بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

📖 49 Ayet 📍 Mekki 🔢 Sıra: 52
1 Ayet

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ وَالطُّورِ

Vet turi.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Kasem olsun o Tura

Süleyman Ateş

Andolsun Tur'a (Musa'nın vahiy aldığı Sina Dağı'na).

2 Ayet

وَكِتَابٍ مَسْطُورٍ

Ve kitabin mesturin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yazılmış bir kitaba

Süleyman Ateş

Satır satır yazılmış Kitaba;

3 Ayet

فِي رَقٍّ مَنْشُورٍ

Fi rakkın menşurin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve yayılmış bir verakta

Süleyman Ateş

Yayılmış ince deri üzerine,

4 Ayet

وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِ

Vel beytil ma'muri.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve beyti ma'mura

Süleyman Ateş

Ma'mur (bakımlı, şen) Ev (Ka'be'y)e,

5 Ayet

وَالسَّقْفِ الْمَرْفُوعِ

Ves sakfil merfui.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve sakfi merfua

Süleyman Ateş

Yükseltilmiş tavana (göğe),

6 Ayet

وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِ

Vel bahril mescuri.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

Elmalılı Hamdi Yazır

bahri mescure ki

Süleyman Ateş

Kaynatılmış denize (bunlara andolsun ki),

7 Ayet

إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَاقِعٌ

İnne azabe rabbike le vakı'un.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Rabbının azabı olacak muhakkak

Süleyman Ateş

Rabbinin azabı mutlaka vukubulacaktır;

8 Ayet

مَا لَهُ مِنْ دَافِعٍ

Ma lehu min dafiin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Tura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoktur onu hiç bir def'edecek

Süleyman Ateş

Ona engel olacak bir şey yoktur.

9 Ayet

يَوْمَ تَمُورُ السَّمَاءُ مَوْرًا

Yevme temurus semau mevren.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!

Elmalılı Hamdi Yazır

O gün ki Sema bir çalkanış çalkanır

Süleyman Ateş

O gün gök, bir çalkalanış çalkanır,

10 Ayet

وَتَسِيرُ الْجِبَالُ سَيْرًا

Ve tesirul cibalu seyra.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!

Elmalılı Hamdi Yazır

Dağlar da bir yürüyüş yürür

Süleyman Ateş

Dağlar bir yürüyüş yürür ki!..

11 Ayet

فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ

Fe veylun yevme izin lil mukezzibine.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!

Elmalılı Hamdi Yazır

Vay artık o gün o yalan diyenlere

Süleyman Ateş

Yalanlayanların vay haline o gün!

12 Ayet

الَّذِينَ هُمْ فِي خَوْضٍ يَلْعَبُونَ

Ellezine hum fi havdın yel'abun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Göğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak!

Elmalılı Hamdi Yazır

Ki onlar daldıkları bir batakta oynayıp duruyorlar

Süleyman Ateş

O daldıkları batıl içinde oynayıp duranlar,

13 Ayet

يَوْمَ يُدَعُّونَ إِلَىٰ نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا

Yevme yude'une ila nari cehenneme de'a.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Cehennem ateşine itildikçe itildikleri gün, onlara: "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur;

Elmalılı Hamdi Yazır

O gün ki Cehenneme bir kakılış kakılacaklar

Süleyman Ateş

O gün (şöyle denilerek) cehennem ateşine kakılırlar:

14 Ayet

هَٰذِهِ النَّارُ الَّتِي كُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ

Hazihin narulleti kuntum biha tukezzibun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Cehennem ateşine itildikçe itildikleri gün, onlara: "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur;

Elmalılı Hamdi Yazır

İşte diye: bu sizin o yalan deyip durduğunuz ateş

Süleyman Ateş

İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur!

15 Ayet

أَفَسِحْرٌ هَٰذَا أَمْ أَنْتُمْ لَا تُبْصِرُونَ

E fe sihrun haza em entum la tubsirun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bu bir büyü müdür, yoksa hala görmez misiniz? Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık birdir; ancak işlediklerinizin karşılığını görüyorsunuz" denir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bu da mı sihir? Yoksa siz görmüyor musunuz?

Süleyman Ateş

(Nasıl) Şimdi bu, büyümüymüş, yoksa siz mi görmüyor muşsunuz?

