بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا
Ven naziati garka.
Canları boğarcasına şiddetle çekip alanlara and olsun,
O daldırıp nez' edenlere
Andolsun söküp çıkaranlara,
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا
Ven naziati garka.
Canları boğarcasına şiddetle çekip alanlara and olsun,
O daldırıp nez' edenlere
Andolsun söküp çıkaranlara,
وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا
Ven naşitati neşta.
Canları kolaylıkla alanlara and olsun,
Ve usulcacık çekenlere
Hemen çekip alanlara,
وَالسَّابِحَاتِ سَبْحًا
Ves sabihati sebha.
Yüzüp yüzüp gidenlere and olsun,
Ve yüzüp yüzüp gidenlere
Yüzüp gidenlere,
فَالسَّابِقَاتِ سَبْقًا
Fes sabikati sebka.
Yarıştıkça yarışan ve işleri yöneten meleklere and olsun
Derken yarışıp geçenlere
Yarışıp, geçenlere,
فَالْمُدَبِّرَاتِ أَمْرًا
Fel mudebbirati emra.
Yarıştıkça yarışan ve işleri yöneten meleklere and olsun
Derken bir emir çevirenlere kasem olsun ki (Kıyamet var)
Derken işi düzenleyenlere!
يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ
Yevme tercufur racifeh.
O gün bir sarsıntı sarsar.
O gün ki sarsar racife
O gün o gürültü sarsar.
تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ
Tetbeuher radifeh.
Peşinden bir diğeri gelir.
Onu velyeder o radife
Ardından başka bir gürültü gelir.
قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ
Kulubun yevmeizin vacifeh.
O gün kalbler titrer.
Yürekler o gün oynar kaygıdan
O gün bazı yürekler çarpar.
أَبْصَارُهَا خَاشِعَةٌ
Ebsaruha haşiah.
İnsanların gözleri yere döner.
Gözleri kalkmaz saygıdan
Gözleri (korkudan) aşağı kayar.
يَقُولُونَ أَإِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِي الْحَافِرَةِ
Yekulune e inna le merdudune fil hafireh.
Derler ki: "Biz eski halimize mi döndürüleceğiz?"
Diyorlar ki: biz, gerçek döndürülecek miyiz o hufrede
Diyorlar ki: "Biz yine eski halimize döndürülecek miyiz?"
أَإِذَا كُنَّا عِظَامًا نَخِرَةً
E iza kunna izamen nahıreh.
"Ufalanmış kemik olduğumuz zaman mı?"
Ya ufalanmış kemikler olduğumuz vaktı ha?
Biz çürümüş kemikler olduktan sonra ha?
قَالُوا تِلْكَ إِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ
Kalu tilke izen kerretun hasireh.
Derler ki: "O takdirde bu zararına bir dönüştür."
O dediler: o halde husranlı bir dönüş
Öyle ise bu, ziyanlı bir dönüştür! dediler.
فَإِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ
Fe innema hiye zecretun vahıdeh.
Doğrusu bir tek çığlık yetecektir.
Fakat o zorlu bir kumandadır
O (olay zor değil) bir tek haykırış(a bakmakta)dır.
فَإِذَا هُمْ بِالسَّاهِرَةِ
Fe iza hum bis sahireh.
Hepsi hemen bir düzlüğe dökülecektir.
Bakarsın uyanmışlar hepsi meydandadır
Hemen onlar uyanıklık alanındadırlar.
هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ مُوسَىٰ
Hel etake hadisu musa.
Musa'nın başından geçen olay sana geldi mi?
Geldi ya sana Musanın kıssası?
Musa'nın haberi sana geldi mi?
إِذْ نَادَاهُ رَبُّهُ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًى
İz nadahu rabbuhu bil vadil mukaddesi tuva.
Tuva'da, kutsal bir vadide, Rabbi ona şöyle hitap etmişti:
O vakıt ki ona rabbı nida etmişti o mukaddes vadide: Tuva'da
Hani Rabbi ona Kutsal Vadi'de, "Tuva"'da ünlemişti:
اذْهَبْ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَىٰ
İzheb ila fir'avne innehu taga.
"Firavun'a git; doğrusu o azmıştır."
Haydi demişti git Firavne de, çünkü o pek azdı
Fir'avn'a git, çünkü o azdı.
فَقُلْ هَلْ لَكَ إِلَىٰ أَنْ تَزَكَّىٰ
Fe kul hel leke ila en tezekka.
"Ona de ki: Arınmağa niyetin var mı?"
De ki: ister misin temizlenesin?
De ki: Arınmağa gönlün var mı?
