بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ حم
Ha mim.
Ha, Mim.
Ha, mim.
Ha mim.
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ حم
Ha mim.
Ha, Mim.
Ha, mim.
Ha mim.
وَالْكِتَابِ الْمُبِينِ
Vel kitabil mubin.
Apaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız.
Hem kitabı mübin hakk için
Apaçık Kitaba andolsun ki,
إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةٍ مُبَارَكَةٍ ۚ إِنَّا كُنَّا مُنْذِرِينَ
İnna enzelnahu fi leyletin mubareketin inna kunna munzirin.
Apaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız.
Elhak biz onu bir mübarek gecede indirdik, çünkü biz nezir gönderiyorduk
Biz onu mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz, uyarıcıyız.
فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ
Fiha yufreku kullu emrin hakim.
Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
Bir gece ki her hikmetli emir onda ayırd edilir
Her hikmetli emir, o gecede ayırdedilir;
أَمْرًا مِنْ عِنْدِنَا ۚ إِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ
Emren min indina inna kunna mursilin.
Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
Tarafımızdan emir, çünkü biz Resul gönderiyorduk
Katımızdan (verilen her) emir. Çünkü biz elçi göndericiyiz.
رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ ۚ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Rahmeten min rabbik, innehu huves semiul alim.
Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
Rabbından bir rahmet olarak, hakikat o, öyle semi' öyle alimdir
Senin Rabbinin acıması gereği olarak (gönderdiğimiz elçilere o gece emirlerimizi açıklar, vahiylerimizi bildiririz). Doğrusu O, işitendir, bilendir.
رَبِّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ۖ إِنْ كُنْتُمْ مُوقِنِينَ
Rabbis semavati vel ardı ve ma beynehuma, in kuntum mukinin.
Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
O Göklerin ve Yerin ve bütün aralarındakilerin rabbıdır ehli yakin olsanız
Eğer kesin olarak inanıyorsanız (bilin ki Allah), göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ ۖ رَبُّكُمْ وَرَبُّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ
La ilahe illa huve yuhyi ve yumit, rabbukumve rabbu abaikumul evvelin.
O'ndan başka tanrı yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz önceki atalarınızın da Rabbidir.
Ondan başka Tanrı yoktur, hem diriltir hem öldürür, hem sizin rabbınız hem de evvelki atalarınızın rabbı
O'ndan başka tanrı yoktur, yaşatır, öldürür. Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.
بَلْ هُمْ فِي شَكٍّ يَلْعَبُونَ
Bel hum fi şekkin yel'abun.
Ama inkarcılar, dirilmekten şüphededirler, bunu eğlenceye alırlar.
Fakat onlar şekk içinde oynuyorlar
Ama onlar, şüphe içinde oynuyorlar.
فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ
Fertekib yevme te'tis semau bi duhanin mubin.
Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır.
O halde gözet o Semanın açık bir duman ile geleceği günü
Göğün, açık bir duman getireceği günü gözetle.
يَغْشَى النَّاسَ ۖ هَٰذَا عَذَابٌ أَلِيمٌ
Yagşan nas, haza azabun elim.
Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır.
Ki nası saracaktır, bu bir elim azabdır
(Duman) İnsanları sarar. Bu, acı bir azabdır.
رَبَّنَا اكْشِفْ عَنَّا الْعَذَابَ إِنَّا مُؤْمِنُونَ
Rabbenekşif annel azabe inna mu'minun.
İnsanlar: "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır; doğrusu artık biz inananlarız" derler.
Rabbena! bizden bu azabı aç, çünkü biz mü'minleriz diyecekler
Rabbimiz, bizden azabı kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz derler.
أَنَّىٰ لَهُمُ الذِّكْرَىٰ وَقَدْ جَاءَهُمْ رَسُولٌ مُبِينٌ
Enna lehumuz zikra ve kad caehum resulun mubin.
Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi.
Onlara düşünmek, ıbret almak nerede? Kendilerine apaçık anlatan bir Resul geldi de
Artık onlar nasıl düşünüp öğüt alacaklar (öğüt alma zamanı geçti)? Oysa kendilerine apaçık bir elçi gelmişti.
