بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ
İzeş şemsu kuvviret.
Güneş dürülüp ışığı kalmadığı zaman;
O Güneş dürüldüğü vakıt
Güneş büzüldüğü zaman,
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ
İzeş şemsu kuvviret.
Güneş dürülüp ışığı kalmadığı zaman;
O Güneş dürüldüğü vakıt
Güneş büzüldüğü zaman,
وَإِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ
Ve izen nucumun kederet.
Yıldızlar düşüp, söndüğü zaman;
Ve yıldızlar bulandığı vakıt
Yıldızlar kararıp döküldüğü zaman,
وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ
Ve izelcibalu suyyiret.
Doğurması yaklaşmış develer başıboş bırakıldığı zaman;
Ve dağlar yürütüldüğü vakıt
Dağlar yürütüldüğü zaman,
وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ
Ve izel ışaru uttılet.
Doğurması yaklaşmış develer başıboş bırakıldığı zaman;
Ve kıyılmaz mallar bırakıldığı vakıt
On aylık gebe develer başı boş bırakıldığı zaman,
وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ
Ve izel vuhuşu huşiret.
Yabani hayvanlar bir araya toplatıldığı zaman;
Ve vuhuş toplandığı vakıt
Vahşi hayvanlar bir araya toplandığı zaman,
وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ
Ve izel biharu succiret.
Denizler kaynaştırıldığı zaman;
Ve denizler ateşlendiği vakıt
Denizler kaynatıldığı zaman,
وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ
Ve izen nufusu zuvvicet.
Canlar bedenlerle birleştirildiği zaman;
nüfus çiftlendiği vakıt
Nefisler çiftleştirildiği zaman.
وَإِذَا الْمَوْءُودَةُ سُئِلَتْ
Ve izel mev'udetu suilet.
Kız çocuğun hangi suçtan ötürü öldürüldüğü kendisine sorulduğu zaman;
(8-9) Ve o diri gömülen hangi günahla öldürüldü? Sorulduğu vakıt
Ve sorulduğu zaman o diri diri toprağa gömülen kıza:
بِأَيِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْ
Bi eyyi zenbin kutilet.
Kız çocuğun hangi suçtan ötürü öldürüldüğü kendisine sorulduğu zaman;
(8-9) Ve o diri gömülen hangi günahla öldürüldü? Sorulduğu vakıt
Hangi günah(ı) yüzünden öldürüldü? diye.
وَإِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ
Ve izes suhufu nuşiret.
Amel defterleri açıldığı zaman;
Ve defterler açıldığı vakıt
(Amel) defterler(i) açılıp yayıldığı zaman,
وَإِذَا السَّمَاءُ كُشِطَتْ
Ve izes semau kuşitat.
Gök yerinden oynatıldığı zaman;
Ve sema' sıyrıldığı vakıt
Gök sıyrılıp açıldığı zaman,
وَإِذَا الْجَحِيمُ سُعِّرَتْ
Ve izel cahimu su'ıret.
Cehennem alevlendirildiği zaman;
Ve Cehennem kızıştırıldığı vakıt
Cehennem alevlendirildiği zaman,
وَإِذَا الْجَنَّةُ أُزْلِفَتْ
Ve izel cennetu uzlifet.
Cennet yaklaştırıldığı zaman;
Ve Cennet yaklaştırıldığı vakıt
Cennet yaklaştırıldığı zaman,
عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا أَحْضَرَتْ
Alimet nefsün ma ahdaret.
İnsanoğlu önceden ne hazırladığını görecektir.
Anlar bir nefis ne hazırlamıştır
Her can, ne yapıp getirdiğini bilir.
فَلَا أُقْسِمُ بِالْخُنَّسِ
Fe la uksimu bil hunnes.
Gündüz sinip geceleri gözüken gezegenlere and olsun;
Şimdi kasem ederim o sinenlere
Yoo, yemin ederim o geri kalıp gizlenenlere;
الْجَوَارِ الْكُنَّسِ
El cevaril kunnes.
