بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

📖 60 Ayet 📍 Mekki 🔢 Sıra: 51
1 Ayet

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ وَالذَّارِيَاتِ ذَرْوًا

Vez zariyati zerven.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.

Elmalılı Hamdi Yazır

O tozdurup savuranlara

Süleyman Ateş

Savurup kaldıranlara,

2 Ayet

فَالْحَامِلَاتِ وِقْرًا

Fel hamilati vıkren.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Derken bir ağırlık taşıyanlara

Süleyman Ateş

(Yağmur) Yüklü (bulut)lara,

3 Ayet

فَالْجَارِيَاتِ يُسْرًا

Fel cariyati yusren.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Derken bir kolaylıkla akanlara

Süleyman Ateş

Kolayca akıp gidenlere,

4 Ayet

فَالْمُقَسِّمَاتِ أَمْرًا

Fel mukassimati, emren.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Derken bir emir taksim edenlere kasem olsun

Süleyman Ateş

İş(ler)i taksim edenlere (rızıkları, yağmurları dağıtan güçlere) andolsun ki,

5 Ayet

إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌ

İnnema tuadune le sadikun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ki muhakkak o size va'd olunan her halde doğrudur

Süleyman Ateş

Size va'dedilen, mutlaka doğrudur.

6 Ayet

وَإِنَّ الدِّينَ لَوَاقِعٌ

Ve inned dine le vakıu.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve muhakkak ki ceza şübhesiz vakı'dir

Süleyman Ateş

Ceza muhakkak olacaktır.

7 Ayet

وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الْحُبُكِ

Ves semai zatil hubuki.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz.

Elmalılı Hamdi Yazır

O düzgün hareli Semaya kasem ederim

Süleyman Ateş

(Çeşitli) yolları (yörüngeleri) bulunan göğe andolsun ki,

8 Ayet

إِنَّكُمْ لَفِي قَوْلٍ مُخْتَلِفٍ

İnnekum le fi kavlin muhtelifin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ki siz pek muhtelif bir kavl içinde bulunuyorsunuz

Süleyman Ateş

Siz, çeşitli söz(ler) içindesiniz.

9 Ayet

يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ

Yu'feku anhu men ufik.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bundan, dönebilecek kimseler döndürülür.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ondan çevirilen çevrilir

Süleyman Ateş

Çevrilen, ondan çevriliyor.

10 Ayet

قُتِلَ الْخَرَّاصُونَ

Kutilel harrasune.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın!

Elmalılı Hamdi Yazır

O kahrolası yalancılar

Süleyman Ateş

O (çeşitli sözleri) atan yalancılar kahrolsun!

11 Ayet

الَّذِينَ هُمْ فِي غَمْرَةٍ سَاهُونَ

Ellezine hum fi gamretin sahune.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın!

Elmalılı Hamdi Yazır

O serhoşluk içinde yaptığını bilmezler

Süleyman Ateş

Onlar aptallık içinde yanılıp durmaktadırlar.

12 Ayet

يَسْأَلُونَ أَيَّانَ يَوْمُ الدِّينِ

Yes'elune eyyane yevmud din.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İşlerin karşılık göreceği günün zamanını sorarlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Soruyorlar: ne zaman o ceza günü? (yevm-i din)

Süleyman Ateş

Ceza günü ne zaman? diye sorarlar.

13 Ayet

يَوْمَ هُمْ عَلَى النَّارِ يُفْتَنُونَ

Yevme hum alen nari yuftenune.

Diyanet İşleri Başkanlığı

O, kendilerinin ateşte azap görecekleri gündür.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ateş üzerinde kıvranacakları gün

Süleyman Ateş

O gün onlar ateş üzerinde yakılacaklardır.

14 Ayet

ذُوقُوا فِتْنَتَكُمْ هَٰذَا الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تَسْتَعْجِلُونَ

Zuku fitnetekum, hazellezi kuntum bihi testa'cilun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlara: "Azabınızı tadın; işte acele beklediğiniz bu idi" denir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Dadın diye fitnenizi: bu, işte o sizin acele istediğiniz

Süleyman Ateş

(Kendilerine): "Fitnenizi (fesadınızın cezasını) tadın! Acele isteyip durduğunuz şey budur işte!" (denilecek).

