بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

📖 55 Ayet 📍 Mekki 🔢 Sıra: 54
1 Ayet

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ

İkterebetis saatu ven şakkal kamer.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yaklaştı Saat, yarıldı Kamer

Süleyman Ateş

O sa'at yaklaştı, ay yarıldı.

2 Ayet

وَإِنْ يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ

Ve in yerev ayeten yu'ridu ve yekulu sihrun mustemirr.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hala bir ayet görseler yüz çevirip derler: müstemir bir sihir

Süleyman Ateş

Bir mu'cize görecek olsalar yüz çevirirler ve "Süregelen bir büyüdür" derler.

3 Ayet

وَكَذَّبُوا وَاتَّبَعُوا أَهْوَاءَهُمْ ۚ وَكُلُّ أَمْرٍ مُسْتَقِرٌّ

Ve kezzebu vettebeu ehvaehum ve kullu emrin mustekırr.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yalanlarlar da kendi heveslerine uyarlar. Ama her işin karar kılacağı bir sonucu vardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yalan dediler, hevalarına uydular, halbuki her emir müstekır

Süleyman Ateş

Yalanladılar, nefislerinin heveslerine uydular. Halbuki her iş, yerini bulacaktır (Allah'ın kararına kimse engel olamaz).

4 Ayet

وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مِنَ الْأَنْبَاءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ

Ve lekad caehum minel enbai ma fihi muzdecer.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, onları bu hallerinden vazgeçirecek nice haberler gelmiştir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Celalim hakkı için onlara kıssalardan öyleleri de geldi ki onlarda zecredecek haberler var

Süleyman Ateş

Andolsun, onlara, (batılda kalmalarını) önleyecek (ibret verici olayları anlatan) haberler geldi.

5 Ayet

حِكْمَةٌ بَالِغَةٌ ۖ فَمَا تُغْنِ النُّذُرُ

Hikmetun baligatun fe ma tugnin nuzur.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bu haberlerin her birinde üstün hikmet vardır; ama uyarmalar fayda vermiyor.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir hikmet-i baliga, fakat inzarlar faide vermiyor.

Süleyman Ateş

Bunlar üstün hikmettir! Ama uyarılar fayda vermiyor.

6 Ayet

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ ۘ يَوْمَ يَدْعُ الدَّاعِ إِلَىٰ شَيْءٍ نُكُرٍ

Fe tevelle anhum, yevme yed'ud dai ila şey'in nukur.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Öyleyse onlardan yüz çevir; çağıran, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağırdığı gün;

Elmalılı Hamdi Yazır

Sen de onlardan yüz çevir, o gün ki çağırıcı görülmedik müdhiş bir şey'e çağırır

Süleyman Ateş

Öyleyse sen de onlardan yüz çevir; o çağırıcının görülmemiş, tanınmamış bir şeye çağıracağı gün,

7 Ayet

خُشَّعًا أَبْصَارُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ الْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُنْتَشِرٌ

Huşşe'an ebsaruhum yahrucune minel ecdasi keennehum ceradun munteşir.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Gözleri düşgün düşgün kabirlerden çıkarlar, sanki çıvgın çekirgeler gibi

Süleyman Ateş

Gözleri düşkün düşkün (zillet ve dehşet içinde) kabirlerden çıkarlar; tıpkı yayılan çekirgeler gibidirler.

8 Ayet

مُهْطِعِينَ إِلَى الدَّاعِ ۖ يَقُولُ الْكَافِرُونَ هَٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌ

Muhtıine iled dai, yekulul kafirune haza yevmun asir.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Çağırana koşarak, der ki kafirler: Bu pek zorlu bir gündür.

Süleyman Ateş

Boyunlarını, çağırana doğru uzatmış koşarlarken, kafirler: "Bu çetin bir gündür!" derler.

9 Ayet

۞ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا عَبْدَنَا وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ

Kezzebet kablehum kavmu nuhın fe kezzebu abdena ve kalu mecnunun vezducir.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bu ortak koşanlardan önce Nuh milleti de yalanlamış, kulumuzu yalanlayarak: "Delidir" demişlerdi, yolu kesilmişti.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onlardan evvel Nuh kavmı tekzib etti yalancı dediler o kulumuza, mec'nun dediler, çok incittiler

Süleyman Ateş

Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalanladılar ve: "Cinlenmiştir" dediler. Ve o(na çeşitli eziyetler yapılarak tebliğden) menedildi.

