بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ الْحَاقَّةُ
El hakkah.
Gerçekleşecek olan!
O Hakka
Gerçekleşen,
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ الْحَاقَّةُ
El hakkah.
Gerçekleşecek olan!
O Hakka
Gerçekleşen,
مَا الْحَاقَّةُ
Mel hakkah.
Nedir o gerçekleşecek olan gün?
Ne Hakka?
Nedir o gerçekleşen?
وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْحَاقَّةُ
Ve ma edrake mel hakkah.
Gerçekleşecek olanın ne olduğunu sana ne bildirir?
Ve ne bildirdi sana dirayetle? Nedir o Hakka?
Gerçekleşenin ne olduğunu nerden bileceksin?
كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌ بِالْقَارِعَةِ
Kezzebet semudu ve adun bil kariah.
Semud ve Ad milletleri tepelerine inecek bu gerçeği yalanladılar.
İnanmadı Semud-ü Ad o kariaya.
Semud ve 'Ad (kavimleri), başa çarpan olayı yalanladılar.
فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهْلِكُوا بِالطَّاغِيَةِ
Fe emma semudu fe uhliku bit tagıyeh.
Bu yüzden Semud milleti zorlu bir sarsıntı ile yok edildi.
Amma Semud ihlak ediliverdiler o tagıye ile
Bu yüzden Semud (kavmi) azgın bir vak'a ile helak edildiler.
وَأَمَّا عَادٌ فَأُهْلِكُوا بِرِيحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍ
Ve emma adun fe uhliku bi rihın sarsarin atiyeh.
Ad milleti de bu yüzden önünde durulmaz, dondurucu bir rüzgarla yok edildi.
Ve amma Ad onlar da ihlak ediliverdiler bir sarsar rüzgar, azgın bir fırtına ile
Ad (kavmi) ise uğultulu, azgın bir kasırga ile helak edildiler.
سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَانِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومًا فَتَرَى الْقَوْمَ فِيهَا صَرْعَىٰ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍ
Sehhareha aleyhim seb'a leyalin ve semaniyete eyyamin husumen fe terel kavme fiha sar'a ke ennehum a'cazu nahlin haviyeh.
Allah onların kökünü kesmek üzere, üzerlerine o rüzgarı yedi gece sekiz gün, estirdi. Halkın, kökünden çıkarılmış hurma kütükleri gibi yere yıkıldıklarını görürsün.
müsellat etmişti Allah onun üzerlerine yedi gece sekiz gün husum halinde, köklerini kesmek üzere müstemirren. Bir de görürsün ki o kavmı o müddet zarfında yıkıla kalmışlar. Ve sanki içleri kof hurma kütükleri imişler
(Allah) Onu, yedi gece, sekiz gün ardı ardına onların üzerine saldı. O kavmi orada, içi boş hurma kütükleri gibi serilmiş görürsün.
فَهَلْ تَرَىٰ لَهُمْ مِنْ بَاقِيَةٍ
Fe hel tera lehum min bakıyeh.
Onlardan arda kalmış bir şey görür müsün?
Bak şimdi görebilir misin onlardan bir bakıyye.
Onlardan hiç geri kalan görüyor musun?
وَجَاءَ فِرْعَوْنُ وَمَنْ قَبْلَهُ وَالْمُؤْتَفِكَاتُ بِالْخَاطِئَةِ
Ve cae fir'avnu ve men kablehu vel mu'tefikatu bil hatıeh.
Firavun, ondan öncekiler ve alt üst olmuş kasabalarda oturanlar da suç işlemişlerdi.
Firavin de geldi, ondan evvelkiler de, mü'tefikeler de hep o hata ile
Fir'avn ve ondan öncekiler ve altüst olmuş kentler(in halkı olan Lut kavmi) de hatalı iş yaptılar.
فَعَصَوْا رَسُولَ رَبِّهِمْ فَأَخَذَهُمْ أَخْذَةً رَابِيَةً
Fe asav resule rabbihim fe ehazehum ahzeten rabiyeh.
Rabbinin peygamberine baş kaldırmışlardı. Bunun üzerine Rableri onları şiddeti arttıkça artan bir şekilde yakaladı.