15 Ayet

إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ

İnnel muttekine fi cennatin ve uyunin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şübhesiz ki müttekiler Cennetlerde pınar başlarındadır

Süleyman Ateş

Korunanlar, cennetlerde, çeşme başlarındadırlar;

16 Ayet

آخِذِينَ مَا آتَاهُمْ رَبُّهُمْ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذَٰلِكَ مُحْسِنِينَ

Ahizine ma atahum rabbuhum, innehum kanu kable zalike muhsinin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Alarak rablarının kendilerine verdiğini, çünkü onlar bundan evvel güzellik yapmayı adet edinmişlerdi

Süleyman Ateş

Rablerinin, kendilerine verdiğini alırlar. Çünkü onlar bundan önce güzel davranırlardı:

17 Ayet

كَانُوا قَلِيلًا مِنَ اللَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ

Kanu kalilen minel leyli ma yehceun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, geceleri az uyuyanlardı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Geceden pek az uyuyorlardı

Süleyman Ateş

Geceleri pek az uyurlardı,

18 Ayet

وَبِالْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ

Ve bil esharihum yestağfirune.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve seher vakıtları hep istiğfar ederlerdi

Süleyman Ateş

Seherlerde onlar istiğfar ederlerdi,

19 Ayet

وَفِي أَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ

Ve fi emvalihim hakkun lis saili vel mahrumi.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı, onu verirlerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve mallarında sail ve mahrum için bir hak vardı

Süleyman Ateş

Mallarında dilenci ve yoksul için hak vardı.

20 Ayet

وَفِي الْأَرْضِ آيَاتٌ لِلْمُوقِنِينَ

Ve fil ardı ayatun lil mukınine.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?

Elmalılı Hamdi Yazır

Arzda da ayetler var iykan ehli için

Süleyman Ateş

Kesin inanacaklar için yerde nice ibretler vardır.

21 Ayet

وَفِي أَنْفُسِكُمْ ۚ أَفَلَا تُبْصِرُونَ

Ve fi enfusikum, e fe la tubsirun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?

Elmalılı Hamdi Yazır

Nefislerinizde de, hala görmiyecekmisiniz

Süleyman Ateş

Kendi canlarınızda da öyle. Görmüyor musunuz?

22 Ayet

وَفِي السَّمَاءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ

Ve fis semai rızkukum ve ma tuadun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Rızkınız da, size söz verilen azap da yukarıdan gelir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Semada da rızkınız ve o va'dolunduğunuz

Süleyman Ateş

Gökte rızkınız da var, uyarıldığınız (azab)da var!

23 Ayet

فَوَرَبِّ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ إِنَّهُ لَحَقٌّ مِثْلَ مَا أَنَّكُمْ تَنْطِقُونَ

Fe ve rabbis semai vel ardı innehu le hakkun misle ma ennekum tentıkun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Göğün ve yerin Rabbine and olsun ki bu, sizin konuşmanız kadar kesin ve gerçektir.

Elmalılı Hamdi Yazır

İşte o Göğün ve Yerin rabbına kasem ederim ki o şübhesiz haktır sizin natık olmanız gibi

Süleyman Ateş

Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki o, sizin konuştuğunuz gibi gerçektir.

24 Ayet

هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَاهِيمَ الْمُكْرَمِينَ

Hel etake hadisu dayfi ibrahimel mukremin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim'in ikram edilmiş konuklarının haberi sana geldi mi?

Elmalılı Hamdi Yazır

Geldi mi sana İbrahimin ikram edilen müsafirlerinin kıssası?

Süleyman Ateş

İbrahim'in ağırlanan konuklarının haberi sana geldi mi?

25 Ayet

إِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَامًا ۖ قَالَ سَلَامٌ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ

İz dehalu aleyhi fe kalu selama, kale selam, kavmun munkerun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, İbrahim'in yanına girip: "Selam sana" demişlerdi, İbrahim de: "Selam size" demişti; içinden de, onların "tanınmamış bir topluluk" olduğunu geçirmişti.