Gündüz sinip geceleri gözüken gezegenlere and olsun;
O akıp akıp yuvasına girenlere
Akıp gidenlere, dönüp saklananlara,
وَاللَّيْلِ إِذَا عَسْعَسَ
Vel leyli iza as'as.
Kararmaya başlayan geceye and olsun;
Ve yöneldiği dem o geceye
Sırtını dönen geceye,
وَالصُّبْحِ إِذَا تَنَفَّسَ
Ves subhı iza teneffes.
Ağarmaya başlayan sabaha and olsun ki,
Ve nefeslendiği dem o sabaha ki
Soluk almağa başlayan sabaha,
إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ
İnnehu le kavlu resulin kerim.
Bu Kuran, arşın sahibi katında değerli, güçlü, sözü dinlenen ve güvenilen şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
muhakkak o (Kur'an), kerim bir Resulün getirdiği kelamdır
(Andolsun bunlara) Ki o, değerli bir elçinin (Cebrail'in) sözüdür.
ذِي قُوَّةٍ عِنْدَ ذِي الْعَرْشِ مَكِينٍ
Zi kuvvetin ınde zil arşi mekin.
Bu Kuran, arşın sahibi katında değerli, güçlü, sözü dinlenen ve güvenilen şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
Bir Resul ki pek kuvvetli, metin, Zül'arş'ın nezdinde mekin
(O elçi,) Güçlüdür, Arşın sahibi (Allah) katında yücedir.
مُطَاعٍ ثَمَّ أَمِينٍ
Mutaın semme emin.
Bu Kuran, arşın sahibi katında değerli, güçlü, sözü dinlenen ve güvenilen şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
muta' orada, emin
Orada (kendisine) ita'at edilen, güvenilendir.
وَمَا صَاحِبُكُمْ بِمَجْنُونٍ
Ve ma sahıbukum bi mecnun.
Arkadaşınız (Muhammed) asla deli değildir.
Yoksa sahibiniz mecnun değil
Arkadaşınız cinli değildir.
وَلَقَدْ رَآهُ بِالْأُفُقِ الْمُبِينِ
Ve lekad reahu bil ufukıl mubin.
And olsun ki, o, Cebrail'i apaçık ufukta görmüştür.
Vallahi gördü onu açık ufukta
Andolsun (Muhammed) onu apaçık ufukta görmüştür.
وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَنِينٍ
Ve ma huve alel gaybi bi danin.
Peygamber, görülmeyenler hakkında söylediklerinden ötürü töhmet altında tutulamaz.
Ve o ğayb üzerine kıskanılır değil
O, gayb hakkında (verdiği haberlerden dolayı) suçlanamaz.
وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَجِيمٍ
Ve ma huve bi kavli şeytanin recim.
Bu Kuran, kovulmuş şeytanın sözü olamaz.
Ve o bir racim Şeytanın sözü değil
O (Kur'an) kovulmuş şeytanın sözü değildir.
فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ
Fe eyne tezhebun.
Nereye gidiyorsunuz?
Siz nereye gidiyorsunuz?
O halde nereye gidiyorsunuz?
إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ
İn huve illa zikrun lil alemin.
Kuran, ancak aranızda doğru yola girmeyi dileyene ve alemlere bir öğüttür.
O halis bir zikirdir alemin için
O, alemlere öğüttür.
لِمَنْ شَاءَ مِنْكُمْ أَنْ يَسْتَقِيمَ
Li men şae minkum en yestekim.
Kuran, ancak aranızda doğru yola girmeyi dileyene ve alemlere bir öğüttür.
İçinizden müstekim olmak dileyenler için
Aranızdan doğru hareket etmek isteyen için;
وَمَا تَشَاءُونَ إِلَّا أَنْ يَشَاءَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
Ve ma teşaune illa en yeşaallahu rabbul alemin.
Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe sizler bir şey dileyemezsiniz.
Fakat o alemlerin rabbı Allah dilemeyince siz dilemezsiniz
Alemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.