بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ عَمَّ يَتَسَاءَلُونَ
Amme yetesaelun.
Neyi soruşturuyorlar?
Birbirlerine neyi soruyorlar?
Birbirlerine hangi şeyden soruyorlar?
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ عَمَّ يَتَسَاءَلُونَ
Amme yetesaelun.
Neyi soruşturuyorlar?
Birbirlerine neyi soruyorlar?
Birbirlerine hangi şeyden soruyorlar?
عَنِ النَّبَإِ الْعَظِيمِ
Anin nebeil azim.
Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri, büyük bir olay olan tekrar dirilme haberini mi?
O büyük haberden (kıyametten) mi?
O büyük haberden mi?
الَّذِي هُمْ فِيهِ مُخْتَلِفُونَ
Ellezi hum fihi muhtelifun.
Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri, büyük bir olay olan tekrar dirilme haberini mi?
Ki onlar onda ıhtilafa düşüyorlar
Ki onlar onda ayrılığa düşmektedirler.
كَلَّا سَيَعْلَمُونَ
Kella se ya'lemun.
Hayır; şüphesiz görüp bileceklerdir.
Hayır ileride bilecekler
Hayır (dedikleri gibi değil), yakında bilecekler.
ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ
Summe kella se ya'lemun.
Yine hayır; elbette görüp bileceklerdir.
Hayır, hayır ileride bilecekler
Sonra hayır (dedikleri gibi değil), yakında bilecekler.
أَلَمْ نَجْعَلِ الْأَرْضَ مِهَادًا
E lem nec'alil arda mihada.
Biz yeryüzünü bir beşik, dağları da onun için birer direk kılmadık mı?
Değil mi ki biz arzı bir döşek yaptık
Yapmadık mı biz, Arzı bir beşik,
وَالْجِبَالَ أَوْتَادًا
Vel cibale evtada.
Biz yeryüzünü bir beşik, dağları da onun için birer direk kılmadık mı?
Ve dağları birer kazık
Dağları birer kazık?
وَخَلَقْنَاكُمْ أَزْوَاجًا
Ve halaknakum ezvaca.
Sizi çift çift yarattık;
Ve sizleri çift çift yarattık
Ve sizi çift çift yarattık.
وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًا
Ve cealna nevmekum subata.
Uykunuzu dinlenme vakti kıldık;
Ve uykunuzu bir sübat yaptık
Uykunuzu dinlenme yaptık.
وَجَعَلْنَا اللَّيْلَ لِبَاسًا
Ve cealnel leyle libasa.
Geceyi bir örtü yaptık;
Ve geceyi bir libas yaptık
Geceyi (sizi sarıp örten) bir giysi yaptık.
وَجَعَلْنَا النَّهَارَ مَعَاشًا
Ve cealnen nehare meaşa.
Gündüzü geçimi sağlama vakti kıldık;
Ve gündüzü bir meaş yaptık
Gündüzü de geçim zamanı yaptık.
وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًا
Ve beneyna fevkakum seb'an şidada.
Üstünüze yedi kat sağlam gök bina ettik;
Ve üstünüze yedi sağlam bina çattık
Üstünüzde yedi sağlam (gök) bina ettik.
وَجَعَلْنَا سِرَاجًا وَهَّاجًا
Ve cealna siracen vehhaca.
Parlak ışık veren güneşi varettik;
Ve içlerine şa'şaalı parıl parıl bir kandil astık
Ve (orada) parıl parıl parlayan bir lamba yarattık.
وَأَنْزَلْنَا مِنَ الْمُعْصِرَاتِ مَاءً ثَجَّاجًا
Ve enzelna minel mu'sırati maen seccaca.
Taneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık.
Ve o mu'sıralardan şarıl şarıl bir su indirdik
Sıkışan(bulut)lardan şarıl şarıl su indirdik,
لِنُخْرِجَ بِهِ حَبًّا وَنَبَاتًا
Li nuhrice bihi habben ve nebata.
Taneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık.
Çıkaralım diye onunla taneler ve otlar
Ki onunla çıkaralım: Dane(ler), bitki(ler),
وَجَنَّاتٍ أَلْفَافًا
Ve cennatin elfafa.
Taneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık.
Ve sarmaş dolaş bağlar bağçeler
Ve (ağaçları) birbirine sarmaş dolaş bahçeler.
إِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ كَانَ مِيقَاتًا
İnne yevmel faslı kane mikata.
Doğrusu, hüküm gününün vakti elbette tesbit edilmiştir.
Şübhesiz ki o fasıl günü bir miykat olmuştur
Muhakkak ki (haklının, haksızın ayırdedileceği) hüküm günü, belirlenmiş bir vakittir.
يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ فَتَأْتُونَ أَفْوَاجًا
Yevme yunfehu fis suri fe te'tune efvaca.
Sura üfürüldüğü gün hepiniz bölük bölük gelirsiniz.
O gün ki sur üfürülür derken gelirsiniz fevca fevc
O gün Sur'a üflenir, bölük bölük gelirsiniz.
وَفُتِحَتِ السَّمَاءُ فَكَانَتْ أَبْوَابًا
Ve futihatis semau fe kanet ebvaba.
Gökler kapı kapı açılacaktır.
Sema da açılmış olmuştur ebvab
Gök açılmış, kapı kapı olmuştur.
وَسُيِّرَتِ الْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَابًا
Ve suyyiretil cibalu fe kanet seraba.
Dağlar yürütülüp serap olacaktır.
Ve dağlar yütürülmüş olmuştur serab
Dağlar yürütülmüş, bir serab olmuştur.
إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَادًا
İnne cehenneme kanet mirsada.
Cehennem, yalnız azgınları bekleyen yerdir. Dönecekleri yer orasıdır.
Şübhesiz ki Cehennem olmuştur mırsad
Cehennem de gözetleme yeri olmuş(suçluları gözetleyip durmakta)dır.
لِلطَّاغِينَ مَآبًا
Lit tagine meaba.
Cehennem, yalnız azgınları bekleyen yerdir. Dönecekleri yer orasıdır.
Azgınlar için bir meab
Azgınların varacağı yerdir.
لَابِثِينَ فِيهَا أَحْقَابًا
Labisine fiha ahkaba.
Orada çağlar boyunca (nice devirler) kalacaklardır.
Devirlerce içinde kalacaklar
Orada çağlar boyu kalacalardır.
لَا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرْدًا وَلَا شَرَابًا
La yezukune fiha berden ve la şeraba.
Orada ne serinlik ne de içilecek bir şey tatmazlar; sadece kaynar su ve irin....
Ne bir serinlik tatacaklar ne de bir şarab
Orada ne bir serinlik, ne de içilecek bir şey tadarlar,
إِلَّا حَمِيمًا وَغَسَّاقًا
İlla hamimen ve gassaka.
Orada ne serinlik ne de içilecek bir şey tatmazlar; sadece kaynar su ve irin....
Ancak bir hamim ve bir gassak
Yalnız kaynar su ve irin (içerler);
جَزَاءً وِفَاقًا
Cezaen vifaka.
Orada ne serinlik ne de içilecek bir şey tatmazlar; sadece kaynar su ve irin....
Bir ceza ki bervechi vifak
Yaptıklarına uygun bir ceza olarak.
إِنَّهُمْ كَانُوا لَا يَرْجُونَ حِسَابًا
İnnehum kanu la yercune hısaba.
Çünkü onlar, hesaba çekileceklerini sanmazlardı.
çünkü ummazlardı onlar hiç bir hisab
Çünkü onlar bir hesap (görüleceğini) ummuyorlardı.
وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا كِذَّابًا
Ve kezzebu bi ayatina kizzaba.
Ayetlerimizi hep yalan sayıp dururlardı.
Ayetlerimizi tekzib ede ede kesilmişlerdi kezzab
Ayetlerimizi de tamamen yalanlamışlardı.
وَكُلَّ شَيْءٍ أَحْصَيْنَاهُ كِتَابًا
Ve kulle şey'in ahsaynahu kitaba.
Biz de herşeyi yazıp saymışızdır.
Her şey'i ise biz ıhsa etmiş bir kitaba geçirmişiz
Biz de her şeyi sayıp yazmıştık.
فَذُوقُوا فَلَنْ نَزِيدَكُمْ إِلَّا عَذَابًا
Fe zuku felen nezidekum illa azaba.
Şöyle deriz: "Artık tadınız, bundan böyle size azabdan başka bir şey artırmayız."