10 Ayet

فَدَعَا رَبَّهُ أَنِّي مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ

Fe dea rabbehu enni maglubun fentasır.

Diyanet İşleri Başkanlığı

O da: "Ben yenildim, bana yardım et" diye Rabbine yalvarmıştı.

Elmalılı Hamdi Yazır

O da nihayet rabbına dua etti, ben dedi, mağlubum, hemen nusratını ver

Süleyman Ateş

Bunun üzerine Rabbine: "Ben yenik düştüm, yardım et!" diye yalvardı.

11 Ayet

فَفَتَحْنَا أَبْوَابَ السَّمَاءِ بِمَاءٍ مُنْهَمِرٍ

Fe fetahna ebvabes semai bi main munhemir.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Biz de bunun üzerine gök kapılarını boşanan sularla açtık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bunun üzerine Göğün kapılarını açtık dökülen bir su ile şakır şakır

Süleyman Ateş

Biz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık.

12 Ayet

وَفَجَّرْنَا الْأَرْضَ عُيُونًا فَالْتَقَى الْمَاءُ عَلَىٰ أَمْرٍ قَدْ قُدِرَ

Ve feccernel arda uyunen feltekalmau ala emrin kad kudir.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık; her iki su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşti.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yeri de fışkırtık kaynaklar halinde, derken su birleşti bir emr üzerine ki olmuştu öyle mukadder

Süleyman Ateş

Yeri kaynaklar halinde fışkırttık, (göğün ve yerin) su(ları) takdir edilmiş bir işin olması için birleşti.

13 Ayet

وَحَمَلْنَاهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلْوَاحٍ وَدُسُرٍ

Ve hamelnahu ala zati elvahın ve dusur.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onu ise taşıdık elvahlı ve kenetli bir hamule üzerinde ki akar

Süleyman Ateş

Nuh'u da tahtalar ve çiviler(le yapılmış gemi) üzerinde taşıdık.

14 Ayet

تَجْرِي بِأَعْيُنِنَا جَزَاءً لِمَنْ كَانَ كُفِرَ

Tecri bi a'yunina, cezaen li men kane kufir.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.

Elmalılı Hamdi Yazır

Nezaretimizle giderdi o nankörlük edilen zata bir mükafat olarak

Süleyman Ateş

(Kendisine karşı) Nankörlük edilen(kulumuz)a (bizden) bir mükafat olmak üzere (gemi), gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.

15 Ayet

وَلَقَدْ تَرَكْنَاهَا آيَةً فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ

Ve lekad tereknaha ayeten fe hel min muddekir.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki Biz, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık; öğüt alan yok mudur?

Elmalılı Hamdi Yazır

Celalim hakkı için bıraktık ta onu bir ayet olarak, fakat düşünen mi var?

Süleyman Ateş

Bunu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?

16 Ayet

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ

Fe keyfe kane azabi ve nuzur.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Benim azabım ve uyarmam nasılmış?

Elmalılı Hamdi Yazır

Ki nasıl azabım ve inzarlarım?

Süleyman Ateş

Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (görsünler diye).

17 Ayet

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ

Ve lekad yessernel kur'ane liz zikri fe hel min muddekir.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki Kuran'ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

Elmalılı Hamdi Yazır

Şanım namına Kur'anı müyesser de kıldık düşünmek için, fakat düşünen mi var?

Süleyman Ateş

Andolsun biz, Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?

18 Ayet

كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ

Kezzebet adun fe keyfe kane azabi ve nuzur.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ad milleti peygamberini yalanlamıştı; Benim azabım ve uyarmam nasılmış?

Elmalılı Hamdi Yazır

Tekzib etti de Ad nasıl oldu azabım ve inzarlarım?

Süleyman Ateş

Ad da yalanladı, ama azabım ve uyarılarım nasıl oldu?

19 Ayet

إِنَّا أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا صَرْصَرًا فِي يَوْمِ نَحْسٍ مُسْتَمِرٍّ

İnna erselna aleyhim rihan sarsaren fi yevmi nahsin mustemirr.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.

