بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ لَا أُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيَامَةِ
La uksimu bi yevmil kıyameh.
Kıyamet gününe yemin ederim.
Yo... Kasem ederim o kalkım gününe (yevm-i kıyame'ye)
Yoo, kıyamet gününe and içerim,
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ لَا أُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيَامَةِ
La uksimu bi yevmil kıyameh.
Kıyamet gününe yemin ederim.
Yo... Kasem ederim o kalkım gününe (yevm-i kıyame'ye)
Yoo, kıyamet gününe and içerim,
وَلَا أُقْسِمُ بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَةِ
Ve la uksimu bin nefsil levvameh.
Ve nedamet çeken nefse yemin ederim.
Yine yo... Kasem ederim o pişman cana (nefs-i levvame'ye)
Yoo, daima, kendini kınayan nefse and içerim.
أَيَحْسَبُ الْإِنْسَانُ أَلَّنْ نَجْمَعَ عِظَامَهُ
E yahsebul insanu ellen necmea ıza meh.
İnsan, kemiklerini bir araya toplayamayız mı sanıyor?
İnsan sanır mı ki derleyemeyiz kemiklerini?
İnsan kendisinin kemiklerini bir araya toplamayacağımızı mı sanıyor?
بَلَىٰ قَادِرِينَ عَلَىٰ أَنْ نُسَوِّيَ بَنَانَهُ
Bela kadirine ala en nusevviye bena neh.
Evet, Biz onu, parmak uçlarına varıncaya kadar bütün incelikleriyle yeniden yapmaya kadiriz.
Evet derleriz kadir olarak tesviyeye bile parmaklarını
Evet, toplarız, onun parmak uçlarnı düzenlemeğe gücümüz yeter.
بَلْ يُرِيدُ الْإِنْسَانُ لِيَفْجُرَ أَمَامَهُ
Bel yuridul insanu li yefcure emameh.
Ama, insanoğlu gelecekte de suç işlemek ister de: "Kıyamet günü ne zamanmış! " der.
Fakat insan ister önünde fücur etmesini
Fakat insan, devamlı suç işleyerek ilerisini berbadetmek ister.
يَسْأَلُ أَيَّانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ
Yes'elu eyyane yevmul kıyameh.
Ama, insanoğlu gelecekte de suç işlemek ister de: "Kıyamet günü ne zamanmış! " der.
Sorar: ne zaman diye o Kıyamet günü
Kıyamet günü nerede? diye sorup durur.
فَإِذَا بَرِقَ الْبَصَرُ
Fe iza berikal basar.
Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der.
Ne vakıt ki o göz şimşek çakar
Ama göz (güneş gibi ortaya çıkan gerçeğin karşısında) kamaştığı,
وَخَسَفَ الْقَمَرُ
Ve hasefel kamer.
Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der.
Ve Ay tutulur
Ay tutulduğu,
وَجُمِعَ الشَّمْسُ وَالْقَمَرُ
Ve cumiaş şemsu vel kamer.
Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der.
Ve Güneş ve Ay toplanır
Güneş ve Ay bir araya toplandığı zaman!
يَقُولُ الْإِنْسَانُ يَوْمَئِذٍ أَيْنَ الْمَفَرُّ
Yekulul insanu yevme izin eynel meferr.
Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der.
Der o insan o gün: nereye kaçmalı? (eynel'mefer)
(Evet) O gün insan: "Kaçacak yer neresi?" der.
كَلَّا لَا وَزَرَ
Kella la vezer.
Hayır; hayır; bir sığınak yoktur.
Hayır hayır, yok bir siper
Hayır, sığınacak yer yoktur.
إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ الْمُسْتَقَرُّ
İla rabbike yevme izinil mustekar.
O gün, sen, Rabbinin huzuruna varıp durursun.
Rabbınadır ancak o gün karar
O gün varıp durulacak yer, ancak Rabbinin huzurudur (ey insan).
يُنَبَّأُ الْإِنْسَانُ يَوْمَئِذٍ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ
Yunebbeul insanu yevme izin bima kaddeme ve ahhar.