Artık tadınız, artık size azab artırmaktan başka bir şey yapacak değiliz
Şimdi tadın (yaptıklarınızın tadını), artık size azabdan başka bir şey artırmayacağız! So taste (of that which ye have earned). No increase do We give you save of torment.
إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ مَفَازًا
İnne lil muttekine mefaza.
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır.
Şübhesiz ki korunanlara halas ve kam var
Korunanlar için de başarı ödülü vardır.
حَدَائِقَ وَأَعْنَابًا
Hadaika ve a'naba.
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır.
Hadikalar var, üzümler var
Bahçeler, bağlar,
وَكَوَاعِبَ أَتْرَابًا
Ve kevaıbe etraba.
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır.
Ve turunç sineli yaşıtlar var
Göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar.
وَكَأْسًا دِهَاقًا
Ve ke'sen dihaka.
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır.
Ve bir dolgun peymane var
Ve dolu kadeh(ler).
لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا كِذَّابًا
La yes'meune fiha lagven ve la kizzaba.
Orada boş ve yalan söz işitmezler.
Orada ne boş bir laf işitirler ne de bir tekzib
Orada ne boş söz ne de yalan işitirler;
جَزَاءً مِنْ رَبِّكَ عَطَاءً حِسَابًا
Cezaen min rabbike ataen hısaba.
Bunlar Rabbinin katından, hesabları karşılığı verilenlerdir.
Bir karşılık ki rabbından ata, yeter mi yeter
Rabbinden bir karşılık, yeterli bir bağış olarak.
رَبِّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الرَّحْمَٰنِ ۖ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَابًا
Rabbis semavati vel ardı ve ma beynehumer rahmani la yemlikune minhu hitaba.
O, göklerin, yerin ve ikisi arasında olanların Rabbidir. O, önünde kimsenin konuşmayacağı Rahman olan Allah'tır.
O Göklerin ve Yerin ve bütün aralarındakilerin rabbı, Rahman, bir hıtaba malik olamazlar ondan
Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, çok merhametli (Rab). O'nun (izni olmadan) huzurunda konuşamazlar.
يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلَائِكَةُ صَفًّا ۖ لَا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ الرَّحْمَٰنُ وَقَالَ صَوَابًا
Yevme yekumur ruhu vel melaiketu saffa, la yetekellemune illa men ezine lehur rahmanu ve kale sevaba.
Cebrail ve meleklerin dizi dizi durdukları gün, Rahman olan Allah'ın izni olmadan kimse konuşamayacaktır. Konuştuğu zaman da doğruyu söyleyecektir.
O gün ki Kıyama duracak Ruh ve Melaike saf saf. Bir kelime söyliyemezler, o kimseden başka ki o Rahman ona izin vermiş o da savabı söylemiştir
O gün Ruh ve melekler, sıra sıra dururlar. Ancak Rahman'ın izin verdiği konuşabilir, o da doğruyu söyler.
ذَٰلِكَ الْيَوْمُ الْحَقُّ ۖ فَمَنْ شَاءَ اتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِ مَآبًا
Zalikel yevmul hakk, femen şaettehaze ila rabbihi meaba.
İşte gerçek gün budur. Dileyen kimse, Rabbine götürecek bir yol benimser.
O gün ki haktır, o halde dileyen Rabbına varacak bir yüz edinsin
İşte bu, hak günüdür. Artık dileyen, Rabbine varan bir yol tutar.
إِنَّا أَنْذَرْنَاكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنْظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَا لَيْتَنِي كُنْتُ تُرَابًا
İnna enzernakum azaben kariba, yevme yenzurul mer'u ma kaddemet yedahu ve yekulul kafiru ya leyteni kuntu turaba.
Sizi, yakın gelecekteki bir azabla uyardık; o gün kişi elleriyle sunduğuna bakar ve inkarcı da: "Keşke toprak olaydım" der.
Çünkü biz size yakın bir azabı ıhtar ettik, o gün ki kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakacak ve diyecek ki kafir: ah nolaydı ben bir türab olaydım
Biz sizi yakın bir azab ile uyardık. O gün kişi, ellerinin (yapıp) öne sürdüğü işlere bakar ve kafir: "Keşke ben, toprak olsaydım!" der.