16 Ayet

اصْلَوْهَا فَاصْبِرُوا أَوْ لَا تَصْبِرُوا سَوَاءٌ عَلَيْكُمْ ۖ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

Islevha fasbiru ev la tasbiru sevaun aleykum, innema tuczevne ma kuntum ta'melun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bu bir büyü müdür, yoksa hala görmez misiniz? Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık birdir; ancak işlediklerinizin karşılığını görüyorsunuz" denir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yaslanın ona bakalım, ister sabredin, ister etmeyin, artık hepsi bir, hep yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz

Süleyman Ateş

Girin ona, ister dayanın, ister dayanmayın, sizin için birdir. Ancak yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız.

17 Ayet

إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَنَعِيمٍ

İnnel muttekine fi cennatin ve naimin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şüphesiz, cennetlerde ve Rablerinin kendilerine verdikleriyle zevk duyarak nimetler içindedirler. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Fakat korunan müttakıler Cennetler, ni'metler içinde

Süleyman Ateş

Korunanlar da cennetlerde, ni'met içindedirler.

18 Ayet

فَاكِهِينَ بِمَا آتَاهُمْ رَبُّهُمْ وَوَقَاهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ

Fakihine bi ma atahum rabbuhum, ve vekahum rabbuhum azabel cahim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şüphesiz, cennetlerde ve Rablerinin kendilerine verdikleriyle zevk duyarak nimetler içindedirler. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Rablarının kendilerine verdiği ile zevkyab olmaktadırlar, rabları korumuştur da onları o Cahim azabından

Süleyman Ateş

Rablerinin kendilerine verdikleriyle sefa sürerler. Rableri onları, cehennem azabından korumuştur.

19 Ayet

كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئًا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

Kulu veşrebu henien bi ma kuntum ta'melune.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlara şöyle denir: "İşlediklerinizden ötürü, dizi dizi tahtlara yaslanarak afiyetle yiyin için." Onlara, ceylan gözlü eşler veririz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yeyin için, afiyetler olsun çalıştığınız için

Süleyman Ateş

Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için;

20 Ayet

مُتَّكِئِينَ عَلَىٰ سُرُرٍ مَصْفُوفَةٍ ۖ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ عِينٍ

Muttekiine ala sururin masfufeh, ve zevvecnahum bi hurin inin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlara şöyle denir: "İşlediklerinizden ötürü, dizi dizi tahtlara yaslanarak afiyetle yiyin için." Onlara, ceylan gözlü eşler veririz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Dayanarak, sıra sıra dizilmiş a'la koltuklara, eş etmişizdir de kendilerine güzel iri gözlü hurileri

Süleyman Ateş

Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak. Onları, iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.

21 Ayet

وَالَّذِينَ آمَنُوا وَاتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُمْ بِإِيمَانٍ أَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَا أَلَتْنَاهُمْ مِنْ عَمَلِهِمْ مِنْ شَيْءٍ ۚ كُلُّ امْرِئٍ بِمَا كَسَبَ رَهِينٌ

Vellezine amenu vettebeathum zurriyyetuhum bi imanin elhakna bihim zurriyyetehum ve ma eletnahum min amelihim min şey'in, kullumriin bi ma kesebe rehinun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

İnanan, soyları da inançta kendilerine uyan kimselere soylarını da katarız. Onların işlediklerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes kazancına bağlıdır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve İyman edenleri ki zürriyyetleri de iyman ile arkalarından gelmiş, zürriyyetlerini kendilerine ilhak etmişizdir, bununla beraber kendilerine amellerinden hiçbir şey eksiltmemişizdir, herkes kazancına bağlıdır.

Süleyman Ateş

Kendileri inanmış, zürriyetleri de imanda kendilerine uymuş olan kimselerin zürriyetlerini de kendilerine katmışızdır; kendi ameller(inin sevab)ından da hiçbir şey eksiltmemişizdir. Herkes kendi kazandığına bağlıdır.

22 Ayet

وَأَمْدَدْنَاهُمْ بِفَاكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ

Ve emdednahum bi fakihetin ve lahmin mimma yeştehun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Cennette olanlara diledikleri meyve ve etten bol bol veririz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir de onlara bir meyve ve içlerinin çekeceği bir et yetiştirmekteyizdir.

Süleyman Ateş

Ve onlara canlarının istediği meyvadan ve etten bol bol vermişizdir.

23 Ayet

يَتَنَازَعُونَ فِيهَا كَأْسًا لَا لَغْوٌ فِيهَا وَلَا تَأْثِيمٌ

Yetenazeune fiha ke'sen la lagvun fiha ve la te'simun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Orada kadeh tokuştururlar; fakat bunda ne bir saçmalama, ne de bir günaha girme vardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Orada bir peymane çekiştirirler ki ne bir saçmalama vardır onda ne bir günaha sokma

Süleyman Ateş

Orada bir kadeh kapışırlar ki içinde ne saçmalama var, ne de günaha sokma.

