."

Elmalılı Hamdi Yazır

Ki onu kimse yemez hatakar canilerden başka.

Süleyman Ateş

Onu, (bile bile) hata işleyenlerden başkası yemez.

38 Ayet

فَلَا أُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ

Fe la uksımu bima tubsırun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.

Elmalılı Hamdi Yazır

Artık yok, kasem ederim ki gördüklerinize

Süleyman Ateş

Yoo, yemin ederim; gördüklerinize,

39 Ayet

وَمَا لَا تُبْصِرُونَ

Ve ma la tubsırun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve görmediklerinize

Süleyman Ateş

Ve görmediklerinize,

40 Ayet

إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ

İnnehu le kavlu resulun kerimin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.

Elmalılı Hamdi Yazır

O hiç şübhesiz kerim bir Resulün getirdiği sözdür

Süleyman Ateş

Ki, o (Kur'an) elbette değerli bir elçinin sözüdür.

41 Ayet

وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍ ۚ قَلِيلًا مَا تُؤْمِنُونَ

Ve ma huve bi kavli şairin, kalilin ma tu'minun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

O, şair sözü değildir; ne az inanıyorsunuz!

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve o bir şair sözü değildir. Siz pek az düşünüyorsunuz

Süleyman Ateş

O, bir şa'irin sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz!

42 Ayet

وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍ ۚ قَلِيلًا مَا تَذَكَّرُونَ

Ve la bi kavli kahin, kalilen ma tezekkerun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Kahin sözü de değildir; ne az düşünüyorsunuz!

Elmalılı Hamdi Yazır

bir kahin sözü de değildir, siz pek az düşünüyorsunuz

Süleyman Ateş

Bir kahinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!

43 Ayet

تَنْزِيلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Tenzilun min rabbil alemin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Kuran, Alemlerin Rabbinden indirilmedir.

Elmalılı Hamdi Yazır

O rabbül'aleminden bir tenzildir

Süleyman Ateş

Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

44 Ayet

وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ الْأَقَاوِيلِ

Ve lev tekavvele aleyna ba'dal ekavil.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.

Elmalılı Hamdi Yazır

O bize isnaden ba'zı laflar uydurmağa kalkışsaydı

Süleyman Ateş

Eğer o, (Muhammed), bazı laflar uydurup bize iftira etseydi,

45 Ayet

لَأَخَذْنَا مِنْهُ بِالْيَمِينِ

Le ehazna minhu bil yemin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Elbette biz onu ondan dolayı yeminiyle yakalar (kuvvetle tutar hıncını alır)dık.

Süleyman Ateş

Elbette onun sağ(elini veya kuvvet)ini alırdık.

46 Ayet

ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ الْوَتِينَ

Summe le kata'na minhul vetin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra da ondan vetinini (iliğini) keser atardık

Süleyman Ateş

Sonra onun can damarını keserdik.

47 Ayet

فَمَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَاجِزِينَ

Fe ma minkum min ehadin anhu hacizin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Hiçbiriniz de onu koruyamazdınız.

Elmalılı Hamdi Yazır

O vakıt sizden hiç biriniz ona siper de olamazdınız

Süleyman Ateş

Sizden hiç kimse buna engel olamazdı.

48 Ayet

وَإِنَّهُ لَتَذْكِرَةٌ لِلْمُتَّقِينَ

Ve innehu le tezkiretun lil muttekin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Kuran Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve o hiç şüphesiz unutulmıyacak bir öğüddür korunacaklar için

Süleyman Ateş

O (Kur'an), korunanlar için bir öğüttür.

49 Ayet

وَإِنَّا لَنَعْلَمُ أَنَّ مِنْكُمْ مُكَذِّبِينَ

Ve inna le na'lemu enne minkum mukezzibin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İçinizde yalanlayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bununla beraber biz biliyoruz ki sizden inanmıyanlar var

Süleyman Ateş

Biz, içinizde yalanlayanlar bulunduğunu elbette biliyoruz.

50 Ayet

وَإِنَّهُ لَحَسْرَةٌ عَلَى الْكَافِرِينَ

Ve innehu le hasretun alel kafirin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu Kuran, inkarcılar için bir üzüntüdür.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve her halde o, kafirler üzerinde bir hasrettir

Süleyman Ateş

Doğrusu o, kafirler için hasrettir.

51 Ayet

وَإِنَّهُ لَحَقُّ الْيَقِينِ

Ve innehu le hakk'ul yakin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

O, şüphesiz kesin gerçektir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve o hiç şübhesiz hakkulyakin'dir

Süleyman Ateş

O, kesin gerçektir.

52 Ayet

فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ

Fe sebbıh bismi rabbikel azim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyse çok büyük olan Rabbinin adını tesbih et.

Elmalılı Hamdi Yazır

haydi tesbih et rabbının azim ismiyle

Süleyman Ateş

Öyleyse ulu Rabbinin adını tesbih et (O'nun eksikliklerinden uzak, yücelerden yüce olduğunu an).