بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ وَالْفَجْرِ
Vel fecr.
Tanyerinin ağarmasına and olsun;
Kasem olsun ki fecre
Andolsun fecre (tan yeri ağarmasına),
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ وَالْفَجْرِ
Vel fecr.
Tanyerinin ağarmasına and olsun;
Kasem olsun ki fecre
Andolsun fecre (tan yeri ağarmasına),
وَلَيَالٍ عَشْرٍ
Ve leyalin aşr.
Zilhicce ayının ilk on gecesine and olsun;
Ve leyali aşre
On geceye,
وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِ
Veş şef'ı vel vetr.
Herşeyin çiftine de, tekine de and olsun;
Ve şef'ü vetre
Çift'e ve tek'e,
وَاللَّيْلِ إِذَا يَسْرِ
Vel leyli iza yesr.
Gelip geçen geceye and olsun ki, bunların her biri akıl sahibi için birer yemine değmez mi?
Ve geceye, geçeceği sıra
Gitmekte olan geceye.
هَلْ فِي ذَٰلِكَ قَسَمٌ لِذِي حِجْرٍ
Hel fi zalike kasemun lizi hicr.
Gelip geçen geceye and olsun ki, bunların her biri akıl sahibi için birer yemine değmez mi?
Nasıl bunlarda bir akıl sahibi için bir kasem var değil mi?
Bu( anıla)n (şeyler)de akıl sahibi için bir yemin var, değil mi? (İşte bunlara andolsun ki kafirler mutlaka azaba uğrayacaklardır!)
أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ
E lem tere keyfe feale rabbuke bi ad.
Rabbinin, hiçbir memlekette benzeri ortaya konmayan sütunlara sahip İrem şehrinde oturan Ad milletine ne ettiğini görmedin mi?
Görmedin mi rabbın nasıl yaptı Ad'e?
Görmedin mi Rabbin ne yaptı 'Ad(kavmin)e?
إِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِ
İreme zatil ımad.
Rabbinin, hiçbir memlekette benzeri ortaya konmayan sütunlara sahip İrem şehrinde oturan Ad milletine ne ettiğini görmedin mi?
İreme zatil'imad'e
Sütunlu İrem'e?
الَّتِي لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِي الْبِلَادِ
Elleti lem yuhlak misluha fil bilad.
Rabbinin, hiçbir memlekette benzeri ortaya konmayan sütunlara sahip İrem şehrinde oturan Ad milletine ne ettiğini görmedin mi?
Ki o beldeler içinde misli yaradılmamıştı
Ki ülkeler arasında onun eşi yaratılmamıştı.
وَثَمُودَ الَّذِينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِ
Ve semudelleziyne cabussahre bil vad.
Vadide kayaları kesip yontan Semud milletine, memleketlerde aşırı giden, oralarda bozgunculuğu artıran, sarsılmaz bir saltanat sahibi Firavun'a Rabbinin ne ettiğini görmedin mi?
Ve vadilerde kayaları kesen Semud'e
Vadi('l-Kura)da kayaları oya(rak evler yapa)n Semud(kavmin)e?
وَفِرْعَوْنَ ذِي الْأَوْتَادِ
Ve fir avne zil evtad.
Vadide kayaları kesip yontan Semud milletine, memleketlerde aşırı giden, oralarda bozgunculuğu artıran, sarsılmaz bir saltanat sahibi Firavun'a Rabbinin ne ettiğini görmedin mi?
Ve o kazıkların sahibi Fir'avn'e
Ve kazıklar sahibi Fir'avn'a?
الَّذِينَ طَغَوْا فِي الْبِلَادِ
Ellezine tagav fil bilad.
Vadide kayaları kesip yontan Semud milletine, memleketlerde aşırı giden, oralarda bozgunculuğu artıran, sarsılmaz bir saltanat sahibi Firavun'a Rabbinin ne ettiğini görmedin mi?
Onlar ki memleketlerde tuğyan etmişlerdi de
Bunlar ülkelerde azmışlardı.
فَأَكْثَرُوا فِيهَا الْفَسَادَ
Fe ekseru fihel fesad.
Vadide kayaları kesip yontan Semud milletine, memleketlerde aşırı giden, oralarda bozgunculuğu artıran, sarsılmaz bir saltanat sahibi Firavun'a Rabbinin ne ettiğini görmedin mi?
Oralarda çok bozgunculuk yapmışlardı.
Oralarda çok kötülük etmişlerdi.
فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ
Fe sabbe aleyhim rabbuke sevta azab.
Rabbin onları azap kırbacından geçirmiştir.
Onun için rabbın da üzerlerine bir azab kamçısı yağdırıverdi
Bu yüzden Rabbin onların üzerine azab kırbacını çarptı.
إِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِ
İnne rabbeke le bil mirsad.
Doğrusu Rabbin hep gözetlemektedir.
Şübhesiz ki Rabbın öyle mirsad ile gözetmektedir
Elbette Rabbin gözetleme yerindedir (her an kullarının fiillerini gözetlemektedir).
فَأَمَّا الْإِنْسَانُ إِذَا مَا ابْتَلَاهُ رَبُّهُ فَأَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَكْرَمَنِ
Fe emmel insanu iza mebtelahu rabbuhu fe ekremehu ve na'amehu fe yekulu rabbi ekremen.
Rabbin denemek için bir insana iyilik edip, nimet verdiği zaman, o: "Rabbim beni şerefli kıldı" der.