وَأَهْدِيَكَ إِلَىٰ رَبِّكَ فَتَخْشَىٰ
Ve ehdiyeke ila rabbike fe tahşa.
"Rabbine giden yolu göstereyim ki O'na saygı duyup korkasın."
Ve rabbına irşad edeyim de seni saygılanasın?
Seni Rabbin(in yolun)a ileteyim de O'ndan korkasın.
فَأَرَاهُ الْآيَةَ الْكُبْرَىٰ
Fe erahul ayetel kubra.
Bunun üzerine ona en büyük mucizeyi gösterdi.
Vardı ona o büyük mu'cizeyi de gösterdi.
Ona büyük mu'cizeyi gösterdi.
فَكَذَّبَ وَعَصَىٰ
Fe kezzebe ve asa.
Ama Firavun yalanladı ve baş kaldırdı.
Fakat o tekzib etti, ısyan etti
Fakat o yalanladı, karşı geldi.
ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَىٰ
Summe edbere yes'a.
Geri dönüp yürüdü.
Sonra koşarak idbara gitti
Sonra sırtını döndü; (Musa'nın getirdiklerini iptal etmek için) çalışmağa koyuldu.
فَحَشَرَ فَنَادَىٰ
Fehaşere fe nada.
Adamlarını toplayıp seslendi:
Derken mahşerini topladı da bağırdı:
(Adamlarını) Topladı, (onlara) bağırdı:
فَقَالَ أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَىٰ
Fe kale ene rabbukumul a'la.
"Sizin en yüce rabbiniz benim" dedi.
Benim en yüksek rabbınız, dedi
Ben sizin en yüce Rabbinizim! dedi.
فَأَخَذَهُ اللَّهُ نَكَالَ الْآخِرَةِ وَالْأُولَىٰ
Fe ehazehullahu nekalel ahıreti vel ula.
Allah bunun üzerine onu dünya ve ahiret azabına uğrattı.
Allah da onu tuttu sonuna önüne nekal olmak üzere tenkil ediverdi
Allah da onu, sonun ve ilkin (ahiretin ve dünyanın) azabıyle cezalandırdı.
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَعِبْرَةً لِمَنْ يَخْشَىٰ
İnne fi zalike le ıbreten li men yahşa.
Doğrusu bunda Allah'tan korkan kimseye ders vardır.
Şübhesiz ki bunda bir ıbret var, saygı duyacaklar için
Şüphesiz bunda (Allah'tan) korkacak kimse için ibret vardır.
أَأَنْتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ السَّمَاءُ ۚ بَنَاهَا
E entum eşeddu halkan emis sema', benaha.
Sizi yaratmak mı daha zordur, yoksa göğü yaratmak mı? Ki onu Allah bina edip yükseltmiş ve ona şekil vermiştir.
Siz mi daha çetinsiniz yaratılışça yoksa Sema mı? O "Allah" onu bina etti
Yaratılışça siz mi daha çetinsiniz, yoksa gök mü? (Allah) onu yaptı.
رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّاهَا
Refea semkeha fe sevvaha.
Sizi yaratmak mı daha zordur, yoksa göğü yaratmak mı? Ki onu Allah bina edip yükseltmiş ve ona şekil vermiştir.
Boyuna irtifa' verdi. Nizamına koydu
Kalınlığını (tavanını) yükseltti, onu düzenledi.
وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَاهَا
Ve agtaşe leyleha ve ahrece duhaha.
Gecesini karanlık yapmış, gündüzünü aydınlatmıştır.
Gecesini kararttı, kuşluğunu çıkardı
Gecesini örtüp kararttı, kuşluğunu (güneşinin ışığını) açığa çıkardı.
وَالْأَرْضَ بَعْدَ ذَٰلِكَ دَحَاهَا
Vel arda ba'de zalike dehaha.
Ardından yeri düzenlemiştir.
Ondan sonra da arzı döşedi
Bundan sonra da yeri yayıp yuvarlattı.
أَخْرَجَ مِنْهَا مَاءَهَا وَمَرْعَاهَا
Ahrece minha maeha ve mer'aha.
Suyunu ondan çıkarmış ve otlak yer meydana getirmiştir.
Ondan suyunu ve mer'asını çıkardı
Ondan suyunu ve otlağını çıkardı,
وَالْجِبَالَ أَرْسَاهَا
Vel cibale ersaha.
Dağları yerleştirmiştir.
Ve dağlarını oturttu
Dağları oturttu,
مَتَاعًا لَكُمْ وَلِأَنْعَامِكُمْ
Metaan lekum ve li en amikum.
Bunları sizin ve hayvanlarınızın geçinmesi için yapmıştır.