Elmalılı Hamdi Yazır

çünkü salıverdik üzerlerine müstemirr, nühusetli bir günde bir soğuk rüzgar ki sarsar

Süleyman Ateş

Biz onların üstüne uğursuz mu uğursuz bir günde uğultulu bir kasırga saldık.

20 Ayet

تَنْزِعُ النَّاسَ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ مُنْقَعِرٍ

Tenziun nase ke ennehum a'cazu nahlin munkair.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik.

Elmalılı Hamdi Yazır

İnsanları kökünden devrilen hurma kütükleri gibi yolar

Süleyman Ateş

İnsanları sanki köklerinden sökülmüş hurma kütükleri imişler gibi koparıp deviriyordu.

21 Ayet

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ

Fe keyfe kane azabi ve nuzur.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Benim azabım ve uyarmam nasılmış?

Elmalılı Hamdi Yazır

Bak nasılmış azabım ve inzarlarım?

Süleyman Ateş

Benim azabım ve uyarılarım nasıl oldu?

22 Ayet

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ

Ve lekad yessernel kur'ane liz zikri fe hel min muddekir.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

Elmalılı Hamdi Yazır

Şanım namına Kur'anı müyesser de kıldık düşünmek için, fakat düşünen mi var?

Süleyman Ateş

Andolsun biz Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?

23 Ayet

كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِالنُّذُرِ

Kezzebet semudu bin nuzur.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Semud milleti uyaran peygamberleri yalanladı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Semud o inzarları tekzib ettiler

Süleyman Ateş

Semud da uyarıları yalandı:

24 Ayet

فَقَالُوا أَبَشَرًا مِنَّا وَاحِدًا نَتَّبِعُهُ إِنَّا إِذًا لَفِي ضَلَالٍ وَسُعُرٍ

Fe kalu ebeşeren minna vahiden nettebiuhu inna izen lefi dalalin ve suur.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şöyle dediler: içimizden bir beşere mi tabi' olacağız? Şübhesiz biz o vakıt şaşkınlık içinde kalır ateşlere yanarız

Süleyman Ateş

Bizden bir insana mı uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık içine düşmüş oluruz dediler.

25 Ayet

أَأُلْقِيَ الذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنْ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرٌ

E ulkıyez zikru aleyhi min beynina bel huve kezzabun eşir.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

O zikir aramızdan ona mı bırakılıyor? Belki o bir şımarık yalancıdır.

Süleyman Ateş

Zikir, aramızdan ona mı bırakıldı? Hayır o, yalancı küstahın biridir!

26 Ayet

سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَنِ الْكَذَّابُ الْأَشِرُ

Se ya'lemune gaden menil kezzabul eşir.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yarın, kimin pek yalancı ve şımarık olduğunu bileceklerdir.

Elmalılı Hamdi Yazır

İleride bilecekler o şımarık yalancı kimdir?

Süleyman Ateş

(Salih'e dedik ki): Yarın onlar, yalancı, küstahın kim olduğunu bilecekler.

27 Ayet

إِنَّا مُرْسِلُو النَّاقَةِ فِتْنَةً لَهُمْ فَارْتَقِبْهُمْ وَاصْطَبِرْ

İnna mursilun nakati fitneten lehum fertekıbhum vestabir.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu, onları denemek üzere dişi deveyi gönderen Biziz. Salih'e şöyle demiştik: "Onları gözetle ve sabret;

Elmalılı Hamdi Yazır

İşte biz onlara bir fitne olmak üzere o Nakayı (o dişi deveyi) salıyoruz. Onun için gözet onları ve sabırlı ol

Süleyman Ateş

Biz onlara, kendilerini sınamak için dişi deveyi göndereceğiz. Hele sen onları gözetle, sabret.

28 Ayet

وَنَبِّئْهُمْ أَنَّ الْمَاءَ قِسْمَةٌ بَيْنَهُمْ ۖ كُلُّ شِرْبٍ مُحْتَضَرٌ

Ve nebbi'hum ennel mae kısmetun beynehum, kullu şirbin muhtedar.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlara, sıralarına göre suyun kendileriyle o deve aralarında pay edilmiş olunduğunu söyle."