Amma insan, her ne zaman rabbı onu imtihan edip de ona ikram eyler, ona ni'metler verirse, o vakıt rabbım bana ikram etti der
Fakat insan öyledir; Rabbi ne zaman kendisini sınayıp ona ikramda bulunur, ona ni'met verirse: "Rabbim bana ikram etti" der.
وَأَمَّا إِذَا مَا ابْتَلَاهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَهَانَنِ
Ve emma iza mebtelahu fe kadere aleyhi rızkahu fe yekulu rabbi ehanen.
Ama onu sınamak için rızkını daraltıp bir ölçüye göre verdiği zaman: "Rabbim bana hor baktı" der.
Amma her ne zaman da imtihan edip rızkını daraltırsa o vakıt da rabbım bana ihanet etti der.
Ama Rabbi onu sınayıp rızkını daraltırsa: "Rabbim beni alçalttı (perişan etti)" der.
كَلَّا ۖ بَلْ لَا تُكْرِمُونَ الْيَتِيمَ
Kella bel la tukrimunel yetim.
Hayır; yetime karşı cömert davranmıyorsunuz.
Hayır hayır doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz
Hayır, doğrusu siz (Allah'tan ikram bekliyorsunuz ama kendiniz) yetime ikram etmiyorsunuz.
وَلَا تَحَاضُّونَ عَلَىٰ طَعَامِ الْمِسْكِينِ
Ve la tehaddune ala taamil miskin.
Yoksulu yedirmek konusunda birbirinize özenmiyorsunuz.
Ve birbirinizi miskini ıt'ame teşvık eylemiyorsunuz
Yoksula yedirmeğe teşvik etmiyorsunuz.
وَتَأْكُلُونَ التُّرَاثَ أَكْلًا لَمًّا
Ve te'kulunet turase eklen lemma.
Size kalan mirası hak gözetmeden yiyorsunuz.
Halbuki mirası öyle bir yiyiş yiyorsunuz ki
Mirası hırsla yutuyorsunuz.
وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُبًّا جَمًّا
Ve tuhıbbunel male hubben cemma.
Malı pek çok seviyorsunuz.
Malı öyle bir seviş seviyorsunuz ki, yığmacasına
Malı pek çok seviyorsunuz.
كَلَّا إِذَا دُكَّتِ الْأَرْضُ دَكًّا دَكًّا
Kella iza dukketil ardu dekken dekka.
Ama yer, çarpılıp paralandığı zaman;
Hayır hayır, Arz "dekken dekka" düzlendiği
Hayır, yer birbiri ardınca sarsılıp dümdüz edildiği zaman,
وَجَاءَ رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفًّا صَفًّا
Ve cae rabbuke vel meleku saffen saffa.
Melekler sıra sıra dizilip, Rabbinin buyruğu gelince,
Ve rabbının emri gelip Melek "saffen saffa" dizildiği vakıt
Melekler sıra sıra dizili durumda Rabbin geldiği zaman.
وَجِيءَ يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ ۚ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ الْإِنْسَانُ وَأَنَّىٰ لَهُ الذِّكْرَىٰ
Ve cie yevmeizin bi cehenneme yevmeizin yetezekkerul insanu ve enna lehuz zikra.
O gün, cehennem ortaya konur. O gün insan öğüt almaya çalışır ama artık öğütten ona ne?
Ki Cehennem de o gün getirilmiştir, o insan o gün anlar, fakat o anlamadan ona ne faide?
Ve cehennem de getirildiği zaman. İşte o gün insan anlar, ama artık anlamanın kendisine ne yararı var?
يَقُولُ يَا لَيْتَنِي قَدَّمْتُ لِحَيَاتِي
Yekulu ya leyteni kaddemtu li hayati.
"Keşke bu hayatım için önceden bir şey yapsaymışım" der.
Ah der; nolurdu ben önce hayatım için (sağlığımda hayırlar) takdim etmiş olsa idim
(O zaman insan): "Ah, keşke ben bu hayatım için (iyi işler yapıp) gönderseydim!" der.
فَيَوْمَئِذٍ لَا يُعَذِّبُ عَذَابَهُ أَحَدٌ
Fe yevmeizin la yuazzibu azabehu ehad.
O gün, hiç kimse, Allah'ın azabettiği gibi azabedemez.
artık o gün onun ettiği azabı kimse edemez
O gün O'nun yapacağı azabı kimse yapamaz.
وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُ أَحَدٌ
Ve la yusiku ve sakahu ehad.
Hiç kimse O'nun vurduğu bağ gibisini bağlayamaz.
Ve onun vurduğu bağı kimse vuramaz
Ve O'nun vuracağı bağı kimse vuramaz!
يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ
Ya eyyetuhen nefsul mutmainneh.
Ey huzur içinde olan can!
Ey o rabbına muti' olan nefs-i mutmeinne!
Ey huzura eren nefis!
ارْجِعِي إِلَىٰ رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً
İrcii ila rabbiki radıyeten mardıyyeh.
O, senden, sen de O'ndan hoşnut olarak Rabbine dön!
Sen dön o rabbına hem radıye olarak hem merdıyye de
Razı edici ve razı edilmiş olarak Rabbine dön!
فَادْخُلِي فِي عِبَادِي
Fedhuli fi ibadi.
Ey can! İyi kullarımın arasına gir.
Gir kullarım içine
(İyi) Kullarım arasına gir!
وَادْخُلِي جَنَّتِي
Vedhuli cenneti.
Cennetime gir.
Gir Cennetime
Cennetime gir!