بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

📖 89 Ayet 📍 Mekki 🔢 Sıra: 43
1 Ayet

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ حم

Ha mim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ha, Mim,

Elmalılı Hamdi Yazır

Ha, mim.

Süleyman Ateş

Ha mim.

2 Ayet

وَالْكِتَابِ الْمُبِينِ

Vel kitabil mubini.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Apaçık Kitap'a and olsun ki, akledesiniz diye Kuran'ı Arapça okunan bir Kitap kılmışızdır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bu parlak kitabın kadrini bilin

Süleyman Ateş

Apaçık Kitaba andolsun ki

3 Ayet

إِنَّا جَعَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

İnna cealnahu kur'anen arabiyyen leallekum ta'kılun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Apaçık Kitap'a and olsun ki, akledesiniz diye Kuran'ı Arapça okunan bir Kitap kılmışızdır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hakka biz onu Arabi olarak okunacak bir Kur'an kıldık ki akıl irdiresiniz

Süleyman Ateş

Biz, düşünüp anlamanız için onu Arapça bir Kur'an yaptık.

4 Ayet

وَإِنَّهُ فِي أُمِّ الْكِتَابِ لَدَيْنَا لَعَلِيٌّ حَكِيمٌ

Ve innehu fi ummil kitabi ledeyna le aliyyun hakim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz o, Bizim katımızda Ana Kitap'ta mevcut, yüce ve hikmet dolu bir Kitap'dır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve hakıkat o, bizim nezdimizdeki ana kitabda çok yüksek, çok hikmetlidir

Süleyman Ateş

O, katımızda bulunan ana Kitaptadır. Yücedir, hikmetlidir.

5 Ayet

أَفَنَضْرِبُ عَنْكُمُ الذِّكْرَ صَفْحًا أَنْ كُنْتُمْ قَوْمًا مُسْرِفِينَ

E fe nadribu ankumuz zikre safhan en kuntum kavmen musrifin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ey inkarcılar! Aşırı giden kimselersiniz diye sizi Kuran'la uyarmaktan vaz mı geçelim?

Elmalılı Hamdi Yazır

Siz müsrif bir kavm olduğunuz için şimdi sizden o öğüdü bertaraf mı edeceğiz?

Süleyman Ateş

Siz, aşırı giden bir kavim oldunuz diye, sizi uyarmaktan vaz mı geçelim?

6 Ayet

وَكَمْ أَرْسَلْنَا مِنْ نَبِيٍّ فِي الْأَوَّلِينَ

Ve kem erselna min nebiyin fil evvelin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Öncekilere nice peygamberler göndermişizdir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Halbuki evvelkiler içinde biz nice Peygamber gönderdik

Süleyman Ateş

Biz önce gelenlere nice peygamber gönderdik.

7 Ayet

وَمَا يَأْتِيهِمْ مِنْ نَبِيٍّ إِلَّا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ

Ve ma yetihim min nebiyin illa kanu bihi yestehziun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Kendilerine gelen her peygamberi onlar mutlaka alaya alırlardı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hiçbir Peygamber de gelmiyordu ki kendilerine onunla mutlak eğlenmesinler.

Süleyman Ateş

Onlara hiçbir peygamber gelmezdi ki mutlaka onunla alay etmesinler.

8 Ayet

فَأَهْلَكْنَا أَشَدَّ مِنْهُمْ بَطْشًا وَمَضَىٰ مَثَلُ الْأَوَّلِينَ

Fe ehlekna eşedde minhum batşen ve meda meselul evvelin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bunun için Biz de, bunlardan daha kuvvetli olanları yok etmişizdir. Öncekilere dair nice misaller geçmiştir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onun için biz onlardan daha sert pençelileri helak ettik ve evvelkilerin meseli geçti.

Süleyman Ateş

Biz de bunlardan daha güçlü olan(o kavimler)i helak ettik. Öncekilerin örneği geçti.

9 Ayet

وَلَئِنْ سَأَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ خَلَقَهُنَّ الْعَزِيزُ الْعَلِيمُ

Ve le in seeltehum men halakas semavati vel arda le yekulunne halakahunnel azizul alim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, "Onları güçlü olan, her şeyi bilen yaratmıştır" derler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Celalim hakkı için sorsan onlara o Gökleri ve Yeri kim yarattı? Elbette diyecekler: onları o aziz, alim yarattı

Süleyman Ateş

Andolsun onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan elbette diyecekler ki: "Onları, çok üstün, çok bilen (Allah) yarattı."

10 Ayet

الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ مَهْدًا وَجَعَلَ لَكُمْ فِيهَا سُبُلًا لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

Ellezi cealekumul arda mehden ve cealelekum fiha subulen leallekum tehtedun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

O, size yeri beşik kılmış ve orada, doğru gidesiniz diye yollar var etmiştir.

Elmalılı Hamdi Yazır

O ki Arzı sizin için bir beşik yaptı ve doğru gidesiniz diye size yollar açtı

Süleyman Ateş

O yeri sizin için beşik kıldı ve varacağınız yere gitmeniz için yeryüzünde size yollar yaptı.

11 Ayet

وَالَّذِي نَزَّلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً بِقَدَرٍ فَأَنْشَرْنَا بِهِ بَلْدَةً مَيْتًا ۚ كَذَٰلِكَ تُخْرَجُونَ

Vellezi nezzele mines semai maenbi kader, fe enşerna bihi beldetenmeyten, kezalike tuhrecun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

O, suyu gökten bir ölçüye göre indirir. Biz onunla ölü memleketi diriltiriz. İşte siz de böyle diriltileceksiniz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve o ki yukarıdan bir mikdar ile bir su indirmekte ve onunla ölü bir beldeye hayat neşretmekteyiz, işte siz de öyle çıkarılacaksınız

Süleyman Ateş

Gökten bir ölçü ile su indirdi de, onunla ölü bir ülkeyi canlandırdık. İşte siz de öyle (canlandırılıp) çıkarılacaksınız.

12 Ayet

وَالَّذِي خَلَقَ الْأَزْوَاجَ كُلَّهَا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْفُلْكِ وَالْأَنْعَامِ مَا تَرْكَبُونَ

Vellezi halakal ezvace kullehave ceale lekum minel fulki vel enami ma terkebun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz" demeniz içindir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve o ki bütün çiftleri yarattı ve sizin için gemilerden ve yumuşak hayvanlardan bineceğiniz şeyler yaptı

Süleyman Ateş

O bütün çiftleri yarattı ve size bineceğiniz gemiler ve hayvanlar var etti,

13 Ayet

لِتَسْتَوُوا عَلَىٰ ظُهُورِهِ ثُمَّ تَذْكُرُوا نِعْمَةَ رَبِّكُمْ إِذَا اسْتَوَيْتُمْ عَلَيْهِ وَتَقُولُوا سُبْحَانَ الَّذِي سَخَّرَ لَنَا هَٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنِينَ

Li testevu ala zuhurihi summe tezkuru ni'mete rabbikum izesteveytum aleyhi, ve tekulu subhanellezi sehhare lena haza ve ma kunna lehu mukrinin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz" demeniz içindir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ki sırtlarına kurulasınız, sonra üzerine kurulduğunuzda rabbınızın ni'metini anıp diyesiniz: tenzih o sübhane ki bunu bize müsahhar kılmış, yoksa biz bunu yanaştıramazdık

Süleyman Ateş

Ki onların sırtlarına binesiniz, sonra onlara bindiğiniz zaman Rabbinizin ni'metini anasınız ve (şöyle) diyesiniz: "Bunu bizim hizmetimize veren (Allah)ın şanı yücedir, yoksa biz bunu (hizmetimize) yanaştıramazdık."