O gün, insanoğluna önde ve sonda yaptığı ne varsa bildirilir.
Ayıtılır insan o gün, yaptıklarile mukaddem, müahhar
(O zaman) İnsanın yapıp öne sürdüğü, (yapmayıp) geri bıraktığı herşey kendisine haber verilir.
بَلِ الْإِنْسَانُ عَلَىٰ نَفْسِهِ بَصِيرَةٌ
Belil insanu ala nefsihi basireth.
Özürlerini sayıp dökse de, insanoğlu, artık kendi kendinin şahididir.
Doğrusu insan kendine karşı bir basirettir
Doğrusu insan kendi nefsini görür,
وَلَوْ أَلْقَىٰ مَعَاذِيرَهُ
Ve lev elka meazireh.
Özürlerini sayıp dökse de, insanoğlu, artık kendi kendinin şahididir.
Dökse de ortaya ma'ziretlerini
Birtakım özürler ortaya atsa da.
لَا تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ
La tuharrik bihi lisaneke li ta'cele bihi.
Cebrail sana Kuran okurken, unutmamak için acele edip onunla beraber söyleme, yalnız dinle.
Depretme ona dilini ivedinden onu
(Ey Muhammed,) Onu hemen okumak için diline depretme.
إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ
İnne aleyna cem'ahu ve kur'anehu.
Doğrusu o vahyolunanı kalbine yerleştirmek ve onu sana okutturmak Bize düşer.
Çünkü bize aiddir onun cem'i ve Kur'anı
Onu (senin kalbinde) toplamak ve (sana) okumak bize düşer.
فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ
Fe iza kara'nahu fettebi'kur'anehu.
Biz onu Cebrail'e okuttuğumuz zaman, onun okumasını dinle.
Biz okuduk mu o vakıt ta'kıyb et o Kur'anı
O halde sana Kur'an'ı okuduğumuz zaman onun okunuşunu izle.
ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ
Summe inne aleyna beyanehu.
Sonra onu sana açıklamak Bize düşer.
Sonra bize aiddir yine onun beyanı
Sonra onu açıklamak da bize düşer.
كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ
Kella bel tuhıbbunel acileh.
Hayır, hayır! Sizler, çabuk elde edeceğiniz dünya nimetlerini seversiniz.
Hayır hayır siz pişini seviyorsunuz
Hayır, siz çabuk(geçen şu dünyay)ı seviyorsunuz da,
وَتَذَرُونَ الْآخِرَةَ
Ve tezerunel ahıreh.
Ahireti bırakırsınız.
Ve Ahıreti bırakıyorsunuz
Ahireti bırakıyorsunuz.
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌ
Vucuhun yevme izin nadıreh.
O gün bir takım yüzler Rablerine bakıp parlayacaktır.
Nice yüzler o gün ışılar parlar
Yüzler var ki o gün ışıl ışıl parlar,
إِلَىٰ رَبِّهَا نَاظِرَةٌ
İla rabbiha nazıreh.
O gün bir takım yüzler Rablerine bakıp parlayacaktır.
Rabbına nazır
Rabbine bakar.
وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ بَاسِرَةٌ
Ve vucuhun yevme izin basireth.
O gün bir takım yüzler de asıktır.
Nice yüzler de o gün ekşir pusarır
Yüzler de var ki o gün asıktır.
تَظُنُّ أَنْ يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌ
Tezunnu en yuf'ale biha fakıreh.
Kendisinin belkemiğinin kırılacağını sanır.
Anlar ki kendilerine bel kıran yapılır
Kendisine bel kemiklerini kıran(bela)nın yapılacağını anlar.
كَلَّا إِذَا بَلَغَتِ التَّرَاقِيَ
Kella iza belegatit terakıy.
Dikkat edin; can boğaza gelip köprücük kemiklerine dayandığı zaman: "Çare bulan yok mudur?" denir.
Hayır hayır ne zaman ki o can köprücüklere dayanır
Hayır, ne zaman ki can, köprücük kemiklerine dayanır,
وَقِيلَ مَنْ ۜ رَاقٍ
Ve kile men rak.