ثُمَّ تَوَلَّوْا عَنْهُ وَقَالُوا مُعَلَّمٌ مَجْنُونٌ
Summe tevellev anhu ve kalu muallemun mecnun.
Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi.
Sonra ondan döndüler, öğretilmiş dediler, bir mecnun dediler
Ondan yüz çevirdiler: "Bu, öğretilmiştir, cinlenmiştir" dediler.
إِنَّا كَاشِفُو الْعَذَابِ قَلِيلًا ۚ إِنَّكُمْ عَائِدُونَ
İnna kaşiful azabi kalilen innekum aidun.
Biz sizden azabı az bir süre için kaldıracağız, siz yine de eski inkarcılığınıza döneceksiniz.
Biz o azabı biraz biraz açacağız, fakat siz yine döneceksiniz
Biz sizden azabı birazcık kaldırırız ama siz yine (inkarınıza) dönersiniz.
يَوْمَ نَبْطِشُ الْبَطْشَةَ الْكُبْرَىٰ إِنَّا مُنْتَقِمُونَ
Yevme nebtışul batşetel kubra inna muntekimun.
Onları çarptıkça çarpacağımız gün öcümüzü şüphesiz alırız.
Amma o büyük satvetle sıkıvereceğimiz gün her halde biz intikam alacağız
O gün büyük vuruşla vururuz; zira biz öc alıcıyız!
۞ وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَاءَهُمْ رَسُولٌ كَرِيمٌ
Ve lekad fetenna kablehum kavme fir'avne ve caehum resulun kerim.
And olsun ki, onlardan önce, Firavun milletini denemiştik. Onlara gelen değerli bir peygamber demişti ki:
Celalım hakkı için onlardan evvel Fir'avnin kavmını fitneye düşürdük, onlara da kerim bir Resul gelmişti
Andolsun, onlardan önce Fir'avn toplumunu da (imkanlar vererek) sınadık. Onlara değerli bir elçi geldi, (şöyle diyerek):
أَنْ أَدُّوا إِلَيَّ عِبَادَ اللَّهِ ۖ إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
En eddu ileyye ibadallah, inni lekum resulun emin.
"Ey Allah'ın kulları! Bana gelin, doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
Şöyle diye: Allahın kullarını bana teslim edin, çünkü ben size emin bir Resulüm
Allah'ın kullarını bana teslim edin; çünkü ben sizin için güvenilir bir elçiyim.
وَأَنْ لَا تَعْلُوا عَلَى اللَّهِ ۖ إِنِّي آتِيكُمْ بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ
Ve en la ta'lu alallah, inniatikum bi sultanin mubin.
"Allah'a karşı üstün gelmeye kalkışmayın; doğrusu ben size apaçık bir delil getirdim."
Ve Allaha karşı baş kaldırmayın, çünkü ben size açık bir bürhan ile geliyorum
Allah'a karşı ululanmayın. Ben size apaçık bir delil getiriyorum.
وَإِنِّي عُذْتُ بِرَبِّي وَرَبِّكُمْ أَنْ تَرْجُمُونِ
Ve inni uztu bi rabbi ve rabbikumen tercumuni.
"Beni taşlamanızdan ötürü, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım."
Ve haberiniz olsun ki ben sizin beni recminizden rabbım ve rabbınıza sığınmışımdır
Ben, beni taşla(yıp öldür)menizden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan(Allah)a sığındım.
وَإِنْ لَمْ تُؤْمِنُوا لِي فَاعْتَزِلُونِ
Ve in lem tu'minu li fa'teziluni.
"Bana inanmazsanız, başımdan çekilin."
Onun için eğer bana iyman etmezseniz bari benden çekilin
Eğer bana inanmadınızsa bari ben(im yolum)dan çekilin.
فَدَعَا رَبَّهُ أَنَّ هَٰؤُلَاءِ قَوْمٌ مُجْرِمُونَ
Fe dea rabbehu enne haulai kavmun mucrimun.
Bunlar, suçlu bir millet olduğu için, Rabbine yardım etmesi için yalvardı.
Sonra rabbına dua etti: bak bunlar mücrim bir kavim dedi
Sonra (Musa): "Bunlar, suç işleyen bir toplumdur!" diye Rabbine du'a etti.