14 Ayet

وَإِنَّا إِلَىٰ رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ

Ve inna ila rabbina le munkalibun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz" demeniz içindir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve her halde biz dönüp dolaşıp rabbımıza varacağız

Süleyman Ateş

Biz elbette Rabbimize döneceğiz.

15 Ayet

وَجَعَلُوا لَهُ مِنْ عِبَادِهِ جُزْءًا ۚ إِنَّ الْإِنْسَانَ لَكَفُورٌ مُبِينٌ

Ve cealu lehu min ibadihi cuz'a, innel insane le kefurun mubin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ama inkarcılar O'na çocuk isnat ettiler. İnsan gerçekten apaçık nankördür.

Elmalılı Hamdi Yazır

Öyle iken tuttular kullarından ona bir cüz tasladılar, hakıkat insan çok nankör, açık bir küfürbazdır

Süleyman Ateş

Tuttular, O'na kullarından bir parça tasarladılar. Gerçekten insan apaçık bir nankördür.

16 Ayet

أَمِ اتَّخَذَ مِمَّا يَخْلُقُ بَنَاتٍ وَأَصْفَاكُمْ بِالْبَنِينَ

Emittehaze mimma yahluku benatin ve asfakum bil benin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Demek O yarattıkları arasından kızları kendisine alıp da oğulları size verdi öyle mi?

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa o, yaratıp durduğu mahluklarından kendine kızlar edindi de oğullarla imtiyazı size mi verdi?

Süleyman Ateş

Yoksa (Allah), yarattıklarından kızları kendisine aldı da oğullar için sizi mi yeğledi?

17 Ayet

وَإِذَا بُشِّرَ أَحَدُهُمْ بِمَا ضَرَبَ لِلرَّحْمَٰنِ مَثَلًا ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظِيمٌ

Ve iza buşşire ehaduhum bi ma darabe lir rahmani meselen zalle vechuhu musvedden ve huve kezim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ama Rahman olan Allah'a isnat ettiği kız evlat kendilerinden birine müjdelenince, o kimsenin içi gayzla dolarak yüzü simsiyah kesilir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Halbuki içlerinden biri o Rahmana fırlattığı mesel ile kendisi tebşir kılındığı vakıt yüzü simsiyah oluyor da kederinden yutkunup yutkunup dolukuyor

Süleyman Ateş

Onlardan birine Rahman'a benzer olarak anlattığı (kız çocuğu) müjdelense yüzü kapkara kesilir, öfkesinden yutkunup durur.

18 Ayet

أَوَمَنْ يُنَشَّأُ فِي الْحِلْيَةِ وَهُوَ فِي الْخِصَامِ غَيْرُ مُبِينٍ

E ve men yuneşşeu fil hılyeti ve huve fil hısami gayru mubin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Demek, süs içinde yetiştirilecek de çekişmeyi beceremeyecek olanı Allah'a değil mi?

Elmalılı Hamdi Yazır

Ya o zinet içinde yetiştirilecek de muhasamaya gelince beceremiyecek olanı öyle mi?

Süleyman Ateş

Süs içinde yetiştirilip, mücadelede açık olmayanı (tartışmayı ve kavgayı beceremeyeni) mi (Allah'ın çocuğu yaptılar)?

19 Ayet

وَجَعَلُوا الْمَلَائِكَةَ الَّذِينَ هُمْ عِبَادُ الرَّحْمَٰنِ إِنَاثًا ۚ أَشَهِدُوا خَلْقَهُمْ ۚ سَتُكْتَبُ شَهَادَتُهُمْ وَيُسْأَلُونَ

Ve cealul melaiketellezine hum ibadur rahmani inasa, e şehidu halkahum, setuktebu şehadetuhum ve yus'elun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, Rahman olan Allah'ın kulları melekleri de dişi saydılar. Yaratılışlarını mı görmüşler? Onların bu şahidlikleri yazılacak ve sorguya çekileceklerdir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Rahmanın kulları olan Melaikeyi de dişi yaptılar, yaradılışlarına şahid mi idiler? Şehadetleri yazılacak ve sorguya çekilecekler

Süleyman Ateş

Rahman'ın kulları olan melekleri dişi saydılar. Onların yaratılışlarına mı şahid oldular ki (böyle hüküm veriyorlar)? Şahidlikleri yazılacak ve (bundan) sorulacaklardır.

20 Ayet

وَقَالُوا لَوْ شَاءَ الرَّحْمَٰنُ مَا عَبَدْنَاهُمْ ۗ مَا لَهُمْ بِذَٰلِكَ مِنْ عِلْمٍ ۖ إِنْ هُمْ إِلَّا يَخْرُصُونَ

Ve kalu lev şaer rahmanu ma abednahum, ma lehum bi zalike min ilmin in hum illa yahrusun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Eğer Rahman dilemiş olsaydı, biz bunlara kulluk etmezdik" derler. Buna dair bir bilgileri yoktur; onlar sadece vehimde bulunuyorlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir de dediler ki Rahman dilese idi biz onlara tapmazdık, bu babda onların bir ılimleri yoktur sade atıyorlar

Süleyman Ateş

Ve dediler ki: "Rahman dileseydi, biz onlara tapmazdık." Onların bu hususta bir bilgileri yoktur. Onlar sadece saçmalıyorlar.

21 Ayet

أَمْ آتَيْنَاهُمْ كِتَابًا مِنْ قَبْلِهِ فَهُمْ بِهِ مُسْتَمْسِكُونَ

Em ateynahum kitaben min kablihi fe hum bihi mustemsikun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa onlara daha önce bir kitap verdik de ona mı bağlanıyorlar?

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa biz onlara bundan evvel bir kitab vermişiz de ona mı tutunuyorlar?

Süleyman Ateş

Yoksa bundan önce onlara bir Kitap vermişiz de ona mı sarılıyorlar?

22 Ayet

بَلْ قَالُوا إِنَّا وَجَدْنَا آبَاءَنَا عَلَىٰ أُمَّةٍ وَإِنَّا عَلَىٰ آثَارِهِمْ مُهْتَدُونَ

Bel kalu inna vecedna abaena ala ummetin ve inna ala asarihim muhtedun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Hayır; "Doğrusu Biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerinden gitmekteyiz" derler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hayır, şöyle dediler: bizler, atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk, biz de onların izlerince giderek murada ireriz

Süleyman Ateş

Hayır, (ne bilgileri var, ne de Kitapları). Sadece: "Biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerinde gidiyoruz" dediler.

23 Ayet

وَكَذَٰلِكَ مَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ فِي قَرْيَةٍ مِنْ نَذِيرٍ إِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَا إِنَّا وَجَدْنَا آبَاءَنَا عَلَىٰ أُمَّةٍ وَإِنَّا عَلَىٰ آثَارِهِمْ مُقْتَدُونَ

Ve kezalike ma erselna min kablike fi karyetin min nezirin illa kale mutrefuha inna vecedna abaena ala ummetin ve inna ala asarihim muktedun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Senden önce, herhangi bir şehre gönderdiğimiz uyarıcıya, şımarık varlıklıları sadece: "Doğrusu babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerini izlemekteyiz" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yine böyle senden evvel hangi memlekette bir nezir gönderdikse onun refahlı takımı demişti ki: bizler atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk biz de onların izlerine uyarız

Süleyman Ateş

İşte böyle, senden önce de hangi kente uyarıcı gönderdiysek mutlaka oranın varlıklıları: "Biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerine uyarız." dediler.