Elmalılı Hamdi Yazır

O vakıt ki üzerine girdiler de "selam" dediler. "Selam, görülmedik bir kavım" dedi

Süleyman Ateş

Bir zaman onun yanına girmişler: "Selam" demişlerdi. "Selam, dedi, (siz) tanınmamış bir topluluk(sunuz)."

26 Ayet

فَرَاغَ إِلَىٰ أَهْلِهِ فَجَاءَ بِعِجْلٍ سَمِينٍ

Fe raga ila ehlihi fe cae bi iclin seminin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Hemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hemen bir bahane ile ehline gitti, bir semiz daha getirdi de

Süleyman Ateş

(Konuklarına yemek hazırlamak için) gizlice ailesinin yanına gitti, semiz bir buzağı getirdi.

27 Ayet

فَقَرَّبَهُ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ

Fe karrebehu ileyhim kale e la te'kulun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Hemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onu yakınlarına koydu, yemeğe buyurmaz mısınız? dedi.

Süleyman Ateş

Onu, önlerine yaklaştırdı, "Yemez misiniz?" dedi.

28 Ayet

فَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً ۖ قَالُوا لَا تَخَفْ ۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَامٍ عَلِيمٍ

Fe evcese minhum hifeh, kalu la tehaf, ve beşşeruhu bi gulamin alim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

(Yemediklerini görünce) onlardan endişeye düştü; "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğul sahibi olacağını müjdelediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

O vakıt onlardan içine bir korku düştü. Korkma dediler ve kendisine alim bir oğlan tebşir ettiler.

Süleyman Ateş

(Yemediklerini görünce) Onlardan içine bir korku düşürdü. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler.

29 Ayet

فَأَقْبَلَتِ امْرَأَتُهُ فِي صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌ

Fe akbeletimreetuhu fi sarretin fe sakket vecheha ve kalet acuzun akimun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine karısı hayretle seslenerek geldi, elleriyle yüzünü kapayarak: "kısır bir kocakarı!" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bunun üzerine hatunu bir çığlık içinde döndü de elini yüzüne çarptı ve akim bir kocakarı, dedi

Süleyman Ateş

Karısı (Sare) çığlık içinde geldi (hayretten elini) yüzüne vurarak: "(Ben) Kısır bir koca karı(yım, benden nasıl çocuk olur)?" dedi.

30 Ayet

قَالُوا كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ ۖ إِنَّهُ هُوَ الْحَكِيمُ الْعَلِيمُ

Kalu kezaliki kale rabbuk, innehu huvel hakimul alimu.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Melekler: "Bu böyledir, Rabbin söylemiştir; doğrusu O, Hakim olandır, bilendir" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Dediler: öyle Rabbın buyurdu, şübhesiz alim o, hakim o

Süleyman Ateş

Dediler ki: "Rabbin böyle dedi. O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir."

31 Ayet

۞ قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ

Kale fe ma hatbukum eyyuhel murselun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İbrahim: "Ey Elçiler! Göreviniz nedir?" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

İbrahim, o halde asıl me'muriyyetiniz nedir? ey mürselun, dedi

Süleyman Ateş

(İbrahim): "O halde göreviniz nedir ey elçiler?" dedi.

32 Ayet

قَالُوا إِنَّا أُرْسِلْنَا إِلَىٰ قَوْمٍ مُجْرِمِينَ

Kalu inna ursilna ila kavmin mucrimine.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Biz, dediler: Mücrim bir kavme gönderildik

Süleyman Ateş

Dediler: "Biz suçlu bir kavme gönderildik."

33 Ayet

لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ طِينٍ

Li nursile aleyhim hıcareten min tinin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Üzerlerine çamurdan taşlar salmak için

Süleyman Ateş

Ki onların üzerine çamurdan taş(lar) salalım.

34 Ayet

مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ

Musevvemeten inde rabbike lil musrifin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Rabbının nezdinde damgalanmışlar müsrifler için

Süleyman Ateş

Rabbinin katında, haddi aşanlar için işaretlenmiş (taşlar).