Elmalılı Hamdi Yazır

Hem haber ver onlara ki su aralarında nevbetle taksim ve her su alış huzur iledir

Süleyman Ateş

Onlara, suyun aralarında paylaştırılacağını, (bir gün devenin, bir gün de kendilerinin su içme nöbeti olacağını) haber ver; içme sırası kiminse o gelip suyunu alsın.

29 Ayet

فَنَادَوْا صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ

Fe nadev sahıbehum fe teata fe akar.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ama bir arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcını alarak deveyi kesti.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bunun üzerine sahiblerine bağırdılar o da silaha sarıldı da ayaklarını çırptı

Süleyman Ateş

Bir arkadaşlarını çağırdılar, o da bıçağı çekip (deveyi) kesti.

30 Ayet

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ

Fe keyfe kane azabi ve nuzur.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Benim azabım ve uyarmam nasılmış?

Elmalılı Hamdi Yazır

Fakat bak nasıl oldu azabım ve inzarlarım

Süleyman Ateş

Ama azabım ve uyarılarım nasıl oldu?

31 Ayet

إِنَّا أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَاحِدَةً فَكَانُوا كَهَشِيمِ الْمُحْتَظِرِ

İnna erselna aleyhim sayhaten vahıdeten fe kanu ke heşimil muhtezir.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Nitekim üzerlerine bir çığlık gönderdik de, ağılcıların kullandığı kurumuş ot gibi oldular.

Elmalılı Hamdi Yazır

Çünkü biz üzerlerine tek bir sayha salıverdik, ağılcı çırpısı gibi kırılıp döküle kaldılar

Süleyman Ateş

Biz onların üzerine tek sayha (korkunç bir ses) gönderdik; ağılcının topladığı kuru ot gibi kırılıp döküldüler.

32 Ayet

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ

Ve lekad yessernel kur'ane liz zikri fe hel min muddekir.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

Elmalılı Hamdi Yazır

şanım namına Kur'anı müyesser de kıldık düşünmek için, fakat düşünen mi var?

Süleyman Ateş

Andolsun Biz Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?

33 Ayet

كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ بِالنُّذُرِ

Kezzebet kavmu lutın bin nuzur.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Lut milleti uyaran peygamberleri yalanladı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Lutun kavmı o inzarlara yalan dediler

Süleyman Ateş

Lut'un kavmi de uyarıları yalanladı.

34 Ayet

إِنَّا أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا إِلَّا آلَ لُوطٍ ۖ نَجَّيْنَاهُمْ بِسَحَرٍ

İnna erselna aleyhim hasiben illa ale lut, necceynahum bi sehar.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Biz gönderdik üzerlerine taşlar yağdıran, yalnız Lutun ailesini necata çıkardık bir seher.

Süleyman Ateş

Biz de üstlerine (taşlar savuran) bir fırtına gönderdik, yalnız Lut ailesini seher vakti kurtardık;

35 Ayet

نِعْمَةً مِنْ عِنْدِنَا ۚ كَذَٰلِكَ نَجْزِي مَنْ شَكَرَ

Ni'meten min indina, kezalike neczi men şeker.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Tarafımızdan bir ni'met olarak, işte şükredeni böyle karşılarız

Süleyman Ateş

Katımızdan bir ni'met olarak. Biz şükredeni böyle mükafatlandırırız.

36 Ayet

وَلَقَدْ أَنْذَرَهُمْ بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا بِالنُّذُرِ

Ve lekad enzerehum batşetena fe temarev bin nuzur.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Lut, and olsun ki, onları Bizim yakalamamızla uyarmıştı, ama onlar uyarmaları şüphe ile karşılayarak dinlemediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Celalim hakkı için satvetimizin şiddetini kendilerine ıhtar da etmiş idi, fakat o ıhtarları cidal ile karşıladılar

Süleyman Ateş

Lut, onları bizim yakalamamıza karşı uyarmıştı, fakat uyarılara karşı kuşku duydular.