24 Ayet

۞ قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكُمْ بِأَهْدَىٰ مِمَّا وَجَدْتُمْ عَلَيْهِ آبَاءَكُمْ ۖ قَالُوا إِنَّا بِمَا أُرْسِلْتُمْ بِهِ كَافِرُونَ

Kale e ve lev ci'tukum bi ehda mimma vecedtum aleyhi abaekum, kalu inna bi ma ursıltum bihi kafirun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Gönderilen uyarıcı: "Eğer size, babalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu getirmiş isem de mi bana uymazsınız?" dedi. Onlar: "Doğrusu sizinle gönderilen şeyi inkar ediyoruz" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ya, dedi: size atalarınızı üzerinde bulduğunuzdan daha doğrusunu getirdimse de mi? Ha! dediler: biz o sizin gönderildiğiniz şeylere inanmıyoruz

Süleyman Ateş

Ben size, babalarınızı, üzerinde bulduğunuz(din)den daha doğrusunu getirmiş olsam da (yine babalarınızın yolunu)mu (tutacaksınız)? dedi. "Doğrusu biz sizinle gönderilen mesajı tanımıyoruz." dediler.

25 Ayet

فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ ۖ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ

Fentekamna minhum fanzur keyfe kane akıbetul mukezzibin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine Biz de onlardan öç aldık. Yalancıların sonunun nasıl olduğuna bir bak!

Elmalılı Hamdi Yazır

Onun üzerine biz de onlardan intikamını aldık da bak o tekzib edenlerin akıbeti nasıl oldu?

Süleyman Ateş

Biz de onlardan öc aldık. Bak, yalanlayanların sonu nasıl oldu?

26 Ayet

وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ إِنَّنِي بَرَاءٌ مِمَّا تَعْبُدُونَ

Ve iz kale ibrahimu li ebihi ve kavmihi inneni beraun mimma ta'budun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim, babasına ve milletine demişti ki: "Beni yaratan hariç, sizin taptığınız şeylerden uzağım. Beni doğru yola eriştirecek olan şüphesiz O'dur."

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir vakıt da İbrahim babasına ve kavmına dedi: haberiniz olsun ben o sizin taptıklarınızdan beriyim.

Süleyman Ateş

Bir zaman İbrahim babasına ve kavmine demişti ki: "Ben sizin taptıklarınızdan uzağım."

27 Ayet

إِلَّا الَّذِي فَطَرَنِي فَإِنَّهُ سَيَهْدِينِ

İllellezi fatarani fe innehu se yehdin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim, babasına ve milletine demişti ki: "Beni yaratan hariç, sizin taptığınız şeylerden uzağım. Beni doğru yola eriştirecek olan şüphesiz O'dur."

Elmalılı Hamdi Yazır

O beni yaratandan başka, zira odur ki beni irdirecektir

Süleyman Ateş

Ben yalnız beni yaratana (taparım). Çünkü O, bana doğru yolu gösterecektir.

28 Ayet

وَجَعَلَهَا كَلِمَةً بَاقِيَةً فِي عَقِبِهِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

Ve cealeha kelimeten bakıyeten fi akıbihi leallehum yerciun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim ardından geleceklere bu sözü, devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı. Artık belki doğru yola dönerler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve onu ardında (zürriyyetinde) kalan bir kelime yaptı gerek ki rücu' edeler

Süleyman Ateş

Ve bu sözü ardında kalıcı bir söz yaptı ki (insanlar Allah'a kulluğa) dönsünler.

29 Ayet

بَلْ مَتَّعْتُ هَٰؤُلَاءِ وَآبَاءَهُمْ حَتَّىٰ جَاءَهُمُ الْحَقُّ وَرَسُولٌ مُبِينٌ

Bel metta'tu haulai ve abaehum hatta caehumul hakku ve resulun mubin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Hayır; Ben bunları ve babalarını gerçek ve onu açıklayan bir peygamber gelene kadar geçindirdim.

Elmalılı Hamdi Yazır

Fakat şunları ve atalarını ta kendilerine hakk ve bir Resuli mübin gelinciye kadar müstefid edip yaşattım

Süleyman Ateş

Doğrusu bunları da, babalarını da kendilerine gerçek söz ve (onu) açıklayan elçi gelinceye dek yaşattım.

30 Ayet

وَلَمَّا جَاءَهُمُ الْحَقُّ قَالُوا هَٰذَا سِحْرٌ وَإِنَّا بِهِ كَافِرُونَ

Ve lemma cae humul hakku kalu haza sihrun ve inna bihi kafirun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Gerçek kendilerine geldiği zaman: "Bu bir büyüdür. Doğrusu biz onu inkar ediyoruz" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yaşattım da kendilerine hakk gelince "bu bir sihirdir, biz buna inanmayız" dediler

Süleyman Ateş

Fakat kendilerine gerçek gelince: "Bu, büyüdür, biz onu tanımayız" dediler.

31 Ayet

وَقَالُوا لَوْلَا نُزِّلَ هَٰذَا الْقُرْآنُ عَلَىٰ رَجُلٍ مِنَ الْقَرْيَتَيْنِ عَظِيمٍ

Ve kalu lev la nuzzile hazel kur'anu ala raculin minel karyeteyni azim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Bu Kuran, iki şehrin birinden bir büyük adama indirilmeli değil miydi?" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve "ne olurdu şu Kur'an iki memleketten bir büyük adama indirilse idi" dediler

Süleyman Ateş

Ve dediler ki: "Bu Kur'an iki kentten, büyük bir adama indirilmeli değil miydi?"

32 Ayet

أَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَتَ رَبِّكَ ۚ نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ مَعِيشَتَهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا ۚ وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا سُخْرِيًّا ۗ وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ

E hum yaksimune rahmete rabbik, nahnu kasemna beynehum maişetehum fil hayatid dunyave refa'na ba'dahum fevka ba'dın derecatin li yettehıze ba'duhum ba'dan suhriyya, ve rahmetu rabbike hayrun mimma yecmaun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Rabbinin rahmetini onlar mı taksim edip paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında Biz taksim ettik; birbirlerine iş gördürmeleri için kimini kimine derecelerle üstün kıldık; Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri şeylerden daha iyidir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Rabbının rahmetini onlar mı taksim ediyorlar? Onların o Dünya hayattaki maışetlerini aralarında biz taksim ettik ve bir kısmını diğerinin derecelerle üstüne çıkardık ki ba'zısı ba'zısını tutsun, çalıştırsın rabbının rahmeti ise onların toplayıp durduklarından daha hayırlıdır

Süleyman Ateş

Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz taksim ettik ve onlardan kimini ötekine derecelerle üstün kıldık ki biri, diğerine iş gördürebilsin. Rabbinin rahmeti, onların toplayıp yığdıklarındandaha hayırlıdır.

33 Ayet

وَلَوْلَا أَنْ يَكُونَ النَّاسُ أُمَّةً وَاحِدَةً لَجَعَلْنَا لِمَنْ يَكْفُرُ بِالرَّحْمَٰنِ لِبُيُوتِهِمْ سُقُفًا مِنْ فِضَّةٍ وَمَعَارِجَ عَلَيْهَا يَظْهَرُونَ

Ve lev la en yekunen nasu ummeten vahıdeten le cealna limen yekfuru bir rahmani li buyutihim sukufen min fıddatin ve mearice aleyha yazherune.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Eğer bütün insanlar tek ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdik. Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret, Rabbinin katında O'na karşı gelmekten sakınanlaradır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve eğer insanlar hep (küfre sapacak) bir ümmet olacak olması idi biz o Rahman'a küfreden kimselerin her halde evlerine gümüşten tavanlar ve üzerlerinde çıkacakları asansörler.