35 Ayet

فَأَخْرَجْنَا مَنْ كَانَ فِيهَا مِنَ الْمُؤْمِنِينَ

Fe ahrecna men kane fiha minel mu'minin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bunun üzerine, suçlu milletin arasında bulunan müminleri çıkardık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Binnetice orada bulunan mü'minleri çıkardık

Süleyman Ateş

Orada bulunan mü'minleri çıkardık.

36 Ayet

فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِنَ الْمُسْلِمِينَ

Fe ma vecedna fiha gayre beytin minel muslimin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Zaten orada, kendini Allah'a vermiş sadece bir tek ev halkı bulduk.

Elmalılı Hamdi Yazır

Fakat bir haneden başka orada Müsliman da bulmadık

Süleyman Ateş

Zaten orada bir ev(halkın)dan başka müslüman da bulmadık.

37 Ayet

وَتَرَكْنَا فِيهَا آيَةً لِلَّذِينَ يَخَافُونَ الْعَذَابَ الْأَلِيمَ

Ve terekna fiha ayeten lillezine yahafunel azabel elim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Can yakıcı azabdan korkanlar için, o beldede bir işaret, bir kalıntı bıraktık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve öyle elim azabdan korkacaklar için orada bir ayet bıraktık

Süleyman Ateş

Acı azabdan korkanlar için orada bir ibret bıraktık.

38 Ayet

وَفِي مُوسَىٰ إِذْ أَرْسَلْنَاهُ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ

Ve fi musa iz erselnahu ila fir'avne bi sultanin mubinin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Musa'nın başından geçenlerde de ibret vardır: Onu apaçık delille Firavun'a gönderdik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir de Musa da: ki onu bir sultan-ı mübin ile Fir'avne gönderdik de

Süleyman Ateş

Musa'da da (ibret alınacak şeyler vardır). Onu açık bir delil ile Fir'avn'e göndermiştik.

39 Ayet

فَتَوَلَّىٰ بِرُكْنِهِ وَقَالَ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ

Fe tevella bi ruknihi ve kale sahırun ev mecnunun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Firavun, erkaniyle birlikte hakdan yüz çevirdi; "sihirbazdır veya delidir" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

O bütün kuvvetiyle tersine gitti: sahir veya mecnun, dedi

Süleyman Ateş

(Fir'avn ona) Yanını çevirdi ve: "Bu, ya büyücü veya cinlidir" dedi.

40 Ayet

فَأَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌ

Fe ehaznahu ve cunudehu fe nebeznahum fil yemmi ve huve mulim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sonunda onu ve ordularını yakalayıp denize attık. O, kınanmayı haketmişti.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onun üzerine biz de tuttuk kendisini ve ordularını deryaya fırlatıverdik, namerdlik ederken o leim.

Süleyman Ateş

Biz de onu ve askerlerini yakaladık, onları denize attık. (O boğulurken pişmanlıkla) Kendi kendini kınıyordu.

41 Ayet

وَفِي عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الرِّيحَ الْعَقِيمَ

Ve fi adin iz erselna aleyhimur rihal akim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ad milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir de Ad de, ki üzerlerine o köklerini kesen rüzgarı salıvermiştik.

Süleyman Ateş

Ad(kavmin)de de (ibret alınacak şeyler vardır). Onlara, köklerini kesen bir rüzgar gönderdik.

42 Ayet

مَا تَذَرُ مِنْ شَيْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْهُ كَالرَّمِيمِ

Ma tezeru min şey'in etet aleyhi illa cealethu ker remim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ad milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik.

Elmalılı Hamdi Yazır

Uğradığı bir şey'i bırakmıyor, mutlak onu çürütüp kül gibi ediyordu

Süleyman Ateş

Üzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, onu kül gibi ediyordu.

43 Ayet

وَفِي ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا حَتَّىٰ حِينٍ

Ve fi semude iz kile lehum temetteu hatta hinin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Semud milletinin başına gelende de ibret vardır: Onlara, "Bir süreye kadar zevklenin" denmişti.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir de Semud'da, ki onlara bir zamana kadar istifade edin denilmişti de

Süleyman Ateş

Semud(kavmin)de de (ibret alınacak şeyler vardır). Onlara: "Bir süreye kadar sefa sürün" denmişti.