24 Ayet

۞ وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَهُمْ كَأَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ مَكْنُونٌ

Ve yetufu aleyhim gılmanun lehum ke ennehum lu'luun meknunun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Sedefteki inciler gibi olan gençler yanlarında dolaşırlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bırıl bırıl da üzerlerine döner kendilerine mahsus hizmetciler, sanki sadeflerinde saklı inciler

Süleyman Ateş

Çevrelerinde de kendilerine mahsus, sedef içinde saklı inci gibi civanlar dolaşır (hizmet eder).

25 Ayet

وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ

Ve akbele ba'duhum ala ba'dın yetesaelun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Birbirlerine dönüp soruşurlar:

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve ba'zısı ba'zısına dönmüş soruşuyorlardır

Süleyman Ateş

Birbirlerine dönmüş soruyorlar:

26 Ayet

قَالُوا إِنَّا كُنَّا قَبْلُ فِي أَهْلِنَا مُشْفِقِينَ

Kalu inna kunna kablu fi ehlina muşfikin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Demektedirler: Evet biz bundan evvel ehlimizde korkular içinde idik.

Süleyman Ateş

Daha önce biz ailemiz içinde (iken sonumuzdan) korkardık. dediler.

27 Ayet

فَمَنَّ اللَّهُ عَلَيْنَا وَوَقَانَا عَذَابَ السَّمُومِ

Fe mennallahu aleyna ve vekana azabes semum.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bakınız Allah bize lutfetti ve bizleri o semum azabından korudu.

Süleyman Ateş

Allah bize lutfetti de bizi o delikçiklere işleyen azabdan korudu.

28 Ayet

إِنَّا كُنَّا مِنْ قَبْلُ نَدْعُوهُ ۖ إِنَّهُ هُوَ الْبَرُّ الرَّحِيمُ

İnna kunna min kablu ned'uh, innehu huvel berrur rahim.

Diyanet İşleri Başkanlığı

"Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Evet biz bundan evvel ona dua ediyor korumasını istiyorduk, hakikat o öyle keremkar öyle rahim

Süleyman Ateş

Biz bundan önce yalnız O'na yalvarır(bizi korumasını O'ndan niyaz eder)dik. Çünkü iyilik eden, esirgeyen O'dur, O.

29 Ayet

فَذَكِّرْ فَمَا أَنْتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍ

Fe zekkir fe ma ente bi ni'meti rabbike bi kahinin ve la mecnun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Öğüt ver; Rabbinin nimetiyle sen, ne kahinsin ne de delisin.

Elmalılı Hamdi Yazır

O halde va'z-u tezkire devam et, çünkü sen, rabbının ni'meti hakkı için, ne kahinsin ne de mecnun

Süleyman Ateş

(Ey Muhammed), Sen hatırlat, öğüt ver. Rabbinin ni'meti sayesinde sen ne kahinsin, ne de mecnun.

30 Ayet

أَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَتَرَبَّصُ بِهِ رَيْبَ الْمَنُونِ

Em yekulune şairun neterabbesu bihi reybel menuni.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa senin için şöyle mi derler: "Şairdir, zamanın onun aleyhine dönmesini gözlüyoruz."

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa "bir şair biz ona "reybul menun"u gözetiyoruz" mu diyorlar?

Süleyman Ateş

Yoksa onlar (senin hakkında): "Bir şa'irdir, zamanın felaketlerine çarpılmasını gözetliyoruz" mu diyorlar?

31 Ayet

قُلْ تَرَبَّصُوا فَإِنِّي مَعَكُمْ مِنَ الْمُتَرَبِّصِينَ

Kul terabbesu fe inni meakum minel muterabbisin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

De ki: "Gözleyin, doğrusu ben de sizinle beraber gözlemekteyim."

Elmalılı Hamdi Yazır

De ki: Gözetin, çünkü ben de sizinle gözetenlerdenim.

Süleyman Ateş

De ki: "Gözetleyin, ben de sizinle beraber gözetleyenlerdenim. (Bakalım hangimiz felaketlere çarpılacağız?)"

32 Ayet

أَمْ تَأْمُرُهُمْ أَحْلَامُهُمْ بِهَٰذَا ۚ أَمْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ

Em te'muruhum ahlamuhum bi haza em hum kavmun tagun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Bunu onlara akılları mı buyuruyor? Yoksa onlar azgın bir millet midirler?