Süleyman Ateş

İnsanlar (küfürde birleşen) bir tek ümmet olacak olmasaydı. Rahman'ı inkar edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine binip çıkacakları merdivenler yapardık.

34 Ayet

وَلِبُيُوتِهِمْ أَبْوَابًا وَسُرُرًا عَلَيْهَا يَتَّكِئُونَ

Ve li buyutihim ebvaben ve sururen aleyha yettekiun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Eğer bütün insanlar tek ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdik. Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret, Rabbinin katında O'na karşı gelmekten sakınanlaradır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve odalarına kapılar ve üzerlerine kurulacakları koltuklar kanepeler

Süleyman Ateş

Ve evlerine kapılar ve üzerine yaslanacakları koltuklar, divanlar.

35 Ayet

وَزُخْرُفًا ۚ وَإِنْ كُلُّ ذَٰلِكَ لَمَّا مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا ۚ وَالْآخِرَةُ عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُتَّقِينَ

Ve zuhrufa, ve in kullu zalike lemma metaul hayatid dunya, vel ahiretu inde rabbike lil muttekin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Eğer bütün insanlar tek ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdik. Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret, Rabbinin katında O'na karşı gelmekten sakınanlaradır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve altın ziynetler yapardık ve doğrusu bütün bunlar Dünya hayatın geçici metaı, rabbının ındinde. Ahıret ise korunan müttekiler içindir.

Süleyman Ateş

Ve (nice) süs(ler verirdik). Bütün bunlar, sadece dünya hayatının geçiminden ibarettir. Rabbinin katında ahiret ise, (günahlardan) korunanlar içindir.

36 Ayet

وَمَنْ يَعْشُ عَنْ ذِكْرِ الرَّحْمَٰنِ نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَانًا فَهُوَ لَهُ قَرِينٌ

Ve men ya'şu an zikrir rahmani nukayyıd lehu şeytanen fe huve lehu karin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Rahman olan Allah'ı anmayı görmezlikten gelene, yanından ayrılmayacak bir şeytanı arkadaş veririz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve her kim Rahmanın zikrinden teami ederse biz ona bir Şeytan sardırırız artık o ona arkadaştır

Süleyman Ateş

Kim Rahman'ın zikrine karşı kör olursa ona bir şeytanı sardırırız; artık o, onun (yanından ayrılmaz, ona sürekli olarak kötülükleri telkin eden) arkadaşı olur.

37 Ayet

وَإِنَّهُمْ لَيَصُدُّونَهُمْ عَنِ السَّبِيلِ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ

Ve innehum le yasuddunehum anis sebili ve yahsebune ennehum muhtedun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz onlar bunları yoldan alıkorlar, bunlar da doğru yola eriştiklerini sanırlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve her halde onlar onları yoldan çıkarırlar, onlar ise onları doğru sanırlar

Süleyman Ateş

O(şeyta)nlar onları yoldan çıkardıkları halde bunlar doğru yolda olduklarını sanırlar.

38 Ayet

حَتَّىٰ إِذَا جَاءَنَا قَالَ يَا لَيْتَ بَيْنِي وَبَيْنَكَ بُعْدَ الْمَشْرِقَيْنِ فَبِئْسَ الْقَرِينُ

Hatta iza caena kale ya leyte beyni ve beyneke bu'del meşrikayni fe bi'sel karin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sonunda Bize gelince arkadaşına: "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı, sen ne kötü arkadaş imişsin!" der. Nedametin bugün size hiç faydası dokunmaz; zira haksızlık etmiştiniz, şimdi azabda ortaksınız.

Elmalılı Hamdi Yazır

Nihayet bize geldiği vakıt ah, der: keşke benimle senin aranda iki maşrık bu'du olsa idi! sen ne kötü arkadaşmışın

Süleyman Ateş

Nihayet (Zikr'imize karşı körlük edip yoldan çıkan o adam) bize geldiği zaman (kötü arkadaşına) der ki: "Keşke benimle senin aranda iki doğu (doğu ile batı) arası kadar uzaklık olsaydı (seni hiç görmeseydim); meğer ne kötü arkadaş(mışsın sen)!"

39 Ayet

وَلَنْ يَنْفَعَكُمُ الْيَوْمَ إِذْ ظَلَمْتُمْ أَنَّكُمْ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

Ve len yenfeakumul yevme iz zalemtum ennekum fil azabi muşterikun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sonunda Bize gelince arkadaşına: "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı, sen ne kötü arkadaş imişsin!" der. Nedametin bugün size hiç faydası dokunmaz; zira haksızlık etmiştiniz, şimdi azabda ortaksınız.

Elmalılı Hamdi Yazır

Böyle demek bugün size hiç de faide vermez, çünkü zulmettiniz, hepiniz azabda müştereksinizdir

Süleyman Ateş

(Böyle söylemeniz) Bugün size bir yarar sağlamaz; çünkü zulmettiniz. Siz, azab (çekme)de ortaksınız.

40 Ayet

أَفَأَنْتَ تُسْمِعُ الصُّمَّ أَوْ تَهْدِي الْعُمْيَ وَمَنْ كَانَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

E fe ente tusmius summe ev tehdil umye ve men kane fi dalalin mubin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sağırlara sen mi duyuracaksın? Yoksa körleri ve apaçık sapıklıkta olanları doğru yola sen mi eriştireceksin?

Elmalılı Hamdi Yazır

O halde sen mi işittireceksin o sağırlara? Yahud hidayet edeceksin, o körlere ve açık bir dalal içinde bulunanlara

Süleyman Ateş

(Ey Muhammed), sen mi sağıra işittireceksin, yahut körü ve apaçık sapıklıkta olanı yola ileteceksin?

41 Ayet

فَإِمَّا نَذْهَبَنَّ بِكَ فَإِنَّا مِنْهُمْ مُنْتَقِمُونَ

Fe imma nezhebenne bike fe inna minhum muntekımun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Seni onlardan uzaklaştırsak bile doğrusu Biz kendilerinden öç alırız; yahut onlara vadettiğimizi sana gösteririz. Çünkü onlara karşı gücü yetenleriz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şu halde şayed biz seni alır götürür isek elbette onlardan intikam alacağız

Süleyman Ateş

Ya biz seni alıp götürdükten sonra onlardan öc alırız.

42 Ayet

أَوْ نُرِيَنَّكَ الَّذِي وَعَدْنَاهُمْ فَإِنَّا عَلَيْهِمْ مُقْتَدِرُونَ

Ev nuriyennekellezi vaadnahum fe inna aleyhim muktedirun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Seni onlardan uzaklaştırsak bile doğrusu Biz kendilerinden öç alırız; yahut onlara vadettiğimizi sana gösteririz. Çünkü onlara karşı gücü yetenleriz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yahud onlara yaptığımız vaidi sana gösterirsek şübhe yok ki biz ona da muktediriz

Süleyman Ateş

Yahut onları uyardığımız şeyi sana gösteririz (senin gözlerinin önünde onları azaba uğratırız); bizim onlara gücümüz yeter.

43 Ayet

فَاسْتَمْسِكْ بِالَّذِي أُوحِيَ إِلَيْكَ ۖ إِنَّكَ عَلَىٰ صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

Festemsik billezi uhıye ileyk, inneke ala sıratın mustekim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sana vahyolunana sarıl, sen, şüphesiz doğru yol üzerindesin.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sen hemen o sana vahyolunana tutun muhakkak ki sen doğru bir yol üzerindesin

Süleyman Ateş

Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl, çünkü sen doğru yoldasın.