44 Ayet

فَعَتَوْا عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ وَهُمْ يَنْظُرُونَ

Fe atev an emri rabbihim fe ehazethumus saikatu ve hum yanzurun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlar Rablerinin buyruğundan çıkmışlardı; bunun üzerine kendilerini gözleri göre göre yıldırım çarptı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Rablarının emrinden azgınlık ettiler, bu yüzden o saika kendilerini yakalayıverdi, bakınıp duruyorlardı

Süleyman Ateş

Rablerinin buyruğuna başkaldırdılar, bu yüzden onlar bakıp dururlarken, onları yıldırım yakaladı.

45 Ayet

فَمَا اسْتَطَاعُوا مِنْ قِيَامٍ وَمَا كَانُوا مُنْتَصِرِينَ

Fe mestetau min kıyamin ve ma kanu muntesirine.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Ayağa kalkacak güçleri kalmadı, yardım da görmediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

O vaktı bir kalkınmaya da güç yetiremediler, bir yardım da görmediler

Süleyman Ateş

(Yurtlarında çöküverdiler) Ne kalkabildiler, ne de (bu duruma) engel olabildiler.

46 Ayet

وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ

Ve kavme nuhın min kabl, inne hum kanu kavmen fasıkin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Daha önce de Nuh milletini cezalandırmıştık. Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir milletti.

Elmalılı Hamdi Yazır

Daha evvel de Nuh kavmini, çünkü hep onlar yoldan çıkmış fasık birer kavm idiler

Süleyman Ateş

Daha önce de Nuh kavmini helak etmiştik. Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir toplum idiler.

47 Ayet

وَالسَّمَاءَ بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ

Ves semae beneynaha bi eydin ve inna le musiun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Göğü, gücümüzle Biz kurduk; şüphesiz biz onu genişleticiyiz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir de Semaya bakın biz onu kuvvetle bina ettik ve şübhe yok ki biz çok vüs'a malikiz

Süleyman Ateş

Göğü sağlam yaptık, biz genişleticiyiz (kudretimiz geniştir, göğü öyle genişleten biziz).

48 Ayet

وَالْأَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ

Vel arda fereşnaha fe ni'mel mahidun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yeryüzünü biz yayıp döşedik: Ne güzel döşeyiciyiz!

Elmalılı Hamdi Yazır

Arzı da döşedik, bakınız biz ne güzel döşeriz

Süleyman Ateş

Yeri biz döşedik, (biz) ne güzel döşeyiciyiz.

49 Ayet

وَمِنْ كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

Ve min kulli şey'in halakna zevceyni leallekum tezekkerun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İbret alasınız diye her şeyi çift çift yaratmışızdır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hem her şeyden iki çift yarattık ki düşünesiniz

Süleyman Ateş

Her şeyden iki çift (erkek-dişi) yarattık ki düşünüp öğüt alasınız.

50 Ayet

فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ ۖ إِنِّي لَكُمْ مِنْهُ نَذِيرٌ مُبِينٌ

Fe firru ilallah, inni lekum minhu nezirun mubin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Öyleyse Allah'a koşusun; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım."

Elmalılı Hamdi Yazır

O halde hemen Allaha kaçın, haberiniz olsun ki ben size ondan bir açık nezirim

Süleyman Ateş

O halde Allah'a kaçın, ben size O'nun tarafından görevlendirilmiş apaçık bir uyarıcıyım.

51 Ayet

وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللَّهِ إِلَٰهًا آخَرَ ۖ إِنِّي لَكُمْ مِنْهُ نَذِيرٌ مُبِينٌ

Ve la tec'alu meallahi ilahen ahar, inni lekum minhu nezirun mubin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Allah'ın yanında başkasını tanrı kılmayın; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım."

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve Allahla beraber başka bir Tanrı uydurmayın, haberiniz olsun ki ben size ondan bir açık nezirim

Süleyman Ateş

Allah ile beraber başka tanrılar uydurmayın. Ben size O'nun tarafından görevlendirilmiş apaçık bir uyarıcıyım.