Hep rablarının Resulüne asi oldular o da onları alıverdi mütezayid bir tutuş (kahir bir kabza) ile
Rablerinin elçisine karşı geldiler. O da onları şiddeti gittikçe artan bir yakalayışla yakaladı.
إِنَّا لَمَّا طَغَى الْمَاءُ حَمَلْنَاكُمْ فِي الْجَارِيَةِ
İnna lemma tagal mau hamelnakum fil cariyeh.
Su taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır.
Halbuki biz o su tuğyan ettiği vakıt sizi akan gemide taşıdık
Su(lar) kabarınca biz sizi, akıp giden(gemi)de taşıdık.
لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةً وَتَعِيَهَا أُذُنٌ وَاعِيَةٌ
Li nec'aleha lekum tezkireten ve teıyeha uzunun vaıyeh.
Su taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır.
Onu sizlere bir anid yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye
Ki onu size bir ibret yapalım ve belleyen kulak(lar) onu bellesin.
فَإِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ نَفْخَةٌ وَاحِدَةٌ
Fe iza nufiha fis suri nefhatun vahıdeh.
Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.
Çünkü sur üfürülüp de bir tek nefha
Sur'a bir tek üfleme üflendiği,
وَحُمِلَتِ الْأَرْضُ وَالْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَاحِدَةً
Ve humiletil ardu vel cibalu fe dukketa dekketen vahıdeh.
Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.
O yer ve dağlar yükletilip arkasından da bir çarpılış çarpıldılar mı bir daf'a
Arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman,
فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُ
Fe yevme izin vekaatil vakıah.
Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.
İşte o gün o vakıa vukua gelmiştir
İşte o gün, olan olmuştur.
وَانْشَقَّتِ السَّمَاءُ فَهِيَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌ
Ven şakkatis semau fe hiye yevme izin vahiyeh.
Gök yarılır; o gün düzeni bozulur.
Ve Sema yarılmış o da o gün sarkmıştır,
Gök yarılmıştır; o gün o, zayıf, sarkıktır.
وَالْمَلَكُ عَلَىٰ أَرْجَائِهَا ۚ وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَانِيَةٌ
Vel meleku ala ercaiha, ve yahmilu arşe rabbike fevkahum yevme izin semaniyeh.
Melekler onun çevresindedirler; o gün Rabbinin arşını onlardan başka sekiz tanesi yüklenir.
öyle ki melekler, kenarları üzerindedir ve üstlerinde o gün rabbının Arşını sekiz hamil olur
Melekler de onun kenarlarındadır. O gün Rabbinin tahtını, üstlerinde sekiz (melek) taşır.
يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفَىٰ مِنْكُمْ خَافِيَةٌ
Yevme izin tu'radune la tahfa minkum hafiyeh.
O gün siz huzura alınırsınız, hiçbir şeyiniz gizli kalmaz.
O gün arz olunursunuz, öyle ki gizli bir haliniz kalmaz
O gün (Allah'a) arz olunursunuz. Sizden hiçbir giz, (Allah'a) gizli kalmaz.
فَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ فَيَقُولُ هَاؤُمُ اقْرَءُوا كِتَابِيَهْ
Fe emma men utiye kitabehu bi yeminihi fe yekulu haumukreu kitabiyeh.
Kitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der.
İşte o vakıt kitabına sağıyle irdirilmiş olan kimse der ki: ha alın okuyun kitabımı
Kitabı sağından verilen: "Alın Kitabımı okuyun" der.
إِنِّي ظَنَنْتُ أَنِّي مُلَاقٍ حِسَابِيَهْ
İnni zanentu enniy mülakın hısabiyeh.
Kitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der.
Çünkü ben sezmiştim ki ben kavuşacağım hisabıma
Ben hesabımla karşılaşacağımı sezmiştim zaten.
فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَاضِيَةٍ
Fe huve fi işetin radıyeh.
Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.
Artık o, hoşnud bir hayatta
Artık o, memmun eden bir yaşam içindedir.
فِي جَنَّةٍ عَالِيَةٍ
Fi cennetin aliyeh.
Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.