44 Ayet

وَإِنَّهُ لَذِكْرٌ لَكَ وَلِقَوْمِكَ ۖ وَسَوْفَ تُسْأَلُونَ

Ve innehu le zikrun leke ve li kavmik, ve sevfe tus'elun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu bu Kuran sana ve ümmetine bir öğüttür, ondan sorumlu tutulacaksınız.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve muhakkak ki o, hem senin için, hem kavmin için bir şereftir ve ileride ondan mes'ul olacaksınız

Süleyman Ateş

O (Kur'an) sana ve kavmine bir Zikir(uyarı, şan ve şeref)dir ve yakında (ona uyup uymadığınızdan) sorulacaksınız.

45 Ayet

وَاسْأَلْ مَنْ أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رُسُلِنَا أَجَعَلْنَا مِنْ دُونِ الرَّحْمَٰنِ آلِهَةً يُعْبَدُونَ

Ves'el men erselna min kablike min rusulina e cealna min dunir rahmani aliheten yu'bedun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden sor; Biz, Rahman olan Allah'tan başka, kulluk edilecek tanrılar meşru kılmış mıyız?

Elmalılı Hamdi Yazır

Senden evvel gönderdiklerimize sor Resullerimizden! biz Rahmandan başka ıbadet olunacak ilahlar yapmış mıyız?

Süleyman Ateş

Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden sor: Rahman'dan başka tapılacak tanrılar yapmış mıyız?

46 Ayet

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ بِآيَاتِنَا إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِ فَقَالَ إِنِّي رَسُولُ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve lekad erselna musa bi ayatina ila fir'avne ve melaihi fe kale inni resulu rabbil alemin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki Biz Musa'yı mucizelerimizle Firavun'a ve erkanına göndermiştik, "Şüphesiz ben, Alemlerin Rabbinin elçisiyim" demişti.

Elmalılı Hamdi Yazır

Celalim hakkı için Musayı ayetlerimizle Fir'avne ve cem'ıyyetine gönderdik, vardı haberiniz olsun, dedi: ben bütün alemlerin rabbının Resulüyüm

Süleyman Ateş

Andolsun biz Musa'yı da ayetlerimizle Fir'avn'a ve ileri gelen adamlarına gönderdik: "Ben alemlerin Rabbinin elçisiyim" dedi.

47 Ayet

فَلَمَّا جَاءَهُمْ بِآيَاتِنَا إِذَا هُمْ مِنْهَا يَضْحَكُونَ

Fe lemma caehum bi ayatina izahum minha yadhakun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlara mucizelerimizi getirdiği zaman, bunlara gülüvermişlerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Vakta ki onlara böyle ayetlerimizle vardı, birdenbire onlar bunlara gülüverdiler

Süleyman Ateş

Onlara ayetlerimizi getirince onlar o ayetlerle alay edip gülmeğe başladılar.

48 Ayet

وَمَا نُرِيهِمْ مِنْ آيَةٍ إِلَّا هِيَ أَكْبَرُ مِنْ أُخْتِهَا ۖ وَأَخَذْنَاهُمْ بِالْعَذَابِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

Ve ma nurihim min ayetin illa hiye ekberu min uhtiha ve ehaznahum bil azabi leallehum yerciun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlara gösterdiğimiz her mucize diğerinden daha büyüktü; doğru yola dönmeleri için onları azaba uğrattık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Her ne ayet de gösteriyorsak onlara mutlak birbirinden büyüktü, tuttuk onları azaba da çektik ki rücu' edeler

Süleyman Ateş

Onlara gösterdiğimiz her mu'cize, mutlaka kızkardeşinden (ötekinden) büyüktü. Belki dönerler diye onları (kıtlık, tufan, çekirge gibi türlü) azab(lar) ile cezalandırdık.

49 Ayet

وَقَالُوا يَا أَيُّهَ السَّاحِرُ ادْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِنْدَكَ إِنَّنَا لَمُهْتَدُونَ

Ve kalu ya eyyuhes sahırud'u lena rabbeke bima ahide ındeke innena le muhtedun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Ey Sihirbaz! Sana verdiği ahde göre Rabbine bizim için yalvar da doğru yola erişelim" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bu halde diyorlardı ki: gel ey sahir! bizim için rabbına bir dua et, sende olan ahdi hurmetine, çünkü biz artık yola geleceğiz

Süleyman Ateş

Bunun üzerine dediler ki: "Ey büyücü, bizim için Rabbine du'a et, sana verdiği söz hakkı için (bizi bağışlasın) artık biz yola geleceğiz!"

50 Ayet

فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ إِذَا هُمْ يَنْكُثُونَ

Fe lemma keşefna an humul azabe iza hum yenkusun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ama, azabı üzerlerinden kaldırdığımızda hemen sözlerinden döndüler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bunun üzerine kendilerinden azabı açtığımız vakıt da derhal cayıverdiler

Süleyman Ateş

Fakat biz onlardan azabı kaldırınca sözlerinden dönmeğe başladılar.

51 Ayet

وَنَادَىٰ فِرْعَوْنُ فِي قَوْمِهِ قَالَ يَا قَوْمِ أَلَيْسَ لِي مُلْكُ مِصْرَ وَهَٰذِهِ الْأَنْهَارُ تَجْرِي مِنْ تَحْتِي ۖ أَفَلَا تُبْصِرُونَ

Ve nada fir'avnu fi kavmihi kale ya kavmi e leyse li mulku mısra ve hazihil enharu tecri min tahti, e fe la tubsirun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Firavun, milletine şöyle seslendi: "Ey milletim! Mısır hükümdarlığı ve memleketimde akan bu ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz?"

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve Fir'avn kavmının içinde şöyle bağırdı: ey kavmım! Mısır mülkü benim ve hep şu nehirler benim altımdan akıyor değil mi? Artık gözünüzü açsanız a

Süleyman Ateş

Fir'avn kavminin içinde bağırıp dedi: "Ey kavmim, Mısır mülkü ve şu altımdan akıp giden ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz?"

52 Ayet

أَمْ أَنَا خَيْرٌ مِنْ هَٰذَا الَّذِي هُوَ مَهِينٌ وَلَا يَكَادُ يُبِينُ

Em ene hayrun min hazellezi huve mehinun ve la yekadu yubin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Yahut, ben zavallı ve nerdeyse konuşamayan bu kimseden daha üstün değil miyim?"

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa ben şundan daha hayırlı değil miyim ki o hem hakir hem de meramını anlatamıyor

Süleyman Ateş

Yahut ben, şu aşağılık, nerdeyse söz anlatamayacak durumda olan adamdan daha iyi değil miyim?

53 Ayet

فَلَوْلَا أُلْقِيَ عَلَيْهِ أَسْوِرَةٌ مِنْ ذَهَبٍ أَوْ جَاءَ مَعَهُ الْمَلَائِكَةُ مُقْتَرِنِينَ

Fe lev la ulkıye aleyhi esviretun min zehebin ev cae meahul melaiketu mukterinin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Ona altın bilezikler verilmeli veya yanında ona yardım edecek melekler gelmeli değil mi?"

Elmalılı Hamdi Yazır

Eğer o dediği gibi ise üzerine altın bilezikler atılsa ya! Yahud yanında Melaikeler dizilse gelse ya!

Süleyman Ateş

(Eğer o, doğru söylüyorsa) Üzerine altın bilezikler atılmalı, yahut yanında (kendisine yardım eden, onu doğrulayan) melekler de gelmeli değil miydi?"