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa onlara bunu (bu tenakuzu) akılları mı emrediyor? Yoksa azgın bir kavım mıdırlar?

Süleyman Ateş

Akılları mı bunu kendilerine emrediyor, yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?

33 Ayet

أَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُ ۚ بَلْ لَا يُؤْمِنُونَ

Em yekulune tekavveleh, bel la yu'minun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yahut: "Onu kendi uydurdu" diyorlar öyle mi? Hayır, inanmıyorlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa onu (o Kur'anı) kendisi uydurmakta mı diyorlar? Hayır kendileri inanmazlar

Süleyman Ateş

Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? Hayır, onlar inanmıyorlar.

34 Ayet

فَلْيَأْتُوا بِحَدِيثٍ مِثْلِهِ إِنْ كَانُوا صَادِقِينَ

Fel ye'tu bi hadisin mislihi in kanu sadikin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Eğer iddialarında samimi iseler Kuran'ın benzeri bir söz meydana getirsinler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Haydi onun gibi bir söz getirsinler, doğru iseler

Süleyman Ateş

Doğru iseler haydi onun gibi bir söz getirsinler.

35 Ayet

أَمْ خُلِقُوا مِنْ غَيْرِ شَيْءٍ أَمْ هُمُ الْخَالِقُونَ

Em huliku min gayri şey'in em humul halikun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Onlar, yaratan olmaksızın mı yaratıldılar yoksa yaratanlar kendileri midir?

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa kendileri "la şey"den mi yaratıldılar? Yoksa yaratan onlar mıdırlar?

Süleyman Ateş

Yoksa kendileri, hiçbir şey olmadan (raslantı sonucu olarak) mı yaratıldılar? Yoksa yaratanlar kendileri midir?

36 Ayet

أَمْ خَلَقُوا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ ۚ بَلْ لَا يُوقِنُونَ

Em halakus semavati vel ard, bel la yukınun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa gökleri ve yeri kendileri mi yarattılar? Hayır, Allah'a kesin olarak inanmıyorlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa Gökleri ve Yeri mi yarattılar? Hayır iykan ehli değiller

Süleyman Ateş

Yoksa gökleri ve yeri mi yarattılar? Hayır, onlar düşünüp de inanmazlar.

37 Ayet

أَمْ عِنْدَهُمْ خَزَائِنُ رَبِّكَ أَمْ هُمُ الْمُصَيْطِرُونَ

Em indehum hazainu rabbike em humul musaytırun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa onlar mı işe hakimdirler?

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa rabbının hazineleri onların yanında mı? Yoksa onlar mı istiyla etmişler?

Süleyman Ateş

Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yahut hakim olan (her şeyi istedikleri gibi yöneten) kendileri midir?

38 Ayet

أَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ يَسْتَمِعُونَ فِيهِ ۖ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُمْ بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ

Em lehum sullemun yestemiune fih, fel ye'ti mustemiuhum bi sultanin mubin.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa, üzerine çıkıp vahiy dinledikleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse, dinleyenleri açık bir delil getirsin.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa onlara mahsus bir merdiven var da ondan dinliyorlar mı? Öyle ise dinleyicileri beyan edecek bir bürhan getirsin

Süleyman Ateş

Yoksa onların, (göğe çıkıp meleklerin sözlerini ve onlara vahyedileni) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse dinleyenleri, (meleklerin sözlerini dinlediklerine) açık bir delil getirsin.

39 Ayet

أَمْ لَهُ الْبَنَاتُ وَلَكُمُ الْبَنُونَ

Em le hul benatu ve le kumul benun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Demek kızlar Allah'ın, oğullar sizin öyle mi?

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa kızlar ona oğullar size öyle mi?

Süleyman Ateş

Yoksa kızlar O'na, oğullar size mi?

40 Ayet

أَمْ تَسْأَلُهُمْ أَجْرًا فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَ

Em tes'eluhum ecren fe hum min magremin muskalun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yahut sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa kendilerinden bir ücret istiyorsun da cereme vermekten ezilmekteler mi?

Süleyman Ateş

Yoksa sen onlardan (vahiyleri duyurmana karşı) bir ücret istiyorsun da onlar, ağır bir borç yükü altında mı kalmışlardır?

41 Ayet

أَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ

Em indehumul gaybu fe hum yektubun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Veya, görülmeyeni bilmek kendilerine aittir de, onlar mı yazıyorlar?

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa gayb onların yanında da onlar mı yazıyorlar?

Süleyman Ateş

Yoksa gayb (görülmeyen bilgi) kendilerinin yanındadır da kendileri mi (oradan istediklerini) yazıyorlar?