Yüksek bir Cennettedir
Yüksek bir bahçede.
قُطُوفُهَا دَانِيَةٌ
Kutufuha daniyeh.
Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.
Divşirimleri yakında
Ki devşirmesi kolay (meyvaları yakın. Oturan, elini uzatıp alabilir).
كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئًا بِمَا أَسْلَفْتُمْ فِي الْأَيَّامِ الْخَالِيَةِ
Kulu veşrebu henien bima esleftum fil eyyamil haliyeh.
Onlara şöyle denir: "Geçmiş günlerde, peşinen işlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz içiniz."
Yeyin için afiyet olsun, takdim ettiklerinize mukabil geçmiş günlerde
Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için!
وَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِشِمَالِهِ فَيَقُولُ يَا لَيْتَنِي لَمْ أُوتَ كِتَابِيَهْ
Ve emma men utiye kitabehu bi şimalihi fe yekulu ya leyteni lem ute kitabiyeh.
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
Amma kitabına soliyle irdirilmiş olan da der ki: eyvah keşke erdirilmese idim kitabıma
Kitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke bana Kitabım verilmeseydi!"
وَلَمْ أَدْرِ مَا حِسَابِيَهْ
Ve lem edri ma hısabiyeh.
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
Ve vakıf olmasa idim ne imiş? Hisabıma
Şu hesabımı hiç bilmemiş olsaydım!
يَا لَيْتَهَا كَانَتِ الْقَاضِيَةَ
Ya leyteha kanetil kadiyeh.
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
nolurdu iş bitiren olaydı o ölüm
Keşke (ölüm) işimi bitirmiş olsaydı!
مَا أَغْنَىٰ عَنِّي مَالِيَهْ ۜ
Ma agna anni maliyeh.
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
Hiçbir şey'e yaramadı benden yana malım
Malım bana hiçbir yarar sağlamadı.
هَلَكَ عَنِّي سُلْطَانِيَهْ
Heleke anni sultaniyeh.
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
Mahv oldu benden saltanat-ü samanım
Gücüm (saltanatım) benden yok olup gitti
خُذُوهُ فَغُلُّوهُ
Huzuhu fe gulluh.
İlgililere şöyle buyurulur: "O'nu alın, bağlayın."
Tutun onu hemen bağlayın onu
(Allah, cehennemin muhafızlarına buyurur:) "Tutun onu, bağlayın onu."
ثُمَّ الْجَحِيمَ صَلُّوهُ
Summel cahime salluh.
"Sonra cehenneme yaslayın"
Sonra ancak Cahime yaslayın onu
Sonra cehenneme sallayın onu!
ثُمَّ فِي سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًا فَاسْلُكُوهُ
Summe fi silsiletin zer'uha seb'une ziraan feslukuh.
"Sonra onu boyu yetmiş arşın olan zincire vurun";
Sonra bir zincirde, ki boyu yetmiş arşın, yollayın onu
Sonra uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun onu!
إِنَّهُ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِاللَّهِ الْعَظِيمِ
İnnehu kane la yu'minu billahil azim.
"Çünkü, o, yüce Allah'a inanmazdı."
Çünkü o Allahu Azimü'ş-şan'a inanmıyordu
Çünkü o büyük Allah'a inanmıyordu.
وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ الْمِسْكِينِ
Ve la yahuddu ala taamil miskin.
"Yoksulun yiyeceği ile ilgilenmezdi."
Ve fukaranın yiyeceğine hiç bakmıyordu
Yoksulu doyurmaya ön ayak olmuyurdu!
فَلَيْسَ لَهُ الْيَوْمَ هَاهُنَا حَمِيمٌ
Fe leyse lehul yevme hahuna hamim.
"Bu sebeple burada bugün onun bir acıyanı yoktur."
bu gün de ona yok kanı sıcak bir hısım
Bugün burada onun için candan bir dost yoktur.
وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنْ غِسْلِينٍ
Ve la taamun illa min gıslin.
"Günahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."
Ne de bir taam, bir "gıslin" den başka
İrinden başka yiyecek de yoktur.
لَا يَأْكُلُهُ إِلَّا الْخَاطِئُونَ
La ye'kuluhu illel hatiun.
"Günahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."
Ki onu kimse yemez hatakar canilerden başka.
Onu, (bile bile) hata işleyenlerden başkası yemez.
فَلَا أُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ
Fe la uksımu bima tubsırun.
Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
Artık yok, kasem ederim ki gördüklerinize
Yoo, yemin ederim; gördüklerinize,
وَمَا لَا تُبْصِرُونَ
Ve ma la tubsırun.
Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
Ve görmediklerinize
Ve görmediklerinize,
إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ
İnnehu le kavlu resulun kerimin.
Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
O hiç şübhesiz kerim bir Resulün getirdiği sözdür
Ki, o (Kur'an) elbette değerli bir elçinin sözüdür.
وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍ ۚ قَلِيلًا مَا تُؤْمِنُونَ
Ve ma huve bi kavli şairin, kalilin ma tu'minun.
O, şair sözü değildir; ne az inanıyorsunuz!
Ve o bir şair sözü değildir. Siz pek az düşünüyorsunuz
O, bir şa'irin sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz!
وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍ ۚ قَلِيلًا مَا تَذَكَّرُونَ
Ve la bi kavli kahin, kalilen ma tezekkerun.
Kahin sözü de değildir; ne az düşünüyorsunuz!
bir kahin sözü de değildir, siz pek az düşünüyorsunuz
Bir kahinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!
تَنْزِيلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Tenzilun min rabbil alemin.
Kuran, Alemlerin Rabbinden indirilmedir.
O rabbül'aleminden bir tenzildir
Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ الْأَقَاوِيلِ
Ve lev tekavvele aleyna ba'dal ekavil.
Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.
O bize isnaden ba'zı laflar uydurmağa kalkışsaydı
Eğer o, (Muhammed), bazı laflar uydurup bize iftira etseydi,
لَأَخَذْنَا مِنْهُ بِالْيَمِينِ
Le ehazna minhu bil yemin.
Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.
Elbette biz onu ondan dolayı yeminiyle yakalar (kuvvetle tutar hıncını alır)dık.
Elbette onun sağ(elini veya kuvvet)ini alırdık.
ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ الْوَتِينَ
Summe le kata'na minhul vetin.
Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.
Sonra da ondan vetinini (iliğini) keser atardık
Sonra onun can damarını keserdik.
فَمَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَاجِزِينَ
Fe ma minkum min ehadin anhu hacizin.
Hiçbiriniz de onu koruyamazdınız.
O vakıt sizden hiç biriniz ona siper de olamazdınız
Sizden hiç kimse buna engel olamazdı.
وَإِنَّهُ لَتَذْكِرَةٌ لِلْمُتَّقِينَ
Ve innehu le tezkiretun lil muttekin.
Doğrusu Kuran Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür.
Ve o hiç şüphesiz unutulmıyacak bir öğüddür korunacaklar için
O (Kur'an), korunanlar için bir öğüttür.
وَإِنَّا لَنَعْلَمُ أَنَّ مِنْكُمْ مُكَذِّبِينَ
Ve inna le na'lemu enne minkum mukezzibin.
İçinizde yalanlayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz.
Bununla beraber biz biliyoruz ki sizden inanmıyanlar var
Biz, içinizde yalanlayanlar bulunduğunu elbette biliyoruz.
وَإِنَّهُ لَحَسْرَةٌ عَلَى الْكَافِرِينَ
Ve innehu le hasretun alel kafirin.
Doğrusu Kuran, inkarcılar için bir üzüntüdür.
Ve her halde o, kafirler üzerinde bir hasrettir
Doğrusu o, kafirler için hasrettir.
وَإِنَّهُ لَحَقُّ الْيَقِينِ
Ve innehu le hakk'ul yakin.
O, şüphesiz kesin gerçektir.
Ve o hiç şübhesiz hakkulyakin'dir
O, kesin gerçektir.
فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ
Fe sebbıh bismi rabbikel azim.
Öyleyse çok büyük olan Rabbinin adını tesbih et.
haydi tesbih et rabbının azim ismiyle
Öyleyse ulu Rabbinin adını tesbih et (O'nun eksikliklerinden uzak, yücelerden yüce olduğunu an).