54 Ayet

فَاسْتَخَفَّ قَوْمَهُ فَأَطَاعُوهُ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ

Festehaffe kavmehu fe atauh, innehum kanu kavmen fasikin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Firavun, milletini küçümsedi ama, onlar kendisine yine de itaat ettiler. Doğrusu onlar yoldan çıkmış bir milletti.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bu suretle kavmını istihfaf etti onlar da ona itaat eylediler çünkü dinden çıkmış fasık bir kavm idiler

Süleyman Ateş

Kavmini küçümsedi, onlar da ona boyun eğdiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir kavim idiler.

55 Ayet

فَلَمَّا آسَفُونَا انْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَأَغْرَقْنَاهُمْ أَجْمَعِينَ

Fe lemma asefunentekamna minhum fe agraknahum ecmain.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Böylece Bizi öfkelendirince onlardan öç aldık, hepsini suda boğduk.

Elmalılı Hamdi Yazır

Böyle vakta ki bizi gadaba da'vet ettiler biz de kendilerinden intikam aldık hepsini birden gark ediverdik

Süleyman Ateş

Onlar bizi kızdırınca biz de onlardan öc aldık, hepsini boğduk.

56 Ayet

فَجَعَلْنَاهُمْ سَلَفًا وَمَثَلًا لِلْآخِرِينَ

Fe cealnahum selefen ve meselen lil ahırin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onları, sonradan gelecek inkarcılara ibret alınacak bir geçmiş kıldık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Gark ediverdik de onları sonrakiler için hem bir selef hem bir mesel kıldık

Süleyman Ateş

Onları sonradan gelen(inkarcı)ların geçmiş ataları ve örneği yaptık(bunlar da onların izinden gittiler).

57 Ayet

۞ وَلَمَّا ضُرِبَ ابْنُ مَرْيَمَ مَثَلًا إِذَا قَوْمُكَ مِنْهُ يَصِدُّونَ

Ve lemma duribebnu meryeme meselen iza kavmuke minhu yasıddun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Meryem oğlu misal verilince, senin milletin buna gülüp geçiverdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve vakta ki Meryemin oğlu bir mesel olarak ortaya atıldı derhal kavmin ondan çığrıştılar

Süleyman Ateş

Meryem oğlu, bir misal olarak anlatılınca hemen kavmin, ondan ötürü yaygarayı bastılar:

58 Ayet

وَقَالُوا أَآلِهَتُنَا خَيْرٌ أَمْ هُوَ ۚ مَا ضَرَبُوهُ لَكَ إِلَّا جَدَلًا ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ خَصِمُونَ

Ve kalu e alihetuna hayrun em huve, ma darebuhu leke illa cedela, bel hum kavmun hasımun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Bizim tanrımız mı yoksa o mu daha iyidir?" dediler. Sana böyle söylemeleri, sadece, tartışmaya girişmek içindir. Onlar şüphesiz kavgacı bir millettir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ya! dediler: bizim ilahlarımız mı hayırlı? Yoksa o mu? Bunu sana sırf bir cidal olarak fırlattılar, doğrusu onlar çok husumetli bir kavimdirler

Süleyman Ateş

Bizim tanrılarımız mı hayırlı, yoksa o mu? dediler. Bunu sadece tartışma için sana misal verdiler. Doğrusu onlar, kavgacı bir toplumdur.

59 Ayet

إِنْ هُوَ إِلَّا عَبْدٌ أَنْعَمْنَا عَلَيْهِ وَجَعَلْنَاهُ مَثَلًا لِبَنِي إِسْرَائِيلَ

İn huve illa abdun en'amna aleyhi ve cealnahu meselen li beni israil.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Meryemoğlu, ancak kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hayır o ilah değil, halis bir kuldur, biz ona in'am ettik ve kendisini Beni İsrail için bir mesel yaptık

Süleyman Ateş

O, sadece kendisine ni'met verdiğimiz ve İsrail oğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.

60 Ayet

وَلَوْ نَشَاءُ لَجَعَلْنَا مِنْكُمْ مَلَائِكَةً فِي الْأَرْضِ يَخْلُفُونَ

Ve lev neşau le cealna minkum melaiketen fil ardı yahlufun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Eğer dileseydik, size bedel yeryüzünde sizin yerinizi tutacak melekler var ederdik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve dilersek sizlerden de Melaike yaparız Arzda halef olurlar

Süleyman Ateş

Eğer dileseydik, sizden şu dünyada yerinize geçen melekler yapardık.

61 Ayet

وَإِنَّهُ لَعِلْمٌ لِلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَاتَّبِعُونِ ۚ هَٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَقِيمٌ

Ve innehu le ilmun lis saati, fe la temterunne biha vettebiuni, haza sıratun mustekim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

O kıyametin kopacağını bildirir; o saatin geleceğinden şüphe etmeyin, Bana uyun, bu doğru yoldur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve hakkıkat o, saat için bir ılimdir, onun için sakın o saatin geleceğinde şekk etmeyin de bana tabi' olun, işte bu yegane doğru yoldur

Süleyman Ateş

O, kıyametin kopacağını gösterir bir ilimdir. O sa'atin geleceğinden hiç şüphe etmeyin, bana uyun, doğru yol budur.

62 Ayet

وَلَا يَصُدَّنَّكُمُ الشَّيْطَانُ ۖ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ

Ve la yasuddennekumuş şeytan, innehu lekum aduvvun mubin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sakın şeytan sizi bu yoldan alıkoymasın; şüphesiz o size apaçık bir düşmandır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve sakın sizi Şeytan çelmesin, çünkü o size belli bir düşmandır

Süleyman Ateş

Şeytan sizi (bundan) alıkoymasın. Çünkü o, sizin için açık bir düşmandır.

63 Ayet

وَلَمَّا جَاءَ عِيسَىٰ بِالْبَيِّنَاتِ قَالَ قَدْ جِئْتُكُمْ بِالْحِكْمَةِ وَلِأُبَيِّنَ لَكُمْ بَعْضَ الَّذِي تَخْتَلِفُونَ فِيهِ ۖ فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Ve lemma cae isa bil beyyinati kale kad ci'tukum bil hikmeti ve li ubeyyine lekum ba'dellezi tahtelifune fih, fettekullahe ve etiuni.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İsa, belgeleri getirdiği zaman demişti ki: "Size hikmetle ve ayrılığa düştüğünüz şeylerin bir kısmını açıklamak üzere geldim. Allah'a karşı gelmekten sakının, bana itaat edin."

Elmalılı Hamdi Yazır

Isa da o beyyinelerle geldiği vakıt şöyle dedi: ben size hikmet ile ve ihtilaf edip durduğunuz şeylerin ba'zısını size beyan edeyim diye geldim, onun için Allahdan korkun ve bana ıtaat edin,

Süleyman Ateş

Îsa açık kanıtlar getirince dedi ki: "Ben size hikmet getirdim ve ayrılığa düştünüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için (geldim), Allah'tan korkun ve bana ita'at edin."

64 Ayet

إِنَّ اللَّهَ هُوَ رَبِّي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ ۚ هَٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَقِيمٌ

İnnellahe huve rabbi ve rabbukum fa'buduh, haza sıratun mustekim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Doğrusu Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir, artık O'na kulluk edin, bu, doğru yoldur."

Elmalılı Hamdi Yazır

haberiniz olsun Allah benim rabbım sizin de rabbınız ancak odur, onun için hep ona ıbadet edin, işte bu yegane doğru yoldur

Süleyman Ateş

Allah, işte benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz O'dur. O'na tapın, doğru yol budur. Lo! Allah, He is my Lord and your Lord. So worship Him. This is a right path.

65 Ayet

فَاخْتَلَفَ الْأَحْزَابُ مِنْ بَيْنِهِمْ ۖ فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْ عَذَابِ يَوْمٍ أَلِيمٍ

Fahtelefel ahzabu min beynihim, fe veylun lillezine zalemu min azabi yevmin elim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ama, aralarında guruplaştılar, ayrılığa düştüler. Kıyamet gününün can yakıcı azabına uğrayacak zalimlerin vay haline!

Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra o hizibler kendi aralarında ıhtilaf ettiler, onun için elim bir günün azabından vay o zulmedenlere

Süleyman Ateş

Aralarından çıkan partiler, birbirleriyle ihtilafa düşmüşlerdir. Acı bir günün azabından vay o zulmedenlerin haline!

66 Ayet

هَلْ يَنْظُرُونَ إِلَّا السَّاعَةَ أَنْ تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

Hel yenzurune illes saate en te'tiyehum bagteten ve hum la yeş'urun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlar farkında değillerken kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar?

Elmalılı Hamdi Yazır

Hep o saate, hiç farkında değillerken ansızın onun başlarına gelivermesine bakıyorlar

Süleyman Ateş

Onlar ille o sa'atin, kendilerinin hiç farkında olmadıkları bir sırada, ansızın başlarına gelmesini mi bekliyorlar?

67 Ayet

الْأَخِلَّاءُ يَوْمَئِذٍ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ إِلَّا الْمُتَّقِينَ

El ehillau yevme izin ba'duhum li ba'din aduvvun illel muttekin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

O gün Allah'a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dost olanlar birbirine düşman olurlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Dostlar o gün birbirlerine düşmandırlar, müstesna ancak müttekiler

Süleyman Ateş

O gün, korunanlar dışında, dostlar birbirine düşmandır. (Onlara alemlerin Rabbi şöyle hitabeder):

68 Ayet

يَا عِبَادِ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ وَلَا أَنْتُمْ تَحْزَنُونَ

Ya ibadi la havfun aleykumul yevme ve la entum tahzenun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah: "Ey kullarım! Bugün size korku yoktur, siz üzülmeyeceksiniz" der.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ey benim kullarım! Size hiç korku yoktur bugün ve siz mahzun da olmıyacaksınız

Süleyman Ateş

Ey kullarım, bugün size korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz.

69 Ayet

الَّذِينَ آمَنُوا بِآيَاتِنَا وَكَانُوا مُسْلِمِينَ

Ellezine amenu bi ayatina ve kanu muslimin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bunlar, ayetlerimize inanmış ve kendilerini Bize vermişlerdir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Benim ayetlerime iyman edip de halis müsliman olan kullarım

Süleyman Ateş

Onlar, ayetlerimize inanmış ve müslüman olmuş (kullarım) idiler.

70 Ayet

ادْخُلُوا الْجَنَّةَ أَنْتُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ تُحْبَرُونَ

Udhulul cennete entum ve ezvacukum tuhberun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Şöyle denir: "Siz ve eşleriniz, ağırlanmış olarak cennete giriniz."

Elmalılı Hamdi Yazır

Girin Cennete: siz ve zevceleriniz, sürurlar, neş'eler içinde

Süleyman Ateş

Haydi, siz cennete girin. Siz ve eşleriniz ağırlanıp sevindirileceksiniz!

71 Ayet

يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِصِحَافٍ مِنْ ذَهَبٍ وَأَكْوَابٍ ۖ وَفِيهَا مَا تَشْتَهِيهِ الْأَنْفُسُ وَتَلَذُّ الْأَعْيُنُ ۖ وَأَنْتُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

Yutafu aleyhim bi sıhafin min zehebin ve ekvab, ve fiha ma teştehihil enfusu ve telezzul a'yun, ve entum fiha halidun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlar için altın kadeh ve tepsiler dolaştırılır, canlarının istediği ve gözlerinin hoşlandığı her şey oradadır. Siz orada ebedi kalacaksınız.

Elmalılı Hamdi Yazır

Altından tepsiler ve küplerle üzerlerine dönülür dolaşır, nefislerin hoşlanacağı, gözlerin lezzet alacağı şeyler hep orada ve siz orada muhalledsiniz

Süleyman Ateş

Onların önünde altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır. Orada canların çektiği, gözlerin hoşlandığı her şey var! Ve siz orada ebedi kalacaksınız.

72 Ayet

وَتِلْكَ الْجَنَّةُ الَّتِي أُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

Ve tilkel cennetulleti uristumuha bi ma kuntum ta'melun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İşlediklerinize karşılık, size miras verilen işte bu cennettir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve işte bu, sizin çalıştığınız ameller sebebiyle varis kılındığınız Cennet

Süleyman Ateş

İşte yaptıklarınıza karşılık size miras verilen cennet budur.

73 Ayet

لَكُمْ فِيهَا فَاكِهَةٌ كَثِيرَةٌ مِنْهَا تَأْكُلُونَ

Lekum fiha fakihetun kesiretun minha te'kulun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Orada sizin için bol yemiş vardır, onlardan yersiniz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sizin için onda çok meyveler vardır, onlardan yiyeceksiniz

Süleyman Ateş

Orada sizin için çok meyva var. Onlardan yersiniz.

74 Ayet

إِنَّ الْمُجْرِمِينَ فِي عَذَابِ جَهَنَّمَ خَالِدُونَ

İnnel mucrimine fi azabi cehenneme halidun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu suçlular, temelli kalacakları cehennemin azabı içindedirler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Haberiniz olsun ki mücrimler Cehennem azabında muhalleddirler

Süleyman Ateş

Suçlular, cehennem azabında sürekli kalacaklardır.

75 Ayet

لَا يُفَتَّرُ عَنْهُمْ وَهُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ

La yufetteru anhum ve hum fihi mublisun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Azaba hiç ara verilmez, onlar orada tamamen umutsuzdurlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Kendilerinden o azab gevşetilmez ve onlar onun içinde her ümidi kesmişlerdir

Süleyman Ateş

(Azab) Kendilerinden hiç hafifletilmeyecektir. Onlar azab içinde umutsuzdurlar!

76 Ayet

وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلَٰكِنْ كَانُوا هُمُ الظَّالِمِينَ

Ve ma zalemnahum ve lakin kanu humuz zalimin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Biz onlara zulmetmedik, ama onlar zalim kimselerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve biz onlara zulmetmemişizdir ve lakin kendileri zalim idiler

Süleyman Ateş

Biz onlara zulmetmedik; fakat onlar kendileri zalim idiler.

77 Ayet

وَنَادَوْا يَا مَالِكُ لِيَقْضِ عَلَيْنَا رَبُّكَ ۖ قَالَ إِنَّكُمْ مَاكِثُونَ

Ve nadev ya maliku li yakdi aleyna rabbuk, kale innekum makisun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Cehennemde şöyle seslenilir: "Ey Nöbetçi! Rabbin hiç değilse canımızı alsın." Nöbetçi: "Siz böyle kalacaksınız" der.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve şöyle çığrışmaktadırlar: ya malik! Rabbın işimizi bitiriversin, o demiştir ki: her halde siz duracaksınız

Süleyman Ateş

(Cehennemin muhafızına): "Ey Malik, Rabbin bizim işimizi bitirsin, (bizi yok etsin, böyle yaşamaktansa ölmek daha iyidir)!" diye seslendiler. (Malik) "Siz kalacaksınız (hiçbir suretle buradan kurtuluş yok)." dedi.

78 Ayet

لَقَدْ جِئْنَاكُمْ بِالْحَقِّ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَكُمْ لِلْحَقِّ كَارِهُونَ

Lekad ci'nakum bil hakkı ve lakinne ekserekum lil hakkı karihun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, size gerçeği getirdik; fakat çoğunuz gerçeği sevmiyorsunuz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Celalım hakkı için biz size hakkı gönderdik ve lakin ekseriniz hakkı hoşlanmıyanlarsınız

Süleyman Ateş

Andolsun biz size hakkı getirdik; fakat sizin çoğunuz haktan hoşlanmıyorsunuz.