37 Ayet

وَلَقَدْ رَاوَدُوهُ عَنْ ضَيْفِهِ فَطَمَسْنَا أَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا عَذَابِي وَنُذُرِ

Ve lekad raveduhu an dayfihi fe tamesna a'yunehum fe zuku azabi ve nuzur.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, onlar Lut'un konukları olan melekleri elde etmeye kalkıştılar, bunun üzerine gözlerini kör ettik. "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve onun müsafirlerinden kam almağa kalkıştılar, biz de gözlerini siliverdik de tadın bakalım dedik azabımı ve inzarlarımı?

Süleyman Ateş

Onun (güzel delikanlılar şeklinde görünen melek) konuklarından murad almağa kalkıştılar. Biz de gözlerini siliverdik: "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!"

38 Ayet

وَلَقَدْ صَبَّحَهُمْ بُكْرَةً عَذَابٌ مُسْتَقِرٌّ

Ve lekad sabbehahum bukreten azabun mustekırr.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azap başlarına geldi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve Celalim hakkı için bastırıverdi kendilerini bir sabah bir azabı müstekır

Süleyman Ateş

Sabah erken, onları kararlı bir azab yakaladı.

39 Ayet

فَذُوقُوا عَذَابِي وَنُذُرِ

Fe zuku azabi ve nuzur.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Tadın bakalım azabımı ve inzarlarımı

Süleyman Ateş

Azabımı ve uyarılarımı(n akıbetini) tadın!

40 Ayet

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ

Ve lekad yessernel kur'ane liz zikri fe hel min muddekir.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

Elmalılı Hamdi Yazır

Şanım namına Kur'anı müyesser de kıldık düşünmek için, fakat düşünen mi var?

Süleyman Ateş

Andolsun biz Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?

41 Ayet

وَلَقَدْ جَاءَ آلَ فِرْعَوْنَ النُّذُرُ

Ve lekad cae ale fir'avnen nuzur.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, Firavun erkanına uyaranlar geldi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şanım hakkı için al-i Fir'avn'e de geldi inzar edici Peygamberler.

Süleyman Ateş

Fir'avn'ın kavmine de uyarılar gelmiştir.

42 Ayet

كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذْنَاهُمْ أَخْذَ عَزِيزٍ مُقْتَدِرٍ

Kezzebu bi ayatina kulliha fe ehaznahum ahze azizin muktedir.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Bunun üzerine onları güç ve kuvvet sahibi olana yakışır bir şekilde yakaladık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ayetlerimizin hepsini tekzib ettiler biz de onları öyle bir tutuşla alıverdik ki muktedir bir azize öyle yaraşır

Süleyman Ateş

Bütün ayetlerimizi yalanladılar. Biz de onları, galib ve güçlü(padişah)ın yakalaması gibi yakaladık.

43 Ayet

أَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌ مِنْ أُولَٰئِكُمْ أَمْ لَكُمْ بَرَاءَةٌ فِي الزُّبُرِ

E kuffarukum hayrun min ulaikum em lekum beraetun fiz zubur.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sizin inkarcılarınız bunlardan daha mı üstündür? Yoksa Kitablarda size bir kurtuluş belgesi mi var?

Elmalılı Hamdi Yazır

Sizin kafirleriniz onlardan hayırlı mı? Yoksa sizin için kitablarda bir beraet mi var?

Süleyman Ateş

Şimdi sizin kafirleriniz, ötekilerinizden hayırlı mı? Yoksa Kitaplarda sizin için bir beraet (inkarınızdan dolayı size sorumsuzluk) mu var?

44 Ayet

أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌ مُنْتَصِرٌ

Em yekulune nahnu cemiun muntesir.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa: "Biz öç alabilecek bir topluluğuz" mu diyorlar?

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa biz yardımlaşır bir cem'iyyetiz mi diyorlar?

Süleyman Ateş

Yoksa "Biz muzaffer (yenilmez) bir topluluğuz" mu diyorlar?

45 Ayet

سَيُهْزَمُ الْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ الدُّبُرَ

Se yuhzemul cem'u ve yuvelluned dubur.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Toplulukları dağıtılacak, yüzgeri edileceklerdir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Her halde o cem'iyyet bozulacak ve arkalarını dönüp gidecekler

Süleyman Ateş

O topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır.