فَأَسْرِ بِعِبَادِي لَيْلًا إِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ
Fe esri bi ibadi leylen innekum muttebeun.
Allah da şöyle buyurdu: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip olunacaksınız."
Hemen buyurdu; kullarımı geceleyin yürüt, çünkü siz ta'kıyb olunacaksınız
(Allah): "O halde kullarımı geceleyin yürüt. Çünkü takibedileceksiniz" (dedi).
وَاتْرُكِ الْبَحْرَ رَهْوًا ۖ إِنَّهُمْ جُنْدٌ مُغْرَقُونَ
Vetrukil bahre rehva, innehum cundun mugrekun.
"Denizi sakin iken geride bırak, doğrusu onlar suda boğulacak bir ordudur."
Ve denizi açık bırak, çünkü onlar ordu halinde gelip gark olunacaklar
Denizi (yarıp toplumunu geçirdikten sonra olduğu gibi) açık bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.
كَمْ تَرَكُوا مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
Kem tereku min cennatin ve uyun.
Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.
Neler terketmişlerdi: ne Cennetler, ne kaynaklar,
Onlar geride nice şeyler bıraktılar: Bahçeler, çeşmeler.
وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ
Ve zuruin ve makamin kerim.
Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.
ne çiftlikler, ne kerim makam
Ekinler, güzel makamlar!
وَنَعْمَةٍ كَانُوا فِيهَا فَاكِهِينَ
Ve na'metin kanu fiha fakihin.
Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.
Ve içinde zevk sürdükleri ne ni'met ve refah
Ve zevkü sefa sürdükleri nice ni'metler!
كَذَٰلِكَ ۖ وَأَوْرَثْنَاهَا قَوْمًا آخَرِينَ
Kezalik, ve evresnaha kavmen aharin.
Bu böyledir; onları başka bir millete miras bıraktık.
Evet öyle ve hep onları başka bir kavma miras kıldık
İşte böyle oldu ve biz onları başka bir topluma miras verdik.
فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَاءُ وَالْأَرْضُ وَمَا كَانُوا مُنْظَرِينَ
Fe ma beket aleyhimus semau vel ardu ve ma kanu munzarin.
Gök ve yer, onlar için gözyaşı dökmedi, onlar erteye bırakılmamışlardı.
Binnetice ne Gök ağladı üzerlerine ne Yer ne de imhal olundular
Onlara gök ve yer ağlamadı. Ve kendilerine fırsat da verilmedi.
وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ مِنَ الْعَذَابِ الْمُهِينِ
Ve lekad necceyna beni israile minel azabil muhin.
And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık.
Celalım hakkı için, Beni İsraili kurtarmıştık o ihanetli azabdan
Andolsun biz, İsrail oğullarını o küçültücü azabdan kurtardık:
مِنْ فِرْعَوْنَ ۚ إِنَّهُ كَانَ عَالِيًا مِنَ الْمُسْرِفِينَ
Min fir'avn, innehu kane aliyen minel musrifin.
And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık.
Fir'avinden, çünkü o üstün müsriflerden idi
Fir'avn'dan. Çünkü o, (insanları ezip) ululanan, sınırı aşanlardan biri idi.
وَلَقَدِ اخْتَرْنَاهُمْ عَلَىٰ عِلْمٍ عَلَى الْعَالَمِينَ
Ve lekadihternahum ala ilmin alel alemin.
And olsun ki, onların durumunu bilerek dünyaların üzerinde seçkin kıldık.
Ve şanım hakkı için; biz onları bir ılim üzere alemine karşı ıhtıyar eylemiştik
Andolsun biz, onları bir bilgiye göre alemlere üstün kıldık.
وَآتَيْنَاهُمْ مِنَ الْآيَاتِ مَا فِيهِ بَلَاءٌ مُبِينٌ
Ve ateynahum minel ayati ma fihi belaun mubin.
Onlara, her birinde açıkça bir imtihan bulunan, mucizeler verdik.
Ve onlara ayetlerden öylesini vermiştik ki onda açık bir ni'met ile imtihan vardı
Onlara, içinde açık bir sınav bulunan ayetler verdik.