79 Ayet

أَمْ أَبْرَمُوا أَمْرًا فَإِنَّا مُبْرِمُونَ

Em ebremu emren fe inna mubrimun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa bir işe mi karar verdiler? Doğrusu Biz de kararlıyız.

Elmalılı Hamdi Yazır

İşi sıkı mı büktüler, fakat işte sıkı büken biziz

Süleyman Ateş

Yoksa (hakka engel olma hususunda) bir iş mi kararlaştırdılar? Biz de (onları cezalandırmağa ve hakkı yerleştirmeğe) kararlıyız.

80 Ayet

أَمْ يَحْسَبُونَ أَنَّا لَا نَسْمَعُ سِرَّهُمْ وَنَجْوَاهُمْ ۚ بَلَىٰ وَرُسُلُنَا لَدَيْهِمْ يَكْتُبُونَ

Em yahsebune enna la nesmeu sırrehum ve necvahum, bela ve rusuluna ledeyhim yektubun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa, kendilerinin gizli veya açık konuşmalarını duymayız mı sanırlar? Hayır; öyle değil; yanlarındaki elçilerimiz yazmaktadır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa biz onların sirlerini ve fısıltılarını işitmeyiz mi sanıyorlar? Hayır işitiriz hem de yanlarında elçilerimiz vardır yazarlar

Süleyman Ateş

Yoksa biz, onların sırlarını ve gizli konuşmalarını işitmez miyiz sanıyorlor? Hayır, işitiriz ve yanlarında bulunan elçilerimiz de (her yaptıklarını) yazarlar.

81 Ayet

قُلْ إِنْ كَانَ لِلرَّحْمَٰنِ وَلَدٌ فَأَنَا أَوَّلُ الْعَابِدِينَ

Kul in kane lir rahmani veledun fe ena evvelul abidin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Eğer Rahman olan Allah'ın çocuğu olsa, kulluk edenlerin ilki ben olurdum."

Elmalılı Hamdi Yazır

De ki: Rahmanın bir veledi olsa ben ona tapanların birincisi olurdum

Süleyman Ateş

De ki: "Eğer Rahman'ın çocuğu olsaydı (O'na) tapanların ilki ben olurdum.

82 Ayet

سُبْحَانَ رَبِّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ

Subhane rabbis semavati vel ardı rabbil arşi amma yasıfun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Göklerin ve yerin Rabbi, Arşın Rabbi onların vasıflandırmalarından münezzehtir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Tenzih o sübhana o Göklerin ve Yerin rabbı, rabbül'arşe onların vasıflarından

Süleyman Ateş

Göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın Rabbi onların nitelendirmelerinden yücedir, münezzehtir.

83 Ayet

فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا وَيَلْعَبُوا حَتَّىٰ يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذِي يُوعَدُونَ

Fe zerhum yahudu ve yel'abu hatta yulaku yevme humullezi yu'adun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bırak onları, kendilerine söz verilen güne kavuşana kadar, dalsınlar, oynasınlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şimdi bırak onları dalsınlar, oynıya dursunlar ta va'dolundukları günlerine çatasıya kadar

Süleyman Ateş

Bırak onları, kendilerine söylenen günlerine kavuşuncaya kadar dalsın, oynasınlar.

84 Ayet

وَهُوَ الَّذِي فِي السَّمَاءِ إِلَٰهٌ وَفِي الْأَرْضِ إِلَٰهٌ ۚ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْعَلِيمُ

Ve huvellezi fis semai ilahun ve fil ardı ilah, ve huvel hakimul alim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Gökte de Tanrı, yerde de Tanrı O'dur. Hakim olan, her şeyi bilen O'dur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hem o odur ki Gökte de ilah Yerde de ilahdır ve hakim odur alim o

Süleyman Ateş

O'dur ki gökte de Tanrı'dır, yerde de Tanrı'dır. O, hakimdir, bilendir.

85 Ayet

وَتَبَارَكَ الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَعِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

Ve tebarekellezi lehu mulkus semavati vel'ardı ve ma beynehuma, ve indehu ilmus saah, ve ileyhi turceun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı kendisinin olan Allah ne yücedir! Kıyamet saatini bilmek O'na aittir. O'na döneceksiniz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve ne yücedir o ki Göklerin Yerin ve bütün aralarındakilerin mülkü onun, saate ılim de onun nezdindedir ve hep döndürülüp ona götürüleceksiniz

Süleyman Ateş

Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mülkü kendisine aidolan (Allah) ne yücedir! (Kıyametin kopacağı) Sa'ati bilmek de O'nun yanındadır ve siz O'na döndürülüp götürüleceksiniz.

86 Ayet

وَلَا يَمْلِكُ الَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الشَّفَاعَةَ إِلَّا مَنْ شَهِدَ بِالْحَقِّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

Ve la yemlikullezine yed'une min dunihiş şefate illa men şehide bil hakkı ve hum ya'lemun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah'ı bırakıp yalvardıkları şeyler, şefaat edemezler. Ancak hakkı bilip ona şahidlik edenler bunun dışındadır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ondan başka yalvarıp durdukları şeyler şefaat de edemezler ancak bilerek hakka şehadet eden kimseler müstesna

Süleyman Ateş

O'ndan başka (tanrı diye) yalvardıkları şeyler şefa'at (yetkisin)e sahip değillerdir. Ancak bilerek hakka şahidlik edenler (bildiklerini doğru anlatanlar) bunun dışındadır.

87 Ayet

وَلَئِنْ سَأَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَهُمْ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ ۖ فَأَنَّىٰ يُؤْفَكُونَ

Ve le in se'eltehum men halakahum le yekulunnallahu fe enna yu'fekun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan: "Allah" derler. Öyleyken nasıl da aldatılıp döndürülüyorlar?

Elmalılı Hamdi Yazır

Celalım hakkı için sorsan onlara: kendilerini kim yarattı elbette Allah derler, o halde nasıl çevrilirler?

Süleyman Ateş

Andolsun onlara, "Kendilerini kim yarattı?" diye sorsan, elbette: "Allah," derler. O halde nasıl (haktan) çevriliyorlar?

88 Ayet

وَقِيلِهِ يَا رَبِّ إِنَّ هَٰؤُلَاءِ قَوْمٌ لَا يُؤْمِنُونَ

Ve kilihi ya rabbi inne haulai kavmun la yu'minun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlar hakkında: "Ey Rabbim! Bunlar inanmayan bir millettir" demesi üzerine Allah: "Onlardan geç, esenlik dile; yakında bileceklerdir" buyurdu.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onun ya rab! demesi hakkı için her halde onlar iymana gelmez bir kavımdırlar

Süleyman Ateş

Ve Elçinin: "Ya Rab, bunlar inanmayan bir kavimdir," demesini de (Allah biliyor).

89 Ayet

فَاصْفَحْ عَنْهُمْ وَقُلْ سَلَامٌ ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

Fasfah anhum ve kul selam, fe sevfe ya'lemun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlar hakkında: "Ey Rabbim! Bunlar inanmayan bir millettir" demesi üzerine Allah: "Onlardan geç, esenlik dile; yakında bileceklerdir" buyurdu.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şimdi sen onlardan sarfı nazar et de 'selam!' de, artık ileride bileceklerdir!

Süleyman Ateş

Şimdi sen onlardan geç ve: "Size esenlik (dilerim)" de. Yakında bileceklerdir.