42 Ayet

أَمْ يُرِيدُونَ كَيْدًا ۖ فَالَّذِينَ كَفَرُوا هُمُ الْمَكِيدُونَ

Em yuridune keyda, fellezine keferu humul mekidun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Ama o tuzağa yakalanacak olanlar inkar edenlerdir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Fakat o küfredenler kendileri o tuzağa düşeceklerdir.

Süleyman Ateş

Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Asıl tuzağa düşecek olanlar, o inkar edenlerin kendileridir.

43 Ayet

أَمْ لَهُمْ إِلَٰهٌ غَيْرُ اللَّهِ ۚ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ

Em lehum ilahun gayrullah, subhanallahi amma yuşrikun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Yoksa Allah'tan başka bir tanrıları mı vardır? Allah, onların ortak koşmalarından münezzehtir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Yoksa onların Allahdan başka bir ilahları mı var? Allah onların koştukları şirklerden münezzehtir.

Süleyman Ateş

Yoksa onların Allah'tan başka bir tanrısı mı var? Allah'ın şanı onların ortak koştuklarından yücedir.

44 Ayet

وَإِنْ يَرَوْا كِسْفًا مِنَ السَّمَاءِ سَاقِطًا يَقُولُوا سَحَابٌ مَرْكُومٌ

Ve in yerev kisfen mines semai sakıtan yekulu sehabun merkum.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Gökten azap olarak düşen bir parça görseler: "Bulut kümesidir" derler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hem onlar Semadan bir kıt'ayı düşerken görseler, teraküm etmiş bir bulut diyecekler

Süleyman Ateş

Gökten bir parçanın düştüğünü görseler, (yine inatlarından): "Üst üste yığılmış bulutlardır" derler.

45 Ayet

فَذَرْهُمْ حَتَّىٰ يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذِي فِيهِ يُصْعَقُونَ

Fe zerhum hatta yulaku yevmehumullezi fihi yus'akune.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Çarpılacakları güne erişmelerine kadar onları bırak.

Elmalılı Hamdi Yazır

O halde bırak onları ta o çarpılacakları günlerine kadar

Süleyman Ateş

Korkudan bayılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak onları.

46 Ayet

يَوْمَ لَا يُغْنِي عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْئًا وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ

Yevme la yugni anhum keyduhum şey'en ve la hum yunsarun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

O gün, düzenleri kendilerine bir fayda vermez; yardım da görmezler.

Elmalılı Hamdi Yazır

O gün ki hiçbir tedbirlerinin kendilerine zerrece faidesi olmıyacaktır ve hiçbir suretle kurtarılmıyacaklardır.

Süleyman Ateş

O gün, tuzakları kendilerine hiçbir yarar sağlamaz ve onlara yardım da edilmez.

47 Ayet

وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا عَذَابًا دُونَ ذَٰلِكَ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

Ve inne lillezine zalemu azaben dune zalike ve lakinne ekserehum la ya'lemun.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Zulmedenlere, şüphesiz, bundan başka da azap vardır; fakat onların çoğu bilmezler.

Elmalılı Hamdi Yazır

O zulmedenlere ondan beride de bir azab vardır velakin pek çokları bilmezler

Süleyman Ateş

Zulmedenlere, bundan başka bir azab da vardır. Fakat çokları bilmezler.

48 Ayet

وَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعْيُنِنَا ۖ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ

Vasbir li hukmi rabbike fe inneke bi a'yunina, ve sebbih bi hamdi rabbike hine tekumu.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Rabbinin hükmü yerine gelinceye kadar sabret; doğrusu sen, Bizim nezaretimiz altındasın; kalkarken Rabbini överek tesbih et;

Elmalılı Hamdi Yazır

Hem rabbının hukmüne sabret çünkü sen bizim nezaretimiz altındasın, kalktığın sırada rabbına hamd ile tesbih eyle,

Süleyman Ateş

Rabbinin hükmüne sabret, çünkü sen, gözlerimizin önündesin (korumamız altındasın), Kalktığın zaman Rabbini övgü ile an.

49 Ayet

وَمِنَ اللَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَإِدْبَارَ النُّجُومِ

Ve minel leyli fe sebbihhu ve idbaren nucumi.

Diyanet İşleri Başkanlığı

Geceleyin ve yıldızlar kaybolurken de O'nu tesbih et.

Elmalılı Hamdi Yazır

geceden de tesbih et ona, hem de nücumun idbarı sıra.

Süleyman Ateş

Gecenin bir kısmında ve yıldızların ardından da O'nu tesbih et.