Sizin ve davarlarınızın intifa'ı için
Sizin ve hayvanlarınızın geçimi için.
فَإِذَا جَاءَتِ الطَّامَّةُ الْكُبْرَىٰ
Fe iza caetit tammetul kubra.
Güç yetirilemeyen en büyük baskın geldiği zaman, o gün, insan ne uğurda çalıştığını anlar.
Fakat geldiği vakıt o "tamme-i kübra"
Herşeyi bastıran o büyük felaket geldiği zaman,
يَوْمَ يَتَذَكَّرُ الْإِنْسَانُ مَا سَعَىٰ
Yevme yetezekkerul insanu ma sea.
Güç yetirilemeyen en büyük baskın geldiği zaman, o gün, insan ne uğurda çalıştığını anlar.
O insanın neye koştuğunu anlıyacağı gün
O gün insan, neyin peşinde koşmuş olduğunu hatırlar.
وَبُرِّزَتِ الْجَحِيمُ لِمَنْ يَرَىٰ
Ve burrizetil cahimu li men yera.
Cehennem her bakanın göreceği şekilde gösterilir.
Ve Cahim hortlatıldığı vakıt, görür kimseler için
Gören kimseler için cehennem ortaya çıkarılmıştır.
فَأَمَّا مَنْ طَغَىٰ
Fe emma men taga.
İşte, azıp da dünya hayatını tercih edenin varacağı yer şüphesiz cehennemdir.
Artık her kim azgınlık etmiş,
Artık kim azmışsa,
وَآثَرَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا
Ve aserel hayated dunya.
İşte, azıp da dünya hayatını tercih edenin varacağı yer şüphesiz cehennemdir.
Dünya hayatı tercih eylemiş ise
Ve şu yakın hayatı yeğlemişse,
فَإِنَّ الْجَحِيمَ هِيَ الْمَأْوَىٰ
Fe innel cahime hiyel me'va.
İşte, azıp da dünya hayatını tercih edenin varacağı yer şüphesiz cehennemdir.
muhakkak Cahimdir onun varacağı
Onun barınağı cehennemdir.
وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ وَنَهَى النَّفْسَ عَنِ الْهَوَىٰ
Ve emma men hafe makame rabbihi ve nehennefse anil heva.
Ama kim Rabbinin azametinden korkup da kendini kötülükten alıkoymuşsa, varacağı yer şüphesiz cennettir.
Her kim de rabbının makamından korkmuş ve nefsi hevadan nehy eylemiş ise
Ama kim Rabbinin divanında dur(up hesap ver)mekten korkmuş ve nefsi(ni) kötü heves(ler) den men'etmişse
فَإِنَّ الْجَنَّةَ هِيَ الْمَأْوَىٰ
Fe innel cennete hiyel me'va.
Ama kim Rabbinin azametinden korkup da kendini kötülükten alıkoymuşsa, varacağı yer şüphesiz cennettir.
muhakak Cennettir onun varacağı
Onun barınağı da cennettir.
يَسْأَلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَاهَا
Yes'eluneke anis saati eyyane mursaha.
Senden kıyametin ne zaman gelip çatacağını sorarlar.
Sana o saattan soruyorlar: ne zaman demir atması?
Sana sa'atden soruyorlar: Demir atması (gelip çatması) ne zaman diye.
فِيمَ أَنْتَ مِنْ ذِكْرَاهَا
Fime ente min zikraha.
Nerde senden onu anlatması?
Nerde senden onu anlatması?
Sen nerede, onun vaktini söylemek nerede?!
إِلَىٰ رَبِّكَ مُنْتَهَاهَا
İla rabbike muntehaha.
Onun bilgisi Rabbine aittir.
Rabbınadır onun müntehası
Onun bilgisi Rabbine aittir.
إِنَّمَا أَنْتَ مُنْذِرُ مَنْ يَخْشَاهَا
İnnema ente munziru men yahşaha.
Sen sadece kıyametten korkanı uyaransın.
Sen ancak bir münzirisin ondan haşyet duyacakların
Sen ancak, ondan korkacak olanları uyarıcısın.
كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوا إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَاهَا
Ke ennehum yevme yerevneha lem yelbesu illa aşiyyeten ev duhaha.
Kıyameti gördükleri gün dünyada ancak bir akşam yahut bir kuşluk vakti kadar kalmış olduklarını sanırlar.
Onu görecekleri gün onlar, sanki bir akşam veya kuşluğundan başka durmamışa dönecekler
Onlar onu gördükleri zaman sanki (dünyada) bir akşam veya onun kuşluk vaktinden fazla kalmamış gibi olurlar.