46 Ayet

بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ أَدْهَىٰ وَأَمَرُّ

Belis saatu mev'ıduhum ves sa'atu edha ve emerr.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Kıyamet onların azap ile vadedildikleri gündür. O ne korkunç, ne acı bir gündür!

Elmalılı Hamdi Yazır

Daha doğrusu onların asıl mev'ıdi saattir ve o saat daha acı ve daha bela ve beterdir.

Süleyman Ateş

Hayır, buluşma zamanları o (uyarıldıkları) sa'attir. O sa'at cidden çok feci ve acıdır;

47 Ayet

إِنَّ الْمُجْرِمِينَ فِي ضَلَالٍ وَسُعُرٍ

İnnel mucrimine fi dalalin ve suur.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Muhakkak ki mücrimler şaşkınlık ve çılgınlıklar içindedirler

Süleyman Ateş

Suçlular bir sapıklık ve çılgınlık içindedir.

48 Ayet

يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِي النَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا مَسَّ سَقَرَ

Yevme yushabune fin nari ala vucuhihim, zuku messe sekar.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ateşe yüzüstü sürüldükleri gün, onlara: "Cehennemin dokunan azabını tadın" denir.

Elmalılı Hamdi Yazır

O gün ki yüzleri üstü ateşte sürüklenecekler tadın ne imiş diye messi Sakar

Süleyman Ateş

O gün yüzükoyun ateşe sürüklenecekler: "Cehennemin dokunuşunu tadın!" diye.

49 Ayet

إِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ

İnna kulle şey'in halaknahu bi kader.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz Biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Haberiniz olsun ki biz her şey'i bir kaderle yaratmışızdır

Süleyman Ateş

Biz her şeyi bir kadere (bir düzene, ölçüye, plana) göre yarattık.

50 Ayet

وَمَا أَمْرُنَا إِلَّا وَاحِدَةٌ كَلَمْحٍ بِالْبَصَرِ

Ve ma emruna illa vahıdetun ke lemhın bil basar.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bizim buyruğumuz bir göz kırpması gibi anidir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Emrimiz de başka değil birdir, bir lemhi basar gibidir

Süleyman Ateş

Bizim buyruğumuz yalnız bir tektir, göz açıp yumma gibidir.

51 Ayet

وَلَقَدْ أَهْلَكْنَا أَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ

Ve lekad ehlekna eşyaakum fe hel min muddekir.

Diyanet İşleri Başkanlığı

And olsun ki, benzerlerinizi yok etti, öğüt alan yok mudur?

Elmalılı Hamdi Yazır

Celalim hakkiyçin emsalinizi hep helak da ettik fakat hani düşünen?

Süleyman Ateş

Andolsun biz sizin benzerlerinizi hep helak ettik. Öğüt alan yok mudur?

52 Ayet

وَكُلُّ شَيْءٍ فَعَلُوهُ فِي الزُّبُرِ

Ve kullu şey'in fe aluhu fiz zubur.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İnsanların yaptıkları her şey kitablarda kayıtlıdır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bununla beraber işledikleri her şey defterlerdedir

Süleyman Ateş

İşledikleri her şey, Kitaplarda mevcuttur.

53 Ayet

وَكُلُّ صَغِيرٍ وَكَبِيرٍ مُسْتَطَرٌ

Ve kullu sagirin ve kebirin mustetar.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Küçük ve büyük, hepsi satır satırdır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve küçük büyük hepsi satra geçmiştir

Süleyman Ateş

Küçük, büyük hepsi satır satır yazılmıştır.

54 Ayet

إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَنَهَرٍ

İnnel muttekine fi cennatin ve neher.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şübhesiz müttekıler Cennetlerde nur içinde

Süleyman Ateş

Korunanlar cennetlerde ırmaklar(ın kenarın)dadırlar.

55 Ayet

فِي مَقْعَدِ صِدْقٍ عِنْدَ مَلِيكٍ مُقْتَدِرٍ

Fi mak'adi sıdkın inde melikin muktedir.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sadakat meclisinde, kudretine nihayet olmıyan bir şehinşahın huzurı kibriyasında

Süleyman Ateş

Güçlü padişahın huzurunda doğruluk koltuklarında(memnunluk içinde)dirler.