52 Ayet

كَذَٰلِكَ مَا أَتَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ

Kezalike ma etellezine min kablihim min resulin illa kalu sahırun ev mecnun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan öncekilere, herhangi bir peygamber gelince: "sihirbazdır" veya "Delidir" derlerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Böyle, bunlardan evvelkiler bir Resul gelince behemehal ya sahir dediler ya mecnun

Süleyman Ateş

İşte böyle, onlardan önce de ne kadar elçi geldiyse mutlaka: "Büyücü veya cinlenmiş" dediler.

53 Ayet

أَتَوَاصَوْا بِهِ ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ

E tevasav bih, bel hum kavmun tagun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Öncekiler sonrakilere böyle mi vasiyet ettiler? Hayır; bunlar azgın bir millettir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hep buna vasıyyetleştiler mi? Hayır hep onlar azgın kavımlar

Süleyman Ateş

Bunu birbirlerine tavsiye mi ettiler (ki hep aynı şeyi söylüyorlar)? Doğrusu, onlar azgın bir topluluktur.

54 Ayet

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَا أَنْتَ بِمَلُومٍ

Fe tevelle anhum fe ma ente bi melum.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan yüz çevir; sen kınanacak değilsin.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onun için onlardan yüz çevir, artık sen levm olunacak değilsin

Süleyman Ateş

Onlardan yüz çevir, sen kınanacak değilsin.

55 Ayet

وَذَكِّرْ فَإِنَّ الذِّكْرَىٰ تَنْفَعُ الْمُؤْمِنِينَ

Ve zekkir fe innez zikra tenfeul mu'minin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Öğüt ver; doğrusu öğüt inananlara fayda verir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onunla beraber va'z-u nasıhate devam et, çünkü va'z, mü'minlere fayda verir

Süleyman Ateş

Ama yine de hatırlat, çünkü hatırlatmak inananlara yararlıdır.

56 Ayet

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ

Ve ma halaktul cinne vel inse illa li ya'budun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etmeleri için yaratmışımdır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve ben, Cinn-ü İns'i ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.

Süleyman Ateş

Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.

57 Ayet

مَا أُرِيدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَا أُرِيدُ أَنْ يُطْعِمُونِ

Ma uridu minhum min rızkın ve ma uridu en yut'imuni.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlardan bir rızık istemem; Beni doyurmalarını da istemem.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ben onlardan bir rızk istemiyorum, bana yemek yedirmelerini de istemiyorum

Süleyman Ateş

Ben onlardan rızık istemiyorum, beni beslemelerini de istemiyorum.

58 Ayet

إِنَّ اللَّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ

İnnallahe huver rezzaku zul kuvvetil metin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Şüphesiz rızıklandıran da, güç ve kuvvet sahibi olan da Allah'tır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Şübhe yok ki Allah, rezzak, kuvvet sahibi metin o

Süleyman Ateş

Şüphesiz rızık veren, sağlam kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır.

59 Ayet

فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا ذَنُوبًا مِثْلَ ذَنُوبِ أَصْحَابِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ

Fe inne lillezine zalemu zenuben misle zenubi ashabihim fe la yesta'ciluni.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Zulmedenlerin, geçmiş arkadaşlarının suçlarına benzer suçları vardır; cezalarını Benden acele istemesinler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onun için muhakkak ki o zulm edenlere arkadaşlarının payı gibi dolgun bir pay vardır, şimdi onu acele etmesinler

Süleyman Ateş

Muhakkak ki, bu zulmedenlerin de (geçmiş) arkadaşlarının payı gibi bir azab payı vardır, (ötekilerin başına gelen azab gibi bir azab bunların da başına gelecektir), acele etmesinler.

60 Ayet

فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ يَوْمِهِمُ الَّذِي يُوعَدُونَ

Fe veylun lillezine keferu min yevmihimullezi yuadun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Söz verilen günün azabından vay o inkar edenlere!

Elmalılı Hamdi Yazır

artık o va'dolundukları günlerinden vay o küfredenlere!...

Süleyman Ateş

Uyarıldıkları günlerinden dolayı vay o kafirlerin haline!