إِنَّ هَٰؤُلَاءِ لَيَقُولُونَ
İnne haulai le yekulun.
Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.
Fakat şu berikiler diyorlar ki:
Şunlar (Kureyş kafirleri) de diyorlar ki:
إِنْ هِيَ إِلَّا مَوْتَتُنَا الْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُنْشَرِينَ
İn hiye illa mevtetunel ulave ma nahnu bi munşerin.
Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.
ilk ölümümüzden ilerisi yok ve biz yeniden neşrolunacak değiliz
İlk ölümümüzden sonra bir şey yoktur. Biz diriltilecek değiliz.
فَأْتُوا بِآبَائِنَا إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
Fe'tu bi abaina in kuntum sadikin.
Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.
Haydi getirin babalarımızı doğru iseniz
Doğru söylüyorsanız, babalarımızı getirin.
أَهُمْ خَيْرٌ أَمْ قَوْمُ تُبَّعٍ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ ۚ أَهْلَكْنَاهُمْ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِمِينَ
E hum hayrun em kavmu tubbein vellezine min kablihim, ehleknahum innehum kanu mucrimin.
Bunlar mı daha üstün yoksa Tubba milleti ve onlardan öncekiler mi? Onları yok etmişizdir, çünkü onlar suçlu idiler.
Ya onlar mı hayırlı? Yoksa Tübbain kavmı ve onlardan evvelkiler mi? Hep onları helak ettik, çünkü mücrim idiler
Onlar mı hayırlı, yoksa Tubba' kavmi ve onlardan önce gelen(kavim)ler mi? Suç işledikleri için biz onların hepsini helak ettik.
وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبِينَ
Ve ma halaknes semavati vel arda ve ma beynehuma laibin.
Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık.
Ve biz o Göklerle Yeri ve aralarındakileri oyunculukla yaratmadık
Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları eğlenmek için yaratmadık!
مَا خَلَقْنَاهُمَا إِلَّا بِالْحَقِّ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Ma halaknahuma illa bil hakkı ve lakinne ekserehum la ya'lemun.
Biz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık, ama insanların çoğu bilmezler.
İkisini de ancak hak sebebiyle yarattık ve lakin pek çokları bilmezler
Onları sadece gerçek bir sebeple, (hikmetli bir gaye ile) yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.
إِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ مِيقَاتُهُمْ أَجْمَعِينَ
İnne yevmel faslı mikatuhum ecmain.
Doğrusu hüküm günü hepsinin bir arada bulunacağı gündür.
Haberiniz olsun ki o fasıl günü hepinizin mikatıdır
(Hakkın batıldan ayrılacağı) Hüküm günü, hepsinin varacağı gündür.
يَوْمَ لَا يُغْنِي مَوْلًى عَنْ مَوْلًى شَيْئًا وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ
Yevme la yugni mevlen an mevlen şey'en ve la hum yunsarun.
O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, yardım da görmezler.
O gün ki yar yardan bir şey def'edemez ve bir taraftan yardım da olunmazlar
O gün dost, dostundan bir şey savamaz. Ve onlara yardım da edilmez.
إِلَّا مَنْ رَحِمَ اللَّهُ ۚ إِنَّهُ هُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
İlla men rahimallah, innehu huvel azizur rahim.
Yalnız, Allah'ın merhamet ettiği kimseler bunların dışındadır. O, şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
Ancak Allahın rahmetiyle yarlıgadığı başka, çünkü o öyle aziz öyle rahimdir
Ancak Allah'ın acıdığı kimseler (kurtulur). Şüphesiz O, üstündür esirgeyendir.
إِنَّ شَجَرَتَ الزَّقُّومِ
İnne şeceretez zakkum.
Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
Şübhesiz o zakkum ağacı
Zakkum ağacı,
طَعَامُ الْأَثِيمِ
Taamul esim.
Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
çok vebal yüklenenin yemeğidir.
Günahkarların yemeğidir.
كَالْمُهْلِ يَغْلِي فِي الْبُطُونِ
Kel muhl, yagli fil butun.
Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
Pota gibi karınlarında kaynar,
Pota gibi karınlarda kaynar.
كَغَلْيِ الْحَمِيمِ
Ke galyil hamim.
Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
Hamim kaynar gibi.
Sıcak suyun kaynaması gibi.
خُذُوهُ فَاعْتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَاءِ الْجَحِيمِ
Huzuhu fa'tiluhu ila sevail cahim.
"Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.
Tutun onu da yaka paça doğru Cehennemin ortasına sürükleyin.
(Allah, zebanilere emreder): "Tutun onu, cehennemin ortasına sürükleyin."
ثُمَّ صُبُّوا فَوْقَ رَأْسِهِ مِنْ عَذَابِ الْحَمِيمِ
Summe subbu fevka re'sihi min azabil hamim.
"Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.
Sonra da başının üstüne hamim azabından dökün
Sonra başının üstüne kaynar su azabından dökün!
ذُقْ إِنَّكَ أَنْتَ الْعَزِيزُ الْكَرِيمُ
Zuk, inneke entel azizul kerim.
"Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.
Tat bakalım deyin: çünkü sen azizdin, kerimdin.
Tad, zira sen kendince üstündün, şerefliydin.
إِنَّ هَٰذَا مَا كُنْتُمْ بِهِ تَمْتَرُونَ
İnne haza ma kuntum bihi temterun.
"Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.
İşte o sizin şekk ve mücadele edip durduğunuz bu
İşte o kuşkulanıp durduğunuz şey budur!"
إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ أَمِينٍ
İnnel muttekine fi makamin emin.
Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
Elbette müttekiler emin bir makamda
Korunanlar ise güvenli bir makamdadır.
فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
Fi cennatin ve uyun.
Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
Cennetlerde pınar başlarında
Bahçelerde ve çeşme başlarında.
يَلْبَسُونَ مِنْ سُنْدُسٍ وَإِسْتَبْرَقٍ مُتَقَابِلِينَ
Yelbesune min sundusin ve istebrakın mutekabilin.
İnce ipekten ve parlak atlastan giyinerek karşılıklı otururlar.
Sündüs ve istebraktan elbiseler giyerek karşı karşıya
İnce ipekten ve parlak atlastan giysiler giyerek karşılıklı otururlar.
كَذَٰلِكَ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ عِينٍ
Kezalik, ve zevvecnahum bi hurin in.
Bu böyledir; onları iri siyah gözlü hurilerle eşlendiririz.
Evet böyle, hem onları iri gözlü hurilerle tezvic de etmişizdir
Ayrıca onları, iri gözlü hurilerle de evlendirmişizdir.
يَدْعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَاكِهَةٍ آمِنِينَ
Yed'une fiha bi kulli fakihetin aminin.
Orada, güven içinde olarak her yemişi isteyebilirler.
Orada emniyyetler içinde her türlü yemişi çağırır getirdirler
Orada, güven içinde, her meyveyi isterler.
لَا يَذُوقُونَ فِيهَا الْمَوْتَ إِلَّا الْمَوْتَةَ الْأُولَىٰ ۖ وَوَقَاهُمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ
La yezukune fihel mevte illel mevtetel ula, ve vekahum azabel cahim.
Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur.
İlk ölümden başka ölüm datmazlar. Korumuştur da onları o Cahim azabından
Orada ilk ölümden başka ölüm tadmazlar (sürekli yaşarlar). Ve (Allah) onları cehennem azabından korumuştur.
فَضْلًا مِنْ رَبِّكَ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
Fadlen min rabbik, zalike huvel fevzul azim.
Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur.
Hepsi rabbından bir fadl olarak, işte budur ancak fevzi azim
Rabbinden bir lutuf olarak (bu ni'metler kendilerine verilmiştir). İşte, o büyük başarı budur.
فَإِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
Fe innema yessernahu bi lisanike leallehum yetezekkerun.
Biz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler.
Biz onu sade senin dilinle müyesser kıldık gerek ki iyi düşünsünler
Biz o(Kur'a)nı senin diline kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar.
فَارْتَقِبْ إِنَّهُمْ مُرْتَقِبُونَ
Fertekib innehum murtekıbun.
Biz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler.
O halde gözet çünkü onlar gözetiyorlar
Biraz bekle, onlar da beklemektedirler (yakında başlarına neler geleceğini göreceklerdir).