Dikkat edin; can boğaza gelip köprücük kemiklerine dayandığı zaman: "Çare bulan yok mudur?" denir.
Ve denilir: kim var bir okuyacak?
Ve (başında bulunanlar tarafından): "Kim afsun yapar acaba? denir,
وَظَنَّ أَنَّهُ الْفِرَاقُ
Ve zanne ennehul firak.
Artık ayrılık vaktinin geldiğini sanır.
Ve sezer o dem temamelfirak
Ve kendisi artık bunun, ayrılık zamanı olduğunu anlar,
وَالْتَفَّتِ السَّاقُ بِالسَّاقِ
Velteffetis saku bis sak.
Bacaklar birbirine dolaşır.
Ve dolaşır el ayak, bacağa bacak
Ve bacak bacağa dolaşır.
إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ الْمَسَاقُ
İla rabbike yevme izinil mesak.
O gün sevk Rabbin huzurunadır.
Rabbınadır o gün yalnız mesak
İşte o gün, sevk Rabbinedir (can, Allah'ın huzuruna sevk edilir).
فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّىٰ
Fe la saddeka ve la salla.
O, Peygamberi doğrulamamış, namaz kılmamış, ama yalanlayıp yüz çevirmiş, sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti.
Fakat o ne sadaka verdi ne namaz kıldı
Ne sadaka verdi, ne de namaz kıldı.
وَلَٰكِنْ كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ
Ve lakin kezzebe ve tevella.
O, Peygamberi doğrulamamış, namaz kılmamış, ama yalanlayıp yüz çevirmiş, sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti.
Ve lakin yalan dedi ve döndü
Fakat yalanladı, döndü.
ثُمَّ ذَهَبَ إِلَىٰ أَهْلِهِ يَتَمَطَّىٰ
Summe zehebe ila ehlihi yetemetta.
O, Peygamberi doğrulamamış, namaz kılmamış, ama yalanlayıp yüz çevirmiş, sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti.
Sonra da gerneşe gerneşe ehline gitti
Sonra çalım satarak ailesine gitti.
أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰ
Evla leke fe evla.
Sana yazıklar olsun, yazıklar!
Gerektir sana o bela gerek
Yazık sana yazık!
ثُمَّ أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰ
Summe evla leke fe evla.
Daha ne olsun, sana yazıklar olsun, yazıklar!
Evet, gerektir sana o bela gerek
Yine yazık sana yazık!
أَيَحْسَبُ الْإِنْسَانُ أَنْ يُتْرَكَ سُدًى
E yahsebul'insanu en yutreke suda.
İnsanoğlu kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?
Sanır mı insan muhmel bırakıla
İnsan, başı boş bırakılacağını mı sanır?
أَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِنْ مَنِيٍّ يُمْنَىٰ
E lem yeku nutfeten min meni yin yumna.
O, katılan bir meni damlası değil miydi?
Değil miydi bir nutfe dökülen meniden?
Kendisi dökülen meniden bir nutfe (sperm) değil miydi?
ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوَّىٰ
Summe kane alakaten fe halaka fe sevva.
Sonra kan pıhtısı olmuş, sonra Allah onu yaratıp şekil vermişti.
Sonra bir aleka, oldu derken biçimine koydu, derken tesviye etti de
Sonra alaka (rahme asılan embriyo) oldu da (Rabbi onu) yarattı, düzenledi.
فَجَعَلَ مِنْهُ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنْثَىٰ
Fe ceale minhuz zevceyniz zekere vel unsa.
Ondan, erkek, dişi iki cins yaratmıştı.
Yapdı ondan da iki eşi: erkek ve dişi
O(meni)den iki çifti: Erkeği ve dişiyi var etti.
أَلَيْسَ ذَٰلِكَ بِقَادِرٍ عَلَىٰ أَنْ يُحْيِيَ الْمَوْتَىٰ
E leyse zalike bi kadirin ala en yuhyiyel mevta.
Bunları yapan Allah'ın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi? Elbette yeter.
O, ölüleri diriltmeye kadir değil mi?
Şimdi bun(ları yapan Allah)ın ölüleri diriltmeğe gücü yetmez mi?